Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2008/13940 E. 2009/12637 K. 12.10.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/13940
KARAR NO : 2009/12637
KARAR TARİHİ : 12.10.2009

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı,davalılardan işverene ait işyerinde 1966-1986 tarihleri arasında askerlik süresi dışında hizmet akdine dayılı yılda 9 ay mevsimlik işçi olarak çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

Davacı, davalıya ait işyerinde 1966-1986 tarihleri arasında askerlik süresi dışında hizmet akdine dayalı yılda 9 ay mevsimlik olarak sürekli çalıştığından eksik bildirilen sürelerin tesbitini istemiştir.
Mahkemece beş yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davanın yasal dayanağı belirgin olarak 506 sayılı Yasanın 79/10. maddesidir. Anılan maddede yönetmelikle tesbit edilen belgeler işveren tarafından verilmeyen sigortalılar çalıştıkları hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde dava açacakları hükmü öngörülmüştür. Maddede belirtildiği üzere yönetmelikle tesbit edilen belgelerin (işe giriş bildirgesi) verilmesi durumunda 5 yıllık hak düşürücü süreden bahsedilemeyeceği açık- seçiktir.
Yerleşik Yargıtay görüşü, birden ziyade işe giriş bildirgesi verilmesi halinde çıkış yok ise ilk işe giriş bildirgesi ile son işe giriş bildirgesinin verildiği tarihler arasında geçen çalışmaların hak düşürücü süreye uğramayacağı, çıkış varsa hak düşürücü sürenin her kesim çalışma için ayrı ayrı hesaplanacağı, çıkış tarihinden sonra işçinin aynı işyerinde çalışmasını sürdürmesi veya hak düşürücü süre içerisinde tekrar aynı işyerine girerek çalışmasının hak düşürücü sürenin işlemesine engel olmayacağıdır. Bu nedenle işe giriş ve çıkış tarihleri arasındaki kısmi bildirimin aksinin eşdeğer belgelerle ispat edilebileceği kabul edilmelidir.
Ancak birden çok işe giriş bildirgesi verilmesi ve giriş-çıkış yapılması çalışmanın mevsimlik olması nedenine dayanıyor ise sigortalının tekrar aynı işyerine girerek çalışmasının hak düşürücü sürenin işlemesine engel olacağı kabul edilmelidir.
Öte yandan Dairemizin ve Yargıtay’ın yerleşmiş görüşlerine göre askerlik süresi içinde iş aktinin askıya alındığı,askerliğin bitimi ile tekrar eski işe dönülmekle çalışmaların kesintisiz sürdüğü kabul edilir.
Dava konusu yapılan dönem içinde 01.11.1970 tarihinde ilk, 12.09.1978 tarihinde son olmak üzere davalı işyerinde 7 adet işe giriş bildirgesi, 11.02.1979 tarihi son olmak üzere 5 defa işten çıkış bildirilerek davacının iddiasına göre asker olduğu yıl hariç 1970-1979 yılları arasında her yıl davacının kısmi bildirimleri yapılmıştır.Bu yıllara ait 5 yıllık hak düşürücü süreden bahsetmek mümkün değildir.Dava konusu yapılan, tüm dönemi kapsayın dönem bordroları getirilmediğinden, dinlenen tanık beyanları denetlenememiştir.
Gerçekten, davacının, işyerindeki çalışmaları işe giriş bildirgelerine, aylık ve üç aylık bordrolara dayanılarak Kuruma kısmi olarak bildirilmiş ve bildirime uygun olarak da primleri ödenmiştir. Öte yandan işe giriş bildirgesi ve bordrolar davacı çalışmalarının işyerinde kesintili geçtiğinin karinesidir. Karinenin tersinin ise eşdeğerdeki belgelerle kanıtlanması gerektiği söz götürmez. Bu gibi durumlarda çalışma olgusunu ortaya koyabilecek inandırıcı ve yeterli kanıtlar aranmalı, kamu düzenine dayalı bu tür davalarda hakim, görevi gereği doğrudan soruşturmayı genişleterek sigortalılık koşullarının oluşup oluşmadığını belirlemelidir. Bu yön, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 16.9.1999 gün 1999/21-510-527, 30.6.1999 gün 1999/21-549-555, 5.2.2003 gün 2003/21-35-64, 15.10.2003 gün 2003/21-634-572, 3.11.2004 gün 2004/21-480-579 ve 2004/21-479-578, 10.11.2004 gün 2004/21-538 ve 1.12.2004 gün 2004/21-629 sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.
Somut olaya gelince; mahkemece açıklanan şekilde fiili çalışmanın varlığının yöntemince araştırılmadan sonuca gidildiği ortadadır. Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasanın 79/10. maddesinde, bu tür hizmet tespiti davalarının kanıtlanması yönünden özel bir yöntem öngörülmemiştir. Kimi ayrık durumlar dışında; resmi belge veya yazılı delillerin bulunması, sigortalı sayılması gereken sürelerin saptanmasında güçlü delil olmaları itibariyle sonuca etkili olurlar. Ne var ki bu tür kanıtların bulunmaması, salt, bu nedene dayalı istemin reddine neden olmaz. Somut bilgilere dayanması, inandırıcı olmaları koşuluyla, Kuruma bildirilen dönem bordroları, tanıkları veya iş ilişkisini bilen veya bilmesi gereken işverenler tarafından Kuruma bildirilen komşu işyerleri çalışanları gibi kişilerin bilgileri ve bunları destekleyen kimi diğer kanıtlarla dahi sonuca gitmek mümkündür.
Yapılacak iş, öncelikle davacının tesbitini istediği ve eksik incelemeye konu olan 1966-1986 yılları arasında davalı işyerinden verilen, işe giriş bildirgelerindeki imzaların davacıya ait olup olmadığı hususunda inceleme yapmak,İşverenden tüm işyeri kayıtları istenmesine rağmen herhangi bir belge, imzalı ücret bordroları ibraz edilmediğinden tüm dönemi kapsayan dönem bordrolarını SGKilgili İl Müdürlüğünden istemek,dinlenen tanıklar bu dönemin tamamında işyerinde çalışan kişilerden ise beyanlarını değerlendirmek değil ise işverenin kayıtlarına geçmiş bu dönemin tamamında çalışan bordro tanıklarını dinlemeli, bulunamadığında bu dönemler için iş ilişkisini bilen veya bilmesi gereken, komşu işverenler tarafından Kuruma bildirilen komşu işyerleri çalışanları veya işverenleri gibi kişilerin bilgilerine başvurmak,davalı işverenin pastırma işi faaliyetinin yıl içindeki süresini ilgili meslek kuruluşlarından sormak, davacının askerlik süresini ilgili askerlik şubesinden sormak, bilirkişi incelemesi sonucunda 01.11.1970 tarihli ilk işe giriş bildirgesindeki imzanın davacıya ait olduğu tesbit edilirse bu tarihten önceye yönelik talebin 5 yıllık hak düşürücü süre nedeni ile reddine karar vermek , imzanın davacıya ait olmadığının anlaşılması halinde dava konusu yapılan dönemin tamamına ait tüm deliller toplandıktan sonra bir arada değerlendirilip yıl içinde mevsimlik işin süresini tesbit etmek, eksik bildirilen çalışmalarla ilgili bir karar vermektir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın hatalı değerlendirme, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ:Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA,temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine 12.10.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.