Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2008/17276 E. 2009/14458 K. 09.11.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/17276
KARAR NO : 2009/14458
KARAR TARİHİ : 09.11.2009

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, davalı işveren nezdinde 2.2.1998- 28.3.2006 tarihleri arası çalıştığının tespiti ile işçilik alacaklarının tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R

Dava, davacının davalı şirkete ait iş yerinde 02.02.1998 28.03.2006 tarihleri arasında geçen ve Kuruma bildirilmeyen çalışmaların tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece;davalı Kuruma bildirilen çalışmalar yönünden hukuki yarar bulunmadığından karar verilmesine yer olmadığına bildirilmeyen süreler yönünden ise istemin reddine karar verilmiş ise de bu sonuç doğru değildir .
Dosyadaki kayıt ve belgelerden, davacının, davalıya ait iş yerinde geçen 15.06.1998-31.10.1999 tarihleri ile 14.04.2000-31.12.2005 tarihleri arasında eksiksiz kuruma bildirildiği, bildirilen sürelere ait ücret bordrolarında imzasının bulunduğu, davacı ile davalı şirket arasında 15.06.1998-31.10.1998 tarihleri ile 14.04.2000-31.12.2005 tarihleri arasında geçerli olmak üzere belirli süreli hizmet sözleşmesi imzalandığı, anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık, davacının 02.02.1998-15.06.1998, 01.11.1999-13.04.2000 ve 01.01.2006-28.03.2006 tarihleri arasında fiili çalışma olgusunun yöntemince kanıtlanmış olup olmadığı, mahkemece bu yönde yapılan inceleme ve araştırmanın hükme yeterli bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
Davanın yasal dayanağını oluşturan; 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasa’sının 2 ve 6. maddelerinde açıkça belirlendiği üzere, sigortalılığın oluşumu yönünden çalışma olgusunun varlığı zorunludur. Eylemli veya gerçek biçimde çalışmanın varlığı saptanmadıkça, hizmet akdine dayanılarak dahi sigortalılıktan söz edilemez. Fiili veya gerçek çalışmayı ortaya koyacak belgeler, işe giriş bildirgesiyle birlikte 506 sayılı Yasa’nın 79. maddesinde belirtilen sigortalının gün sayısını, kazanç durumunu, çalışma tarihleriyle birlikte ortaya koyan aylık sigorta gün bilgileri ile Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin 17. maddesinde belirtilen 4 aylık prim bordroları gibi Kuruma verilmesi zorunlu belgelerdir. 506 sayılı Yasa’nın 79/10. maddesinde bu tür hizmet tespit davalarının kanıtlanması yönünden özel bir yöntem öngörülmemiştir. Kimi ayrık durumlar dışında resmi belge veya yazılı delillerin bulunması sigortalı sayılması gereken sürelerin saptanmasında güçlü delil olmaları itibariyle sonuca etkili olurlar. Ne var ki bu tür kanıtların bulunmaması salt, bu nedene dayalı istemin reddine neden olmaz. Somut bilgilere dayanması koşuluyla, bordro tanıkları veya iş ilişkisini bilen veya bilmesi gereken komşu işyerleri kayıtlı çalışanları gibi kişilerin bilgileri ve bunları destekleyen kim diğer kanıtlarla dahi sonuca gitmek mümkündür. Kamu düzenine dayalı bu
tür davalarda hakim, görevi gereği doğrudan soruşturmayı genişleterek sigortalılık koşullarının oluşup oluşmadığını belirlemelidir. Bu yön, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 16.9.1999 gün 1999/21-510-527, 30.6.1999 gün 1999/21-549-555, 5.2.2003 gün 2003/21-35-64, 15.10.2003 gün 2003/21-634-572, 3.11.2004 gün 2004/21-480-579 ve 2004/21-479-578, 10.11.2004 gün 2004/21-538 ve 1.12.2004 gün 2004/21-629 sayılı kararlarında da vurgulanmıştır
Somut olayda; davacının istemi 02.02.1998-28.03.2006 tarihleri arasında kesintisiz çalıştığını tespiti olduğu 02.02.1998-15.06.1998, 01.11.1999-13.04.2000 ve 01.01.2006-28.03.2008 tarihleri arasında geçen çalışmaların Kuruma bildirilmemiş olduğu ve dinlenen bordro tanıklarının davacının 1998 yılı 2 ayı ile 2006 yılı mart ayına kadar kesintisiz çalıştığını doğruladığı halde mahkemece giriş bildirgelerindeki imzaya davacının itiraz etmediği gerekçesi ile eksik bildirilen süreler yönünden davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 09.11.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.