YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/6849
KARAR NO : 2009/16475
KARAR TARİHİ : 17.12.2009
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalılardan … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Dava, iş kazası sonucu oluşan maluliyet nedeniyle davacının uğramış olduğu manevi zararın giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile davacının %23.2 oranındaki maluliyeti nedeniyle 42.500.00 TL manevi tazminatın 25.6.2005 olay tarihinden itibaren yürütülecek yasal faizi ile davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
Davalı işveren … vekili ; davacının uğramış olduğu iş kazası dolayısıyla 28.9.2005 tarihli ibraname uyarınca maddi ve manevi tazminat alacakları yönünden kendisini ibra ettiğini bildirerek ibraname uyarınca davanın reddine karar verilmesini istemiş davacı ise belgedeki imzanın kendisine ait olduğunu, ancak hastanede yatarken işverence kendisine 20-25 kadar belge imzalatıldığını, içeriğini bilmediği bir çok belgeye imza attığını bildirmiş, davacı vekili davacıya hastanede yatarken sigorta işlemlerinin yapılacağı bildirilerek bir çok belgenin imzalatıldığını, herhangi bir ödeme yapılmadığını ileri sürmüştür.
Hukuka aykırı bir eylem yüzünden çekilen elem ve üzüntüler o tarihte duyulan ve duyulması gereken bir haldir. Başka bir anlatımla, üzüntü ve acıyı zamana yaymak suretiyle manevi tazminatın bölünmesi, yeniden dava konusu yapılarak miktarının artırılması olanağı yoktur. Niteliği itibariyle manevi tazminat bölünemez. Bir defada istenilmesi gerekir. Yargıtay Genel Kurulu’nun 25.9.1996 gün ve 1996/21-397-637 sayılı kararı ile 13.10.1999 gün ve 1999/21-684-818 sayılı kararı da bu yöndedir.
25.6.2005 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu % 23.2 oranında malul kalan davacı işçi tarafından imzalanan 28.9.2005 tarihli belgede davacıya zararı karşılığı 5.000.00 TL maddi, 5.000.00 TL manevi tazminatın davalı işveren tarafından ödendiği davacının işverenden hiçbir alacağının kalmadığı yazılıdır. Davacı bu dava açılmazdan önce SGK. Başkanlığı Sigorta Teftiş Kurulu tarafından yapılan tahkikat sırasında sigorta müfettişine verdiği 05.04.2006 tarihli ifadesinde de işverenin hastanede yatarken kendisine bazı kağıtlar imzalattığını bunların sigorta kağıtları olduğunu söydeğini beyan etmiş, mahkemece tanık olarak dinlenen babası Sabri Akarsu’da 16.04.2008 tarihli ifadesinde oğlunun işverence sigortasız olarak çalıştırıldığını, kazadan sonra kendisinden habersiz evden nüfus kağıdı alınarak sigortaya bildirim yapıldığını, hastanede yatarken oğlundan sigortaya alacağız diye imza alındığını, oğlunun okumadan imzaladığını herhangi bir ödeme yapılmadığını bildirmiştir.
İbra alacağın tasfiyesini içeren tasarrufi bir sözleşmedir. Alacaklı bununla borçludan sağladığı menfaat karşılığı alacağını terk eder. İfade edilen menfaat “ödemedir.” MK.nun 2. maddesinde herkesin haklarını kullanırken ve bu borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda olduğu, bir hakkın açıkca kötüye kullanılmasını kamu düzeninin korumayacağı bildirilmiştir. Sözleşmenin bu kurallara uygunluğu aranır. Konuyla ilgili doğrudan bir açık hüküm bulunmaması halinde ibranın doğruluk ve güven kurallarına aykırı olmaması gerekir.
Öte yandan iş hukukunda ibranın kendisine özgü bir yapısı vardır. Çünkü zayıf durumda olan kişinin karşı ile eşit olmadığı ve yapılan işlemlerin eşit konumda iradeden çıkmadığı bellidir. Zayıf iradenin korunması, yalnızca iş hukukunu değil, salt hukukun işlevidir. Ayrıca sorumluluk hukuku özellikle insan zararlarında, mağduru koruyucu normlar ihtiva etmektedir.
Davacı iradesinin fesada uğradığını ileri sürdüğüne göre ibraneme şekli kurallara uygun olsa dahi bu ibraname iradeyi fesada uğratan hata, hile ve korkutmaya (ikrah) dayalı olmadığı sürece geçerlidir.
Hile genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hatada yanılma, hilede yanıltma söz konusudur.Korkutmada bir kimseyi bir hukuksal işlem yapmaya yönlendirmek için bilerek hukuka aykırı bir davranışla o kişiden istenilen irade beyanında bulunmaz ise kötülüğe uğrayacağı kanısının yaratılması o kişinin korkutulmasıdır.Yaratılan korku sonucu irade bildiriminde bulunan kişinin iradesinin oluşumu sakattır.Sakatlık irade bildiriminde değil ,iradenin oluşumundadır.Sakatta olsa irade vardır.Korkutulan iradesini isteyerek açıklamış olmakla beraber bu irade … karar ve düşüncenin sonucu değildir.Ne var ki korkutulanın bildirimi iradesine uygundur.
Bu durumda davalılar ancak davacıya ibranamede yazılı miktar parayı ödediklerini belge ile kanıtlar iseler manevi tazminatı ödeme sorumluluğundan kurtulabilirler.
Somut olayda davalı işverenler Uşak ili Çanlı Tabakhanesindeki “… Canlar Deri Sanayi” adlı işyerini işletmekle olup tacirdirler.
Yapılacak iş; varsa davalının manevi tazminatı ödemeye ilişkin kanıtlarını sormak ve ödeme yapıldığına dair işverenin resmi defter ile ödemeye ilişkin belgelerini ibraz etmesi için kesin önel vermek, yapılan araştırma sonucunda ödemenin yapıldığının anlaşılması halinde manevi tazminatın bölünemezliği ilkesi gereğince davanın reddine karar vermek, ödemenin yapılmadığının anlaşılması halinde ise uygun bir miktara hükmetmektir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde istemin kısmen kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı işverenin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ:Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalıların manevi tazminatın miktarına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, temyiz harcının istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 17.12.2009 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY GEREKÇESİ
Davacı, ibraname altındaki imzanın kendisine ait olduğunu kabul etmiştir. Bu durumda, davalının ibraname içerisinde yer alan miktarın ödendiğini ayrıca ispat etmesine gerek yoktur.
Somut olaydaki iddia her olayda ileri sürülebilecek niteliktedir. İrade fesatına ilişkin bir iddia bulunmadığından manevi tazminat isteminin reddi gerektiği görüşünde olduğundan çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.