YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/111
KARAR NO : 2007/1552
KARAR TARİHİ : 20.02.2007
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 13.5.2003 gününde verilen dilekçe ile rödovans sözleşmesine konu şerhinin düşme bedelinin tahsili istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 23.6.2005 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, rödovans sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir.
Davalı zamanaşımı def’inde bulunmuş, kaldı ki sözleşmede kararlaştırılan rödovans payı ödendiğinden davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece hüküm yerine bir miktar yazılmaksızın dava kabul edilmiştir.
Hükmü taraf vekilleri temyiz etmiştir.
Taraflar arasındaki 15.2.1986 günlü rödovans sözleşmesi hasılat kira sözleşmesinin bir türüdür. Davalının zamanaşımı def’inin Borçlar Kanununun genel hükümleri çerçevesinde çözümü gerekir. Gerçekten Borçlar Kanununun 125.maddesi hükmünce Kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde kural olarak her dava 10 yıllık zamanaşımına tabidir. Ne var ki, Yasanın 126.maddesinde bazı özel sözleşme ilişkiler için zamanaşımının 5 sene ile sınırlı olduğu hükme bağlanmış, 1.fıkrada her türlü kira ilişkilerinden kaynaklanan davaların 5 yıllık zamanaşımına tabi olduğu kabul edilmiştir. Az yukarıda sözü edildiği üzere rödovans sözleşmesi hasılat kira ilişkisinin özel bir türü olduğundan duraksamadan rödovans sözleşmesinden doğan davaların 5 yıllık zamanaşımına tabi olduğu söylenebilir. Burada önemli olan zamanaşımının başlangıç tarihinin ne olacağının, başka bir anlatımla zamanaşımının hangi tarihte yürümeye başladığının saptanmasıdır. Borçlar Kanununun 128.maddesindeki genel kural gereği her türlü zamanaşımı alacağın istenebilir olduğu zamandan başlar. Olayımızda mahkemece isabetli olarak belirlendiği üzere davacı saha düşüm işlemlerinden sonra katıldığı ihaleden hemen önce 12.12.1998 tarihinde işleme ıttıla kespettiğinden dava ise 13.5.2003 tarihinde açıldığından davanın 5 yıllık zamanaşımına tabi olması nedeniyle zamanaşımı süresi içinde açıldığının kabulü gerekir. Açıklanan bu nedenlerle davacı ve davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde değildir. Ancak;
Davadaki istemin dayanağını taraflar arasındaki 15.2.1986 tarihli rödovans sözleşmesinin 3.maddesi teşkil etmektedir. Anılan hükümde aynen “maden sahalarının hukukunu, yeni maden kanununun maddelere göre yürütmeyi kabul eder sahalarımı düşürdüğü zaman sahaların bedelini ödemeyi kabul eder.” denilmiştir. Görülüyor ki, bu hükümle rödovans sözleşmesi ile kiracı olan tarafa bazı borçlar yüklenmiş, bu borçların yerine getirilmemesi durumunda da bir yaptırım kabul edilmiştir. Borçlar Kanununun 18.maddesi uyarınca sözleşmelerde açıklık yoksa önüne getirilen uyuşmazlık nedeniyle sözleşme hükmünü tarafların gerçek iradelerine uygun yorumlamak ve müşterek maksadın ne olduğunu aramak görevi hakime aittir. O nedenle eldeki uyuşmazlıkta özellikle “maden sahalarının düşmesi” deyiminin Maden Hukuku açısından ne olduğu sahaların düşürülmesinin ne anlama geldiğinin açığa kavuşturulması gerekir. Diğer taraftan, yine anılan hüküm de sahaların düşmesi durumunda saha bedellerinin miktarı belirlenmediğinden davacının ödemesi gereken bedelin ne olacağını da belirlemek mahkemeye düşer. Kuşkusuz gerek “sahaların düşmesi” , deyimi ile neyin anlatılmak istendiği ve bedelin hesabı hakimlik mesleğinin genel bilgisi ile çözümlenecek bir mevzu olmadığından mahkemenin HUMK.nun 275.maddesi gereğince bilirkişi oy ve görüşünü alması zorunludur.
Ne var ki; bu konuda düzenlenen bilirkişiler raporu yukarıdan beri sözü edilen hususları karşılamaya yeterli ayrıntılı ve gerekçeli Yargıtay denetimine elverişli değildir.
Mahkemece yapılması gereken iş, yeni bir bilirkişi kuruluna dosyanın verilmesi suretiyle anlatılan eksiklikleri karşılar, ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınıp somut uyuşmazlığı alınacak bu rapor doğrultusunda gidermek olmalıdır.
Eksik araştırma ve incelemeye dayalı kararın bu nedenle bozulması gerektiği gibi, hüküm yerinde davalıdan tahsiline karar verilen tutarın miktar olarak yazılmaması suretiyle infazda tereddüt meydana getirecek şekilde karar kurulması da doğru olmamıştır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle taraflar yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatıranlara iadesine, 20.2.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi.