Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2009/10423 E. 2009/13888 K. 27.10.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/10423
KARAR NO : 2009/13888
KARAR TARİHİ : 27.10.2009

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı,4.1.1983-30.9.1998 tarihleri arası 15 yıl 8 ay 26 günlük hizmetinin tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

Dava, davacının 04.01.1983-30.09.1998 tarihleri arasında 15 yıl 8 ay 26 gün 1479 sayılı Yasa’ya tabi zorunlu … sigortalısı olduğunun tesbiti istemine ilişkindir.
Mahkemece istemin reddine karar verilmiştir.
01.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren, 1479 sayılı yasanın 24. maddesi ilk şekliyle, sigortalılığın oluşumu için, kendi ad ve hesabına bağımsız çalışma olgusunun gerçekleşmesi yanında, ayrıca, kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı olma koşulunu da aramıştır. Bu kuruluşlara kayıt tarihi ise, sigortalılığın başlangıcı yönünden, yasal karine kabul edilmiştir. 04.05.1979 tarihinde yürürlüğe giren 2229 sayılı yasa, …’lu olabilme yönünden, söz konusu 24. maddenin öngördüğü meslek kuruluşlarına kayıtlı olma koşulunu kaldırmış, sadece yasanın temel ilkesi olan kendi ad ve hesabına çalışma koşulunun gerçekleşmesi durumunda, sigortalılığın oluşacağını yeterli görmüştür. Buna karşın, 20.04.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı yasa bağımsız çalışanların sigortalı olabilmeleri yönünden vergi yükümlülüğünü öngörmüş, vergiden muaf olanların da kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı olmaları durumunda yine sigortalı sayılacaklarını kabul etmiştir. Nihayet, 22.03.1985 yürürlük tarihli 3165 sayılı yasa, sigortalılığa karine yönünden vergi kaydının, bu kaydın bulunmaması veya vergiden muaf olunması halinde, esnaf ve sanatkar sicili veya kanunla kurulu meslek kuruluşu kayıtlarının esas alınacağını belirlenmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davacının 04.01.1983 tarihli giriş bildirgesi ile 04.01.1983 tarihinde vergi kaydına dayanılarak tescil edildiği,23.03.1984 tarihinde vergi kaydı sona erdiğinden terkin edildiği,01.04.1992-30.12.1994 tarihleri arasında ve 01.06.1997-13.07.1998 tarihleri arasında prim ödeme nedeniyle 1479 sayılı Yasa’ya tabi zorunlu … sigortalısı olduğu,13.07.1998-30.04.1999 tarihleri arasında 1479 sayılı Yasa’ya tabi isteğe bağlı … sigortalısı olduğu,Kurumca terk işlemlerinin 1999 yılında geriye dönük olarak yapıldığı, davacının 1992 ve 1997 yılında çıkarılan aflardan yararlanarak 04.01.1983-30.06.1998 tarihleri arasına yönelik prim borçlarını ödediği, 04.01.1983-23.03.1984 tarihleri arasında ve 31.10.1992-22.10.1993 tarihleri arasında vergi kaydı bulunduğu,başkaca kaydının bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Somut olayda, davalı Kurumca 30.06.1998 tarihinden öncesi tarihlere ait primler 1992 affı ve 1997 affı ile tahsil edilerek uzun süre kullanılmıştır. Davacıyı kendi hatalı işlemi nedeniyle yıllarca sigortalı sayan Kurumun davacıya sigortalı olduğu inancını verdikten sonra yaptığı yanlışlığın farkına vararak sigortalılık süresini indirmesi iyiniyetten uzaktır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 1.10.1997 gün 1997/10-578 E. ve 1997/758 K. sayılı Kararında da belirtildiği üzere davacının Sosyal Güvenlik Hukuku İlkeleri ve M:K’nun 2. maddesi gereği olarak primleri tahsil edilen sürelerde zorunlu sigortalı olarak kabul edilmesi gerekir.Bu durumda mahkemece davacının 04.01.1983-30.06.1998 tarihleri arasında Kurumca davacının sigortalı sayıldığı süreler dışında 1479 sayılı Yasa kapsamında zorunlu … sigortalısı sayılması gerekirken davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.
Yapılacak iş,davanın kısmen kabulü ile davacının 04.01.1983-30.06.1998 tarihleri arasında Kurumca davacının sigortalı sayıldığı süreler dışında 1479 sayılı Yasa kapsamında zorunlu … sigortalısı olduğunun tesbitine karar vermekten ibarettir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA,temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine 27.10.2009 gününde oy birliği ile karar verildi.