Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2009/12240 E. 2009/13747 K. 27.10.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/12240
KARAR NO : 2009/13747
KARAR TARİHİ : 27.10.2009

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacılar, murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme bozma üzerine ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R

Dava 02.06.2003 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu ölen sigortalının hak sahiplerinin maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Yerel Mahkemenin davanın reddine ilişkin önceki kararının davacılar tarafından temyizi üzerine Dairemizce; manevi tazminata yönelik temyiz itirazlarının reddine, maddi tazminata yönelik temyize gelince, kusur raporu alınmaksızın ve dava dışı üçüncü kişinin yaptığı ödeme nedeniyle düzenlenen belgenin ibranamemi yoksa kısmi ifayı içeren makbuz niteliğinde mi olduğu yöntemince araştırılmaksızın karar verilmesinin isabetsiz oldu açıklanarak bozulması üzerine; Mahkemece eski kararda direnilmiş ve Hukuk Genel Kurulu tarAfından özel Daire bozma ilamına uyulmasına karar verilmesi gerekirken direnilmesinin isabetsiz olduğu açıklanarak direnme kararının bozulmasına karar verilmesi nedeniyle yeniden yapılan yargılama sonunda, davacının maddi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.
İbranamenin konusunu oluşturan dava dışı üçüncü kişinin yaptığı ödemenin yarısının maddi tazminata yönelik olduğunun kabulü yerindedir. Uyuşmazlık üçüncü kişi tarafından maddi tazminata yönelik olduğu kabul edilen ve ibraname konusunu oluşturan ödemenin ödeme tarihindeki verilere göre hak sahiplerinin zararını karşılayıp karşılamadığı belirlenirken hak sahiplerinin ödeme tarihindeki zararın tamamının mı karşılanması gerektiği yoksa dava yöneltilen işverenin kusuruna düşen bölümünün mü karşılanması gerektiği noktasında toplanmaktadır.
Yerel mahkeme davacı tarafın dava açarken müteselsil sorumluluğa dayanmaması nedeniyle, ibraname ile ödenen miktarın davalının % 20 kusuruna karşılık gelen zararı karşıladığından bahisle davanın reddine karar verilmiştir.
Bozmaya uyulmakla davacılar yararına usuli kazanılmış hak oluştuğu açıktır. Mahkemece uyulan bozma ilamı doğrultusunda ibraname konusunu oluşturan ödeme ile ödeme tarihindeki verilere göre hak sahiplerinin tazminatları arasında açık oransızlık bulunup bulunmadığı araştırılmak gerekirken davalının kusuruna düşen tazminat miktarı ile karşılaştırılmak suretiyle hüküm kurulması isabetsizdir.
Öte yandan bu yönüyle davanın yasal dayanağını oluşturan Borçlar Kanunu’nun 145. maddesi hükmüne göre, sorumlulardan birinin zararı ödemesi halinde, diğerleri bu oranda borçtan kurtulurlar. Ancak, müteselsil borçluların borçtan tamamen veya kısmen kurtulabilmeleri, alacaklının bilfiil tatmin edilmiş olması halinde söz konusudur. Bunun aksinin kabul edilebilmesi için ya alacaklının teselsülden açıkça feragat etmiş olması, ya da böyle bir feragatin durumdan kesin olarak anlaşılması lazımdır. Yine, Borçlar Kanunu’nun 147. madde hükmüne göre, rücu hakkından yararlanan müteselsil borçlulardan her biri ödediği miktar oranında alacaklının haklarına halef olacağına ve alacaklının diğerleri zararına, müteselsil borçlulardan birinin durumunu iyileştirdiği takdirde bu fiilin neticelerini şahsen tahammül edeceğine dair hükmüne havidir. Diğer bir deyişle müteselsil sorumlulardan birine yönelik feragati ile diğer müteselsil borçluların durumlarını ağırlaştıran alacaklı bunun sonuçlarına katlanır. İbraname konusu ödeme ile zarar karşılanmışsa veya zarla ödeme arasında açık bir oransızlık yoksa ödeme ile diğer müteselsil borçluların da borçlarından kurtulacakları ortadadır. Yapılan ödeme kısmi ifayı içeren makbuz niteliğinde ancak ödemeyi yapan borçlunun hissesinden fazla ise ödeme kadar, ödeme yapan borçlunun hissesinden az ise ödeme yapan borçlunun hissesi kadar diğer müteselsil borçlular borçtan kurtulurlar.
Hal böyle olunca % 80 oranında kusurlu bulunan dava dışı üçüncü kişinin yaptığı ödemenin, davalının % 20 kusuruna düşen tazminat miktarı ile kıyaslanarak üçüncü kişi tarafından yapılan ödeme ile maddi tazminatın karşılandığı sonucuna varılmasıda isabetsizdir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacıların bu yönleri temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA,temyiz harcının istek halinde davacılara iadesine 27.10.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.