Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2021/7361 E. 2022/11740 K. 04.10.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/7361
KARAR NO : 2022/11740
KARAR TARİHİ : 04.10.2022

Bölge Adliye
Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi 29. Hukuk Dairesi
No :

Dava, iş kazasında sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabul ve kısmen reddine dair verilen karara karşı, davacı ve davalı vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi 29. Hukuk Dairesince davacı ve davalı vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi 29. Hukuk Dairesince verilen kararın, davacı ve davalı vekilleri tarafından temyiz edilmesi ve de davalı avukatı tarafından duruşma talep edilmesi üzerine, dosya incelenerek, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 04.10.2022 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü duruşmalı temyiz eden davalı adına Av. … ile davacı adına Av. … … geldiler. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlanarak, hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı günde Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I- İSTEM:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle fazlaya ilişkin talep hakkı saklı kalmak üzere 100.000,00 TL maddi ve 100.000,00 TL …, ameliyat ve tedavi gideri ile 200.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep etmiş, yargılamanın devamında maddi tazminat istemini 421.521,26 TL’ye artırmıştır.
II- CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; yetki itirazında bulunmuş, davacının 06/01/2016 tarihinden iş akdinin haklı nedenle fesih edildiği 28/03/2016 tarihine kadar satın alma sorumlusu olarak çalıştığını, ücretinin tamamının bankadan ödendiğini, … yardımı bulunmadığını, görevi ile ilgisi bulunmamasına rağmen hem kendisinin hem de başkalarının hayatını tehlikeye sokacağını bile bile forklift kullandığını, devrilmesine ve yaralanmasına sebebiyet verdiğini, forklift kullanması için kendisine herhangi bir talimat verilmediğini, tüm kusurun davacıda olduğunu, iş güvenliği eğitimlerinin verildiğini, forklift kullanımının yalnızca operatörler tarafından yapılacağına ilişkin düzenlemenin davacıya tebliğ edildiğini, iş güvenliği uzmanları tarafından belirli periyotlarla eğitim verilmeye devam edildiğini, davacının 100.000,00 TL’yi aşan tedavi masraflarının tamamının şirket tarafından karşılandığını, manevi tazminat talebinin zenginleşmeye yol açacak şekilde fahiş olduğunu ve iddiaların doğru olmadığını beyanla davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
II- MAHKEME KARARI:
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk Derece Mahkemesince; “Davanın Kısmen Kabulüyle, 421.521,26 TL maddi tazminatın, 50,000,00 TL manevi tazminatın, kaza tarihi olan 23/01/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, manevi tazminat talebi yönünden fazlaya dair isteğin reddine,
Tedavi giderlerine yönelik istem yönünden ise “Tedavi giderlerinin Sosyal Güvenlik kurumunca karşılanması gerekir. Kurumun karşılamak durumunda olduğu giderlerin işverenden istenmesi mümkün değildir. Gelecekte ortaya çıkacak muhtemel tedavi giderlerinin ancak sigorta tarafından karşılanmayan kısmının işverenden istenmesi mümkündür. Davacının tedavi giderine yönelik talebi bu şartları taşımadığından kabulü mümkün değildir.” gerekçesiyle “Tedavi gideri alacağı talebinin reddine,” şeklinde karar verilmiştir.
B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI:
Bölge Adliye Mahkemesince “Davacı vekili ve davalı vekilinin istinaf başvurularının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b/1 bendi uyarınca ayrı ayrı esastan reddine,” şeklinde karar verilmiştir.
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle: İşçilerin işveren emir ve talimatı altında olduğundan … tanık anlatımlarına itibar edilemeyeceğini, tanık Ali Sunar’ın mahkemedeki beyanlarında davacı manevra yaparken kaza gerçekleştiğini beyan etmişken … müfettişindeki beyanında drift yaparken kazanın gerçekleştiğini beyan ettiğini, iş güvenliği açısından koruyucu malzeme ve ekipman bulundurulmadığını forkliftten sorumlu kimse olmadığından müvekkilinin forklift kullanmaya işveren tarafından zorlandığını, hesaba esas ücretin hatalı belirlendiğini, tanık beyanlarına göre 2.500 TL ücret aldığı belirtilmesine, yemek ve … yardımı aldığı belirtilmesine karşın TÜİK ücreti esas alınması hatalıdır. Davacı 3. Havalimanında depo sorumlusu satın alma müdürü olarak çalışmıştır. Davacıya araç tahsis edildiği halde mavi kart ücretinin yol ücreti olarak dikkate alınmasının hatalı olduğunu, … giderine hükmedilmesi gerektiğini, zira bu giderin … tarafından zaten karşılanmadığını, müvekkiline ayak nakli, ortopedik implant protezi ve kemik plağının takılabileceğinin hekimler tarafından tavsiye edildiğini, bu türden ameliyatların çok pahalı olacağının bilinmekte olduğu bu nedenle, Mahkemeden aralarında medikal bilirkişinin de yer aldığı bir heyetten rapor alınmasını talep ettikleri halde bu taleplerinin dikkate alınmadığını, müvekkilinin bu tedaviyi ancak yurt dışında yaptırabileceğini, eğer Türkiye’de … takılacak olursa bu protezin 5 yılda bir değişmesi gerektiğini bu nedenle isteme aykırı ret kararının hatalı olduğunu, hükmedilen manevi tazminatın az olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
Davalı vekili temyiz dilekçesinde, Mahkemenin yetkisiz … İş Mahkemelerinin yetkili olduğunu, davacının satın alma sorumlusu olduğu forkliftle bir irtibatı olmadığı halde bölüm amirinin izin ve bilgisi olmadan forklifti kullanmış olması nedeniyle %100 kusurlu olduğunu, … kayıtlarının yazılı delil niteliğinde olup asgari ücretle çalıştığı sabit olduğu, HMK’nun 200.maddesinde senetle ispat sınırı düzenlenmiş olup senetle ispat sınırını geçen bu durumda senetle ispat edilmediğinden 2,27 kat düzeyindeki TÜİK verilerinin esas alınamayacağını, manevi tazminatın fazla olduğunu, dava konusu taleplerin zamanaşımına uğradığını, kaza tarihinden faiz işletilmesinin hatalı olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
A- Davalı vekilinin manevi tazminat hükmüne yönelik temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede:
Mülga 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 20.07.2016 tarihinden itibaren uygulanan 8. maddesinin 3. fıkrasına göre, “Bölge Adliye Mahkemesinin para ile değerlendirilemeyen dava ve işler hakkındaki kararları ile miktar veya değeri beşbin lirayı geçen davalar hakkındaki nihaî kararlara karşı tebliğ tarihinden başlayarak sekiz gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir.” Bu fıkradaki “beşbin” ibaresi 6763 sayılı Kanunun 5. maddesi ile “kırk bin Türk Lirası” şeklinde değiştirilmiştir.
Mülga 5521 sayılı Kanunun, 6763 sayılı Kanun 5. maddesi ile değişik beşinci fıkrasına göre parasal sınırların, her takvim yılı başından geçerli olmak üzere Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanacağı öngörülmüştür.
25.10.2017 tarihinde yürürlüğe giren 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 8. maddesinde “temyiz edilemeyen kararlar” sayılmış ancak miktar itibariyle kesinliğe bu maddede yer verilmemiş, 7/3. maddede, 6100 sayılı HMK’nın kanun yollarına ilişkin hükümlerinin, iş mahkemelerince verilen kararlar hakkında da uygulanacağı belirtilmiştir.
6100 sayılı HMK’nın 362/1-a maddesi uyarınca, Bölge adliye mahkemelerinin miktar veya değeri kırk bin Türk Lirasını (bu tutar dâhil) geçmeyen davalara ilişkin kararların temyiz yoluna başvurulamayacağı hükme bağlanmıştır. HMK Ek madde 1 hükmüne göre de, 362. maddedeki parasal sınırların, her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanacağı belirtilmiştir.
HMK 362/2. maddesine göre “Birinci fıkranın (a) bendindeki kararlarda alacağın bir kısmının dava edilmiş olması durumunda, kırk bin Türk Liralık kesinlik sınırı alacağın tamamına göre belirlenir. Alacağın tamamının dava edilmiş olması hâlinde, kararda asıl talebinin kabul edilmeyen bölümü kırk bin Türk Lirasını geçmeyen tarafın temyiz hakkı yoktur. Ancak, karşı taraf temyiz yoluna başvurduğu takdirde, diğer taraf da düzenleyeceği cevap dilekçesiyle kararı temyiz edebilir”
HMK 366. maddenin yollaması ile temyiz yolunda da uygulanan 346. madde uyarınca, temyiz dilekçesi kesin olan bir karara ilişkin olursa, kararı veren mahkeme temyiz dilekçesinin reddine karar verir. Ancak temyiz edilen karar kesin olduğu halde bu konuda inceleme yapılıp karar verilmeksizin dosya Yargıtay’a gönderilmiş ise, 01.06.1990 tarih, 1989/3 E. – 1990/4 K. sayılı içtihadı birleştirme kararı gereğince dosyanın mahalline çevrilmesine gerek olmaksızın Yargıtay tarafından temyiz talebinin reddine karar verebilecektir.
Yukarıda belirtildiği şekilde, iş mahkemelerinin kararlarının istinaf incelemesi sonucu Bölge adliye mahkemelerince verilen kararlarda karar tarihine göre kesinlik sınırı: 20.07.2016 – 01.12.2016 tarihleri arasında 5.000,00 TL; 02.12.2016 tarihi sonrası için 40.000,00 TL; 01.01.2017 sonrası için 41.530,00 TL ve 01.01.2018 tarihi sonrası için 47.530,00 TL; 01.01.2019 tarihi sonrası için 58.800,00 TL, 01.01.2020 tarihi sonrası için 72.070,00 TL, 01.01.2021 tarihi sonrası için 78.630 TL’dir.
Bu tür davalarda, 6100 sayılı HMK’nun 110. maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı dikkate alınmalıdır.
Belirtilen açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde, davacı vekilinin 200.000 TL manevi tazminat talep ettiği, İlk Derece Mahkemesince 50.000 TL’lik kısmi kabule karar verildiği, tarafların istinaf isteminin esastan reddedildiği gözetildiğinde, Bölge Adliye Mahkemesinin 01.04.2021 tarihli kararı itibariyle kısmen kabul edilen manevi tazminatın 78.630,00 TL’lik kesinlik sınırı altında kaldığı anlaşılmakla, anılan karara karşı temyiz yoluna başvurulması miktar itibariyle mümkün bulunmadığından, davalı vekilinin bu hükme yönelik temyiz dilekçesinin miktar itibarıyla kesinlik nedeniyle REDDİNE, karar verilmiştir.
B) Davacı ve davalı vekilinin maddi tazminat hükmüne, davacı vekilinin ise reddine karar verilen tedavi, … ve ameliyat giderlerine dair hükme yönelik temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede:
Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddî delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, karar verilmiştir.
C) Davacı vekilinin reddolan manevi tazminat hükmüne yönelik temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede:
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplerle temyiz kapsam ve nedenlerine göre davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.
Gerek mülga 818 sayılı Borçlar Kanunun 47. ve gerekse de olay tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 56. Maddesinde “Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir.” Hâkimin manevi zarar adı ile verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin Duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 26.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hâkim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hâkimin takdirine bırakılmış ise de hükmedilen tutarın uğranılan manevi zararla orantılı, duyulan üzüntüyü hafifletici olması gerekir. Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, bunun yanında olayın işverenin işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince alınmamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. ( HGK 23.6.2004, 13/291-370)
Somut olayda, davacı sigortalının davalı işveren şirkette işçi olarak çalışmaktayken 23.01.2016 tarihinde kullandığı forkliftin devrilmesi neticesinde sağ ayağının ezildiği ve sürekli iş göremezlik oranının %29,2 olarak tespit edildiği, iş kazasının gerçekleşmesinde davalı işveren %70 kusurlu iken, davacının %30 oranında kusurunun bulunduğu anlaşılmaktadır.
Bu açıklamalar doğrultusunda davacının uğradığı iş kazası nedeniyle tedavi süreci, sürekli iş göremezlik oranı ve iş kazasının meydana gelmesindeki kusur durumu dikkate alındığında davacı lehine hükmedilen 50.000,00 TL tutarındaki manevi tazminatın çok az olduğu açıktır.
O halde mahkemece yapılacak iş, açıklanan hususlar gözetilerek davacı sigortalı lehine hakkaniyete uygun ve davacıdaki manevi kaybı tazminle uyumlu bir manevi tazminata hükmetmekten ibarettir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek, eksik araştırma ve inceleme sonucu, yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilerek Bölge Adliye Mahkemesince davacı istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Bölge Adliye Mahkemesi kararının HMK’nın 373/1. maddesi gereğince kaldırılarak, İlk Derece Mahkemesinin manevi tazminatın kısmen reddolan kısmına dair hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istem halinde davacıya iadesine, aşağıda dökümü yapılan (maddi tazminat üzerinden hesap edilen) harcın davalıdan tahsiline, davacı avukatı yararına takdir edilen 8,400,00 TL duruşma Avukatlık parasının davalıya yükletilmesine, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 04.10.2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.