Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2006/313 E. 2006/4820 K. 25.04.2006 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2006/313
KARAR NO : 2006/4820
KARAR TARİHİ : 25.04.2006

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı … Turizim A.Ş vekili tarafından, davalılar aleyhine 31.8.2004-11.1.2005 gününde verilen dilekçe ile tapu kaydında irtifak hakkı istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın kabulüne dair verilen 6.10.2005 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davalılar İTÜ Rektörlüğü, normal temyizi ise davalılar İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve Hazine vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 25.4.2006 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz Müt İTÜ Rektörlüğü vekilleri Av. …, Av. …, Av. …, davalı … vekili Av. …, davalı İstanbul Büşükşehir Belediye Başkanlığı vekili Av. … ile diğer taraftan davacı … Tur. AŞ vekili Av. … … ile T.M.M.O.B Mimarlar Odası Başkanlığı vekili olduğunu beyan eden Av. … geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, tapu kayıtlarındaki “Taşınmaz üzerine inşa olunmamak üzere irtifak vardır” şeklinde yansıtılan şerhin kaldırılması istemiyle açılmıştır.
Mahkemece dava kabul edilmiş, hükmü davalı … İstanbul Büyükşehir Belediye Tüzel Kişiliği ve İTÜ Rektörlüğü temyiz etmiştir.
Dosyadaki 5 Recep 1280 tarihli ilmühaberde adı geçen şerhin “…. Beşiktaş civarında gashane ile Mecidiye Kışlağı Hümayunu beyinde olup diruhinin uhdesinde bulunan mahallin üzerine Ebniye inşa olunmamak üzere şimdilik kaydı bağlasına ve ferağı takririnde temessüküne tahşiye olunması……” şeklinde yazıldığı görülmektedir. Bu şerh Medeni Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra 30.12.1940 tarihinde yapılan kadastro tespitinde 8 parsel sayılı taşınmaza “….bu gayrimenkul üzerine inşa olunmamak üzere irtifak hakkı vardır.” biçimiyle aktarılmıştır. Davacı şirketin terkinini talep ettiği şerh davacının da maliki olduğu kayıtlara yansıtılan bu şerhtir.
İlke olarak Türk Medeni Kanunun 683. maddesi hükmünce bir şeye malik olan kimse o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Tasarrufta bulunma yetkisi demek bir hakkı devretme, değiştirme, sınırlandırma veya ondan vazgeçme kısaca, o hakkı tasarruf işlemine konu yapabilme yetkisini ifade eder. Tasarruf yetkisinin hukuk düzeni tarafından tamamen veya kısmen kısıtlanmasına ise “tasarruf yetkisi kısıtlaması” denmektedir. Kural, malikin tasarruf yetkisine sahip olması, bunun istisnası ise hukuk düzeninin öngördüğü hallerde tasarruf yetkisinin kısıtlanmasıdır. Aslında somut olayda olduğu gibi mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamanın nedeni hak sahibinin hukuki durumu ve onun bu durumu sebebiyle yapacağı hukuki işlemlerden zarar görebilecek üçüncü kişilerin korunma altına alınmasıdır. Hiç kuşkusuz kamu düzeni düşüncesiyle de tasarruf yetkisinin kısıtlanması olanaklıdır. Tasarruf yetkisi kısıtlanması şerhi, ilgilinin emir ve talebiyle olabileceği gibi bazı hallerde kanunun öngördüğü işlemlerden ötürü de tapu kütüğüne yazılabilir. Kısıtlama şerhinin kaldırılması ise ilgilisinin talebi ile olabileceği gibi, eğer bir süreye bağlı olarak yapılmışsa o sürenin geçmesi veya hak sahibine sağlanan yararın tamamen ortadan kalkması ya da hakkın varlığının devamı taşınmazda sebep olduğu külfete göre sahibine çok az yarar sağlamaya başlaması halinde mahkeme kararıyla mümkündür.
Dava konusu taşınmaz üzerine başlangıçta konulan şerh kadastroda “taşınmaz üzerine inşa olunmamak üzere irtifak hakkı vardır” şeklinde yansıtıldığından burada kısaca irtifak hakkının mevcut yasal düzenlemelere göre ne olduğu yönü üzerinde de durulması gerekmektedir. Türk Medeni Kanunun 779. maddesindeki tanıma göre irtifak hakları sahibine konusu olan eşyayı doğrudan doğruya kullanma veya ondan yararlanma yetkileri veren ya da malike bir çekinme borcu yükleyen sınırlı ayni haklardandır. İrtifak hakkının ya bir taşınmaz veya belirli bir kişi lehine tesisi mümkündür. Bir taşınmaz lehine tesis edilmiş olan irtifak hakkı eşyaya bağlı irtifaklar, belli bir kişi lehine tesis edilen irtifak hakkı ise şahsa bağlı irtifaklar olarak bilinir. Bazı irtifak hakları hak sahibine tam bir yararlanma hakkı (örneğin intifa hakkı) verdiği halde diğer bazıları sahibine eşyadan sınırlı yararlanma hakkı (örneğin geçit irtifakı) tanır. Bazı irtifak hakları vardır ki hak sahibinin eşyadan yararlanma yetkisini engeller. Eşya malikinin az yukarıda sözü edilen Türk Medeni Kanunun 683. maddesiyle kendisine sağladığı yetkileri kullanmadan kaçınmaya zorlar. Örneğin; inşaatı yapmama yasağı konulması, manzara kapatılmaması gibi irtifak hakları böyledir. Bu gibi haklara olumsuz irtifak hakları denir.
Bu kısa açıklamalardan sonra somut olaya dönüldüğünde;
Dava konusu taşınmaz malın kaydına gerek başlangıçta konulan kısıtlamanın ve gerekse sonradan kadastro uygulamasında kayıtlara “taşınmaz üzerine inşa olunmamak üzere irtifak hakkı vardır” biçimiyle yansıtılan kısıtlamanın kamu düzeni amacı taşıdığı tartışılmamalıdır. Kayıtlara getirilen kısıtlama bir zaman süresiyle sınırlı tutulmadığından konuluş amacı devam ettiği sürece kısıtlamanın da devam etmesi gerekir. Diğer yandan, kadastroda yansıtılan biçimiyle kayıtlara geçirilen arazi üzerine inşa olunmamak üzere irtifak hakkı, şayet müdahil ve davalı …, Büyükşehir Belediye Tüzel Kişiliği ile İTÜ Rektörlüğünün ileri sürdükleri gibi manzara kapatmama gibi bir nedene dayanıyorsa konunun ayrıca Türk Medeni Kanununun “Komşu hakkı-Kullanma biçimi” başlıklı 737. ve devamı maddeleri hükümlerine göre de değerlendirilip incelenmesi gerekecektir. Gerçekten anılan bu hüküm uyarınca “Herkes, taşınmaz mülkiyetinden doğan yetkilerini kullanırken ve özellikle işletme faaliyetini sürdürürken komşularını etkileyecek taşkınlıktan kaçınmakla yükümlüdür. Özellikle taşınmazın durumuna niteliğine ve yerel âdete göre komşular arasında hoşgörülebilecek dereceyi aşan …… rahatsızlık vermek yasaktır. Yerel âdete uygun ve kaçınılmaz taşkınlıklardan doğan denkleştirmeye ilişkin haklar saklıdır.” Görülüyor ki anılan bu hüküm ile malike mülkün kullanılmasında komşuya zarar verecek taşkınlıklardan sakınma ödevi yüklenerek yasal kısıtlamalardan birisi düzenlenmiştir. Buradaki taşkınlıktan amaç komşuluğun olağan hoşgörü sınırlarını aşan ve komşunun kendisi ve ailesi ile veya taşınmazı zararına aşırı derecede etkili olabilecek iş ve eylemlerdir. İddia ve savunmaya göre somut olayda kayıtlara yansıyan şerhin terkini için kısaca şerhin konulma sebebi olan kamu yararının halen devam edip etmediğinin, bundan ayrı olaya Türk Medeni Kanunun 737 ve devamı maddeleri açısından da yaklaşılarak davacı şirketin paydaşı olduğu yapının komşular arasında hoşgörülebilcek özellikte bulunup bulunulmadığının davalıların mevcut yapıyla manzara haklarına engelleme olup olmadığının duraksamasız açıklığa kavuşturulması zorunludur. Ne var ki; mahkemece bu konuda yapılan araştırma ve inceleme ve alınan bilirkişi raporu yeterli bulunmamaktadır. Esasen bilirkişi olarak seçilen kişiler mevcut uyuşmazlıkta oy ve görüş bildirecek uzmanlar değildir.
Tüm bu açıklamalardan sonra mahkemece yapılması gereken iş, içlerinde diğer bilirkişileri hukuki olan konularda aydınlatmak üzere Üniversitede öğretim görevlilerinden seçilecek hukukçu bilirkişi de bulunmak koşuluyla şehircilik planlamasında akademik kariyeri olan uzman kişilerden oluşturulacak bilirkişi kuruluna dava konusu taşınmaz ve komşu parsellerin bulunduğu alanlarda keşif yapılarak ve yapılan keşfi HUMK. nun 366. maddesi uyarınca izleme olanağı sağlayan fotoğraflar dosyaya eklenerek ayrıntılı ve gerekçeli rapor almak, çekişme konusu hakkında dava dosyası arasında mevcut diğer dava dosyalarında toplanan delillerden de yararlanılarak
sonucuna uygun hüküm kurmak olmalıdır. Eksik araştırma inceleme ve bilirkişilerin yetersiz raporları ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmadığından karar bozulmalıdır.
Kabule göre de, dava konusu taşınmazda davacı … Turizm A.Ş’nin pay sahibi olduğu diğer paydaşlar tarafından açılmış bir dava bulunmadığı gözardı edilerek istemin sadece davası olan şirketin payına hasren kabulü gerekirken dava açmayan paydaşları da kapsar biçimde şerhin tüm tapu kayıtlarından kaldırılması doğru olmamıştır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle hükmü temyiz eden taraf yararına BOZULMASINA, hükmü temyiz eden davalılar Büyükşehir Belediye Başkanlığı, İTÜ Rektörlüğü ve Hazine vekili yararına 450 YTL duruşma vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, peşin alınan temyiz harçlarının istek halinde yatırana iadesine, 25.4.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.