YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/8216
KARAR NO : 2022/7283
KARAR TARİHİ : 22.09.2022
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup, hükmün davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava konusu, Kütahya İli Dumlupınar İlçesi Büyükaslıhanlar Köyü Avlumkaya Mevkii doğusu: köy boşluğu, kır, batısı: davacıya ait 1395 parsel, kuzeyi: kır ve güneyi: …’ya ait tarla olan 5.000 m2’lik yere ilişkindir.
Davacı …; tapuda adına 1395 parsel 6.600 m2 tarlası olduğunu, söz konusu tarlanın doğusunda kalan 5.000 m2 tarlanın her nasılsa köy boşluğu olarak bırakıldığını, parsel numarası verilmediğini, bu yerin dededen babası …’e, ondan da kendisine kaldığını, 100 senedir bu tarlanın çevresinin taş duvarla çevrili olduğunu, tarla olarak kullanıldığını, Hazine ve Köy boşluğu ile ilgisi olmadığını, bu yerin doğusunun köy boşluğu, kır, batısının davacıya ait 1395 parsel, kuzeyinin kır, güneyinin … tarlası olduğunu, davalılar adına köy boşluğu olarak yazılan yerin tapusunun iptali ile kendi adına yazılmasını talep ve dava etmiştir.
Mahkemece; davanın kabulüne, dava konusu Kütahya İli Dumlupınar İlçesi Büyükaslıhanlar Köyünde bulunan ve kadastro sırasında tescil harici bırakılan fen bilirkişileri … … ve A. … …’ün 06.02.2015 havale tarihli rapor ve ekindeki kroki de (A) harfi ile gösterilen 5.453,60 m2’lik taşınmazın Büyükaslıhanlar Köyündeki son parsel numarası verilmesi suretiyle tarla vasfı ile dahili davacılar …, … ve …’un Altıntaş Noterliğinde verilen 23.01.2015 tarihli ve 3656 yevmiye nolu veraset ilamındaki payları oranında tapuya kayıt ve tesciline, karara Altıntaş Noterliğinin 23.02.2015 tarihli ve 03656 yevmiye nolu veraset ilamının eklenmesine, fen bilirkişileri … … ile A. … …’ün 06.02.2015 tarihli ve ekindeki krokinin iş bu kararın eki sayılmasına. Mahkemenin kararının bir suretinin İİK’nin 28. maddesi uyarınca Dumlupınar Tapu Sicil Müdürlüğüne gönderilmesine karar verilmiştir. Hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava; TMK’nin 713. maddesi gereğince tapuda kaydı olmayan taşınmazın tesciline ilişkindir.
Dosya kapsamında yapılan incelemede; Mahkemece 18.12.2014 tarihinde kadastro, harita, ziraat ve orman bilirkişileriyle yapılan keşif sonrası alınan 26.12.2014 havale tarihli kadastro ve harita bilirkişileri tarafından düzenlenen raporda; dava konusu yerin A harfli 5.453,60 m2 batısında şahıs tarlası, güneyinde hali araziyi müteakip şahıs tarlaları doğusunda ve kuzeyinde orman olduğu, 06.02.2015 havale tarihli ziraat ve orman bilirkişileri tarafından düzenlenen raporda ise dava konusu taşınmazın hali (taşlık) arazi ile şahıs tarlaları olarak tescili yapılan tarım arazileri ile arasında eğim farkı olduğu, taşınmazın hali hazırda tarımsal amaçlı kullanıldığı, anız vaziyette olduğu, %2-3 eğimli olduğu taşınmazın toprağının humus içermediği, orman bitki örtüsü bulunmadığı toprak muhafaza karakteri taşımadığı, 1960 yılı memleket haritasında dava konusu yerin beyaz renkli orman alanı dışında bulunduğu, hava fotoğrafı incelemesinde açık renkte çıplak alanda kaldığı, orman örtüsü bulunmayan kısımda yer aldığı ve hava fotoğrafıyla memleket haritasının uyumlu olduğu, taşınmazın orman içi açıklık olmadığı, taşınmazın tarım arazileri ile sınırlı olmadığı, dört tarafının orman olmayıp taşınmazın tescil harici bırakılan arazi içersinde kaldığı, keşif tarihi itibariyle taşınmazın tarımsal amaçlı kullanıldığı ve orman sayılmayan yerlerden olduğu tespit edilmiştir.
Davacı tarafından aynı yere ilişkin aynı sebeple Altıntaş Sulh Hukuk Mahkemesinin 2008/200 Esas sayılı dosyasıyla dava açılmış olup bu dosyada 26.05.2010 tarihinde 2 fen, 1 ziraat ve 1 orman bilirkişi ile gidilen keşif sonrası alınan 07.06.2010 tarihli fen bilirkişileri tarafından düzenlenen raporda; dava konusu yerin A harfli 5713 m2 doğu, kuzey ve güneyinin orman, batısının 1394, 1395 parsellerle çevrili olduğu, dava konusu yerin tamamının 4 nolu paftada devlet ormanı olarak belirtilen alan içerisinde kaldığı, 10.06.2010 tarihli ziraat bilirkişi tarafından düzelenen raporda; dava konusu yerin daha önce tarımsal amaçla kullanıldığı, eğiminin %2-3 olduğu, taşınmazın hali hazırda ekili olmadığı, çayır otlarıyla kaplı olduğu ve 2 yıldan beri kullanılmadığı, taşınmazın batısı kır arazisi görünümünde olan araziler, kuzeyi ve doğusu fiilen orman ve kayalık arazi, güneyi taşlık ve kayalık, tarım arazileri ile bütünlük arz etmeyen fiilen orman olan arazi içerisinde olduğu ve fiilen orman arazileri ile çevrili olduğundan tarım arazisi niteliği taşımadığı, 10.06.2010 tarihli orman bilirkişisi tarafından düzenlenen raporda ise dava konusu yerin kadastro çalışmaları esnasında devlet ormanı-tescil harici arazi içerisinde bırakıldığı, 4 tarafının orman arazisi ile çevrili olduğu, 1960 yılı memleket haritasında beyaz renkle gösterilen orman alanları dışında bulunduğu, taşınmazın kuzeyi ve doğusunun fiilen orman ve kayalık, güneyinin kayalık, batısının kır arazi görünümündeki arazilerle çevri olduğu, orman arazileri ile bütünlük arz ettiği, eğiminin %2-3 olduğu, hali hazırda kır arazi olduğu ve orman bitki örtüsünün bulunmadığı, zemindeki anız kalıntılarından tarımsal amaçla kullanıldığının anlaşıldığı, 6831 ve 3116 sayılı Kanunlar karşısında dava konusu yerin orman sayılan yerlerden olduğu tespit edilmiştir. Bu dosya davacı tarafından takip edilmeyerek nihayetinde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş ve Yargıtay denetimden vekalet ücreti yönünden düzeltilerek onanmak suretiyle 27.07.2012 tarihinde kesinleşmiştir.
Eldeki davada alınan bilirkişi raporu ile aynı yere ilişkin olarak aynı sebebe dayanarak aynı kişi tarafından Sulh Hukuk Mahkemesinde açılan davada alınan bilirkişi raporları arasında çelişki bulunmakta olup bundan ayrı eldeki davada Dairemiz ve Yargıtayın içtihatlarına uygun rapor hazırlanmadığından hükme esas alınan bilirkişi raporu yeterli görülmemiştir. Şöyle ki; Sulh Hukuk Mahkemesi dosyasında alınan fen bilirkişileri raporunda dava konusu edilen yer ile eldeki davada dava konusu edilen yer farklı konumlandırılmış olup 2010 yılında alınan fen bilirkişileri raporunda dava konusu yerin ormanlık alanda olduğu belirtilirken eldeki davada alınan fen bilirkişileri raporunda hudutların yalnızca ikisi yönünden orman olduğu, Sulh Hukuk Mahkemesi dosyasında alınan ziraat bilirkişi raporunda; taşınmazın fiilen orman arazileri ile çevrili olduğundan tarım arazisi niteliği taşımadığı belirtilirken eldeki dosyada alınan raporda taşınmazın 4 tarafının orman olmayıp tescil harici, alanda kaldığı, yine Sulh Hukuk Mahkemesi dosyasında alınan orman bilirkişi raporunda taşınmazın her ne kadar 1960 yılı memeleket haritasında beyaz renkli orman sayılmayan alanda bulunsa da orman arazileri ile bütünlük arz ettiğinden orman sayılan alanlardan olduğu, eldeki dosyada alınan raporda ise 1960 yılı memleket haritasında ve tarihi belirtilmeyen hava fotoğrafında ise beyaz alanda olduğu bu nedenle orman sayılmayan yerden olduğu belirtilmiştir. Ayrıca son alınan raporda tarihi belirtilmeyen hava fotoğrafı üzerinde dava konusu yeri net gösterecek şekilde de bir çakıştırma yapılmayarak beyaz renkli alanda olduğu belirtilmiştir.
O halde; her ne kadar 17.09.2014 tarihli Orman Genel Müdürlüğü yazısında dava konu yerin bulunduğu yörede orman kadastrosu geçmediği bildirilmiş ve bilirkişilerce de bu husus teyit edilmişse de, yazının gönderildiği tarihten bu zamana uzun yıllar geçtiği de gözetilerek ilgili yerlere yeniden müzekkere yazılmak suretiyle öncelikle orman kadastrosu çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede yapılmış ise orman tahdidine ilişkin işe başlama, çalışma, işi bitirme ve sonuçlarının askı ilan tutanakları ile taşınmazın bulunduğu yeri orman tahdit sınır noktalarıyla birlikte gösterir onaylı orman tahdit harita örneği dosyaya getirilerek yine yöreye ait en eski tarihli memleket haritası ve hava fotoğraflarının tamamı ile varsa amenajman planı ve komşu parsellere ait kadastro tutanakları, tutanaklar kesinleşmiş ise tapu kayıt örnekleri ve tapu kayıtları mahkeme kararı sonucu oluşmuş ise mahkeme karar örnekleri ilgili yerlerden getirilerek, yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan aynı köyde ve komşu köylerde ikamet eden şahıslar arasından seçilecek ayrı ayrı 3’er kişilik yerel bilirkişi kurulu ve taraf tanıkları ile önceki bilirkişiler dışında halen Tarım ve Orman Bakanlığı ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman mühendisleri arasından seçilecek üç orman mühendisi bilirkişi, üç ziraat mühendisi bilirkişi, bir jeodezi ve fotogrametri mühendisi aracılığıyla yeniden keşif yapılmalıdır. Keşifte orman sınır noktaları tutanak ve haritalarda yazılı mevki, yer, kişi isimleri ile açı ve mesafelere göre, orman kadastrosu tutanak ve haritalarının düzenlenmesinde kullanılan hava fotoğrafları ve memleket haritalarından yararlanılarak, değişik açı ve uzaklıklardaki en az 6-7 adet orman sınır noktası bulunup röperlenmeli, orman kadastrosu ile ilgili sınır noktaları aynı ölçeğe çevrilerek, çekişmeli taşınmazın orman kadastro haritasına göre konumu genel kadastro paftası üzerinde ve aynı ya da yakın orman sınır hatlarında dava konusu edilen parseller varsa, bunların tümü birleşik harita üzerinde gösterilmeli; tutanaklardaki anlatımlar değerlendirilmeli; tutanaklarla tahdit haritası arasında çelişki bulunup bulunmadığı belirlenmeli; çelişki bulunmakta ise çekişmeli parsel yönünden tahdit tutanakları ile haritalar arasındaki çelişki tahdit tutanaklarına değer verilmek suretiyle giderilecek şekilde tereddüte mahal bırakmayacak, açıklamalı, krokili rapor alınmalı, yine keşifte getirtilen belgeler çekişmeli taşınmaz ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle, taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 4785 ve 5658 sayılı Kanunlar karşısındaki durumu saptanmalı; zilyetlikle veya hukuki değeri kalmamış olan tapu kayıtlarıyla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yokedilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; toprak yapısı, bitki örtüsü ve çevresi incelenmeli; keşifte, hakim gözetiminde, taşınmazın dört yönden renkli fotoğrafları çektirilip, onaylanarak dosyaya eklenmeli; yukarıda değinilen diğer belgeler fen, jeodezi ve fotogrametri uzmanı bilirkişileri ile orman bilirkişi eliyle yerine uygulattırılıp; orijinal-renkli (renkli fotokopi) hava fotoğrafları ve memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de hava fotoğrafları ve memleket haritası ölçeğine (Net-Cad veya benzeri programlar kullanılarak) denetime elverişli olacak şekilde çevrildikten sonra komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmaz çevre parsellerle birlikte memleket haritası ve hava fotoğrafları üzerinde gösterilmeli, taşınmazın gerçek eğimi klizimetre aletiyle ölçülerek memleket haritalarındaki münhanilerden (yükseklik eğrilerinden) de faydalanılmak suretiyle belirlenmeli; stereoskopik hava fotoğraflarının stereoskop vasıtasıyla üç boyutlu incelemesi yapılarak temyize konu taşınmazın niteliği, üzerindeki bitki örtüsünün cinsi, yaşı, dağılımı, kapalılık oranının açıklandığı ve dava konusu taşınmazın 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 17/2. maddesinde belirtilen orman içi açıklık vasfında olup olmadığını belirten, yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli ve dosyadaki belgeler ile karşılaştırıldığında denetime elverişli rapor alınmalıdır.
Şayet dava konusu taşınmazların orman olmadığının tespit edilirse bu defa keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıklardan, taşınmazların öncesinin ne olduğu, kim veya kimler tarafından, hangi tarihten beri ve ne şekilde kullanıldığı, imar-ihya gerektiren yerlerden olup olmadığı, böyle yerlerden ise imar-ihyaya konu edilip edilmediği ve edilmiş ise imar-ihyasının hangi tarihte tamamlandığı hususları etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı, komşu parsellerin tutanak ve dayanakları uygulanmalı; dava konusu taşınmazları sınır olarak nasıl nitelendirdikleri araştırılmalı; yerel bilirkişiler ve tanıkların sözleri arasında doğabilecek çelişkiler gerektiğinde yüzleştirme yapılarak giderilmeye çalışılmalı; üç kişilik ziraatçi bilirkişi kurulundan taşınmazın evveliyatını, toprak yapısını, niteliğini ve zilyetlikle mülk edinilebilecek yerlerden olup olmadığını, komşu taşınmazlarla karşılaştırmalı şekilde açıklayan, bilimsel esaslara ve somut verilere dayalı, ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı; fen bilirkişisinden ise, keşfi takibe ve denetlemeye olanak verir rapor ve kroki alınmalı, tanık ve yerel bilirkişi ifadeleri bilimsel esaslara ve maddi bulgulara dayanılarak hazırlanan söz konusu bilirkişi raporlarıyla denetlenmeli 3402 sayılı Kanun’un 14. maddesi uyarınca, adına tescil kararı verilecek kişi ya da kişiler ile onların miras bırakanları adına aynı çalışma alanı içerisinde kayıtsız ve belgesizden başkaca taşınmaz mal tespit ya da tescil edilip edilmediği tapu müdürlüğü ve ilgili kadastro müdürlüğü ile hukuk mahkemeleri yazı işleri müdürlüğünden sorulup, aynı Kanunun 03.07.2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile değiştirilen 14/2. maddesi hükmü gözetilerek sulu ve susuz olarak kazanılmış toprak miktarı belirlenip, Kanunun getirdiği sınırlamanın aşılıp aşılmadığı saptanarak, toplanacak tüm kanıtlar birlikte değerlendirilip, ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulüne, usul ve yasaya aykırı olan hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, 22.09.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.