Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2022/1996 E. 2022/8743 K. 15.11.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/1996
KARAR NO : 2022/8743
KARAR TARİHİ : 15.11.2022

MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ
İLK DERECE MAHKEMESİ : İSTANBUL ANADOLU 20. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen tazminat davasının davalılar …, … ve … yönünden reddine, diğer davalı … yönünden kısmen kabulüne dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davalılardan …’in istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı tarafın istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden davanın davalılar yönünden kısmen kabulüne yönelik olarak verilen karar, davalılardan … vekili tarafından duruşmalı, diğer davalılar vekilleri tarafından duruşmasız olarak temyiz edilmekle; duruşma günü olarak belirlenen 15/11/2022 tarihinde davacı vekili Av. … ile davalılar … ve … vekili Av. …, davalı asil … ve vekili Av…. geldi. Başka gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı ve hazır bulunan asilin ve taraf vekillerinin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için saat 14.00’e bırakılması uygun görüldüğünden, belli saatte dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı; inşaat alanında faaliyette bulunduğunu, emlak komisyonculuğu yapan dava dışı şahıslar tarafından davaya konu taşınmaz üzerine kat karşılığı inşaat yapımına ilişkin kendisine teklifte bulunulduğunu, taşınmazın yerinin gösterildiğini, arsa malikleriyle görüşmek istediğini ancak arsa maliklerinin vekili olan davalılardan … ile görüştürüldüğünü, davalı …’in taşınmazlara dair tapu kayıtlarını, imar durumunu gösterir belediye yazısını, vekaletnamesini ibraz edip, sözleşme yapılır ise aynı büroda faaliyette bulunduğu diğer davalı avukat … ile birlikte vekil sıfatıyla sözleşmeyi imzalayacakları, ödemelerin de yine kendilerine yapılması gerektiği yönünde beyanda bulunduğunu, bahse konu resmi belgelerin kendisinde uyandırdığı güven duygusuyla satış vaadi ve kat karşılığı inşaat sözleşmesini arsa maliklerine vekaleten davalı … ile imzaladığını, sözleşme uyarınca inşaatın % 60 hissesinin kendisinin, % 40 hissesinin ise arsa sahiplerinin olacağının kararlaştırıldığını, bu süreçte defalarca arsa malikleri ile görüşmek istediğinde davalı … tarafından çeşitli bahanelerle oyalandığını; sözleşmeyi tapu kütüğüne şerh ettirip inşaat faaliyetlerine başladığı sırada, arsa maliklerinden …’in kimlik bilgilerinin meçhul kişi veya kişiler tarafından ele geçirilip, kimlik bilgileri kullanılarak diğer paydaşların vekili olarak tayin edildiğini, ardından bahse konu sahte kimlik ve vekaletnameye istinaden sözleşmeye dayanak sahte vekaletnamenin düzenlendiğini öğrendiğini, olayın meydana gelmesinde gerekli dikkat ve özeni göstermeyen davalı noterin kusurlu olduğu gibi kusursuz sorumluluğunun da bulunduğunu, kimlik kontrol yükümlülüğünü yerine getirmediği gibi kendisine ibraz edilen vekaletnamenin geçerli olup olmadığı, azil veya başka bir nedenle sona erip ermediğine yönelik herhangi bir araştırma yapmadığını, noter başkatibi davalı …’nın da gerçekleştirdiği işlemler nedeniyle ağır kusurlu olduğunu; arsa sahiplerine vekaleten kendisiyle görüşüp sözleşmeyi yapmaya ikna eden diğer davalı avukatların da kusurlu olduğunu, öyle ki sözleşmenin kurulmasında aracılık yapan emlakçıları tanıdıklarını, dolandırıcılık olayının gerçekleşmesinde kullanılan tapu kaydını ilgili tapu müdürlüğünden bizzat temin ettiklerini, davalıların hukuka aykırı fiillerinden ötürü maddi ve manevi zarara uğradığını, arsa sahiplerine ulaştırılmak üzere toplamda 1.000.000 TL’yi davalı …’e ödediğini, dava dışı emlakçılara da 500.000 TL komisyon ödemesi yaptığını, işbu ödemeleri yapabilmek için bankalardan kredi kullandığını, çekmiş olduğu kredi nedeniyle masraf yapıp, faiz ödemek zorunda kaldığını, yine sözleşmeye konu taşınmaza dair vergi ve harçları ödediğini, noter masrafının kendisi tarafından karşılandığını, ayrıca etüd ve diğer çizimler için haritacıya 20.000 TL tutarında ödemede bulunduğunu, tapudaki şerhin kaldırılması için arsa malikleri tarafından aleyhine açılan davada yargılama gideri ve vekalet ücreti ödemek zorunda kalacağını, uğramış olduğu zararını davalıların gidermekle yükümlü olduğunu ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 1.561.867 TL maddi ve 50.000 TL manevi tazminatın 22/12/2014 tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.
Davalı noter … ve başkatibi …; davaya konu vekaletnameyi düzenlerken gereken dikkat ve özeni gösterdiklerini, işleme esas alınan vekaletnamenin aslı ibraz edildiğinden kanunen teyit alma zorunluluğunun bulunmadığını, kimlik kontrol yükümlülüğünü de yerine getirdiklerini, işlem yaptıran şahısların avukat olmaları nedeniyle şüphe uyandıracak bir halin söz konusu olmadığını, taraflarına kusur atfedilemeyeceğini, davalı avukatların gerçekleşen olayda ağır kusurlu olduklarını, bu nedenle illiyet bağının kesildiğini, kusursuz sorumluluklarına da gidilemeyeceğini, öte yandan davacının basiretli tacir gibi davranmadığını, kendi ağır kusurundan istifade edemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemişlerdir.
Davalı avukatlar; arsa maliklerini temsilen vekil olarak tayin edildikleri davaya konu vekaletnamenin düzenlenmesinde hiçbir dahli olmadıkları gibi ibraz edilen vekaletnamenin ve kimliğin sahte olup olmadığını kontrol etme yükümlülüklerinin de bulunmadığını, taraflarına kusur atfedilemeyeceğini, olayın gerçekleşmesinde davalı noter ve başkatibinin kusurlu olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince; davaya konu 17/11/2014 tarihli sahte vekaletname ile tüm arsa maliklerini temsilen davalı avukatların vekil olarak tayin edildiği, akabinde davalılardan avukat … ile davacı şirket arasında noterde düzenleme şeklinde davaya konu 22/12/2014 tarihli kat karşılığı inşaat sözleşmesinin imzalandığı, sözleşmeye istinaden davacı şirket tarafından 18/12/2014 tarihinde 100.000 TL’nin nakit olarak, 900.000 TL’nin ise 22/12/2014 tarihinde çekle davalı …’e ödendiği, ayrıca sözleşme nedeniyle yine toplam 31.522,85 TL tutarında masraf yaptığı; kendisini arsa maliklerinden … olarak tanıtan şahıs tarafından ibraz edilen sahte kimliğe dair bilgilerin davalı noter ve çalışanı tarafından kimlik paylaşım sisteminden sorgulamasının yapıldığı, kimliğin iğfal kabiliyeti bulunduğundan sahteliğin fark edilmesinin noter ve çalışanından beklenilemeyeceği; davalı avukat …’in ise, davaya konu sözleşmeyi yanında çalıştığı diğer davalı …’in talimatıyla imzaladığının kabulü gerekeceği, nitekim davacı şirket tarafından 1.000.000 TL’nin de davalı …’e ödendiği, tüm bu nedenlerle davaya konu olay nedeniyle davalılardan Noter … ve çalışanı … ile …’un sorumluklarının bulunmadığı; her ne kadar davalı … kendisine ödenen toplam 1.000.000 TL’yi sonrasında kendisini arsa maliklerinden … olarak tanıtan şahsa verdiği yönünde savunmada bulunmuş ve bu hususta ” ibraname ve para teslim makbuzu ” başlıklı belgeyi sunmuş ise de; bahse konu adi belgenin taraflarca her zaman düzenlenmesinin mümkün olduğu, yine 1.000.000 TL tutarındaki yüksek meblağlı paranın elden ödenmesinin de hayatın olağan akışına aykırı olduğu, bu nedenle davalı …’in 1.000.000 TL ile sınırlı olarak davacıya karşı sorumlu olduğu, öte yandan davacı şirketin emlakçılara ödediğini iddia ettiği 500.000 TL’yi talep edemeyeceği, ancak ödemeyi yaptığı ilgilisinden isteyebileceği, malvarlığına ilişkin zararlarda manevi tazminatın koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle; davacının manevi tazminat talebinin reddine, maddi tazminat isteminin davalılar …, … ve … yönünden reddine, davalı … yönünden kısmen kabulü ile toplam 1.031.522,85 TL’nin 22/12/2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı …’ten tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine dair verilen hüküm, davacı ile davalı …’in istinafı üzerine, bölge adliye mahkemesince; …. Noterliğince düzenlenen 17/12/2014 tarihli 60304 yevmiye nolu vekaletnameye dayanak teşkil eden … Noterliğince tanzim edilen 19/02/2013 tarihli 000734 yevmiye numaralı vekaletnamenin gerçekte ilgili noterlikçe düzenlenip düzenlenmediği, hukuki geçerliliğinin bulunup bulunmadığı hususunda teyidinin alınması, bundan sonra takip eden işlemlerin yapılması gerekirken, vekaletname aslının ibraz edildiği ve kanunen teyit zorunluluğu bulunmadığı düşüncesiyle teyit işlemlerinin yapılmaması noktasında davalı noter ve çalışanının ihmalinin bulunduğu, nitekin noter çalışanı davalı …’nın “görevi kötüye kullanma” suçundan sanık olarak yargılandığı ceza davasında aynı gerekçelerle mahkumiyetine karar verildiği, işbu kararın istinaf incelemesinden geçerek kesinleştiği, noterlikte yapılan bir işlemden kaynaklı meydana gelen zarardan davalı noterin kusursuz sorumluluğunun bulunduğu, dolayısıyla çalışanının yapmış olduğu işlemler nedeniyle davalı …’un da tazminat sorumluluğunun bulunduğu; diğer yandan davacının davalı …’e ödediği 1.000.000 TL dışında diğer alacak istemleri yönünden olumlu veya olumsuz herhangi bir değerlendirme yapılmadığı, açıklanan nedenlerle taraflarca gösterilen delillerin toplanarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiğinden bahisle, davacı ve davalı …’in istinaf başvurularının kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın yeniden karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesince yeniden yapılan yargılama sonucunda; önceki gerekçelerle, davacının manevi tazminat isteminin reddine, maddi tazminat talebinin davalılardan …, … ve … yönünden reddine, diğer davalı … yönünden kısmen kabulü ile 1.031.522,85 TL’nin 22/12/2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı …’ten tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesinin kararına karşı, davacı ile davalı … tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
Bölge adliye mahkemesince; …. Noterliğince düzenlenen 17/12/2014 tarihli ve 60304 sayılı vekaletname ile davalılardan … ile …’in dava dışı arsa maliklerini temsilen davaya konu taşınmazla ilgili olarak kat karşılığı inşaat sözleşmesi yapma hususunda birlikte ya da ayrı ayrı ifada yetkili olmak üzere vekil olarak atandıkları, davalı noter …’un belirtilen tarihte izinde olması nedeniyle söz konusu işlemlerin çalışanı davalı … tarafından gerçekleştirildiği, davalı …’nın “görevi kötüye kullanma” suçundan sanık olarak yargılandığı ceza davasında; kendisine ibraz edilen kimlik ve vekaletnamenin sahte olup olmadığı hususunda gerekli inceleme ve araştırmayı yapmadığı, görevini ifa ederken gerekli dikkat ve özeni göstermediğinden bahisle cezalandırılmasına karar verildiği, kararın kesinleştiği, çalışanının işlemleri nedeniyle meydana gelen zarardan davalı …’un da kusursuz sorumluluğunun bulunduğu; avukatlık mesleğini icra eden davalı … serbest meslek erbabı sayıldığından tahsil ettiği 1.000.000 TL tutarındaki parayı Vergi Usul Kanunu’nun 232. maddesinin birinci fıkrası kapsamında aracı finansal kurumlar aracılığıyla ödemesi ve bu işlemlerin söz konusu kurumlarca düzenlenen belgeler ile tevsik etmesi zorunlu iken, kimliğini bile bilmediği kişiye adi yazılı belge ile ödeme yapması, müvekkilinin hak ve menfaatlerini korumada özensiz ve dikkatsiz davranması nedeniyle, netice itibariyle davacının zarara uğramasında sorumluluğunun bulunduğu, davacının toplam maddi zararının 1.550.568,38 TL olduğu, her ne kadar ilk derece mahkemesince emlakçılara yapılan 500.000 TL tutarındaki ödemenin işbu dava ile ilgisinin bulunmadığı, ilgilisinden talep edilebileceği gerekçesiyle bahse konu alacak kalemine yönelik davacının istemi reddedilmiş ise de, komisyon bedelinin davaya konu taşınmaz nedeniyle ödediği dolayısıyla, zarar kalemlerinden biri davalı taraftan tahsilinin gerektiği gerekçesiyle; davalı …’in istinaf başvurusunun reddine, davacının istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında; davacının manevi tazminat isteminin reddine, maddi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 1.550.568,38 TL’nin olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiş; karar, davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
1) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı bilgi ve belgelere, özellikle temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre; davalılar … ile … vekillerinin tüm, davalılar … ve … vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2) Dava, haksız fiilden kaynaklı tazminat istemine ilişkindir.
Noterlik Kanunu’nun 1. maddesinde; noterliğin bir kamu hizmeti olduğu ve noterin, hukukî güvenliği sağlamak ve anlaşmazlıkları önlemek için işlemleri belgelendirdiği belirtilmiştir. Görevi belge ve işlemlere resmîyet kazandırmak olan noterlerin, yaptıkları işlemler dolayısıyla meydana gelecek zararlardan ötürü sorumlu tutulması bir zorunluluktur.
Noterler, devlet adına bir takım kamusal yetkileri de kullanmak suretiyle; belgeleri ve beyanları resmîleştiren ve aksinin kanıtlanmasını güçleştiren hatta neredeyse imkânsız hâle getiren, hukukî sonuçlar doğuracak belgelerin düzenlenmesi yetkisiyle donatılmıştır.
Noterlik Kanunu’nun 82. ve İcra İflas Kanunu’nun 38. maddeleri gereğince; noterlerin düzenlemiş oldukları belgelere ispat gücü ve icra edilebilirlik açısından, özel ve ayrıcalıklı bir konum verilmiştir. Bu kadar önemli bir işin yapılmasıyla yetkili kılınan noterlerin sorumluluklarının da düzenlemeye paralel olması gerekir. Noterlerin uzmanlığına inanan ve güvenen iş sahipleri, yapılan iş ve işlemlerin tam ve sağlıklı olduğu konusunda kuşku duymamalıdırlar. Bir işin yapılmamasından veya hatalı yahut eksik yapılmasından dolayı zarar doğmuşsa noterin bundan sorumlu olması doğaldır.
Noterlerin yaptıkları hizmet dolayısıyla sorumlulukları, hâlen yürürlükte bulunan 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun 162. maddesinde hüküm altına alınmış olup; stajyer, katip ve katip adayları tarafından yapılmış olsa bile noterlerin, bir işin yapılmamasından veya hatalı yahut eksik yapılmasından dolayı zarar görmüş olanlara karşı sorumlu oldukları, noterin, ödediği miktar için, işin yapılmaması, hatalı yahut eksik yapılmasına sebep olan stajyer veya noterlik personeline rücu edebileceği hükme bağlanmıştır.
Noterlik Kanunu’nun 162. maddesinde kusurdan söz edilmemiştir. Bu sebeple, noterlerin sorumluluğunun kusursuz sorumluluk olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır.Tüm kusursuz sorumluluk hallerinde olduğu gibi zarar gören davacı, davalı noterin kusurunu kanıtlamak zorunda değildir. Zarar gören davacı, yalnızca, zararla eylem arasındaki uygun illiyet bağını kanıtlamak zorundadır. İlliyet bağının kesildiği durumlarda kusursuz sorumlu olan kişi sorumlu tutulmayacaktır. Mücbir sebep, zarar görenin tam kusuru ve üçüncü kişinin ağır kusuru ile illiyet bağı kesilir ve kusursuz sorumlu olan kişi sorumluluktan kurtulur. Buna göre, noter, gerekli özeni gösterdiğini iddia ederek sorumluluktan kurtulamayacaktır. Ancak, gerekli özeni göstermiş olsa bile, zararın doğmasına engel olamayacağını ispat ederek sorumluluktan kurtulabilir. Bu husus nedensellik bağının kesilmesidir. Bunun ispatı da davalı notere aittir.
Yargıtay uygulamasında da; noterlerin hukukî sorumluluğunun kusursuz sorumluluk olduğu genel bir ilke ve prensip olarak benimsenmiştir. Noterin hukukî sorumluluğunun söz konusu olabilmesi için ortada; noterin veya noter çalışanının bir eyleminin bulunması ve bu eylemden dolayı bir zararın doğması, bu zararla birlikte eylem ile zarar arasında illiyet bağının bulunması gerekmektedir. Bu şartlardan birisinin gerçekleşmemesi hâlinde noterin hukukî sorumluluğunun doğmayacağı kabul edilmektedir. Noterin bir kamu hizmeti ifa ettiği de dikkate alınarak sorumluluğun belirlenmesinde normal bir insanın göstereceği özenli davranış değil, aynı işi üstlenen noterlik mesleğinde çalışan bir kişinin göstermesi gereken objektif davranış esas alınacaktır. Buradaki tazminat yükümlülüğü; sorumlu kişinin somut olaydaki bireysel davranışından ziyade, daha çok onun toplum ve ekonomi içindeki durumu ile kanunun ona yüklediği ihtimam ve özen görevine bağlanmaktadır.
Noterlerin yaptığı işlemler bakımından söz konusu işlemin gereği gibi yani, özen yükümlülüğüne uygun şekilde yerine getirmiş olsaydı, zarar oluşmayacaktı denilebiliyorsa noter sorumlu olacaktır. Zira; noter işlemi yaparken gözle görülebilecek bir sahteliğe rağmen işlemi devam ettirmişse ve bu işlemden bir zarar doğmuşsa noter doğal olarak sorumlu olacaktır.
Noterin, ilgililerin hukukî menfaatlerini korumak için araştırma ve aydınlatma görevi vardır. Noterlik Kanunu’nun 72. maddesine göre noter, iş yaptıracak kimselerin kimlik, adres ve yeteneğini ve gerçek isteklerinin tamamını öğrenmekle yükümlüdür. Noterin veya çalışanının her zaman belgenin sahte olup olmadığını anlaması ve tetkik etmesi yani grafolojik bir inceleme yapması beklenemez. Ancak; belgenin veya kimliğin ilk bakışta sahte olup olmadığı veya kimlikte şekli anlamda var olması gereken bir bilginin olmaması yahut olmaması gereken bir ibarenin bulunması noter veya çalışan tarafından dikkat edilmesi gereken hususlardandır. Bu gibi hâllerde noterin veya çalışanının gerekli özeni göstermesi beklenir. Aksine davranış özen yükümlülüğünün ihlâlidir.
Belgenin sahteliği hususundaki en önemli kıstas belgenin veya kimliğin aldatma yeteneğine (iğfal) sahip olup olmamasıdır. Zarar doğuran işlem veya eylemde aldatma (iğfal) kabiliyetine sahip bir kimlik veya belgesinin kullanılması hâlinde noterin sorumluluğunun doğmayacağının kabul edilmesi gerekir. Ancak, detaylı bir incelemeyle ortaya çıkacak sahteliğin fark edilmesi noter veya çalışanından beklenemeyecek bir durumdur. Nüfus cüzdanındaki seri ve T.C kimlik numarasının bulunmaması, numaranın on bir haneli olmaması, eksik veya fazla olması, doğum yerinin ilçe veya merkez ilçe olarak yazılmaması, soğuk damganın veya motorlu araç tescil belgesinde mühür bulunmaması, tescil belgesindeki bilgilerin kullanılan kimlik ile veya motor sicil numarası veya şasi numarasının birbirine uymaması gibi hâller “somut sorumluluk nedenleri” olup, noterlerin ve çalışanlarının yapmış oldukları işlemlerde, sorumluluk sebepleri, her somut olayın özelliğine göre ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Öte yandan; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 51. maddesinin birinci fıkrasına göre;” “Hakim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler.”
Tazminattan indirim sebeplerini düzenleyen TBK’nın 52. maddesinde öngörülen sebepler ise daha çok zarar görenle ilgilidir. “Hiç kimsenin kendi kusurundan yararlanamayacağı” yönündeki genel hukuk ilkesinin etkisiyle, maddede sayılan belirli hal ve durumlarda tazminattan indirim yapılması mümkün bulunmaktadır. Anılan madde kapsamında yer alan indirim sebeplerinden bir kısmı; zarar verici fiile rıza, ortak veya kişisel kusurdur.
Ortak kusur, makul bir kimsenin kendi yararına sakınmak zorunda olduğu özensiz bir hareket tarzıdır. Ortak kusur, kasdi olabileceği gibi ihmal şeklinde de ortaya çıkabilir. Zarar görenin ortak kusuru tespit edilirken, aynen zarar verenin kusurunda olduğu gibi objektif kusur kriterlerine başvurulmalı, yani objektifleştirilmiş kusur kavramı esas alınmalıdır. Zarar görenin ortak kusuru illiyet bağını kesecek yoğunlukta ise, zarar veren sorumluluktan kurtulacak ve tazminat ödemeyecektir. Buna karşılık zarar görenin ortak kusuru bu yoğunlukta değilse ortak sebep olarak tazminattan indirim sebebi teşkil edecektir. Zira bu hâlde, zarar görenin kusuru, diğer ortak sebepler arasında kısmi bir sebep olarak zararın doğmasına veya artmasına katkıda bulunmuştur (Eren, Fikret; Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara, 2020, s. 868).
Zarar verenin kusursuz sorumlu tutulduğu hallerde, zarar görenin kusurlu bulunması durumunda da tazminatın bu hükme göre indirilebileceği kabul edilmektedir. (Oğuzman, Kemal/ Öz,Turgut: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 2009, s. 581).
Ortak kusur indiriminde, her somut olayın özelliğine göre olayın meydana geliş tarzı ve zararın artmasında zarar görenin kusurlu davranışının sonuca etkisi değerlendirilerek uygun oranda bir indirim yapılması, gerek öğretide gerekse Yargıtay İçtihatlarında benimsenmiş ve yerleşmiş bulunmaktadır.
Somut olayda; arsa maliklerinden …’in kimlik bilgileri kullanılarak düzenlenen sahte kimlik ve sahte vekaletname esas alınarak, …. Noterliğince düzenlenen 17/12/2014 tarihli ve 60304 yevmiye numaralı sahte vekaletname ile davalılardan … ile …’in dava dışı arsa maliklerini temsilen dava konusu taşınmazla ilgili olarak kat karşılığı inşaat sözleşmesi yapma hususunda birlikte ya da ayrı ayrı ifada yetkili olmak üzere vekil olarak tayin edildikleri, akabinde işbu vekaletnameye istinaden, davacı yüklenici şirket ile dava dışı arsa maliklerine vekaleten davalı … arasında noterde düzenleme şeklinde davaya konu 22/12/2014 tarihli kat karşılığı inşaat sözleşmesinin yapıldığı, sözleşme uyarınca davacı şirketin davalı …’e toplamda 1.000.000 TL ödediği, yine sözleşme nedeniyle davacı tarafça yapılan diğer masrafların alınan bilirkişi raporu ile 50.568,38 TL olarak hesaplandığı, bununla birlikte davacı tarafından dava dışı emlakçılara komisyon ücreti olarak da 500.000 TL’nin ödendiği, diğer yandan kat karşılığı inşaat sözleşmesinin tapu kütüğüne 09/01/2015 tarihinde şerh edildiği; eldeki davada davacının, haksız fiil hükümleri uyarınca, noter işlemi sırasında kullanılan sahte kimlik ve sahte vekaletnameye istinaden düzenlenen davaya konu vekaletname nedeniyle noterin kusursuz sorumluluğu, çalışanının ise kusur sorumluluğu kapsamında davalılar … ve …’dan zararının tazminini istediği, oluşan zarar ile davalı noter işlemi arasında uygun illiyet bağının kurulduğu, nitekim noter başkatibi davalı …’nın “ görevi kötüye kullanma” suçundan sanık olarak yargılandığı ceza davasında; kendisine ibraz edilen sahte vekaletnameye dayanarak işlem yapmadan önce, vekaletnamenin hukuken geçerli olup olmadığı hususunda incelemediği, ilgili noterlikten bu hususta teyit almadığı, iğfal kabiliyeti olmayan sahte kimliği esas alarak işlem yaptığından bahisle cezalandırılmasına karar verildiği, kararın kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca, bölge adliye mahkemesince; yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular çerçevesinde; davalı noter tarafından düzenlenen sahte vekaletname uyarınca yapılan kat karşılığı inşaat sözleşmesinin geçersiz olduğu, ancak emlakçıya ödenen 500.000 TL nedeniyle davalı noter ve çalışanının sorumluluğuna gidilemeyeceği, öte yandan kat karşılığı inşaat sözleşmesi tapuya şerh edilmeden ödemede bulunan davacının da ortak kusurlu sayılacağı dikkate alınıp, 1.050.568,38 TL maddi tazminat miktarından uygun oranda ortak kusur indirimi bu suretle belirlenecek tutarın davalı noter … ve başkatibi …’dan tahsiline karar verilmesi gerekirken; yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalılar … ile … vekillerinin tüm; davalılar … ve … vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK’nın 371. maddesi uyarınca temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararının davalılardan … ile … yararına BOZULMASINA, 8.400’er TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davalılar … ve …’den alınıp davacıya, davacıdan alınıp davalılar … ve …’ya verilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden davalılardan … ile …’ya iadesine, HMK’nın 373. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca dava dosyasının kararı veren bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 15/11/2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.