Yargıtay Kararı 11. Ceza Dairesi 2022/2862 E. 2022/20097 K. 05.12.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2022/2862
KARAR NO : 2022/20097
KARAR TARİHİ : 05.12.2022

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Vergi Usul Kanunu’na Muhalefet Etme
HÜKÜM : Mahkûmiyet

Hükümlü … hakkında, Romanya Ploieşti İstinaf Mahkemesi‘nin 20.06.2017 tarihli ve 780 numaralı ceza kararı ile değiştirilen ve kesinleştirilen Dâmbotiva Mahkemesi‘nin 26.02.2016 tarihli ve 143 numaralı ceza kararı ile vergi kaçakçılığı suçundan hükmedilen ve “gıyabi hüküm“ niteliğinde bulunan neticeten 3 yıl hapis cezasına mahkûmiyete ilişkin kararın infazının devralınması talep edilmiş olmakla; hükümlünün Romanya’da yürütülen yargılamanın hiçbir aşamasında bizzat yargılamaya katılmadığı, yalnızca seçilen avukatı tarafından temsil edildiğinin bildirilmiş olması nedeniyle, hem ülkemizin hem de Romanya devletinin taraf olduğu, uluslararası adli işbirliği kuralları çerçevesinde, cezai konularda yabancı mahkemeler tarafından verilen mahkûmiyet kararlarına yönelik infazın devralınması taleplerine ilişkin olarak, esasen yabancı bir hukuk sisteminin geçerliliğinin kabul edilmesi suretiyle anlaşmaya taraf devletler yönünden mülkilik ilkesine bu anlamda istisna getiren 01.03.1977 tarihli ve 2081 sayılı Kanun‘la onaylanması uygun bulunduktan sonra 14.12.1977 tarihli ve 16139 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Ceza Yargılarının Milletlerarası Değeri Konusunda Avrupa Sözleşmesi‘nin 21/2. maddesi gereğince “gıyabi hüküm” olarak nitelendirilen mahkûmiyet hükmünün infazının, aynı Sözleşmeye göre özel hükümlere tabi bulunduğu ve bu şekilde ayrıntılı hükümler içeren uluslararası sözleşmenin, Anayasa‘nın 90. ve 6706 sayılı Kanun‘un 1/3. maddeleri gereğince öncelikle uygulama alanı bulacağı belirlendikten sonra; Mahkemenin yargılama sırasında hem uluslararası sözleşme hem de 6706 sayılı Kanun hükümleri uyarınca karma uygulama yapmasının verilen kararın tabi olduğu kanun yolunu değiştirmeyeceği, bu anlamda Sözleşmenin 41. ve Yargıtay Kanunu‘nun 1. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde, Mahkemelerce verilen bu tür taleplere yönelik kararlar yönünden temyiz kanun yolunun öngörüldüğü belirlenerek yapılan incelemede;
Hükümlü … hakkındaki, “gıyabi hüküm” niteliğindeki Ploieşti İstinaf Mahkemesi‘nin 20.06.2017 tarihli ve 780 numaralı ceza kararı ile değiştirilen ve kesinleştirilen Dâmbotiva Mahkemesi‘nin 26.02.2016 tarihli ve 143 numaralı ceza kararı ile vergi kaçakçılığı suçundan hükmedilen neticeten 3 yıl hapis cezasına mahkûmiyete ilişkin kararın Türkiye’de infaz edilebilmesi için; öncelikle Türk mahkemeleri tarafından bu yönde verilmiş bir karara ihtiyaç olup, Anayasa‘nın 90. ve 6706 Sayılı Cezai Konularda Uluslararası Adli İş Birliği Kanunu’nun 1/3. maddeleri uyarınca uygulanması gereken Ceza Yargılarının Milletlerarası Değeri Konusunda Avrupa Sözleşmesi’nin gıyabi yargılamaya ilişkin 3. Bölümü (21-30. maddeleri) uyarınca uygulama yapılarak, anılan Sözleşmenin 23. maddesinde belirtilen meşruhatları içerir davetiye ile birlikte infazının devralınması talep edilen kararın bir örneğinin sanığa tebliğ edilmesi, gıyabi hüküm niteliğindeki hükme yönelik itiraz hakkı tanındıktan sonra, bu hususta Sözleşmenin 24-26. maddeleri uyarınca işlem yapılarak, sanığın yeniden yargılama yapılması talebinde bulunması halinde Sözleşmenin 26/3-4., 27 ve 28. maddeleri doğrultusunda duruşma açılarak yeniden yargılama yapılması ile 40. maddede belirtilen hususlar göz önüne alınarak yapılacak inceleme sonrası verilecek karara karşı, Sözleşmenin 41. maddesine göre temyiz kanun yolunun bulunduğunun belirtilmesi, bu şekilde Sözleşmede belirtilen prosedür gerekli sürelere de riayet edilmek şartıyla yerine getirildikten sonra, yabancı devlet mahkemeleri tarafından verilen mahkûmiyet kararlarının Türkiye’de infaz edilebilmesinin koşullarından birisi olan “zamanaşımı“ koşulunun, Türkiye’nin Sözleşme’nin Ek-1/c. maddesi uyarınca çekince hakkını kullanmamış olması nedeniyle, dava zamanaşımı değil ancak ceza zamanaşımı olarak dikkate alınabileceği de gözetilip, Mahkemece infazın devralınmasına yönelik bir karar veya yapılacak yargılama neticesinde yeni bir karar verilmesi gerektiği halde, bu prosedüre uyulmaksızın hem 6706 Sayılı Cezai Konularda Uluslararası Adli İş Birliği Kanunu hem de Sözleşme hükümleri uyarınca karma uygulama yapılarak dosya üzerinden infazın devralınmasına ve sanığın mahkûmiyetine karar verilmesi,
Yasaya aykırı, sanığın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, diğer yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun‘un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nin 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 05.12.2022 tarihinde Üye …’ın karşı oyu ile oy çokluğuyla karar verildi.

(Karşı Oy)

KARŞI OY GEREKÇESİ

Yabancı ülke mahkemelerinin ceza hukukuna ilişkin ilamlarının Türkiye’de infazına yönelik iç hukukta yapılan uyarlama yargılamalarında, yasanın açık hükmü gereği başvurulacak kanun yolu “itiraz” kanun yolu olması nedeniyle bu tür kararlara karşı “temyiz” kanun yoluna başvurulamayacağı gerekçesiyle sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum. Şöyle ki;
Konuyla ilgili Avrupa Konseyi Sözleşme ve İç Hukuka ilişkin düzenlemelerin tarihsel süreci şu şekildedir;
Yabancı Mahkeme kararlarının Türkiye’de infazına ilişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi, “Ceza Yargılarının Milletlerarası Değeri Konusunda Avrupa Sözleşmesi” olup, bu Sözleşmenin Onaylanması ve Uygulanması Hakkındaki Kanun 2081 No. 1.3.1977 Kabul tarihli, 15877 Sayı, 13.3.1977 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Sözleşmenin Onaylanması ve Uygulanmasına ilişkin yukarıda mezkûr Kanunun 5. maddesinde, iç hukukta yapılacak uyarlama yargılamalarında başvurulacak kanun yolunu da açıkca düzenlemiştir. Buna göre; “Sözleşmenin, müeyyidelerin yerine getirilmesi ile ilgili 5 inci bölümü gereğince mahkemelerde verilecek nihai kararlara karşı acele itiraz yoluna başvurulabilir.” denilmiştir.
Sözleşmenin Onaylanması ve Uygulanmasına ilişkin Kanun ile yetinilmeyerek, konu ayrıntılı bir şekilde iç hukukta 3002 Sayılı Yasa ile ayrıca düzenlenmiştir. Bu kanun, “Türk Vatandaşları Hakkında Yabancı Ülke Mahkemelerinden ve Yabancılar Hakkında Türk Mahkemelerinden Verilen Ceza Mahkûmiyetlerinin İnfazına Dair Kanun” dur. (3002 No, 8.5.1984 Kabul tarihli, 18402 Sayı, 15.5.1984 Tarihli Resmi Gazetede Yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.)
3002 Sayılı Kanunun da bu tür kararlara karşı başvuru yolu ayrıca düzenlenmiştir. Buna göre, “acele itiraz” başlıklı 7. maddesi uyarınca; “Mahkemece verilen karara karşı Cumhuriyet savcısı, hükümlü veya vekili tarafından acele itiraz yoluna başvurulabilir. İtiraz merciinin tayininde Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 299. maddesi hükmü uygulanır.” denilmiştir.
Dikkat edileceği üzere, 3002 Sayılı Kanunda Sözleşmenin Onaylanması ve Uygulanmasına İlişkin Kanunun 5. maddesi ile aynı doğrultuda düzenleme yapılarak, bu tür kararlara karşı “itiraz” (5320 Sayılı Yasanın 7/2. maddesi ile) kanun yolu öngörülmüştür.
Yukarıda zikredilen Sözleşmenin Onaylanması ve Uygulanması Hakkında Kanunun 5. maddesi ile 3002 Sayılı Kanunun tamamı, 29703 Sayı, 5.5.2016 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan, 6706 No, 23.4.2016 Kabul tarihli, Cezai Konularda Uluslararası Adli İş Birliği Kanunun 36. maddesinin 1. fıkrasının b. ve c. bentleri ile ilga edilmiştir. Mülga yasaları burada zikretmemizden maksat, sözleşmenin onaylanmasından bu güne kadar geçen zamanda yapılan tüm yasal düzenlemelerde, bu tür kararlara karşı “itiraz” kanun yolunun öngörüldüğünün vurgulanmasıdır.
Konuyu yeniden düzenleyen 6706 Sayılı Cezai Konularda Uluslararası Adli İş Birliği Kanununun, 26. maddenin 5. fıkrası ile “… Uyarlama kararlarına karşı itiraz kanun yoluna başvurulabilir…” demek suretiyle, yabancı mahkeme ilamlarının Türkiye’de infazına ilişkin uyarlama yargılaması sonucunda verilecek kararlara karşı, önceki düzenlemeler ile paralellik arz edecek şekilde, “itiraz” kanun yolunu öngörülmüştür.
Dairemizin çoğunluk görüşüne dayanak gösterilen ve 15877 Sayı, 13.3.1977 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Sözleşmenin 41. maddesi incelendiğinde, madde metninin sayın çoğunluğun görüşünü desteklemediği ilk bakışta anlaşılabilecek mahiyettedir.
Sözleşmenin 41. maddesi aynen; “istenilen yerine getirme bakımından bu bölüm gereğince mahkemelerin verecekleri kararlar ile 37 nci maddeye göre tayin edilecek idarî makamın kararı üzerine başvurulan hâkimlerin kararlarına karşı kanun yolu tanınacaktır.” denilmektedir. Dikkat edileceği üzere Sözleşme’nin 41. maddesinde iddia edildiği üzere, “temyiz” yolundan değil, “kanun yolundan” bahsedilmektedir. “Kanun yolu” kavramı, sadece temyiz kanun yolunu değil, itiraz ve istinaf da dâhil kanun yollarının tamamını içine alan üst bir kavramdır. Bu nedenle, iç hukukumuzda bu tür uyarlama kararlarına karşı, gerek eski Kanunlar döneminde (2081 sayılı Yasanın 5. maddesi ve 3002 sayılı Yasanın 7. maddesi) gerekse şimdi yürürlükte bulunan 6706 sayılı Kanun döneminde itiraz kanun yolu öngörülmüştür.
Dairemizin çoğunluk görüşünde, kararın gıyapta yapılan yargılama neticesinde verilmiş olması nedeniyle temyiz yasa yolunun açık olması gerektiği yönünde kanaat oluşmuş ise de bu kanaate katılmak mümkün görülmemiştir. Şöyle ki, Sözleşme hükümlerine göre “gıyapta” yapılan yargılamada “yüz yüze” yapılan yargılamaya göre ilave bazı düzenlemeler öngörülmüş ise de; kanun yolunu düzenleyen Sözleşmenin 41. maddesinde, bu konuda her hangi bir ayırım yapılmaksızın “kanun yolu” denilmek suretiyle, durum üye ülkelerin iç usul hukukuna bıraktığı görülmektedir.
Sözleşmenin 41. maddesinin sarahati karşısında, olayda Anayasanın 90 ve 6706 sayılı Kanunun 1. maddesinin 3. fıkrasının uygulanma olanağı bulunmadığından ayrıca tartışmaya gerek duyulmamıştır.
Her ne kadar sayın çoğunluk, dava konusu dosyanın temyizen incelenebileceği yönündeki görüşüne, Yargıtay Kanununun 1. maddesini dayanak olarak göstermiş ise de; bu görüşe de katılmak mümkün değildir. Şöyle ki; Yargıtay Kanununun 1. maddesinde aynen: “Yargıtay, adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme mercii olup, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile bu Kanun ve diğer kanunların hükümlerine göre görev yapan bağımsız bir yüksek mahkemedir” şeklinde bir düzenleme getirmiştir.
Yargıtay Kanununun 1. maddesinden de açıkca anlaşılacağı üzere; Yargıtay’ın nihai bir adli kararı “temyizen” inceleyebilmesi için kanunun–yasa yolu olarak- başka bir adli yargı merciini belirlememiş olması gerekmektedir. Yasada, kanun yolunun açıkca belirlendiği durumlarda Yargıtay Kanununun 1. maddesinin uygulanma olanağı bulunmamaktadır. Yabancı mahkeme kararlarının infazı amacıyla yapılan uyarlama yargılamalarında verilen nihai kararlara karşı 6706 Sayılı Cezai Konularda Uluslararası Adli İş Birliği Kanununun 26. maddesinin 5. fıkrası ile “… Uyarlama kararlarına karşı itiraz kanun yoluna başvurulabilir…” demek suretiyle açık bir düzenleme bulunduğundan, dava konusu olayda Yargıtay Kanununun 1. maddesinin uygulanma olanağının bulunmadığı açıktır.
Kaldı ki Özel kanunların temyizine ilişkin hükümlerini düzenleyen CMK. nun 285. maddesi; “6706 sayılı Cezaî Konularda Uluslararası Adlî İş Birliği Kanununun 18 inci maddesinin dördüncü fıkrası hükmü hariç; diğer kanunlarda temyiz edilebileceği veya haklarında Yargıtaya başvurulabileceği belirtilmiş olup da bölge adliye mahkemelerinin görev alanına giren dava ve işlere ilişkin ilk derece mahkemelerinin karar ve hükümlerine karşı istinaf yoluna başvurulur” şeklinde olduğu, 6706 sayılı kanunun 18. madde düzenlemesinin iade yargılamasına ilişkin olması nedeniyle aynı yasanın 18/4 fıkrası uyarınca iade yargılaması sonucunda verilecek kararın temyizinin mümkün olduğu, Yabancı devlet mahkemeleri tarafından verilen mahkûmiyet kararlarının infazının Türkiye’de infaz edilmesinin 6706 sayılı kanunun 26. maddesinde düzenlendiği, her iki müessesenin birbirinden farklı olduğu da aşikardır.
Açıklanan tüm bu nedenlerden ve 6706 Sayılı Cezai Konularda Uluslararası Adli İş Birliği Kanununun 26. maddesinin 5. fıkrasının açık düzenlemesi karşısında, söz konusu kararın temyizi kabil kararlardan olmadığı, itiraza tabi bir karar olduğu dolayısıyla temyiz talebinin reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun görüşüne iştirak etmiyorum.