Yargıtay Kararı 17. Hukuk Dairesi 2008/5092 E. 2009/1887 K. 31.03.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/5092
KARAR NO : 2009/1887
KARAR TARİHİ : 31.03.2009

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVALILAR : 1) …
2) …
3) …

Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda verilen hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davacı vekilince istenilmiş olmakla duruşma için tayin edilen 31.3.2009 salı günü davacı Kazım ve davalı … tarafından gelen olmadı. Davalılar … ve … geldi. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan davalılar … ve … dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü.

-K A R A R-

Davacı vekili, davalılardan …’un müvekkiline olan borcu nedeniyle hakkında yaptıkları icra takibi sırasında borcuna yetecek haczi kabil malının bulunmadığını, ancak alacaklı davacıyı zarara uğratmak için kendisine ait taşınmazı davalılardan …’a sattığını onunda diğer davalı …’a sattığını öne sürerek taşınmazın davalı … adına tesciline ve davacıya cebri icra ve satış yetkisi verilmesini talep etmiştir.
Davalılardan …, dava şartlarının oluşmadığını, diğer davalılar ile arasında bir akrabalık bulunmadığını, iyi niyetli olduğunu, taşınmazlardaki kiracılarla kira sözleşmesi yaptığını savunarak, davalı …, … vesikası bulunmadığını, davacının kötü niyetli olduğunu savunarak, davalı … ise borçluya inşaat nedeniyle ödediği paraları geri ödeyememesi nedeniyle alacağına karşılık taşınmazı aldığını savunarak davanın reddini istemişlerdir.
Mahkemece, davalıların kötü niyetinin kanıtlanamaması nedeniyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava İİK’nun 277 ve devamı maddeleri uyarınca açılan tasarrufun iptali isteğine ilişkindir. Mahkemece davalılar

arasındaki devirlerin kötü niyetle yapıldığının kanıtlanamaması nedeniyle davanın reddine karar verilmiş ise de verilen karar dosya içeriğine ve toplanan delillere uygun düşmemektedir. İİK’nun 278/2 maddesi uyarınca aktin yapıldığı sırada kendi verdiği şeyin değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği akitlerin bağışlama hükmünde sayılacağı ve iptale tabi olduğu açıkça vurgulanmıştır. Devamlılık arz eden yargısal uygulamalarla taşınmazın tapudaki satış değeri ile gerçek değeri arasında bir misli ve daha fazla farkın bulunduğu hallerde fahiş farkın varlığı kabul edilmiştir. Söz konusu maddenin uygulandığı hallerde 3. kişinin iyi niyetli yada borçlunun alacaklısından mal kaçırmak kastıyla hareket ettiği konusunu bilip bilmemesi önem arz etmemektedir. Taşınmazı satın alan 3. kişi satın aldığı malı elden çıkarmış olması halinde ise borçlu ile doğrudan tasarrufta bulunmayan 4. kişi yönünden tasarrufun iptaline karar verilebilmesi için borçlunun işlemleri zarar verme kastı ile yaptığı, borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastını bildiği veya bilmesi gerektiği hususunun kanıtlanması gerekir. Somut olayda tasarrufa konu taşınmaz tapuda üzerindeki 3 milyar TL. ipotek ile birlikte 5 milyar TL. bedelle … tarafından …’a, … tarafından 18 milyar TL. bedelle …’a satılmıştır. Taşınmazın davalı … tarafından diğer davalı …’ya satıldığı tarihteki gerçek değeri ise bilirkişiler tarafından 45.000.00 YTL. Olarak belirlenmiştir. Bu durumda borçlu davalı … ile davalı 3. kişi … arasındaki tasarruf İİK’nun 278/2 maddesi uyarınca iptale tabidir. Davalı …’nın tasarrufta bulunduğu … yönünden ise ağırlıklı tanık beyanlarına göre satışa konu taşınmazların borçlu Hayrettin tarafından kiraya verildiği ve borçlunun mal kaçırma amacıyla sattığını beyan etmeleri karşısında borçlunun mal kaçırma ve ızrar kastını bildiği anlaşıldığından bu davalı yönünden de tasarrufun iptaline karar verilmesi gerekirken mahkemece yazılı olduğu üzere davanın reddine karar verilmiş olması doğru değildir.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazları yukarda açıklanan nedenlerle yerindedir, kabulü ile hükmün BOZULMASINA, duruşmada vekille temsil olunmayan davacı

yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına ve peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, 31.3.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.