Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2008/15771 E. 2009/14134 K. 03.11.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/15771
KARAR NO : 2009/14134
KARAR TARİHİ : 03.11.2009

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, 01.01.2000 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanmasına, …’a prim borcu bulunmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R

1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre davalı …K avukatının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Davacı 1479 sayılı Yasa’ya tabi sigortalılığının 01.07.1999 tarihinde sona erdiğinin ve 01.09.1999 tarihinden itibaren 506 sayılı Yasa’ya göre yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine karar verilmesine istemiştir.
Mahkemece, önceki bozma kararına uyularak verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin kararın taraf avukatlarınca temyizi üzerine Dairemizce; Önceden başlayan sigortalılığın 1479 sayılı Yasaya tabi sigortalılık olması nedeniyle buna değer verilmesi doğru ise de 5458 sayılı Yasa ile değişik 1479 sayılı Yasanın Ek 19.maddesi gereğince davacının ödediği primlerin tam olarak karşıladığı ayın sonu itibarıyla 5 yıldan fazla pirim borcunun bulunup bulunmadığı tespit edilerek 5 yıldan fazla pirim borcu varsa primlerin tam olarak karşıladığı ayın sonu itibarıyla 1479 sayılı Yasa’ya tabi sigortalılığı durdurularak prim borcuna ait süreler sigortalı 1479 sayılı Yasa’ya göre süre olarak değerlendirilmeyerek bu dönemdeki 506 sayılı Yasa’ya tabi sigortalılığa geçerlilik tanıyarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği açıklanarak bozulması üzerine, Mahkemece Dairemiz bozma ilamına uyulmasına karar verilmek suretiyle yeniden yapılan yargılama sonunda davacının …’a 27.09.2001 tarihinde yaptığı ödemenin 31.08.1999 tarihine kadar olan prim borcuna ilişkin olduğu, gecikme zammının ödenmediği, gecikme zammına ilişkin borcun ödemenin yapıldığı bu tarihten itibaren 5 yıldan fazla süre geçmesine rağmen kuruma olan borcun ödenmediğinden bahisle davanın kabulü ile “1479 sayılı Yasa’ya tabi sigortalılığının 01.07.1999 tarihinde sona erdiğinin ve 01.01.2000 tarihinden itibaren 506 sayılı Yasa’ya göre yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine karar verilmiş ve bu karar davalı SGK avukatı tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Davacının dava konusu dönemde, 506 sayılı Yasa kapsamında, 01.07.1999-31.12.1999 tarihleri arasında kalan dönemde zorunlu sigortalı olduğu ve davalı Kurum tarafından vergi kaydına göre 16.09.1998 tarihinde yeniden başlatılan 1479 sayılı Yasa kapsamındaki sigortalılığın uyulan 29.06.2006 tarihli bozma ilamı gereği vergi kaydının sona erdirildiği 28.12.2001 tarihinde son bulduğu uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık, davacının 1479 sayılı Yasa’nın Ek 19 ve 5510 sayılı Yasa’nın geçici 17 maddesinin getirdiği olanaklardan yararlanıp yararlanmayacağı, 506 sayılı Yasa’ya tabi çalışmalar ile çakışan sürelerde hangi sigortalılığa üstünlük tanınacağı ve giderek dava konusu edilen dönemde 506 sayılı Yasa’ya tabi çalışmalarla çakışan 1479 sayılı Yasa kapsamındaki sigortalılığın iptalinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
1479 sayılı Ek 19.maddesine göre “Bu Kanun ve 2926 sayılı Kanuna göre kayıt ve tescili yapıldığı halde, beş yıl ve daha fazla süreye ilişkin prim borcu bulunan sigortalıların bu sürelere ilişkin prim borçlarının Kurumca yapılacak bildirimde belirtilen süre içerisinde ödenmemesi halinde daha önce prim ödemesi bulunan sigortalının ödediği primlerin tam olarak karşıladığı ayın sonu itibariyle, prim ödemesi bulunmayan sigortalının ise tescil tarihi itibariyle sigortalılığı durdurulur. Prim borcunun ait olduğu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilmez ve bu sürelere ilişkin Kurum alacakları takip edilmeyerek, Kurum alacakları arasında yer verilmez. Ancak, sigortalı veya hak sahipleri daha sonra sigortalının en son bulunduğu basamağın başvuru tarihindeki değeri üzerinden hesaplanacak borç tutarlarını tebliğ tarihinden itibaren üç ay içinde ödedikleri takdirde bu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilir. Bu madde kapsamına giren sigortalılar hakkında zamanaşımının kesilmesi ve zamanaşımının işlememesi ile ilgili olarak 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 103 üncü maddesinin birinci fıkrasının (6), (8) ve (10) numaralı bentleri hariç diğer hükümleri ile aynı Kanunun 104 üncü maddesi hükümleri uygulanır.”
Aynı konu ile ilgili olarak 5510 sayılı yasanın geçici 17. maddesinde de eşdeğer bir düzenleme yapılarak,” Kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlarla tarımda kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan, 1479 ve 2926 sayılı kanunlara göre tescilleri yapıldığı halde, bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla beş yılı aşan süreye ilişkin prim borcu bulunanların, bu sürelere ilişkin prim borçlarını, prim borçlarının ödenmesine ilişkin Kurumca çıkarılacak genel tebliğin yayımı tarihini takip eden aybaşından itibaren 6 ay içerisinde ödememeleri halinde, prim ödemesi bulunan sigortalıların daha önce ödedikleri primlerin tam olarak karşıladığı ayın sonu itibarıyla, prim ödemesi bulunmayan sigortalıların ise tescil tarihi itibarıyla sigortalılığı durdurulur. Prim borcuna ilişkin süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilmez ve bu sürelere ilişkin Kurum alacakları takip edilmeyerek, Kurum alacakları arasında yer verilmez. Ancak, sigortalı ya da hak sahipleri daha sonra müracaatları tarihindeki 80 inci maddenin ikinci fıkrasına göre belirlenecek prime esas kazanç tutarı üzerinden hesaplanacak borç tutarının tamamını, borcun tebliğ tarihinden itibaren üç ay içinde ödedikleri takdirde, bu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilir. Sigortalılıkları önceki kanunlara göre durdurulanlar için de bu maddenin ikinci fıkrası hükmü uygulanır.” hükmü getirilmiştir.
Her iki durumda da sigortalının yasanın getirdiği haktan yararlanabilmesi için öncelikle 5 yılı aşan pirim borcunun bulunması ikinci olarak ta bu borcun kurumca yapılacak bildirime rağmen ödenmemesi gerektiği ortadadır. Somut olayda davacının 1479 sayılı Yasa kapsamında sigortalı olduğu 26.05.1993- 31.12.1993 tarihleri arasındaki süreye ilişkin prim borcunun bulunmadığı, 01.01.1996-30.04.1997 ve 16.09.1998-28.12.2001 tarihleri arasında kalan süre ile ilgili olarak da 31.08.1999 tarihi itibarıyla hesaplanan prim ve gecikme zammına ait borcun sadece prime ilişkin bölümünün ödendiği gecikme zammına ilişkin bölümünün ödenmediği dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Bu durumda 26.05.1993- 31.12.1993 tarihleri arasında kalan döneme ilişkin prim borcunun bulunmadığının anlaşılmasına göre, (Davacının 27.09.2001 tarihinde yaptığı 31.08.1999 tarihine kadar olan prim asıl borcunu karşılar miktardaki ödeme dikkate alınmasa bile) 01.01.1996-30.04.1997 ve 16.09.1998-28.12.2001 tarihleri arasında kalan dönemde 1479 sayılı Yasa kapsamındaki sigortalılığı nedeniyle davacının borçlu olabileceği sürenin en fazla 4 yıl 7 ay 12 gün olduğu ortadadır. Hal böyle olunca davacının 5 yılı aşan pirim borcunun bulunmadığı giderek 1479 sayılı Yasa’nın Ek 19 ve 5510 sayılı Yasa’nın geçici 17 maddesinin getirdiği olanaklardan yararlanamayacağı açıktır.
Davacının … sigortalısı kabul edildiği dava konusu 16.09.1998–28.12.2001 tarihleri arasında kalan dönemde, 506 sayılı Yasa kapsamında 01.07.1999–31.12.1999 çalışmasının bulunduğu dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Uyuşmazlık, her iki sigortalılığın çakışması halinde hangisine öncelik verileceği noktasında toplanmaktadır. Gerek 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasası gerekse 1479 sayılı … Yasası birbirine paralel düzenlemeler ile bir sigortalının aynı anda birden fazla sosyal güvenlik kurumuna tabi olmasını yasaklayıp, çakışan sigortalılık olarak adlandırılan bu sorun sigortalının önceden başlayıp devam ede gelen sigortalılığına geçerlik tanıyarak çözüme ulaştırmaya çalışılmıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2001/21–627 Esas, 2001/ 659 Karar ve 3.10.2001 günlü kararı ile 2005/21–389 Esas, 2005/430 karar ve 29.6.2005 günlü kararlarında önceden başlayan sigortalılığın asıl sigortalılık olduğu özellikle belirtilmiştir.
Bu duruma göre, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda 01.07.1999–31.12.1999 tarihleri arasında kalan süreye ilişkin 506 sayılı Yasa kapsamındaki çalışmalarının iptalinin gerektiği ortadadır.
Öte yandan davacının 10.01.2007 tarihinde 506 sayılı Yasa’ya göre tahsis talebi ile yeniden kuruma başvurduğu ve 506 sayılı Yasa kapsamındaki çalışmaların askerlik borçlanması ile birlikte yaşlılık aylığı bağlanması için yeterli süre ve gün sayısının bulunduğunun bildirildiği görülmektedir.
Yapılacak davacının 1479 sayılı Yasa kapsamındaki sigortalılığının 28.12.2001 tarihinde sona erdiği ve çakışan 01.07.1999-31.12.1999 tarihleri arasındaki 506 sayılı Yasa kapsamındaki sigortalılığının iptalinin gerektiği gözetilerek, 01.07.1999-31.12.1999 tarihleri arasındaki 506 sayılı Yasa kapsamındaki çalışmalar çıkarıldıktan sonra 506 sayılı Yasa’ya göre yaşlılık aylığına hak kazanmadığı araştırılarak sonucuna göre karar verilmekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki hususlar göz önünde bulundurulmaksızın ve özellikle davacının 5 yılı aşkın pirim borcunun bulunmamasına göre 1479 sayılı Yasa’nın Ek 19 ve 5510 sayılı Yasa’nın geçici 17 maddesinin getirdiği olanaklardan yararlanamayacağı göz ardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı SGK’ un temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 03.11.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.