Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2006/10927 E. 2006/14434 K. 05.12.2006 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2006/10927
KARAR NO : 2006/14434
KARAR TARİHİ : 05.12.2006

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 27.6.2003 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali tescil olmadığı takdirde tazminat istenmesi üzerine bozmaya uyularak yapılan muhakeme sonunda; davanın reddine dair verilen 6.6.2006 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 5.12.2006 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili Av…. … geldi. Karşı taraftan gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, davalı adına kayıtlı olan 976 parsel numaralı taşınmazın (8/48) payını 30.12.1982 tarihinde düzenlenen satış vaadi sözleşmesi ile aldığını, 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2002/601 E. 2003/142 K. sayılı ilamı ile bu taşınmazın 8/48 payının adına tesciline karar verildiğini, davalının 976 parseldeki payına karşılık diğer paydaşlar aleyhine kullandığı şuf’a hakkı sırasında davalıya para yardımında bulunması sebebiyle, temyiz aşamasında düzenlenen sulh sözleşmesi ile 976 parselin 7060 m2 lik kısmının kendisine 8000 m2 lik kısmının davalıya verilmesi hususunda anlaştıklarını, davalının bu sözleşme gereğini yerine getirmediğini belirterek, hükmen tescil edilen 8/48 paya tekabül eden 2510 m2 dışında kalan 4550 m2’ye isabet eden kısmın adına tescilini olmadığı takdirde de bu paya ilişkin bedelin (68.250.000.000 Tl) 3.5.2002 tarihinden itibaren faizi ile birlikte tahsili isteğinde bulunmuştur.
Davalı, davacının dayanağı olan Sulh sözleşmesinin gayrimenkul mülkiyetinin devri sonucunu yaratacak nitelikte olmadığını, sözleşmede istem konusu yapılan bedele ilişkin hüküm bulunmadığını ve 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 1989/218 E. 1993/470 K. sayılı karar ile, sözleşmede belirtilen bedelin ödenmediğinin tespiti ile iptaline karar verildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davanın kabulü ile, 976 parselin 7060 m2 lik kısmının davacı adına tesciline dair verilen 12.4.2005 tarihli karar davalının temyizi üzerine dairemizin 11.10.2005 tarih 2005/4833-8901 K. sayılı ilamı ile özetle; yanlar arasında görülmekte olan tapu iptal ve tescil davası karar düzeltme aşamasında iken sunulan 3.5.2002 tarihli sulh sözleşmesinin tutanağa geçirilip mahkeme içi sulh niteliği kazanmadığından ve yargılama aşamasında da herhangibir şekilde bu sözleşmeye değinilmemesi sebebiyle mahkeme dışı sulh sözleşmesi olarak kaldığı, adi yazılı şekilde düzenlenen ve mülkiyet geçirim sonucu doğurmadığı gerekçesi ile tescil isteğinin reddi gerektiği gerekçesi ile bozulmuş, karar düzeltme isteğide 15.2.2006 tarihli kararımız ile reddedilmiştir.
Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş olup hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dairemizin 11.10.2005 tarih 2005/4833 E.8901 K. sayılı ilamında da belirtildiği üzere; H.U.M.K.nun 151.maddesi gereğince düzenlenen sulh sözleşmesi ile taraflar karşılıklı fedakarlıkla uyuşmazlığı sona erdirebilmektedir. Sulh anlaşmasıyla uyuşmazlık hem maddi hukukta ortadan kalkmakta hemde görülmekte olan dava kısmen yada tamamen ortadan kalkmaktadır.
Sulh sözleşmeleri mahkeme önünde yapılabileceği gibi, mahkeme dışında düzenlenip, taraflarca mahkemeye sunulabilir. Mahkeme önünde yapılan sulh sözleşmeleri, usul sözleşmesi olduğu halde mahkeme dışında yapılan sulh sözleşmeleri Borçlar Kanunu hükümlerine tabidir.
Somut olayda da, dayanılan sulh sözleşmesinin mahkeme dışı sulh sözleşmesi olduğu, bu nedenle uyuşmazlığın bu sözleşme hükümlerine göre hükme bağlanmasının mümkün olmadığı dairemiz kararı ile kesinleşmiştir. Ancak, sözleşme Borçlar Kanunu kapsamında taahhüdü bir işlemdir. Niteliği gereğince tescil isteğinin hüküm altına alınması bir başka deyişle taahhüt edilen edimin ifası olanaklı değil isede davacının taahhüt edilen şeyin bedelini talep yetkisi vardır.
Mahkemece, bu husus gözetilmeksizin ve Dairemizin tescil isteğinin reddi gerektiği yönündeki bozma kararına da yanlış anlam verilerek ve gerekçesi açıklanmaksızın kademeli isteminde reddine karar verilmesi doğru
olmadığından kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının yatırana geri verilmesine, 450.00 YTL. duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 5.12.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.