Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2021/4864 E. 2022/8919 K. 12.12.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/4864
KARAR NO : 2022/8919
KARAR TARİHİ : 12.12.2022

MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 9. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada Mersin 1. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 24.01.2020 tarih ve 2018/242 E. – 2020/56 K. sayılı kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf istemlerinin ayrı ayrı esastan reddine dair Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi’nce verilen 19.01.2021 tarih ve 2020/603 E. – 2021/60 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili; müvekkilinin 06/08/2014 tarihinde inşaat alanında faaliyet gösteren Namora İnş. Taah. Teks. Gıda Takı Teknolojileri İth. İhracat San. ve Tic. Ltd. Şti’ni kurduğunu, 06/08/2014 tarihinde imzalanan şirket ana sözleşmesinde sermayenin 100.000,00 TL olarak 100 paya ayrıldığını ve 90 paya karşılık olan 90.000,00 TL’nin müvekkiline, 10 paya karşılık 10.000,00 TL’nin ise şirket ortağı olan davalı …’ye pay edildiğini, şirketin ana sözleşmesinin 8. maddesinde davalının şirket müdürü sıfatıyla şirketi tek başına temsile yetkili olduğunun belirlendiğini, şirket ana sözleşmesinin imza tarihi olan 06/08/2014 tarihinden itibaren şirket müdürü olarak görevde bulunan davalının şirket yönetimi konusunda gerekli liyakatı ve asli görevlerini aksattığının açık olduğunu, şirketi münferiden temsil, ilzam ve ahzu kabza yetkili şirket müdürü davalının görevini özen göstererek yerine getirmediğini, şirketin menfaatlerini dürüstlük kuralı çerçevesinde gözetmediğini, şirketin ve şirket ortağı müvekkilinin menfaatlerini haksız ve kötü niyetli bir şekilde ihlal ettiğini, başta görevi kötüye kullanma ve müvekkilini dolandırma olmak üzere suç teşkil eden eylemlerde bulunduğunu, şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır şekilde ihlal ettiğini, dört yılın sonunda bilançosunda 177.893,42 USD zarar görüldüğünü belirterek dava sonuna kadar davalının müdürlük görevinin ve yetkilerinin tedbiren durdurulmasını ve yargılama sonunda haklı sebeple görevden alınmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı asıl davaya süresi içerisinde cevap dilekçesi sunmamış, davalı vekili beyan dilekçelerinde ve duruşmadaki beyanlarında davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Birleşen davada davacı vekili; asıl davadaki beyanlarını tekrar ederek Namora İnş. Taah. Teks. Gıda Takı Teknolojileri İth. İhracat San. ve Tic. Ltd. Şti’nin en kıymetli taşınmazını kaybetmesi ve telafisi imkansız zararların ortaya çıkmaması için şirkete kayyım atanmasını, bu talebin kabul edilmemesi halinde müvekkiline şirket çıkarları doğrultusunda davalar açması ve cevaplar vermesi için adli makamlar önünde şirketi temsilde yetki verilmesini ve davalının şirketi temsil yetkisinin kaldırılmasını talep etmiştir.
Davalı vekili birleşen davada; müvekkilinin Namora Şirketi’nin %10’luk hissesini sahibi ve aynı zamanda şirket müdürü olduğunu, şirketin varlığının 30 milyon lira civarında olduğunu, kuruluşundan bu yana şirketin tüm işlerini fiilen yürüten ve şirket için doğru yatırımlar ve çalışmalar yaparak bu günkü seviyesine ulaştıranın müvekkili olduğunu, davacının ise yurt dışında yaşadığını, Türkiye’ye çok az geldiğini, şirket işleri gayet muntazam ilerlerken ve şirketin mal varlığı ve değerinin 30.000.000,00 TL’ye ulaştığı sırada, davacının başkalarının kendileriyle ortaklık yapmaya zorlaması ve doğru olmayan bilgiler aktarmaları sebebiyle davalıya her şeye karşı çıkarak bir baskı oluşturmaya başladığını, şirketin taahhüt ettiği bazı işlerin yerine getirilmesini ise önceden kararlaştırılmış ödemeleri yapmayarak engellemeye çalıştığını, şirketi zora sokmaya başladığını, bu sebeple şirketin bazı inşaat çalışmalarını zorunlu olarak durdurduğunu, davalının halen görevinin başında olduğunu, şirketin çalışmalarını tek başına yürütmeye devam ettiğini, davacının davalıyı dayanaksız iddialarla şirket dışına atıp şirkete tek başına hakim olma çalışmalarına rağmen halen tek başına şirketi kurtarmaya çalıştığını, davacı tarafından davalının müdürlükten azli ve kayyım atanması için davalar açılıp tedbir talep edildiğini ancak mahkemece tedbir taleplerinin reddedildiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre; asıl ve birleşen davada, davalının müdürlükten azli ile şirketi yönetim ve temsil yetkisinin kaldırılması istemi açısından davacının şirketin %90 oranında hisse sahibi olduğu, TTK’nın 618. ve 620. maddeleri uyarınca şirket ana sözleşmesini değiştirme ve müdürleri görevden alma yetkisine haiz olduğu, bu durumda davacının kanunen elindeki yetkiyi kullanarak davalıyı şirket müdürlüğü görevinden almak, şirket ana sözleşmesini değiştirmek ve şirketi temsile yetkili kişiyi belirleme konusunda yetkiye sahip olduğu halde iş bu davayı açmasında hukuki yarar bulunmadığı gerekçesiyle asıl davanın ve birleşen davanın HMK’nın 114/h maddesi uyarınca hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş, karara karşı taraf vekilleri istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince; 6102 sayılı TTK’nın 620. maddesinde, kanun veya şirket sözleşmesinde aksi öngörülmediği takdirde, seçim kararları dâhil, tüm genel kurul kararlarının toplantıda temsil edilen oyların salt çoğunluğu ile alınacağı hükme bağlandığı, somut olayda davacının şirketin %90 oranında hisse sahibi olduğu, TTK’nın 630/1. maddesi uyarınca davacının hisse oranı nazara alındığında genel kurulu toplayarak genel kurul kararı ile davalı şirket müdürünün görevini sona erdirmesinin mümkün olduğu, bu itibarla anılan yola başvurmaksızın doğrudan müdürlük görevinin kaldırılmasına ilişkin olarak işbu asıl ve birleşen davayı açmakta hukuki menfaatinin bulunmadığı anlaşıldığından (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 15/05/2019 tarih ve 2018/1514 E., 2019/3755 K. sayılı kararı da bu yöndedir.) taraf vekillerinin istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Asıl ve birleşen dava, limited şirket müdürlerinin azli talebine ilişkindir.
Dosya kapsamında, dava açıldıktan sonra 10.07.2019 tarihinde yapılan şirket genel kurulunda şirkete davalı dışında davalı yerine yeni bir müdür tayin edildiği anlaşılmaktadır. Buna göre, davanın açılışından sonra yapılan bu genel kurul ile davacının, davalının şirket müdürlüğünden azli istemine ilişkin davaların konusuz kalıp kalmadığı hususu değerlendirilmeksizin karar verilmesi doğru olmamıştır.
2- Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) no’lu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, (2) no’lu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin sair temyiz istemlerinin incelenmesine şimdilik yer olmadığına, HMK’nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 12.12.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.