YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/13481
KARAR NO : 2008/14563
KARAR TARİHİ : 24.11.2008
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı tarafından, davalı aleyhine 20.09.2006 gününde verilen dilekçe ile meni müdahale ve kal davacı … vekili tarafından davalı … aleyhine 10.10.2006 gününde verilen dilekçe ile temliken tescil istenmesi üzerine davalar birleştirilerek yapılan duruşma sonunda; davacı …’ın meni müdahale kal davasının kabulüne, karşı davanın reddine dair verilen 20.03.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, çaplı taşınmaza elatmanın kal suretiyle giderilmesi istemiyle açılmıştır.
Davalı, davacının 1356 parseli üzerindeki yapıların iyi niyetli yapıldığını, asıl davanın reddi ile karşı davasında 1356 parselin Türk Medeni Kanununun 725.maddesi uyarıca temliken adına tescilini istemiştir.
Mahkemece, asıl dava kabul edilmiş, karşı dava reddedilmiştir.
Hükmü, davalı ve karşı davacı temyiz etmiştir.
Gerçekten, asıl davanın dayanağı olan Türk Medeni Kanununun 683.maddesi uyarınca taşınmaz maliki çapı kapsamında kalan bir yere haksız elatmanın önlenmesini isteyebilir.
Karşı davanın dayanağı ise “taşkın yapılar” başlıklı Türk Medeni Kanununun 725.maddesi olup, bu maddede “…”dan söz edilmektedir. Bilirkişinin 27.11.2007 tarihli krokisinde (B) ve (C) harfleri ile gösterdiği ahır niteliğindeki yerlerin basit yapılardan ibaret olduğu rapor içeriğinde açıklandığından ve yıkımının fahiş zarar meydana getirmeyeceği belirtildiğinden, bu taşınmaz bölümleriyle ilgili asıl davanın kabul edilmesinde
yasaya aykırılık yoktur. Diğer yandan, krokide (D) harfi ile gösterilen taşınmaz bölümüne halen davalı ve karşı davacının zilyetliğindeki boş arazi olduğu, (F) harfli yerinde tuvalet olarak kullanıldığı saptandığından, bu kısımlara ilişkin istemlerin de hüküm altına alınması doğrudur.
Davalı ve karşı davacının krokide (E) harfi ile gösterilen bina nitelindeki taşkın … bölümüne yönelik temyiz itirazlarına gelince;
Yasal ayrıcalıklar dışında, Türk Medeni Kanununun 684/1 ve 718/2 maddelerine göre, arazinin mülkiyeti ve buna bağlı olan tasarruf hakkı o arazide kalıcı olmak koşuluyla yapılan şeyleri de kapsar. Türk Medeni Kanununun 725. maddesinde bu kuralın istisnalarından birisi düzenlenmiş olup, madde hükmü;
“Bir yapının başkasına ait araziye taşırılan kısmı, eğer yapıyı yapan malik taşırılan arazi üzerinde bir irtifak hakkına sahip bulunuyorsa, ona ait taşınmaz bütünleyici parçası olur.
Böyle bir irtifak hakkı yoksa, zarar gören malik taşmayı öğrendiği tarihten başlayarak onbeş gün içinde itiraz etmediği, aynı zamanda durum ve koşullar da haklı gösterdiği takdirde, taşkın yapıyı iyi niyetle yapan kimse, uygun bir bedel karşılığında taşan kısım için bir irtifak hakkı kurulmasını veya bu kısmın bulunduğu arazi parçasının mülkiyetinin kendisine devrini isteyebilir” şeklindedir.
Böylece, muhdesatla arasındaki bağlantı kesilmiş bina sahibine aşağıdaki koşulların oluşması halinde ayrılmaz parça niteliğindeki taşkın … için üzerinde bulunduğu taşınmaza malik olabilme olanağı tanınmıştır.
Bunun için:
1-Tapuya kayıtlı özel mülkiyete konu bir taşınmaz üzerinde, temelli kalması amacıyla yapılan binanın ayrılmaz parçası yine tapuda kayıtlı üçüncü kişiye ait taşınmaza taşkın yapılmış olmalıdır.
2-Taşkın inşaat, taşkın … ile iki komşu taşınmazı fiilen birleştirmekte, ekonomik bir bütünlük oluşturmaktadır. Bu özelliğinden dolayı taşkın yapıya dayanan temliken tescil isteği taşınmaza bağlı kişisel hak niteliğindedir. Taşılan arazi malikinin devir borcu eşyaya bağlı bir borç olduğundan inşaat maliki hakkını taşılan arazinin her malikine karşı kullanabilir. Yeni malikler de Türk Medeni Kanununun 725. maddesinde belirtilen haklardan yararlanabilecekleri gibi borçlardan da sorumlu olur.
3- Bu inşaatı kendi malzemesi ile yapan kişinin iyiniyetli olması, diğer bir anlatımla zeminin kendisine ait olduğu, ya da 5.7.1944 tarihli ve 12/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği gibi mülkiyetin ileride kendisine geçirileceği inancıyla hareket etmesi gereklidir.
14.2.1951 tarihli ve 17/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, iyiniyetin ispatı taşkın … malikine ait ise de iyiniyet iddia ve savunması def’i olmayıp itiraz niteliği taşıdığından ve kamu düzeni ile ilgili bulunduğundan mahkemece kendiliğinden göz önünde tutulmalıdır.
Taşkın binanın bulunduğu taşınmaz maliki veya o taşınmazda mülkiyetten başka ayni hak sahibi olup da zarar gören kimselerin, taşınmaza elatıldığını öğrendikleri tarihten itibaren onbeş gün içerisinde itiraz etmeleri, … malikinin iyiniyetli sayılması olanağını ortadan kaldırır. İtiraz hiçbir şekle bağlı değildir. Yapının ilerlemesini, zararın büyümesini önlemek için konan bu sürenin başlangıcını objektif olarak saptamak, yapının görünebilir hale gelme tarihinden başlatmak, taşırılan taşınmaz malikinin öğrenmesine engel olan sübjektif (öznel) nedenleri dikkate almamak gerekir. Aksine düşünce bu yöndeki yasa koyucunun amacını ortadan kaldırır. (Sübjektif koşul)
4- Bu tür davalarda üzerinde önemle durulması gereken diğer bir koşul da halin icabından taşkın inşaatın yıkılması gerekip gerekmediğinin saptanmasıdır. Uygulama ve doktrinde “durum ve koşulların haklı kılması” şeklinde ifade edilen bu şarttan inşaatın yıkılması ile inşaat sahibinin uğrayacağı zarar veya yıkılmaması halinde arsa malikinin arsasının uğrayacağı değer kaybının mukayese edilmesi anlaşılmalıdır. Bu koşulun içinde taşkın yapının bulunduğu arazi parçasının davacı adına tescili için, taşkın kısmın ana taşınmazdan ayrılarak müstakil parsel oluşacak veya ait taşınmazla birleştirilecek şekilde ifrazının mümkün olması da vardır.
5- Zemin bedeli, salt temlik edilecek arsanın bedelini değil gerektiğinde taşınmazın bir kısmını terk etmek zorunda kalan malikin özverisini düşünerek uzman bilirkişilerden dava tarihine göre devredilen arsa bedeli yanında, geride kalan kısmın uğradığı değer kaybı varsa malikin öteki zararları gibi konularda da rapor almak suretiyle Türk Medeni Kanununun 4. Borçlar Kanununun 42. maddeleri uyarınca ve aynı zamanda sebepsiz zenginleşmeyi önleyecek biçimde en uygun şekilde tayin ve takdir edilerek önceden ödenen bedel var ise mahsup edilmek suretiyle arsa sahibine ödenmek üzere depo ettirilmelidir.
Somut olayda;
Davacı ve karşı davalı vekili 20.11.2006 tarihli dilekçesinde davalı ve karşı davacının 1355 parseli satın aldığı 21.07.1992 tarihindeki duruma göre davacı karşı davalının temliken tescil isteğini kabul etmiştir. Davacı ve karşı davalı vekilinin bu beyanı 1355 parsel maliki … ’ın iyi niyetli olduğunu gösterir. Bu durumda mahkemece yapılması gereken …, yerinde yeniden keşif yapılarak krokide (E) harfi ile gösterilen “bina” niteliğindeki taşınmaz bölümü
yönünden yukarıdan beri yapılan açıklamalar doğrultusunda yasanın öngördüğü koşulların oluşup oluşmadığını belirlemek, koşulları oluşmuşsa ve taşınmaz bölümünün ifraz olanağı varsa karşı davayı oluşacak sonuca uygun değerlendirmek olmalıdır.
Değinilen yönler bir yana bırakılarak (E) harfli bölüm için de istem yazılı olduğu şekilde kabul edildiğinden karar bozulmalıdır.
Kabule göre de, 1413 parsel sayılı taşınmaz hakkında davalının ne gibi bir elatması olduğu kanıtlanmamış iken, krokide 1413 parsel sayılı taşınmazın (G) harfli bölümüne de davalı-karşı davacının elatmasının önlenmesine dair hüküm kurulması doğru değildir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle davacı-karşı davalı yararına BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 24.11.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.