Yargıtay Kararı 7. Hukuk Dairesi 2022/3797 E. 2022/7077 K. 21.11.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/3797
KARAR NO : 2022/7077
KARAR TARİHİ : 21.11.2022

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 08/12/2015 gününde verilen dilekçe ile muhdesat aidiyetinin tespiti ve tapuya tescil talebi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin bozma ilamına uyularak yapılan duruşma sonunda; muhdesat aidiyetinin tespiti isteminin kabulüne, tapuya tescil isteminin reddine dair verilen 28/04/2021 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi bir kısım davalılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R

Davacı vekili, tarafların ortak murisinden intikal eden taşınmaza yaklaşık 35 yıl önce müvekkilinin bir ev yaptığını, murisinin rızasıyla yapmış olduğu bu evde müvekkilinin 35 yıldan beri sürekli ve devamlı ikamet ettiğini belirterek hissedarların çok olduğunu ve ileride bazı hissedarların hisselerini satmak gibi bir girişimde bulunmaması sebebiyle 35 yıl önce yapılan bu evin müvekkili tarafından yapıldığının tespitiyle müvekkili adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
Bir kısım davalılar vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 119 ada 13 parsel sayılı taşınmazın 16.03.2016 havale tarihli bilirkişi raporunda ”Mülkiyet tespiti istenilen bina” şeklinde gösterilen bir katlı yığma kagir yapının davacı tarafından meydana getirildiğinin tespitine, tescil isteminin reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, bir kısım davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 2016/16559 Esas, 2020/2977 Karar sayılı ilamı ile; “…öncelikle kadastro tespit tarihinin kesinleştiği tarihin tespiti yönünden tapu kaydı ve dayanak tüm belgeler ile varsa kadastro tespit tutanağının dosyaya kazandırılması, gelen belgelerden muhdesatın tespit tarihinden önce meydana getirildiğinin anlaşılması karşısında 3402 sayılı Kanun’un 19/II. maddesinin dikkate alınması ve davanın 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12/3. maddesinde yazılı 10 yıllık hak düşürücü süre içinde açılıp açılmadığı üzerinde durulması, tespit tarihinden sonra meydana getirilmiş olduğunun anlaşılması karşısında ise hukuki yarar olup olmadığı gözetilerek değerlendirme yapılıp sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir…” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, davanın kısmen kabulü-kısmen reddi ile; Çanakkale İli, Lapseki İlçesi, Suluca Köyü 119 ada 13 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki kadastro bilirkişisinin 16.03.2016 tarihli krokisinde “mülkiyet tespiti istenilen bina” ibaresi ile sınırları gösterilen 110,00 m2’lik tek katlı yığma kagir bina şeklindeki muhdesatın davacıya ait olduğunun tespitine; işlem kolaylığı açısından 16.03.2016 tarihli krokinin karara eklenmesine, tescil isteminin reddine, karar verilmiştir.
Hüküm, bir kısım davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Bilindiği üzere; bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur (4721 sayılı TMK mad. 684/1). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki … ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere kalıcı yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (TMK mad. 718). 22.12.1995 tarihli ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi Eşya Hukukunda, muhdesattan, bir arazi üzerinde kalıcı yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, şahsi bir hak olup (TMK mad. 722, 724 ve 729), sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez. Taşınmaz üzerindeki kalıcı yapı, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan bu ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez.
Tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması (6100 sayılı HMK mad. 106/2) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararının bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re’sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir (HMK mad. 114/1-h, 115).
Öğretide ve Yargıtay’ın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir.
Bu açıklamalar ışığında somut olaya gelince; bilirkişi raporundaki açıklamalar ve tanık beyanları karşısında mahkemece, 119 ada 13 parsel sayılı taşınmazın 16/03/2016 havale tarihli bilirkişi raporunda ”Mülkiyet tespiti istenilen bina” şeklinde gösterilen bir katlı yığma kagir yapının davacı tarafından meydana getirildiğinin tespitine karar verilmiş ise de yapılan araştırma ve inceleme, hüküm kurmaya yeterli değildir.
Her ne kadar mahkemece, taraflar arasında devam eden ortaklığın giderilmesi davası olup olmadığı hususunda bir araştırma yapılmış ve Lapseki Sulh Hukuk Mahkemesince de 2016/243 Esas sayılı dosyasında taraflar arasında görülen ortaklığın giderilmesi davası olduğu bildirilmişse de; UYAP’tan yapılan sorgulamda taraflar arasındaki ortaklığın giderilmesi davasında, 09.07.2021 tarihli karar ile davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Ne var ki, iş bu kararın kesinleştiğine ilişkin bir bilgiye rastlanılmamıştır.
Bu bilgiler ışığında; ortaklığın giderilmesi davasının açılmamış sayılması kararının kesinleşmesi halinde, davacı tarafın tespit davası açmakta başlangıçta var olan hukuksal yararının ortadan kalkacağı ve bu durumda davanın hukuki yarar yokluğundan davanın reddine karar verileceği gözetildiğinde davada sağlıklı bir sonuca ulaşılabilmesi için açılmamış sayılma kararının kesinleşip kesinleşmediğinin belirlenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Dava koşulu olduğu kuşkusuz olan hukuki yararın, taraflarca öne sürülmese bile yerel mahkemece, itiraz üzerine Bölge Adliye Mahkemesince ve temyiz aşamasında da Yargıtay’ca kendiliğinden (resen) dikkate alınabileceği tartışmasızdır.
Hal böyle olunca; mahkemece, taraflar arasında görülen ortaklığın giderilmesi davası sonunda verilen ‘davanın açılmamış sayılmasına’ ilişkin kararın kesinleşip kesinleşmediği araştırılarak, dava şartının varlığının duraksamasız şekilde belirlenmesi gerekirken, bu olgu gözden kaçırılarak yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olup, bozma kararı verilmesini gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle bir kısım davalılar vekilinin temyiz itirazlarının yerinde olduğundan kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/1 maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın temyiz edene iadesine, 21.11.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.