YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/6549
KARAR NO : 2022/11876
KARAR TARİHİ : 05.10.2022
Bölge Adliye
Mahkemesi : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
No :
Dava, iş kazası sonucu sürekli iş göremezlik durumuna giren sigortalının maddi ve manevi zararının giderilmesi istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabul ve kısmen reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili ve davalı vekillerinin istinafa başvurması üzerine, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 7.Hukuk Dairesince istinaf istemlerinin esastan reddine karar verilmiştir.
Adana Bölge Adliye Mahkemesi 7.Hukuk Dairesince verilen karar taraf vekillerince süresi içerisinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I- İSTEM:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı …’un davalı işverene ait iş yerinde, hizmet sözleşmesi gereğince İş Kanunu’na tabi statüde “freze ustası” olarak çalışmakta iken, 15.11.2007 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucunda kalıcı malûliyete uğradığı, anılan kaza sonucunda davacı, bilhassa işaret parmağını tamamen (ampute ile) kaybetmiş olması ve diğer 3. parmağın da büyük ölçüde kullanılamaması dolayısıyla kazadan önceki sağlığına kavuşamadığı, sürekli iş göremez duruma düşerek, genç yaşta malûl kalan davacı, halen çektiği acıların ve kazadan önceki gibi çalışamayacak durumda olmasının dışında manen de büyük acı duyduğu, 29.02.1980 doğumlu olan davacı, kazanın meydana geldiği tarihte henüz 27 yaşında olduğu, davacının içinde bulunduğu durumun, doğal olarak hem sosyal hayatını hem de özel hayatını etkilediğini, ailesi içerisinde ve toplum içerisinde malûliyetinden kaynaklanan zorluklar çekmesine ve mahcubiyet duymasına yol açtığını, bu zorluğu ve mahcubiyeti ömrünce yaşayacağını diğer yandan davacı kazalının, böylesi bir malûliyete ve mağduriyete uğramasında gerekli iş güvenliği önlemlerini almayan, iş güvenliği ile ilgili araçları bulundurmayan ve kullandırmayan, diğer gerekliliklerde de ihmali davranan davalı işverenin kusurlu olduğunu, yerleşik içtihatlar gereğince, tazminat hesabına esas alınacak ücret belirlenirken, davacının (yemek, yol yardımı ve diğer sosyal yardımların da eklenmesi suretiyle tespit edilecek) giydirilmiş ücretinin ve diğer tüm gelirlerinin asgari ücrete olan fazlalığı dikkate alınması gerektiğini, davacı kazadan ve malûliyeti belirlendikten sonra dava açmak hakkını kullanmayı düşünmüşse de; iş yerindeki çalışmasının zorlaştırılabileceği ya da sona erdirilebileceği, bu derecedeki malûl hali ile yeniden iş bulabilmesinin imkansızlığı, iş bulamadığı takdirde yaşlılık aylığı almak üzere emekli olamayacağı gibi haklı endişeleri ile bu hakkını daha sonra kullanmak zorunda kaldığını, sunulan nedenlerle, fazlaya ilişkin her türlü hakkın saklı kalması kaydıyla şimdilik, 115.000,-TL maddi tazminat ile 135.000,-TL manevi tazminatın, olay tarihinden itibaren işleyecek faizleri ile birlikte davalıdan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II- CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın haksız ve yasal dayanaktan yoksun olduğunu, davacının 15.11.2007 tarihinde geçirdiği iş kazası sonucunda %15,2 oranında malul kaldığı, SSK tarafından müvekkili şirket aleyhinde açılan 2. İş Mahkemesi’nin 2013/77 Esas sayılı rücuan tazminat davasında belirlendiğini, söz konusu davanın henüz Yargıtay incelemesinde olduğunu, bu davaya ile ilgili tüm delillerin anılan dava dosyasında toplandığını, ancak dava henüz kesinleşmediğinden müvekkilinin sorumluluk ve mütefarik kusur derecesi ile kurum zararı miktarının kesinleşmediğini, dolayısı ile anılan dosyanın bekletici mesele yapılması gerektiğini, davacının kaza tarihinden bu yana müvekkili şirkette çalışmasının devma ettiğini, bu süre içinde davacıya … tarafından bağlanan maluliyet geliri elde ettiği gibi işsiz de kalmadığını, kazadan bu yana geçeb yaklaşık 10 yıl boyunca müvekkili şirkette olan çalışmalarının karşılığının da eksiksiz ödendiğini, davacının işsiz de kalmadığını, bu nedenle talep edilen maddi tazminat miktarının son derece fahiş olduğunu, talep edilen manevi tazminatın da fahiş olduğunu ve kabul edilemeyecek biçimde anlamsız olduğunu, kazadan 9 yıl 11 ay süre sonra açılan davanın iyi niyet, doğruluk ve güven kurallarına aykırılığının tartışılmaz olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III- MAHKEME KARARI:
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk derece mahkemesince 1-Davanın kısmen kabulü ile, toplam 99.944,27 TL maddi tazminat ve toplam 25.000,00 TL manevi tazminatın 15.11.2007 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
2-Fazlaya ilişkin 15.055,73 TL maddi tazminat ve 110.00,00 TL manevi tazminat taleplerinin reddine, karar verilmiştir.
Davacı vekili süre tutum dilekçesinde özetle; maddi tazminat hesabının aleyhlerine olacak şekilde hatalı olduğunu, manevi tazminat miktarının düşük belirlendiğini, karara karşı diğer tüm yönleri ile de itiraz ettiklerini, yerel mahkeme kararının yasaya, hakkaniyete, dosya içeriğine aykırı olduğunu, bu nedenlerle yerel mahkeme kararının ortadan kaldırılmasını talep etmiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, takdir olunan manevi tazminat miktarının son derece fahiş olduğunu, kaza tarihinin 15.11.2007 olduğu ve davanın zamanaşımının dolmasına 15 gün kala açıldığını, davacının halen dahi müvekkil iş yerinde çalışmaya devam ettiğini, dosya kapsamına göre takdir olunan manevi tazminat son derece fahiştir ve kaza tarihine göre kazadan 10 yıl sonra açılan davada işleyecek 10 yıllık faiz de nazara alındığında davacının esasen manevi olarak pek fazla müteessir olmadığı, amacının sadece işverenden maddi bir şeyler elde etmek olduğunu, fahiş olarak tayin olunan manevi tazminata ilişkin karar bu nedenle hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, maddi tazminat hesabına esas ücret raporda tespit edilirken, davacının ücret bordrolarının esas alındığı, tazminat hesabına esas ücrete davacının aylar itibariyle elde ettiği fazla mesai ücretleri, temel ücrete baz alınamaz, fazla mesai ücreti arızı bir kazanç olduğunu, davacının ücret bordroları dava dosyasında mevcut olup fazla mesai ücretleri bordroda ayrıştırılmış olarak yer aldığını, tazminata esas ücret belirlenirken fazla mesai ücretlerinin dışlanması gerektiğini, bu nedenle maddi tazminat hesabının hatalı olduğundan bu hatalı raporun karara dayanak alınması hukuka aykırı olduğunu, bu nedenlerle yerel mahkeme kararının ortadan kaldırılmasını talep etmiştir.
B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Taraf vekillerinin istinaf başvurusunun HMK’nin 353/1-b.1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Maddi tazminat hesabının aleyhine olacak şekilde hatalı olduğunu,mahkemece hükmedilen manevi tazminat miktarı da somut olay karşısında yetersiz kaldığını,kaza tarihinde henüz 27 yaşında olan kazalının, söz konusu kazada, genç yaşta parmaklarını yitirmek suretiyle ve malûl kalmasının etkisiyle, kişisel yaşantısında ve toplum içinde büyük sıkıntı çektiği ve manen de büyük acı duyduğunu,kararı diğer tüm yönleriyle de temyiz ettiklerini beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
Davalı vekili, davalı işverene yüklenen kusur derecesinin fahiş olduğu,davalı işverenin kusurunun olmadığı, fahiş tutarda manevi tazminata hükmedildiğini,yine maddi tazminatın hatalı hesaplandığını beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
1- Taraf vekillerinin maddi tazminata ilişkin temyiz itirazları yönünden;
Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına temyiz edenin sıfatına, temyiz kapsam ve nedenlerine göre, davacı vekili ve davalı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün onanmasına,
2- Manevi tazminata ilişkin temyiz itirazları yönünden;
A- Davalı vekilinin davacı lehine hükmedilen manevi tazminata ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde:
Mülga 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 20.07.2016 tarihinden itibaren uygulanan 8. maddesinin 3. fıkrasına göre, “Bölge adliye mahkemesinin para ile değerlendirilemeyen dava ve işler hakkındaki kararları ile miktar veya değeri beşbin lirayı geçen davalar hakkındaki nihaî kararlara karşı tebliğ tarihinden başlayarak sekiz gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir.” Bu fıkradaki “beşbin” ibaresi 6763 sayılı Kanunun 5. maddesi ile “kırk bin Türk Lirası” şeklinde değiştirilmiştir.
Mülga 5521 sayılı Kanunun, 6763 sayılı Kanun 5. maddesi ile değişik beşinci fıkrasına gör parasal sınırların, her takvim yılı başından geçerli olmak üzere Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanacağı öngörülmüştür.
25.10.2017 tarihinde yürürlüğe giren 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 8. maddesinde “temyiz edilemeyen kararlar” sayılmış ancak miktar itibariyle kesinliğe bu maddede yer verilmemiş, 7/3. maddede, 6100 sayılı HMK’nın kanun yollarına ilişkin hükümlerinin, iş mahkemelerince verilen kararlar hakkında da uygulanacağı belirtilmiştir.
6100 sayılı HMK’nın 362/1-a maddesi uyarınca, Bölge adliye mahkemelerinin miktar veya değeri kırk bin Türk Lirasını (bu tutar dâhil) geçmeyen davalara ilişkin kararların temyiz yoluna başvurulamayacağı hükme bağlanmıştır. HMK Ek Madde 1 hükmüne göre de, 362. maddedeki parasal sınırların, her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanacağı belirtilmiştir.
HMK 362/2. maddesine göre “Birinci fıkranın (a) bendindeki kararlarda alacağın bir kısmının dava edilmiş olması durumunda, kırk bin Türk Liralık kesinlik sınırı alacağın tamamına göre belirlenir. Alacağın tamamının dava edilmiş olması hâlinde, kararda asıl talebinin kabul edilmeyen bölümü kırk bin Türk Lirasını geçmeyen tarafın temyiz hakkı yoktur. Ancak, karşı taraf temyiz yoluna başvurduğu takdirde, diğer taraf da düzenleyeceği cevap dilekçesiyle kararı temyiz edebilir”
HMK 366. maddenin yollaması ile temyiz yolunda da uygulanan 346. madde uyarınca, temyiz dilekçesi kesin olan bir karara ilişkin olursa, kararı veren mahkeme temyiz dilekçesinin reddine karar verir. Ancak temyiz edilen karar kesin olduğu halde bu konuda inceleme yapılıp karar verilmeksizin dosya Yargıtay’a gönderilmiş ise, 01.06.1990 tarih, 1989/3 E, 1990/4 sayılı içtihadı birleştirme kararı gereğince dosyanın mahalline çevrilmesine gerek olmaksızın Yargıtay tarafından temyiz talebinin reddine karar verebilecektir
Yukarıda belirtildiği şekilde, iş mahkemelerinin kararlarının istinaf incelemesi sonucu Bölge adliye mahkemelerince verilen kararlarda karar tarihine göre kesinlik sınırı: 20.07.2016 – 01.12.2016 tarihleri arasında 5.000,00 TL; 02.12.2016 tarihi sonrası için 40.000,00 TL; 01.01.2017 sonrası için 41.530,00 TL ve 01.01.2018 tarihi sonrası için 47.530,00 TL; 01.01.2019 tarihi sonrası için 58.800,00 TL, 01.01.2020 tarihi arası için 72.070,00 TL, 01.01.2021tarihi sonrası için 78.630,00 TL, 01.01.2022 tarihi sonrası için 107.090,00 TL’dir.
Somut olay incelendiğinde, davacı vekilinin müvekkili lehine 135.000,00 TL manevi tazminatın hüküm altına alınmasını talep ettiği, ilk derece mahkemesince istemin kısmen kabulü ile 25.000,00 TL manevi tazminata hükmedildiği, kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerinde Bölge Adliye Mahkemesince istinaf isteminin esastan reddine karar verildiği anlaşılmakla hükmedilen manevi tazminatın Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihinde geçerli olan 78.630,00 TL’lik temyiz (kesinlik) sınırının altında bulunduğu anlaşılmakla, bu hükümlere karşı temyiz yoluna başvurulmasının miktar itibariyle mümkün bulunmaması nedeniyle davalı vekilinin manevi tazminata yönelik temyiz itirazlarının kesinlik nedeniyle reddine,
B-Davacı vekilinin hükmedilen manevi tazminata ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde:
Dosya kapsamından davacının iş kazası sonucu %15,2 oranında sürekli iş göremezliğinin bulunduğu ve iş kazasının meydana gelişinde davacı sigortalının %40, davalı işverenin %40, dava dışı …’un %30 oranında kusurlu oldukları anlaşılmaktadır.
Gerek mülga BK’nun 47 ve gerekse yürürlükteki 6098 sayılı TBK’nun 56. maddesinde hakimin bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi zarar adı ile ödenmesine karar verebileceği öngörülmüştür. Hakimin manevi zarar adı ile zarar görene verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 26.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hakimin takdirine bırakılmış ise de hükmedilen tutarın uğranılan manevi zararla orantılı, duyulan üzüntüyü hafifletici olması gerekir.
Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, bunun yanında olayın işverenin işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince alınmamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. ( HGK 23.6.2004, 13/291-370)
Bu ilkeler gözetildiğinde, davacı yararına hükmedilen 25.000,00 TL manevi tazminat çok azdır.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve Adana Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararının kaldırılarak, İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi kararının, HMK’nın 373/1 maddesi gereğince kaldırılarak temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine ve kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine, aşağıda yazılı temyiz harçlarının ilgililerden alınmasına,
05.10.2022 gününde oy birliğiyle karar verildi.