YARGITAY KARARI
DAİRE : 6. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/49
KARAR NO : 2023/166
KARAR TARİHİ : 19.01.2023
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/2254 E., 2021/2086 K.
DAVA TARİHİ : 23.11.2016
HÜKÜM/KARAR : Reddine
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2016/1134 E., 2018/372 K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında 04.05.2011 tarihinde Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun 11.05.2005 tarih ve 419 sayılı kararı çerçevesinde, basınç düşürme ve ölçüm istasyonu inşaası için bir protokol imzalandığını, söz konusu istasyonun inşaasının tamamlanması üzerine bu defa 11.10.2012 tarihinde …&… Güney … Kombine Çevrim Santrali A Tipi Basınç Düşürme ve Ölçüm İstasyonu Devir Teslim Protokolünün imza edildiğini ve söz konusu istasyonunun kullanımının davalı şirkete bırakıldığını, istasyonun tesliminden kanun gereği KDV doğduğunu, KDV bedelini ihtiva eden e-faturanın davalı şirkete 31.12.2015 tarihinde gönderildiğini, ancak davalı şirketin bu faturaya itiraz ettiğini, Gelir İdaresi Başkanlığı’nın 24.05.2016 tarihli Özelgesinde devir ve teslim işlemlerinin emsal bedel üzerinden KDV’ye tabi bulunduğunun teyit ve beyan edilmesine rağmen söz konusu ödemenin halen yapılmadığını belirterek, söz konusu KDV bedeli olan 1.525.605,67 TL alacağın vade tarihi olan 31.01.2016 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalı şirketten tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili, cevap dilekçesinde özetle; dava konusu faturaların dayanağı olan devir işleminin mevzuattan kaynaklanan bir zorunluluk nedeni ile yapıldığını, ticari nitelikte bir teslim olmadığını, bu nedenle KDV’ye tabi tutulmamasının, bedelsiz teslime ilişkin emsal bedel tayin edilmek suretiyle vergilendirilmesinin söz konusu olamayacağını, bir KDV doğacaksa da bunun mükellefinin davacı şirket olacağını, bu devrin bilabedel yapılmasının mevzuat hükmünden kaynaklandığını, bilabedel ibaresinin tüm ferilere ve KDV’ye de şamil olması gerektiğini, davacı vekilin vurgu yaptığı KDV’ye ilişkin bir yansıtma işleminin kendiliğinden, istisnasız ve her şartta mümkün olabilen bir durum olmadığını, KDV vergisinin mükellefi olan davacı şirketin söz konusu vergiyi davalı şirkete yansıtması ve herhangi bir şekilde talep etmesinin mümkün olmadığını, taraflar arasındaki sözleşme ve mevzuatta buna imkan veren bir hüküm olmadığını, devir protokolüne göre protokolün imzalanması nedeni ile doğacak vergilerin davacı şirketçe ödenmesi gerektiğini belirterek, davanın reddini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile özelgelerin sorulan hususa özgü olarak tanzim edildiğini, bu itibarla kendisine sunulduğu kadar inceleme yapılarak tanzim edildiğini, vergi ihtilaflarında bağlayıcılık özelliği bulunmadığını, davacının davalıya yaptığı çevrim istasyonu devri nedeniyle emsal bedel üzerinden KDV hesaplanmasının yasal dayanağının bulunmadığı, devrin Katma Değer Vergisi Kanunu 27. maddesi kapsamında bir devir olmadığı, ticari mahiyette bir teslim olmayıp, davacının enerji piyasasında lisanslı aktör olması sebebiyle çerçeve mevzuat, ihaleler, sözleşmeler ve düzenleyici kurul kararları doğrultusunda, teknik ve yasal neden ve gereklerden dolayı gerçekleşen bir devir olup, KDV uygulanmasının mümkün olmadığı ve bu itibarla davacının davalıdan talepte bulunmasının da yerinde olmadığı kanaatine varılarak davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Ticaret mahkemelerinin başka mahkemelerin yetki ve görevine giren konularda bilirkişi incelemesi yaptıramayacağı,
2.Uyuşmazlığın Konusunun, devir teslim işleminin KDV’ye tabi olup olmadığı değil, teslimden KDV’nin ticari fatura alacağı olarak teslim alandan istenip istenemeyeceği olduğunu,
3.Mahkeme ve bilirkişi heyetinin, Gelir İdaresi Başkanlığı görüşünün tetkik ve muhakemesine izin vermiş olması, bununla yetinmeyerek bilirkişi heyetinin dile getirdiği birtakım vergi hukuku gerekçelerine itibar ederek Gelir İdaresi Başkanlığı görüşünün hatalı olduğu kanaatine varıp nihayette söz konusu teslimin KDV’ye tabi bulunmadığı ve bu nedenle fuzulen hesaplanan KDV’nin muhatabına yansıtılmasının hukuka aykırı olduğuna ulaşarak davanın reddine hükmetmesinin hatalı olduğu belirtilerek karar istinaf edilmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı tarafça özelge cevabına ve tahakkuk ettirilen KDV’ye ilişkin olarak İdare ve Vergi Mahkemelerinde bir dava açılmadığı, davaya konu Basınç Düşürme ve Ölçüm İstasyonu’nun devrine ilişkin 11/10/2012 tarihli protokolün 7. maddesinde; “Bu protokolün imzalanması nedeniyle doğacak vergi, resmi harçlar (Damga Vergisi dahil) RTG tarafından ödenecektir” düzenlemesinin yer aldığını, davaya konu Basınç Düşürme ve Ölçüm İstasyonu devrinin ticari mahiyette bir devir-teslim olmayıp, mevzuattan kaynaklanan zorunluluk nedeniyle yapılan bir devir olduğu, taraflar arasında bu devre ilişkin olarak belirlenmiş ve ödenmiş bir satış bedeli bulunmadığı, devrin Katma Değer Vergisi Kanunu 27. maddesi kapsamında bir devir olmadığı, davacının da bu yönde düşünerek Gelir İdaresi Başkanlığı’ndan buna dair görüş sorduğu, ancak verilen olumsuz özelgeye ve tahakkuk ettirilen KDV’ye karşı yasal itiraz ve dava haklarını kullanmadığı, kaldı ki 11.10.2012 tarihli protokolün 7. maddesindeki açık düzenleme karşısında söz konusu KDV bedelini davacının ödemesi gerektiği, bu itibarla davacının davalıdan buna dair talepte bulunmasının yerinde olmadığı gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf başvurularının HMK’nın 353/1-b-1. bendi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1. KDV doğup doğmadığı, doğmuşsa KDV matrahının ne olduğu, doğan KDV’nin yansıtılması gerekip gerekmediği tartışmaları, vergi yargısının görev alanına giren tartışmalar olduğu, adli yargıda tartışılmasının hatalı olduğu,
2.Bölge Adliye Mahkemesinin özelgeye karşı dava yoluna gitmemiş olmasını ret kararına gerekçe yapmasının isabetsiz olduğunu, özelgelerin idari davalara konu edilebilen icrai nitelikte işlemler olmadıkları,
3.Bu çerçevede, huzurdaki uyuşmazlıkta, özel hukuk mahkemesinde değerlendirme konusu yapılabilecek tek konu “taraflar arasında imzalanan teslim protokolünün olaydaki KDV uyuşmazlığına bir etkisi olup olmadığı” hususu olmaktadır. Bu konuya ilişkin detaylı izahatımız dava dosyasındaki cevaba cevap dilekçemizde yer almaktadır.
4. Asliye Ticaret Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesinin yaklaşımlarındaki farklılık da konuyu daha karmaşık hale getirdiği, Asliye Ticaret Mahkemesi’nin olaydaki teslimin KDV’ye tabi olmadığı kanaati ile fuzulen KDV hesaplama noktasında davalıyı haksız bulup davanın reddine karar verirken Bölge Adliye Mahkemesi’nin bu gerekçeyi isabetli bulmadığı, davalının davanın reddini gerektiren kusurunu fuzulen KDV hesaplamak değil, talebin aksi yönünde verilen özelgeye karşı dava açılmamış olması veya KDV’nin ihtirazi kayıtla beyan edilerek davaya götürülmemiş olması ayrıca protokolün imzasından kaynaklanan vergilerin müvekkil şirketçe ödeneceği düzenlemesi nedeni ile davanın reddinin gerektiğine kanaat getirildiği,
5. KDV’nin yansıtmalı bir vergi olduğu, özel bir düzenleme olmadığı sürece verginin yansıtılmasının esas olduğu, karşı tarafın indirim imkanının bulunup bulunmaması bu durumu etkilemeyeceği, KDV’nin geç talep edilmesinin durumu değiştirmeyeceği belirtilerek kararın bozulması talep edimiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, eser sözleşmesinden kaynaklanmakta olup bedelsiz devir protokolünün Katma Değer Vergisi Kanunu’ndaki devire tabi olup olmadığı, davalının protokole rağmen KDV’den sorumlu olup olmayacağına ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6098 sayılı TBK’nın 470. vd maddeleri, Hukuk Muhakemeleri Kanunu 353/1-b/2 Katma Değer Vergisi Kanunu.
3. Değerlendirme
Bölge Adliye Mahkemesi tarafından incelenen ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde istinaf başvurusunun esastan reddine karar verebilecektir (HMK m. 353/1-b/1). Bölge Adliye Mahkemesi tarafından duruşma yapılmaksızın istinaf başvurusunun reddine karar verilebilmesi için dosyanın tekemmül etmiş bulunması, başka bir anlatımla, ilk derece mahkemesi tarafından toplanan delillere göre, istinaf başvurusunda bulunan taraf ya da tarafların itirazının incelenip denetlenerek bir kanaate varılmasının mümkün bulunması zorunludur. Bir başka değişle, ilk derece mahkemesi kararında hiçbir eksiklik veya yanlışlık olmadığı duruşma açılmaksızın anlaşılabilecek kadar açık ve netse, bu kapsamda bir değerlendirme yapılabilecektir. Ayrıca, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında karar verilebilecektir. Diğer taraftan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b/3 bendi kapsamında delil olarak bir eksiklik tespit edilmesi ve bu eksikliğin duruşma yapılmadan tamamlanmasının mümkün olması halinde, bu eksikliğin giderilmesinden sonra ilk derece mahkemesi kararının hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde de istinaf başvurusunun b/1 bendi kapsamında reddine karar verilebilecektir.
İlk derece mahkemesince; özelgelerin sorulan hususa özgü olarak tanzim edildiğini, bu itibarla kendisine sunulduğu kadar inceleme yapılarak tanzim edildiğini, vergi ihtilaflarında bağlayıcılık özelliği bulunmadığını, davacının davalıya yaptığı çevrim istasyonu devri nedeniyle, emsal bedel üzerinden KDV hesaplanmasının yasal dayanağının bulunmadığı, devrin Katma Değer Vergisi Kanunu 27. maddesi kapsamında bir devir olmadığı, ticari mahiyette bir teslim olmayıp, davacının enerji piyasasında lisanslı aktör olması sebebiyle çerçeve mevzuat, ihaleler, sözleşmeler ve düzenleyici kurul kararları doğrultusunda, teknik ve yasal neden ve gereklerden dolayı gerçekleşen bir devir olup, KDV uygulanmasının mümkün olmadığı ve bu itibarla davacının davalıdan talepte bulunmasının da yerinde olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmişken davacının istinaf başvuru üzerine bölge adliye mahkemesi, davacı tarafça özelge cevabına ve tahakkuk ettirilen KDV’ye ilişkin olarak İdare ve Vergi Mahkemelerinde bir dava açılmadığı, davaya konu Basınç Düşürme ve Ölçüm İstasyonu’nun devrine ilişkin 11.10.2012 tarihli protokolün 7. maddesinde; “Bu protokolün imzalanması nedeniyle doğacak vergi, resmi harçlar (Damga Vergisi dahil) RTG tarafından ödenecektir” düzenlemesinin yer aldığını, davalının verilen olumsuz özelgeye ve tahakkuk ettirilen KDV’ye karşı yasal itiraz ve dava haklarını kullanmadığı, 11.10.2012 tarihli protokolün 7. maddesindeki açık düzenleme karşısında söz konusu KDV bedelini davacının ödemesi gerektiği, bu itibarla davacının davalıdan buna dair talepte bulunmasının yerinde olmadığı gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf başvusunun HMK’nın 353/1-b-1. bendi gereğince esastan reddine karar vermiştir.
HGK’nın 24.02.2010 tarihli 2010/1-86 Esas ve 2010/108 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere; “…Yasa’nın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çekişmesiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir…” Kararın gerekçesi ile hüküm sonucu çelişkili ise tarafları, adalete uygun karar verildiği ve yargılamanın adil yapıldığına ikna edebilecek, mantıksal tutarlılık taşıyan kanuna uygun verilip, yazılmış yasa yolu denetimine elverişli bir hüküm bulunduğundan söz edilemez.
Kararın gerekçesi ile hüküm fıkrası arasında çelişki yaratılması; Anayasa ile teminat altına alınan yargılamanın açıklığı, adil yargılanma hakkı prensibine ve kararların gerekçeli olması gerektiğine dair Anayasa ve Yasa hükümlerine aykırılık teşkil eder (Örnek; Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesi 11.01.2017 Tarih 2016/4164 Esas 2017/118 Karar, 08.10.2019 Tarih, 2019/2679 Esas, 2019/3826 Karar). Belirtilen nedenlerle gerekçesi ile sonucu arasında çelişki yaratılmaksızın hüküm kurulmalıdır.
Bölge Adliye Mahkemesince; İlk Derece Mahkemesi karar gerekçesinde hata yapıldığını tespit ettiğine göre, HMK’nın 353/1-b/2. bendi gereğince gerekçeyi düzelterek yeniden esas hakkında karar vermesi gerekirken, HMK’nın 353/1-b/1 bendine istinaden “başvurunun esastan reddine” karar vermesi doğru olmamıştır. Bu nedenle, diğer temyiz itirazları incelenmeden hükmün açıklanan nedenlerle bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1.Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
2.Diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,
3. Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine,
4.Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
19.01.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.