Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2022/5357 E. 2022/7346 K. 04.10.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/5357
KARAR NO : 2022/7346
KARAR TARİHİ : 04.10.2022

Davacı/birleşen davada davalı … ile davalı/birleşen davada davacı … ve asıl davada davalılar …, … aralarında birleştirilerek görülen alacak ve muarazanın giderilmesi davalarına dair Eskişehir 2. Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 10/02/2022 tarihli ve 2019/52 E. 2022/80 K. sayılı hükmün düzeltilerek onanması hakkında Dairece verilen 20/04/2022 tarihli ve 2022/2410 E. 2022/3784 K. sayılı karara karşı, davacı/birleşen davada davalı vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiştir.
Düzeltme isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Asıl davada davacı; davalılardan kuzeni … ile arasında aktar dükkanının işletilmesi hususunda adi ortaklık ilişkisi kurulduğunu, ortaklık işlerinin yürütümüne bizzat katılamadığını, yurt dışında eğitimine devam etmek zorunda kaldığını, kendisi adına ortaklık işlerinin yürütülmesi amacıyla anne ve babasına vekalet verdiğini, ancak davalıların, anne ve babasını dükkana almadıklarını, davalı …’ın babası diğer davalı …’ın ortaklığa konu dükkana tek başına sahip olmak istediğini, 19/08/2013 tarihinden bu yana ortaklıktan kar payı alamadığını ileri sürerek; vekil tayin ettiği anne ve babasının ortaklığa ait dükkana girmelerinin engellenmesi şeklinde devam eden muarazanın giderilmesi ile fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik payına düşen 51.900 TL’nin 17.550 TL’sinin ihtarname tarihi olan 27/01/2014 tarihinden, kalan kısmının ise dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalı …’tan tahsilini talep etmiş; 17/11/2021 tarihli ıslah dilekçesi ile davalıdan olan tasfiye payı alacağının 164.807,82 TL olarak belirlendiğinden bahisle talebini 164.807,82 TL’ye yükseltmiş, bunun 17.550 TL’sinin 27/01/2014 tarihinden, 34.550 TL’sinin dava tarihinden, ıslah edilen 112.907,82 TL’sinin ise ıslah tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsilini istemiştir.
Davalılar; davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını, adi ortaklık şeklinde işletilen davaya konu aktar dükkanının ortaklarının davacı ile davalı … olduğunu, bu nedenle davalılardan … ve …’a husumet yöneltilemeyeceğini, davacının anne ve babasının da ortaklıkla herhangi bir ilgisinin bulunmadığını, davacının ortaklıktan kaynaklanan görev ve sorumlularını yerine getirmediğini, davacının payına düşen karın ödendiğini savunarak, davanın reddini istemişlerdir.
Mahkemece; davalılardan … ve … tarafından davacıya kar payı ödemesi yapılmadığı, davacının ortaklıktan kaynaklı kar payı alacağının 43.250 TL olarak hesaplandığı, öte taraftan davacı vekilleri olarak tayin edilen anne ve babasının ortaklığa konu dükkana girmelerinin davalılardan … ve … tarafından haksız olarak engellendiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile 43.250 TL alacağın dava tarihinden
itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan … ve …’dan tahsiline, vekil tayin edilen davacının anne ve babasının ortaklığa ait dükkana girmelerinin engellenmesi şeklindeki muarazanın giderilmesine; davanın davalı … yönünden reddine dair verilen hüküm, davalıların temyizi üzerine; Dairece verilen 16/04/2018 tarihli ve 2016/12371 E. – 2018/4007 K. sayılı kararla; fiilen sona eren adi ortaklığın tasfiyesine yönelik işlemlerin açıklanan sıra ve yöntem izlenerek yapılması için öncelikle tasfiye memuru tayin edilmesi, tasfiye memurunun yaptığı tasfiye işleminin sonuç bilançosuna göre de tarafların hak ve yükümlülükleri tespit edilip tasfiye işlemi sonlandırılarak, hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi, ayrıca hüküm altına alınan kar payı alacağından ortaklık sıfatı bulunmayan davalı …’ın sorumlu tutulmuş olmasının doğru olmadığı gerekçesiyle bozulmuştur.
Bozma sonrası birleşen davada davacı …; davalı …’un adi ortaklıktan çıkarılmasını talep etmiştir.
Bozmaya uyan mahkemece; 30/07/2021 tarihli tasfiye raporu hükme esas alınarak; vergi dairesince düzenlenen 28/11/2018 tarihli yoklama fişi dikkate alındığında adi ortaklığın 27/11/2018 tarihi itibariyle sona erdiği, tasfiye raporu ile davacının tasfiye payı alacağının 164.807,832 TL olarak belirlendiği, ancak bozma öncesi mahkemece verilen kararın davalı tarafça temyiz edilmiş olması nedeniyle aleyhe hüküm verilemeyeceğinden, hüküm altına alınan miktarın 43.250 TL’yi geçemeyeceği, adi ortaklığın sona ermesi ile birlikte birleşen davanın da konusuz kaldığı gerekçesiyle; asıl davanın davalılar … ve … yönünden husumetten reddine, davalı … yönünden kısmen kabulü ile adi ortaklığın sona erdiğinin tespitine, ortaklığın tasfiyesi sonucunda 43.250 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline; konusuz kalan birleşen dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair verilen hüküm, davacı/birleşen davada davalının temyizi üzerine; Dairece verilen 20/04/2022 tarihli ve 2022/2410 E. – 2022/3784 K. sayılı kararla; (1) numaralı bentle davacının sair temyiz itirazları reddedildikten sonra, (2) numaralı bentle;
“… mahkemece; davanın kabul edilen kısmı üzerinden belirlenen yargılama harçlarının davalı …’tan tahsiline karar verilmesi gerekirken, yargılama harçlarının da diğer yargılama giderleri ile birlikte haklılık oranına göre tahsiline karar verilmiş olması, usul ve kanuna aykırıdır.
Bundan ayrı mahkemece; ilk kararda hakkındaki dava husumet yokluğu nedeniyle reddedilen davalı … lehine vekalet ücreti takdir edilmediği, kararın davalılar tarafından bu yönden temyiz edilmemesi nedeniyle vekalet ücreti yönünden kesinleştiği gözetilmeksizin, ikinci kararda, davalı … ile birlikte, davalı … lehine de vekalet ücretine hükmedilmesi doğru görülmemiştir.” gerekçesiyle yargılama giderleri ve vekalet ücreti yönünden düzeltilerek onanmış, düzelterek onama kararına karşı, davacı/ birleşen davada davalı vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiştir.
Karar düzeltme istemi üzerine yeniden yapılan incelemede;
1) Adi ortaklık sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir (TBK. 620/1 md.).
6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 1. maddesi; “Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlüğe girdiği tarihten önceki fiil ve işlemlere, bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına, bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişse, kural olarak o kanun hükümleri uygulanır. Ancak, Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra bu fiil ve işlemlere ilişkin olarak gerçekleşecek temerrüt, sona erme ve tasfiye, Türk Borçlar Kanunu hükümlerine tabidir.” hükmünü içermektedir.
Adi ortaklığın sona erme sebeplerini düzenleyen (TBK’nın 639 uncu) maddesinin birinci fıkrasında; “ortaklık sözleşmesinde öngörülen amacın gerçekleşmesinin imkansız duruma gelmesiyle” sona ereceği düzenlenmiştir.
Adi ortaklığın sona ermesi ile birlikte ortaklık tasfiye aşamasına girer. Ortaklar arasındaki hukuki bağ, tasfiye tamamlanmadan ortadan kalkmış kabul edilemez. Tasfiye, ortaklar arasındaki ortaklık ilişkisinin tamamen sona erdirilmesine yönelik kanuni bir usuldür. Tasfiye ile artık ortaklık malvarlığı para haline dönüştürülecek, borçlar ödenecek, sermaye değerleri ortaklara iade edilecek ve geri kalan meblağ ortaklar arasında kar ve zararın paylaşılması esasına göre dağıtılacaktır.
Adi ortaklığın tasfiyesi ya tarafların anlaşması suretiyle ya da bizzat mahkemece yapılır. Taraflar tasfiye konusunda anlaşmadığı takdirde ortaklığın tasfiyesinin mahkemece TBK’nın 642 vd. madde hükümlerine uygun olarak yapılması gerekir.
Öte yandan; bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması üzerine, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlanan bu olgu mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirmektedir (09/05/1960 tarihli ve 21/9 sayılı YİBK).
Somut olayda; davacı … ile davalılardan … arasında aktar dükkanının işletilmesi amacıyla adi ortaklık ilişkisinin kurulduğu sabit olup, eldeki asıl davanın kar payının tahsili istemiyle açıldığı; her ne kadar, kar payının diğer ortaktan tahsili isteminde bulunabilmek için ortaklığın tasfiyesi gerekmese de; davaya konu adi ortaklığın iştigal konusu olan aktar dükkanının 27/11/2018 tarihi itibariyle kapatılmış olması nedeniyle ortaklık amacının gerçekleşmesinin imkansız hale geldiği, işbu tarih itibariyle ortaklığın fiilen sona erdiği, ortaklığın sona ermesinin zorunlu ve kaçınılmaz bir hukuki sonucu olarak da kendiliğinden tasfiye aşamasına girdiği anlaşılmaktadır.
Nitekim, mahkemece uyulan bozma kararında; adi ortaklığın fiilen sona erdiği, bu nedenle tasfiyesinin gerektiği belirtilip, öncelikle tasfiye işlemini gerçekleştirecek tasfiye memuru tayin edilip, adi ortaklığın tasfiyesine yönelik işlemlerin açıklanan sıra ve yöntem izlenerek yapılması ve tasfiye sonuç bilançosuna göre mahkemece, tarafların hak ve yükümlülükleri saptanıp tasfiye işlemi sonlandırılarak, bu doğrultuda hüküm tesis edilmesi gerektiği açıkça ifade edilmesine, alınan tasfiye raporuna göre davacının tasfiye payı alacağı 164.807,832 TL olarak belirlenmiş olup, davacı ortağın tasfiye payı alacağına yönelik talebini işbu miktar üzerinden usulüne uygun ıslah etmiş olmasına rağmen; önceki kararı davalıların temyiz etmiş olduğundan bahisle davalılar aleyhine hüküm verilemeyeceği gerekçesiyle, yanılgılı değerlendirme ile 43.250 TL üzerinden hüküm tesis edilmesi doğru görülmemiştir.
Hal böyle olunca, mahkemece; yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular çerçevesinde, adi ortaklıktan kaynaklı kar payı alacağının tahsili istemiyle açılan asıl davada, ortaklığın fiilen sona ermiş olması nedeniyle zorunlu olarak tasfiyesinin gerektiği, adi ortaklığın tasfiyesi davasının usuli kazanılmış hak yönünden istisna teşkil ettiği, bu nedenle ilk kararın yalnız davalılar tarafından temyiz edilmiş olmasının, davalılar lehine usuli kazanılmış hak oluşturmayacağı, tasfiye sonucuna göre karar verilmesi gerektiği dikkate alınarak, davacı ortağın tasfiye payı alacağının 164.807,832 TL olduğunun kabulü ile ıslah edilen işbu miktar üzerinden hüküm tesis edilmesi gerekirken; yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.
Ne var ki mahkeme kararının yukarıda açıklanan gerekçeler ile bozulması gerekirken, zuhulen düzeltilerek onandığı bu defa yapılan yeniden inceleme sonucu anlaşıldığından, asıl davada davacı vekilinin bu yöne ilişkin karar düzeltme isteğinin kabulüne karar vermek gerekmiştir.
2) Bozma nedenine göre, davacı vekilinin sair karar düzeltme isteğinin bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin karar düzeltme isteğinin kabulü ile Dairece verilen 20/04/2022 tarihli ve 2022/2410 E. – 2022/3784 K. sayılı düzelterek onama kararının KALDIRILMASINA ve asıl davada verilen hükmün davacı yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair karar düzeltme isteğinin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan karar düzeltme harcının istek halinde düzeltme isteyen davacıya iadesine, 04/10/2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.