YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/6744
KARAR NO : 2022/11735
KARAR TARİHİ : 04.10.2022
Bölge Adliye
Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
No :
Dava, iş kazasından sürekli iş göremezlik nedeniyle tazminat istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabul ve kısmen reddine dair verilen karara karşı, davacı ve davalı vekillerinin istinafa başvurması üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi 3.Hukuk Dairesince istinaf istemlerinin esastan reddine dair karar verilmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesince verilen kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi ve de duruşma talep edilmesi üzerine, dosya incelenerek, işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 04.10.2022 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü duruşmalı temyiz eden davacı adına gelen olmadı. Davalı adına da gelen olmadı. Tarafların yokluğunda duruşmaya başlanarak, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra duruşmaya son verilerek aynı günde Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I- İSTEM:
Davacı vekili 26.01.2012 tarihli dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 14.12.2006 tarihinde iş kazası geçirmesi nedeniyle fazlaya ilişkin talep hakkı saklı kalmak üzere 10.000 TL maddi ve 50.000 TL manevi tazminatın kaza tarihinden faiziyle davalıdan tahsili istenmiştir.
Davacı vekili yargılama sırasında verdiği 27.05.2019 tarihli dilekçeyle maddi tazminat istemini 211.927,65 TL’ye artırmıştır.
II- CEVAP:
Davalı vekili, zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin geçtiğini, iş kazasının davacının kusuru nedeniyle gerçekleştiğini, müvekkilinin kusuru olmadığını, davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.
Davalı vekili maddi istemin artırılmasına dair dilekçenin 01.06.2019 tarihinde tebliğ edildi, davalı vekili 07.06.2019 tarihinde zamanaşımı definde bulundu.
III- MAHKEME KARARI:
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk derece mahkemesince özetle; “Kurum tarafından yapılan maluliyet tespitinin; ortaya çıkan zararın, kendi özel yapısı içerisinde sonradan değişme eğilimi göstermediği, yani zararı doğuran eylem veya işlemin doğurduğu sonuçlarda (zararın nitelik veya kapsamında) bir değişiklik ortaya çıkmadığı, artık, “gelişen durum” ve dolayısıyla, gelişen bu durumun zararın nitelik ve kapsamı üzerinde ortaya çıkardığı değişiklikler (zarardaki değişme) söz konusu olmadığı, bu şekilde zamanaşımı süresinin başlamasını öteleyecek bir hususun olmadığı, olsa bile bunun en fazla 04/06/2007 tarihinde … … Gemlik devlet hastanesi 21/05/2007/318 numaralı raporu olabileceği, maluliyet belirleme işleminin kurumu bağlayıcı ve kurum iç ilişkisine bağlı olduğu bu işlemden davacının faydalanmasının olanaksız olduğu, davacının meydana helen kazanın sonuçlarının zaten bildiği, tazminat miktarının belirlenmesinde maluliyet oranın kullanıldığı, bunun kurum tarafından belirlendiği bu işleme karşıda herhangi bir itirazın olmadığı, bu şekilde zamanaşımı süresinin kaza tarihi itibari ile başlatılması gerektiği anlaşılmakla davacının ıslah sonrası maddi tazminat artırımı yönündeki davasının reddine karar verilmiş dava dilekçesi ile istediği miktarla sınırlı olmak üzere maddi tazminat talebinin kısmen kabulüne karar verilmiştir. … Manevi tazminat yönünden Hâkim belirlemeyi yaparken somut olayın özelliğini, zarar görenin ekonomik ve sosyal durumunu, paranın alım gücünü, maluliyet oranını, beden gücü kaybı nedeniyle duyulan ve ileride duyulacak elem ve ızdırabı gözetmelidir. Olayın oluş şekli, davacının yaşı, meydana helen zararın davacının elinde meydana gelmesi nedeniyle manevi acısını tetikler şekilde sürekli göz önünde olması, müterafik kusur oranları, davacının çektiği acı, paranın son yıllarda hızlı bir şekilde satın alma gücünün azalması, 22.6.1966 tarih 7/7 sayılı YİBK , M.K.’nun 4, mülga BK’nin 47 (TBK 56) maddeleri nazara alınarak takdiren 40.000,00 TL manevi tazminatın kabulüne karar verilmesi gerektiği vicdani kanaatine varılmakla aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.” gerekçesiyle “Davacının davasının Kısmen Kabulüne-Kısmen Reddine, 14/12/2006 tarihinde meydana gelen iş kazası nedeniyle 10.000,00 TL maddi, 40.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Davacının fazlaya ilişkin taleplerinin reddine,” karar verilmiştir.
B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI:
Bölge Adliye Mahkemesince “Tarafların istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine,” karar verilmiştir.
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; “ Eldeki davamız belirsiz alacak davası olup yerel mahkeme tarafından yapılan zamanaşımı değerlendirmesi hukuka aykırıdır. Davamız belirsiz alacak davası olduğu için dava tarihi itibari ile zamanaşımı kesilmiş olur. Dava tarihi 26.01.2012 olup on yıllık zamanaşımı süresi dolmamıştır. Bu sebeple davamızın tam kabulü gerekir. Kaldı ki müvekkilin tedavi sürecinin ne zaman sona erdiği, vücuttaki fonksiyon kaybının tam olarak ne oranda gerçekleştiği araştırılmamıştır. Eğer ki bir başlangıç tarihi hesap edilecek ise bu tarihin kesin biçimde tespiti de gerekmektedir. Nitekim müvekkilin işgücü kaybı tam olarak tespit edildikten sonra 2011 yılında maluliyet derecesi dikkate alınıp kurum tarafından maaş bağlanmıştır.” Temyiz gerekçelerine işaretle kararın bozularak kaldırılmasını talep etmiştir.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
1- 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı H.M.K. ile eda davası niteliğinde belirsiz alacak davası türü kabul edilmiştir. 107.maddeye göre “Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.”
Bu davadaki temel amaç ise alacağın belirsiz olması nedeni ile zamanaşımının tüm alacak için dava tarihi itibari ile kesilmesidir. Kanunun ilgili maddesindeki gerekçeye göre “Hak arama durumunda olan kişi, talepte bulunacağı hukukî ilişkiyi, muhatabını ve bu ilişkiden dolayı talep edeceği miktarı asgarî olarak bilmesine ve tespit edebilmesine rağmen, alacağının tamamını tam olarak tespit edemeyebilir. Özellikle, zararın baştan belirlenemediği, ancak bir incelemeden sonra tam olarak tespiti mümkün olan tazminat taleplerinde böyle bir durumla karşılaşılabilmesi söz konusudur. Hukuk sistemimiz içinde, böyle bir durumla karşılaşan kişinin hak araması bakımından birçok güçlük söz konusudur. Öncelikle kendisinden aslında tam olarak bilmediği bir alacak için dava açması istenmekte, ayrıca, daha sonra kendi talebinden daha fazla bir miktar alacağının olduğu ortaya çıktığında da bunu davayı genişletme yasağı çerçevesinde ileri sürmesi mümkün olabilmekteydi. Böyle bir durumda, gerçekten bilinmeyen bir alacak için dava açmaya zorlamak gibi, hak aramanın özüyle izah edilemeyecek bir yol ve aslında tarafın kendi ihmali ya da kusuru olmadığı hâlde bir yasakla karşılaşması gibi de bir engel söz konusuydu. Oysa, hak arama özgürlüğü, böyle bir sınırlamayı ve gerçek dışı davranmaya zorlamayı değil, gerçekten hakkı ihlâl edilen veya ihlâl tehlikesi altında olan kişiyi, mümkün olduğunca geniş şekilde korumayı amaçlamalıdır. Son dönemde, gerek mukayeseli hukukta gerekse Türk hukukunda artık salt hukukî korumanın ötesine geçilerek “etkin hukukî koruma”nın gündeme gelmiş olması da bunu gerektirir. Kaldı ki, miktar ya da değeri belirsiz bir alacak için dava açılması gerektiğinde birtakım sınırlamalar getirmek, dava içinde yeni taleplere veya o davanın dışında yeni davalara yol açarak, usûl ekonomisine aykırı bir durum da meydana getirecektir. Ayrıca, miktarı veya değeri bilinmeyen bir alacak için klasik kısmî davanın da tam bir çözüm üretmediği gerçektir. Esasen tam veya kısmi olmasına bakılmaksızın her edâ davasının temelinde bir külli tespit unsuru vardır. Başka deyimle edâ hükmünde tertip olunan her durumun arkasında sorumluluk saptanmasını içeren bir zorunlu ön tespit kabulü mevcuttur”
Bu doğrultuda H.M.K.’nın 107. maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davasını açabilmesi için alacağının miktarını tam ve kesin olarak belirlemesinin objektif olarak mümkün olmaması gerekir. Alacak miktarı biliniyorsa ya da bilinebilecek durumda ise böyle bir dava açılamaz. Çünkü bu durumda her davada arandığı gibi hukuki yarar aranacak olup alacak miktarının biliniyor ya da bilinebilecek olması halinde davacının hukuki yararından söz edilemez.
Belirsiz alacak davasında yapılan yargılama sırasında alacağın miktarının tam olarak belirlenmesi ile davacı talebini iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın artırabilecektir. Alacağın belirli hale gelmesi sonrasında ortaya çıkan yeni talep eksik belirtilirse davacının bundan sonraki yeni artırma isteği iddianın genişletilmesi yasağıyla karşılaşacaktır. Çünkü böylesi bir durumda alacağın belirsizliği değil davacının kendi ihmalinden kaynaklanan bir durum söz konusudur.
Öte yandan HMK`nin 33.maddesine göre Hâkim, Türk hukukunu resen uygulamak zorundadır. Bir davada olayları belirtmek ve açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme ise Hâkime aittir. Bu nedenle tarafların hukuki nitelendirmeyi doğru yapmak zorunluluğu yoktur. Başka bir ifade ile Hâkim, bildirilen hukuki sebeplerle bağlı olmayıp, hukuki sebebi kendiliğinden bulup uygulamakla sorumludur.
Bu açıklamalar doğrultusunda, davaya konu iş kazasından kaynaklı tazminat davalarında davacının maddi tazminat alacağının tespiti, yargılama sürecinde taraflarca gösterilecek delillere göre belirlenip hesap edilecek olmasına göre davanın açıldığı tarih itibariyle davacının maddi tazminat alacağını tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyecek olması nedeniyle ve hukuki nitelendirmenin Hakime olduğu hususu da dikkate alınarak davayı 6100 sayılı H.M.K’nun 107.maddesine dayalı belirsiz alacak davası olarak değerlendirerek dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin de bu doğrultuda irdelenmesi, sonucuna göre yargılama sürecinde sunulan maddi tazminatın artırılmasına dair istemin de ıslah olarak değil; talep artırım talebi olarak değerlendirilmesi ve buna göre de zamanaşımının dava tarihi itibariyle tüm alacak yönünden kesildiğinin kabul edilerek talep artırıma yönelik dilekçeye yönelik zamanaşımı def’inin reddine karar verilmesi gerektiği açıktır. (Dairemizin 13.04.2022 Tarih ve 2021/3834 E- 2022/5880 K’da aynı yöndedi.)
Somut olayda anılan açıklamalara aykırı şekilde yazılı şekilde davanın kısmi dava olarak kabulü ile, davacının maddi istemini arttırmasına yönelik dilekçesine karşı davalı tarafça ileri sürülen zamanaşımı def’i nedeniyle artırılan maddi tazminatın isteminin tamamen reddi hatalı olmuştur.
O halde mahkemece yapılacak iş dosya kapsamındaki deliller, taraf itirazları ve usuli kazanılmış haklara göre davacının maddi tazminat isteminin artırılan kısmı hakkında esasa girerek bir karar vermekten ibarettir.
2- Bu aşamada Usul Hukukumuza hâkim olan ve 6100 sayılı HMK’nun 30.maddesinde düzenlenen “Usul Ekonomisi” ilkesi kapsamında yargılamanın esası bakımından da incelemede bulunmak faydalı olacaktır.
HMK’nun 27.maddesinde Hukuki Dinlenilme hakkı c bendinde “Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini” öngörmüştür. Bu kapsamda Hükmün Kapsamını düzenleyen aynı Kanunun 297.maddeesinin c bendinde “Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin” kararda gösterilmesini öngörmüştür.
Somut olayda, zamanaşımı yönünde gerekçelendirme yapılmakla beraber, kararın dayanağını oluşturan kusur oranı ve hesap raporunun hükmün gerekçesinde açıkça gösterilmemesi de hatalı olmuştur.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları ile HMK 369/1.maddesi kapsamında kanunun açık hükmüne aykırı görülen hususlar dikkate alınarak ve bu aşamada bozma sebeplerine göre sair temyiz itirazları incelenmeksizin … Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararı kaldırılarak; İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır
SONUÇ: … Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/1 maddesi gereği kaldırılarak temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazları bu aşamada incelenmeksizin BOZULMASINA, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 04.10.2022 gününde oy birliğiyle karar verildi.