Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2007/3769 E. 2007/5384 K. 10.05.2007 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/3769
KARAR NO : 2007/5384
KARAR TARİHİ : 10.05.2007

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 22.05.2006 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 28.12.2006 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne duruşma isteminin değerden reddine karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_
Dava biçimine uygun düzenlenmiş taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesine dayalı tescil istemine ilişkindir.
Mahkemece satış bedelinin ödenmemesi gerekçesiyle dava reddedilmiş, kararı davacı temyiz etmiştir.
Dayanılan 31.05.2004 tarihli satış vaadi sözleşmesinin konusu vaad borçlusu davalının 119, 330, 532, 77 ve 91 parsel sayılı taşınmazlarda ki pay satışıdır. Sözleşmede davalı adına vekili sıfatıyla dava dışı … …’nun imzası bulunmaktadır. Davacı …’da davalının 24.03.2004 günlü vekaletnamede vekili olan kişidir. Bir başka söyleyişle hem davacı ve hem de vekili sıfatıyla hareket ederek satış vaadi sözleşmesini imzalayan dava dışı … … davalının durumunu ve vekaletname verirken açıkladığı gerçek iradesini bilebilecek kişilerdir.
Borçlar Kanunun temsil ve vekalet bağıtını düzenleyen hükümleri uyarınca vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranma yükümlülüğünden doğar.
Borçlar Kanununda sadakat ve özen borcu vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu olarak benimsenmiş ve yasanın 390. maddesinde vekilin müvekkiline karşı vekaletini iyiniyetle ifa ile mükellef olduğu hükme
bağlanmıştır. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve gerçek iradesine uygun hareket etmek onu zararlandırıcı her türlü davranıştan kaçınmak zorundadır.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Kanunun 3. maddesi anlamında iyiniyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen bütün özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa vekil ile yapılan sözleşme vekil edeni bağlar ve geçerlidir. Bu gibi durumlarda vekil vekalet görevini kötüye kullanmış olsa dahi bu sorun vekil ile vekalet eden arasında nihayet bir iç sorun olarak kalır.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya durumun özelliği icabı bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması Medeni Kanunun 2. maddesinde yazılı dürüst davaranma kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilir.
Bu açıklamalardan sonra somut olaya dönüldüğünde; yukarıda sözü edildiği üzere davacı davalı vaad borçlusunun vekili sözleşmeyi vekil sıfatıyla imzalayan dava dışı … …’da diğer vekilidir. Her iki vekil de davacının gerçek iradesini bilinmesi gereken kişidir. Buna rağmen gerçek irade dışına çıkılmış vekalet görevinin kötüye kullanılması suretiyle 31.05.2004 günlü satış vaadi sözleşmesi yapılmıştır. Bu tür sözleşme davalı vaad borçlusunun gerçek iradesini yansıtmadığından davalıyı sözleşme ile bağlı saymak olanağı yoktur. Hal böyle olunca davanın reddedilmiş olmasında yasaya aykırılıktan söz edilemeyeceğinden, davacının bütün temyiz itirazlarının reddiyle sonuç olarak usul ve yasaya uygun hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine, 10.05.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.