Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2006/8034 E. 2006/10301 K. 03.10.2006 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2006/8034
KARAR NO : 2006/10301
KARAR TARİHİ : 03.10.2006

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 15.3.2004 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın reddine dair verilen 7.3.2006 günlü hükmün Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle tayin olunan 3.10.2006 günü için yapılan tebligat üzerine gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Mahkemece, dava reddedilmiş, hükmü davacı temyiz etmiştir.
5.2.1947 tarih 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında vurgulandığı üzere inanç sözleşmesi inanılana bir hakkın kullanılmasında davranışlarını inananın tespit ettiği amaca uydurmak borcunu yükler. Diğer bir anlatımla ve genelde inanılan kişi inanan namına yapılacak bir işlemden sonra taşınmaz mülkiyetini inanana geçirme borcu ile yükümlüdür. Kuşkusuz bu borç yerine getirilmezse dava yolu ile mahkemeden hüküm alınması olanaklıdır.
Somut olayda, az yukarıda sözü edilen Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince yazılı delille ispatı zorunlu inanç ilişkisinin varlığı davacı tarafından kanıtlanamamıştır. Mahkemenin inanç ilişkisine dayalı bu davayı reddetmesinde yanılgı yoktur.
Ancak, dosya kapsamından 69 yaşında olduğu anlaşılan davacıya akıl zayıflığı nedeniyle vasi tayin edildiği, vasi tarafından davalı aleyhine ehliyetsizlik iddiası ile aynı taşınmazlar için tapu iptali ve tescil davası açıldığı bu davanın mahkemenin 2005/235 esasında kayıtlı ve derdest olduğu anlaşılmaktadır.
Gerçekten, davranışlarının eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti bulunmayan bir
kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç altına girebilme ehliyeti yoktur. Bu yüzden ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesi olmayacağından Yasada gösterilen ayrık haller hariç yapacağı işlemlere sonuç bağlanamaz. Davayı açan kişinin fiil ehliyeti yokluğu ileri sürüldüğünden bu olgu eldeki davayı dava ehliyeti yönünden etkileyeceği gibi bu davanın tarafları ile açıldığı bildirilen davanın tarafları, dava konusu parsellerde birlik vardır. Bu hali ile davalarda biri hakkında verilecek hüküm diğerini de etkileyecektir. O nedenle mahkemece HUMK.nun 45.maddesi uyarınca davaların birleştirilerek görülmesi zorunludur. Mahkemece açıklanan olgular gözetilerek her iki davanın birleştirilmesi ve birleştirme sonucu davaların esası hakkında bir hükme varılması yerine yazı biçimde karar kurulması doğru görülmediğinden hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, istek halinde peşin yatırılan temyiz harcının yatırana iadesine, 3.10.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.