Yargıtay Kararı 5. Ceza Dairesi 2021/6110 E. 2023/1153 K. 14.02.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 5. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2021/6110
KARAR NO : 2023/1153
KARAR TARİHİ : 14.02.2023

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi

SUÇ : İcrai davranışla görevi kötüye kullanma
HÜKÜM : Mahkûmiyet

Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 Sayılı Kanun) 305 inci maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrasınca temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının, 06.09.2013 tarihli ve 2012/23583 Soruşturma, 2013/9054 Esas, 2012/2480 numaralı İddianamesiyle sanık hakkında icrai davranışla görevi kötüye kullanma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 257 nci maddesi birinci fıkrası ve 53 üncü maddesi uyarınca cezalandırılması talebiyle kamu davası açılmıştır.
2.Diyarbakır 11. Asliye Ceza Mahkemesinin, 11.03.2015 tarihli ve 2014/75 Esas, 2015/219 sayılı Kararı ile sanık hakkında icrai davranışla görevi kötüye kullanma suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 257 nci maddesinin birinci fıkrası ve 62 nci maddesi uyarınca verilen 10 ay hapis cezasının aynı Kanun’un 50 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ve 52 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 6.000 TL adli para cezasına çevrilmesine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık ve müdafii verdikleri temyiz dilekçeleri ile; Adli Tıp Kurumundan ve Yüksek Sağlık Şurasından alınan raporlarda sanığın kusurlu bulunduğu ancak ön inceleme raporu ekinde alınan tıbbi mütalaada USG’de oligahirdomnios tespit edilmesi üzerine acil müdahaleyi gerektirip gerektirmediğinin tespiti için hastanın NST’ye yönlendirildiği, hastanın NST sonucunu doktora gösterdiğine dair dosyada delil bulunmadığından sanığın kusurlu olmadığı yönünde fikir bildirildiği, bu üç rapor arasındaki çelişkinin giderilmediği, salt şikayetçi beyanına itibar edildiği, tanık …’ın da katılanın NST formunu bildirmediğini doğruladığı, sanık hakkında 5237 sayılı Kanun’un 62 nci maddesi uygulandığı halde yetersiz gerekçe ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının uygulanmadığı gerekçesiyle kararı temyiz etmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca; gebe olan …’ın 23.08.2012 tarihinde Diyarbakır Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesine gebelik kontrolü için başvurduğu, Dr. … tarafından muayenesinin yapıldığı, yapılan gebelik USG tetkikinde fetal kalp atışı pozitif olan 38 haftalık gebelik tespit edildiği, NST tetkiki yapılarak şikayetçinin evine gönderildiği, ancak 24.08.2012 günü aynı hastanaye ağrılı gebe olarak yeniden müracaat ettiği, yapılan USG tetkikinde fetal kalp atışı olmayan 37 haftalık gebelik tespit edildiği, saat 05:50’de normal doğumla 2.000 gram ağırlığında ölü bir bebek doğurtulduğu, … ile babası …’nın olay nedeniyle şikayetçi oldukları, Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen 19.06.2013 tarihli raporda “çekilen NST’nin” kurulumuzda yapılan incelemesinde fetal distres bulgularından deselarasyon bulguları görüldüğü, bu bulguların bebeğin rahim içinde sıkıntıda olduğunu gösterdiği, gebenin hastaneden taburcu edilmeden takip edilmesinin zorunluluğu olduğu, Dr. …’in çekilen NST değerlendirilmeden gebenin taburculuk işlemini yapması nedeniyle kusurlu olduğu” görüşüne oy birliği ile yer verildiği, bu itibarla şüphelinin görevinin gereklerine aykırı hareket ederek kişilerin mağduriyetine neden olmak suretiyle görevi kötüye kullanma suçunu işlediği iddia edilerek cezalandırılması talep edilmiştir.
Mahkemece; sanığın olay tarihinde katılanı muayene ettiği, katılanın gebeliğinin sıkıntılı olduğunun USG de anlaşıldığı, NST çekilmemiş olsa veya sanığın iddia ettiği gibi sonucu kendisine gösterilmemiş olsa dahi katılanın gebeliğinin sıkıntılı olması nedeniyle yatışı yapılarak takibi yapılması gerekirken taburcu edildiği ve daha sonra katılanın bebeğini kaybettiği kabulüyle sanığın üzerine atılı suçu işlediği sonucuna varıldığı, suçun işleniş şekli, eylem sonucunda katılanın bebeğini kaybetmiş olması ve bunun onda meydana getirmiş olduğu manevi durum nazara alınarak sanık hakkında cezaya hükmedilirken alt sınırdan uzaklaşıldığı, katılanın zararını gidermediğinden hakkında 5271 sayılı Kanun’un 231 inci maddesinin beşinci fıkrasının uygulanmadığı anlaşılmıştır.
IV. GEREKÇE
Sanığın atılı suçu işlemediği yönündeki savunmasına itibar edilmesi gerekirken aksi kanaatle hakkında mahkumiyet kararı verildiği, NST sonucunun katılan tarafından sanığa gösterilmediği ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının uygulanmaması sebebine dayanan temyiz isteğinin yapılan değerlendirmesinde; sanığın 17.12.2013 tarihli celsede hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının uygulanmasını istemediğini bildirdiği, Yüksek Sağlık Şurası tarafından düzenlenen 18-19 Eylül 2014 tarihli raporda NST sonucunun doktora gösterilmesinin sonucu etkilemediği, USG sonucunda katılanın yatışının yapılması gerektiği, yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği tespit edilmekle sanık ve müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmemiş, sanık hakkında hükmedilen kısa süreli hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi sırasında adli para cezasına esas alınan tam gün sayısı hüküm fıkrasında belirtilmeyerek 5237 sayılı Kanun’un 52 nci maddesinin üçüncü fıkrasına ve 5271 sayılı Kanun’un 232 inci maddesinin altıncı fıkrasına aykırı davranılması sonuca etkili görülmediğinden, yüklenen suçu 5237 sayılı Kanun’un 53 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendindeki hak ve yetkileri kötüye kullanmak suretiyle işleyen sanık hakkında aynı Kanun’un 53 üncü maddesinin beşinci fıkrası gereğince, ayrıca, adli para cezasının tamamen infazından itibaren işlemek üzere, hükümde belirtilen gün sayısının yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi ise aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Diyarbakır 11. Asliye Ceza Mahkemesinin, 11.03.2015 tarihli ve 2014/75 Esas, 2015/219 sayılı Kararında sanık ve müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden sanık ve müdafiinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
14.02.2023 tarihinde karar verildi.