YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/3809
KARAR NO : 2007/5647
KARAR TARİHİ : 14.05.2007
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı temsilcisi tarafından, davalı aleyhine 02.06.2004 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 15.06.2006 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı … tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_
Dava, tapu kaydına dayalı tapu iptali ve tescil istemiyle açılmıştır.
Mahkemece dava konusu taşınmaz firari ve yitik kişilerden Hazineye kaldığından, kamu malı olması özelliğinden dolayı davalı iyiniyet iddiasını ileri süremeyeceğinden, dava kabul edilmiş,
Hükmü davalı temyiz etmiştir.
Gerçekten 13366 m2 yüzölçümündeki çekişme konusu 136 ada 47 parsel sayılı taşınmaz belgesiz kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle …adına tahdit edilmiş, kadastro tespiti 08.01.1993 tarihinde kesinleşmiştir.
Davalının 47 parseli tapuda 30.04.1999 tarihinde satış suretiyle edindiği görülmektedir. Hazine tarafından dayanılan ve 47 parsel sayılı taşınmaza ait olduğu kabul edilen 16.01.1949 tarih 41 sıra numaralı tapu kaydı taşınmaz öncesinin firari ve yitik kişilerden kanunlar uyarınca Hazineye kalan yerlerden olması nedeniyle davacı Hazine adına tesis olunmuştur. Taşınmazın tapudaki niteliği «tarla» dır. Davacı Hazine tarafından 47 parsel sayılı taşınmazın kamu hizmetinde kullanılan kamu malı olduğu da iddia edilmiş değildir.
Burada özellikle üzerinde durulması gereken husus, taşınmazın kadastrosunun kesinleşme tarihi olan 08.01.1993 tarihi ile davanın açıldığı 02.06.2004 tarihleri arasında on yıllık süre geçtiğinden 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3. fıkrasının uygulanıp uygulanmayacağıdır. Gerçekten, 3402 sayılı Kadastro Kanununun onikinci maddesinin 3. fıkrasında «bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihinden itibaren 10 yıl geçtikten sonra, kadastrodan öncesi hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz» hükmü bulunmaktadır.
Yasaların yorumunda sadece bir madde hükmü ile değil, yasanın tümünün birlikte değerlendirilmesi gerekeceği uygulamada kabul edilmektedir. O yüzden Dairemiz bozma ilamında vurgulandığı üzere ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12. maddesi yorumlanırken 16. maddesinin ve bu arada 18. maddenin de birlikte göz önünde tutulması gerekir. Hal böyle olunca; 3402 sayılı Kadastro Kanunun 12. maddesinde öngörülen hak düşürücü sürenin özel mülkiyete konu olmayan ve özel hukuk hükümlerine tabi bulunmayan davalarda uygulanabileceği düşünülemez. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun aynı konudaki 23.11.1988 tarih 1988/1-825-964 sayılı ilamında da aynı düşünceler benimsenmiştir.
Somut olaya gelince; yukarıda da sözü edildiği üzere Hazinenin dayandığı 16.01.1949 tarih 41 sıra numaralı tapu kaydında taşınmazın tarla niteliğinde olduğu yazılıdır. Hazine tarafından kayıt kapsamındaki taşınmazın kamu malı olduğu ve bir kamu hizmetinde kullanıldığı da iddia edilmemiştir. Kadastro 08.01.1993 tarihinde kesinleştiğine dava 02.06.2004 tarihinde açıldığına göre olayda 3402 sayılı Kanunun 12. maddesinin 3. fıkrasında yazılı hak düşürücü süre geçtiğinden davanın bu nedenle reddi gerekir. Mahkemece hak düşürücü sürenin kamu düzenine ilişkin olduğu, kamu düzenine ilişkin konularda 04.02.1959 tarih ve 13/5 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararında belirtildiği üzere usulü kazanılmış haktan söz edilemeyeceği düşünülerek davanın bu nedenle reddi yerine, yazılı bazı gerekçelerle kabulü doğru olmamış hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 14.05.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.