Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2008/16635 E. 2009/14612 K. 10.11.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/16635
KARAR NO : 2009/14612
KARAR TARİHİ : 10.11.2009

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, davalı işveren nezdinde 01.08.1982-31.08.1982 tarihleri arası 30 gün çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalılardan Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere temyiz edenin sıfatına ve temyiz nedenlerine göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
2-Davacı, 01.08.1982- 31.08.1982 tarihleri arasında davalı işverene ait mobilya işyerinde imalat işçisi olarak çalıştığının tespitini istemiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile, davacının 01.08.1982 tarihinde bir gün süre ile çalıştığının tespitine karar verilmiş ise de bu sonuç eksik incelemeye dayalı olup usul ve yasaya aykırıdır.
Davacıya ait 01.08.1982 tarihli işe giriş bildirgesinin davalı Kuruma süresi içerisinde verildiğine dair uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, somut olayda fiili çalışma olgusunun yöntemince kanıtlanmış olup olmadığı, mahkemece bu yönde yapılan inceleme ve araştırmanın hükme yeterli bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
Gerçekten; 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasa’sının 2 ve 6. maddelerinde açıkça belirlendiği üzere, sigortalılığın oluşumu yönünden çalışma olgusunun varlığı zorunludur. Eylemli veya gerçek biçimde çalışmanın varlığı saptanmadıkça, hizmet akdine dayanılarak dahi sigortalılıktan söz edilemez. Fiili veya gerçek çalışmayı ortaya koyacak belgeler, işe giriş bildirgesiyle birlikte 506 sayılı Yasa’nın 79. maddesinde belirtilen sigortalının gün sayısını, kazanç durumunu, çalışma tarihleriyle birlikte ortaya koyan aylık sigorta gün bilgileri ile Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin 17. maddesinde belirtilen 4 aylık prim bordroları gibi Kuruma verilmesi zorunlu belgelerdir. Yöntemince düzenlenip süresi içerisinde Kuruma verilen işe giriş bildirgesi, kişinin işe alınmış olduğunu gösterirse de fiili çalışmanın varlığının ortaya konulması açısından tek başına yeterli kabul edilemez. Sigortalılıktan söz edebilmek için, çalışmanın varlığı, Yargıtay uygulamasında 506 sayılı Yasanın 79/10. maddesine dayalı sigortalılığın tespiti davaları yönünden kabul edilen ilkelere uygun biçimde belirlenmelidir. Zira sigortalılığın başlangıcına yönelik her dava sigortalılığın tespiti istemini de içerir. Aksine düşünce, özellikle yaşlılık aylığının kabulü için öngörülen sigortalılık süresi yönünden çalışanlar ile çalışmayanlar arasında adaletsiz ve haksız bir durum yaratır. Bu nedenle, işe giriş bildirgesinin verildiği ancak yasal diğer belgelerin bulunmadığı durumlarda çalışma olgusunu ortaya koyabilecek inandırıcı ve yeterli kanıtlar aranmalı, kamu düzenine dayalı bu tür davalarda hakim, görevi gereği doğrudan soruşturmayı genişleterek sigortalılık koşullarının oluşup oluşmadığını belirlemelidir. Bu yön, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 16.9.1999 gün 1999/21-510-527, 30.6.1999 gün 1999/21-549-555, 5.2.2003 gün 2003/21-35-64, 15.10.2003 gün 2003/21-634-572, 3.11.2004 gün 2004/21-480-579 ve 2004/21-479-578, 10.11.2004 gün 2004/21-538 ve 1.12.2004 gün 2004/21-629 sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.

Somut olaya gelince; mahkemece açıklanan şekilde fiili çalışmanın varlığının yöntemince araştırılmadan sonuca gidildiği ortadadır. Gerçekten istemin tanık beyanlarına dayanılarak karar altına alındığı, dinlenen tanıkların dava konusu dönemde işverenin kayıtlarına geçmiş tanıklardan bulunmadığı anlaşılmaktadır. 01.01.1962 doğumlu olan ve dava konusu dönemde 20 yaşını bitirmiş olduğu görülen davacının dava konusu dönemde zorunlu askerlik görevinde bulunup bulunmadığı da araştırılmamıştır. İşyerinin dava konusu dönemde vergi ve sigorta bakımından faal olup olmadığı tespit edilmeden sonuca gidilmesi hatalı olduğu gibi, işe giriş bildirgesindeki işyeri sicil numarasına göre işyeri kayıtlarını bulamadığını bildiren kurumun bilahare 1982 yılında dönem bordrosu verilmediğine ilişkin cevabı ile ortaya çıkan çelişkinin giderilmemesi de isabetsizdir.
Öte yandan davanın kısmen kabulüne karar verildiği halde reddolunan bölüm nedeniyle avukatla temsil edilen davalı Kurum yararına avukatlık ücretine karar verilmemesi de hatalı olmuştur.
Yapılacak iş; davacının dava konusu dönemde zorunlu askerlik görevinde bulunup bulunmadığı askerlik şubesinden, 01.08.1982 tarihli işe giriş bildirgesinin verildiği işyerinin vergi kaydının bulunup bulunmadığı vergi dairesinden, 506 sayılı Yasanın 5. maddesi gereğince, yasa kapsamında olan bir işyeri olup olmadığı Kurumdan tespiti ile bu işyerinden bildirge tarihinde Kuruma verilen dönem bordroları istenerek dosyaya ekledikten sonra,
işyerinden dönem bordrosu verilmiş ise bildirge tarihini kapsayan tarihte işyerinde çalıştığı tespit edilen kayıtlı işyeri çalışanlarının, bordro verilmemiş ise gerektiğinde zabıta marifetiyle tespit edilecek işyerine o tarihte komşu olan diğer işyerlerinde bildirge tarihinde çalıştığı tespit edilen kayıtlı komşu işyeri çalışanlarının; çalışmanın niteliği ile gerçek bir çalışma olup olmadığı yönünde yöntemince beyanlarını almak, davacının zorunlu askerlik hizmetinde bulunmaması halinde, dava konusu döneme ilişkin gerçek çalışma olgusu somut ve inandırıcı bilgilere dayalı şekilde 506 sayılı Yasanın 2, 6, 9 ve 79/10. maddeleri gereğince kanıtladıktan sonra, sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
O halde, davalı Kurum avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA 10.11.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.