YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/4211
KARAR NO : 2022/8549
KARAR TARİHİ : 27.10.2022
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Orman Sınırlandırmasına İtiraz
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalılardan Orman İdaresi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı … vekili, … ili …ilçesi… Köyü … Mevkii 2 parsel sayılı 35.305 m² yüzölçümündeki taşınmaznı tarla vasfında müvekkili olan davacı adına kayıtlı olduğunu, yanlış işlemle orman sınırları içine alındığını, 3116 sayılı Kanun’a göre 1949 yılında işlem yapıldığını ancak sonrasında yürürlüğe giren 5653 sayılı Kanun’a göre makilik alan olarak ayrıldığını, bu nedenle 1982 yılında 3116 sayılı Kanun’a göre yapılan işlemin esas alınarak aynen uygulanmasının doğru olmadığını açıklayarak, taşınmazın orman sınırları dışına çıkarılmasına karar verilmesi istemiyle dava açmıştır.
Mahkemece, yapılan yargılama sonunda, davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalılardan Orman İdaresi tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, orman kadastrosuna itiraz istemine ilişkindir.
Mahkemece, bilirkişi heyeti raporunda dava konusu taşınmazın, orman sayılmayan yerlerden olduğunun belirtildiği gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermek için yeterli bulunmamaktadır.
Şöyle ki; bilindiği üzere, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 22.03.1996 tarih ve 1993/5 Esas, 1996/1 Karar sayılı içtihadında, 3116 sayılı Orman Kanunu’ nun 5653 sayılı Kanun’la değişik 1/e maddesine göre çıkarılan “Makilik ve Orman Sahalarının Birleştiği Yerlerde Orman Sınırlarının Tespitine Ait Yönetmelik” ile bu Yönetmelik uyarınca kurulan maki komisyonlarının yasal olduğu ve yaptıkları işlemlerin de geçerli olduğu kabul edilmiş ve söz konusu komisyonlar tarafından makilik alan olarak belirlenen taşınmazlar hakkında özel kanunlar gereğince oluşturulan tapular da yasal prosedüre uygun ve geçerli olduğundan bu tapulara değer verileceği hüküm altına alınmıştır.
Yine, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 30.04.2010 tarih ve 2004/1 Esas, 2010/1 Karar sayılı içtihadında da, maki komisyonlarınca 5653 sayılı Kanun’a göre yapılarak kesinleşen ve özel kanunlar gereğince tapu kaydı oluşan taşınmazlar hakkında 1993/5 Esas ve 1996/1 Karar sayılı içtihadı birleştirme kararının uygulanmasına devam olunacağı ifade edilmiştir.
Eldeki davada; davacı … vekili, dava konusu 2 parsel sayılı taşınmazın 5653 sayılı Kanun’a göre makilik alan olarak ayrıldığını, bu nedenle 1982 yılında 3116 sayılı Kanun’a göre yapılan işlemin esas alınarak aynen uygulanmasının doğru olmadığını iddia etmiş olup, dosya arasındaki belgelerin incelenmesinden, dava konusu alanda 5653 sayılı Kanuna göre maki tefrik çalışmaları yapıldığı, 1970 yılında yılında yapılan arazi kadastrosu çalışmaları sırasında dava konusu 2 parsel sayılı taşınmazın 1 parsel sayılı taşınmazla birlikte 22.7.1961 tarih ve 35 sıra numaralı eski tapu kaydına istinaden dava dışı … adına tespit edildiği ve satış ve intikaller sonucunda davacı adına tescil edildiği anlaşılmaktadır. Ancak, çekişmeli taşınmazın makiye tefrik edilip edilmediği, 4753 sayılı Kanun uyarınca tevzi yoluyla dağıtılarak tapuya bağlanıp bağlanmadığı, arazi kadastrosu sırasında uygulanan 22.7.1961 tarih ve 35 sıra numaralı tapu kaydının 4753 sayılı Kanun uyarınca oluşup oluşmadığı hususları açıklığa kavuşturulmammıştır. Bu şekilde eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak karar verilmesi usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır.
Hal böyle olunca; doğru sonuca ulaşılabilmesi için Mahkemece, öncelikle kadastro tespitine esas alınan 22.7.1961 tarih ve 35 sıra numaralı tapu kaydı, tüm tedavülleri ile birlikte ilk tesisinden itibaren sıra izler biçimde ilgili Tapu Müdürlüğü’nden getirtilmeli, yörede yapıldığı anlaşılan maki tefriki çalışmalarının dava konusu parseli kapsayıp kapsamadığı, kapsıyor ise maki tefrikinin daha sonradan iptal edilip edilmediği Orman İdaresinden sorularak gerekli tüm belgeler celp edilmeli, yine yörede 1949 yılında yapıldığı belirtilen orman tahdidine ve 1982 yılında yapıldığı anlaşılan orman kadastrosu ile 2b çalışmalarına ilişkin tüm belgelerin orman idaresinden celp edilmesinden sonra mahallinde, daha önceki keşifte yer almayan bir fen elemanı ve üç orman mühendisi bilirkişi ile yöreyi iyi bilen yaşlı, tarafsız mahalli bilirkişiler ve taraf tanıklarının katılımıyla yeniden keşif yapılmalı ve bu keşifte, çekişmeli taşınmazın, 1949 yılında 3116 sayılı Kanun’a ve 1982 yılında 6831 sayılı Kanun’a göre yapılan işlemlerde ne tür işleme tabi tutulduğu, makiye tefrik edilen yerlerden olup olmadığı, makiye tefrik edilmiş ise özel kanunlar uyarınca dağıtılarak tapuya bağlanıp bağlanmadığı, tespite esas alınan 22.7.1961 tarih ve 35 sıra numaralı tapu kaydının bu nitelikte olup olmadığı belirlenmeli, söz konusu tapu kaydı taşınmazın makiye tefriki sonucu özel kanunlar uyarınca oluşmuş ise, çekişmeli parseli kapsayıp kapsamadığı (kadastro tespiti sırasında 22.7.1961 tarih ve 35 sıra numaralı tapu kaydının, dava konusu parsel ile birlikte 1 numaralı parsele de uygulandığı da gözönünde bulundurulmak suretiyle) sınırları keşifte hazır bulunanlardan sorulmak ve fen bilirkişi raporunda da gösterilmek suretiyle belirlenmeli ve bundan sonra toplanmış ve toplanacak deliller çerçevesinde oluşacak sonuca göre bir karar verilmelidir.
Mahkemece, bu hususlar gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olduğundan, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı … İdaresi vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 27.10.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.