YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/4572
KARAR NO : 2022/8483
KARAR TARİHİ : 29.11.2022
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 06.03.2018 tarih ve 2015/757 E- 2018/249 K. sayılı kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf istemlerinin ayrı ayrı esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi’nce verilen 26.04.2021 tarih ve 2018/2768 E- 2021/919 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirket tarafından İstanbul Anadolu 22. İcra Müdürlüğünün 2015/12708 esas sayılı dosyası ile müvekkili banka aleyhine başlatılan ilamsız takip yoluyla icra takibinin iptaliyle borçlu olmadığının tespitine ve kötüniyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, davacı banka ile alıcı (ithalatçı) bankası arasındaki ilişkinin vekalet ilişkisi olduğunu; alıcı bankanın kusurundan bu ilişkide asıl durumunda olan davacı bankanın da müvekkiline karşı sorumlu olduğunu, müvekkilinin alıcı (ithalatçı) bankasını kendisinin seçip bildirmesinin davacının sorumluluğunu etkilemeyeceğini savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre; davacı bankanın, davalının talimat yazısına uygun olarak İtalyan bankasına talimat gönderdiği dolayısı ile talimat vermede kusurundan bahsedilemeyeceği, davalı uhdesinde doğduğu iddia edilen zarardan da sorumlu tutulamayacağı ve zararın giderimi için başlatılan icra takip dosyası konu borçtan sorumlu olmadığı, davalının takip başlatılırken kötü niyetli olduğu ispatlanamadığından bu yöndeki talebin yerinde olmadığı, davacı yanın tazminat istemine ilişkin de takip başlatılırken kötü niyetli olduğu ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın kabulü ile, davacı yanın takip talebindeki borçtan borçlu olmadığının tespitine, davalı yanın takip başlatılırken kötü niyeti ispatlanamadığından tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili ve davalı vekili istinaf kanun yoluna başvuruda bulunmuşlardır.
Bölge Adliye Mahkemesince, davalının davacı bankaya verdiği talimat ile açıkça 522 nolu broşüre tabi olarak hizmet talebinde bulunduğu, ithalatçı bankasının davalı tarafından seçildiği, 522 sayılı Milletlerarası Ticaret Odası broşürünün 11/a ve 11/b maddelerine göre davacı bankanın davalının talimatlarına uygun olarak İtalyan bankasına talimat gönderdiği, ancak İtalyan bankasının bonoyu teslim almaksızın sevk belgelerini ithalatçıya teslim ettiği, ithalatçının da gümrükten malları çektiği, davacı ile davalı arasında vekalet sözleşmesi olduğu, tahsil bankasının bizzat davalı tarafından seçilmiş olduğu, davacı bankanın vekili seçmede kusurlu olmadığı gibi davacı bankanın davalının talimatlarını içeren 27.01.2015 tarihli yazıyı davalının seçtiği tahsil bankasına gönderdiği ve TBK 507/2 maddesi gereğince de davacının zarardan sorumlu olmadığı ve davalının kötüniyeti ispatlanamadığı gerekçesiyle ilk derece mahkemesinin davanın kabulüne ve kötüniyet tazminatının reddine ilişkin kararına karşı davacı ve davalı vekilinin istinaf istemlerinin esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili ve davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, 79.055,50 TL alacak için başlatılan icra takibi nedeniyle menfi tespit talebine ilişkindir. Karar tarihi olan 26.04.2021 itibariyle Bölge Adliye Mahkemesi temyiz kesinlik sınırı 78.630,00 TL olup bu meblağın altında kalan hükümlerin 6100 sayılı HMK’nın 362/1-a. bendi uyarınca kesin nitelikte olduğu, mahkemece davanın kabulüne davacının tazminat isteminin reddine karar verildiği, davacı taraf için reddedilen tazminatın temyiz kesinlik sınırı altında kaldığı anlaşılmaktadır. 6100 sayılı HMK’nın 366. maddesi delaletiyle kıyasen uygulanması gereken aynı Kanun’un 346/2. maddesi hükmü uyarınca, kesin olan kararların temyiz istemleri hakkında Bölge Adliye Mahkemesince bir karar verilmesi gerekmekle birlikte, Yargıtay tarafından da bu yolda karar verilebileceğinden, davacı vekilinin temyiz isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Davalının temyiz istemine gelince;
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK’nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) no’lu bentte açıklanan nedenle davacının temyiz isteminin miktar yönünden REDDİNE, (2) no’lu bentte açıklanan nedenle davalının temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK 370/1 maddesi gereğince ONANMASINA, HMK 372/1 maddesi uyarınca dosyanın İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, aşağıda yazılı bakiye 4.050,21 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 29.11.2022 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Uyuşmazlık, Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi, bu kararında temyiz incelemesi sonucunda onanması durumunda Bölge Adliye Mahkemesince hükmedilecek istinaf red harcı ile Yargıtayca hükmedilecek onama harcının maktu mu yoksa nisbi mi olacağına ilişkindir.
T.C. Anayasasının 73/3 maddesinde “Vergi, resim, harç vb. mali yükümlülüklerin Kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağı”,
492 sayılı Harçlar Yasası’nın 2. maddesinde “Yargı işlemlerinden bu kanuna bağlı (1) sayılı tarifede yazılı olanların yargı harçlarına tabi olacağı”,
(1) sayılı Tarifenin III karar ve ilam harcı başlıklı 1/a madddesinde “Konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden binde 68.31 oranında nisbi harç alınacağı”,
1/e maddesinde “yukarıdaki nisbetlerin Bölge Adliye Mahkemeleri, Bölge İdare Mahkemeleri, Danıştay, ve Yargıtay’ın tasdik veya işin esasını hüküm altına aldığı kararları içinde aynen uygulanacağı”
2.a maddesinde de “1. fıkra dışında kalan davalarla, taraf teşkiline imkan bulunmayan davalarda verilen esas hakkındaki kararlarla, davanın reddi kararı ve icra tetkik merciilerinin 1. fıkra dışında kalan kararlarında” maktu harç alınacağı düzenlenmiştir.
Bölge Adliye Mahkemelerinde işin esasını hüküm altına aldığı kararlar, ilk derece mahkemesinin yerine geçerek verdiği ve icrai kabiliyeti söz konusu olan kararlardır. Bu kararlar ise, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak 6100 sayılı HMK 353/1-b-2,3 maddelerine göre davanın kabulü veya reddi yönünde verilen kararlardır. İlk Derece Mahkemesi Kararının İstinaf incelemesi sonucunda doğru bulunarak verilen “istinaf başvurusunun esastan reddi” kararı davanın esası hakkında verilen ve işin esasına bölge adliye mahkemesince girilip verilmiş ve icra edilecek bir karar değildir. İlk Derece mahkemesi kararı geçerliliğini sürdürmektedir. Bu itibarla konusu belli bir değere ilişkin davada, davalının istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararı 1 sayılı Tarifenin III-1-a maddesinde ifade edilen “esas hakkında” karar niteliğinde bulunmadığından Bölge Adliye mahkemesince nisbi değil, maktu karar ve ilam harcının alınması gerekmektedir.
Başvurunun esastan reddinde, aslında davanın esasına girilmemekte, ilk derece mahkemesi kararı doğru bulunduğundan dava hakkında ayrıca karar verilmemektedir. Kanun koyucunun buradaki “esastan” ifadesini, istinaf başvurusu sırasında dilekçeye, harca, süreye vb. şekli hususlara ilişkin bir eksiklik olmaması, istinaf sebeplerinin incelenerek ilk derece kararında usul veya esas yönünden hukuka aykırılık bulunmamasıdır. (Pekcanıtez-Usul-Medeni Usul Hukukun Sh. 2270 vd)
Keza İstinaf başvurusunun reddine ilişkin karar temyiz incelemesi olmadığı için onama kararı niteliğinde de değildir. (Pekcanıtez-Atalay-Özekes Sh. 583, Konuralp, Uluslararası Toplantı Sh. 260, Özekes-100 soruda İstinaf ve Temyiz sh. 99)
1) Sayılı Tarifenin III-1-e maddesi tasdik (onama) edilen kararlar için nisbi karar ve ilam harcı alınacağını düzenlemiş olduğundan Bölge Adliye Mahkemesinin kararı niteliğine göre nisbi karar ve ilam harcına hükmedilmesi mümkün olmayıp bu nedenle de maktu harç alınmalıdır.
Aksi düşüncenin kabulü T.C. Anayasası’nın 73/3 maddesindeki “Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağına” ilişkin temel hükme de aykırılık teşkil edecektir ki vergi ve harç yükümlülüğü konusunda kıyas veya yorum yoluyla yükümlülük getirilmesi mümkün değildir.
Somut uyuşmazlıkta, nisbi değere tabi bulunan davada, davanın kabulüne ilişkin ilk derece mahkemesi kararı aleyhinde davalı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf başvurusunun esastan reddine ve nisbi karar ve ilam harcının davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı hükmedilen karar ve ilam harcı yönünden yukarıda açıklanan yasal düzenlemelere aykırılık teşkil etmektedir.
Diğer taraftan davalı, istinaf başvurusunun esastan reddi kararını temyiz etmiş olup, red kararının temyiz incelemesi sonucunda alınması gereken onama harcı (1) sayılı Tarifenin 2.a maddesi gereğince Bölge Adliye Mahkemesi Kararının, niteliğine göre maktu olmalıdır.
Bu halde, Bölge Adliye Mahkemesi kararındaki nisbi karar ve ilam harcının maktu karar ve ilam harcı olarak düzeltilmesi suretiyle HMK 370/1. maddesi gereğince kararın onanması, Daire onama ilamında da nisbi yerine maktu onama harcına hükmedilmesi gerekirken karar ve ilam harçları konusunda yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesine ilişkin sayın çoğunluk görüşüne katılamıyorum.