YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/4034
KARAR NO : 2009/419
KARAR TARİHİ : 05.02.2009
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı vekili, davalılardan …’ın müvekkiline olan borcu nedeniyle yaptıkları icra takibi sırasında borcunu karşılayacak haczi kabil malının bulunmadığını; ancak, alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla kendisine ait olan taşınmazı işletmesinde tezgahtar olarak çalışan davalılardan …’e sattığını, …’nın da davalı …’a sattığını öne sürerek, satış işlemlerine ilişkin tasarrufun iptalini talep etmiş, taşınmazın yargılama sırasında tekrar el değiştirdiğinin anlaşılması üzerine taşınmazı devralan … ve … davaya dahil edilmişlerdir.
Davalılardan …, satış işleminde muvazaa bulunmadığını ve iyi niyetli olduğunu savunarak, dahili davalılardan … taşınmazı banka kredisi kullanarak ve iyi niyetle satın aldığını, dahili davalı …n diğer davalıları tanımadığını, taşınmazı üzerindeki ipotek ile birlikte ve ipotek bedelini ödeyerek satın aldığını, davanın reddini savunmuşlar, diğer davalılar davaya cevap vermemişlerdir.
Mahkemece, davaya konu edilen taşınmazın gerçek bedeli ile tapuda gösterilen bedeli arasında fahiş fark bulunmaması ve muvazaa iddiasının kanıtlanamaması nedeniyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, İİK 277 ve devamı maddelerine göre açılan tasarrufun iptali istemine ilişkindir. Mahkemece davaya konu
edilen taşınmazın tapuda gösterilen satış bedeli ile bilirkişiler tarafından belirlenen gerçek değeri arasında fahiş fark bulunmaması ve satış işleminde muvazaanın kanıtlanamaması nedeniyle davanın reddine karar verilmiş ise de verilen karar, dosya içeriğine ve toplanan delillere uygun düşmemektedir. Tasarrufun iptali davaları İİK 282. maddesi hükmü uyarınca borçlu ve borçlu ile hukuki muamelede bulunan veya borçlu tarafından kendilerine ödeme yapılan kimselerle bunların mirasçıları aleyhine açılır. Kural bu olmakla birlikte yine anılan hükme göre, davada kötüniyet sahibi üçüncü kişiler de davalı olarak gösterilebilir. Somut olayda davalılardan …, doğrudan borçlu ile hukuki muamelede bulunan kişi olup, diğer davalılar ise borçlu ile hukuki işlemde bulunmayan 4. kişi konumundadırlar. … dışındaki davalılar hakkındaki davanın kabul edilebilmesi, dolayısıyla onların yaptığı tasarrufların iptali, ancak kötü niyetli olduklarının kanıtlanması durumunda mümkündür. Bu nedenle davalılardan …, … ve …’ın kötü niyeti davacı alacaklı tarafından isbat edilemediğinden, bunlar hakkındaki davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak davalı 3. kişi …’in borçlunun işyerinde çalışması nedeniyle, borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve alacaklıya zarar verme kastını bilebilecek durumda olduğunun dosya içeriğinden anlaşılması karşısında, bu davalı yönünden İİK’nun 283. maddesine göre, davanın bedele dönüştüğü dikkate alınarak mahkemece, davalı üçüncü kişi …’in taşınmazı elinden çıkardığı tarihteki gerçek değeri nisbetinde (takip konusu alacak ve fer’ileri ile sınırlı olmak üzere) tazminat ödemesine hükmedilmesi gerekirken, mahkemece tüm davalılar yönünden davanın reddine karar verilmiş olması doğru değildir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazları yerindedir, kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 60.00 TL temyiz başvuru harcının davacıdan alınmasına ve peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 5.2.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.