YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/12698
KARAR NO : 2008/15683
KARAR TARİHİ : 23.12.2008
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 29.11.2005 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve pay tescili istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın kabulüne dair verilen 04.06.2008 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 23.12.2008 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı vekili Av…. ile karşı taraftan davacı vekili Av…. geldi. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, 8146 ada 28 parsel sayılı taşınmazı (eski 1117 ada 25 parsel) satın aldığını, davalı ile yaptıkları 27.09.1989 tarihli inanç sözleşmesi uyarınca davalı adına tescil edildiğini ileri sürerek tapu kaydının iptali ile 1/2 payının adına tescilini istemiştir.
Davalı, 27.09.1989 tarihli belgedeki imzanın kendisine ait olmadığını, imza kendisine ait olsa bile açığa imza olduğunu ve davacı tarafından sonradan doldurulduğunu, belge içeriğinin de inşaat sözleşmesi niteliğinde olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, taraflar arasında adi ortaklık bulunduğu ve bu ortaklığın bozulduğu, Borçlar Kanununun 583 maddesi uyarınca taşınmazın 1/2 payının davacı adına tescilinin gerektiği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
İnanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı işlemin sona erme sebeplerini ve devredilen
hakkın inanılan tarafından kullanılma, yönetilme ve inanana iade şartlarını içeren borçlandırıcı bir işlemdir.
05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi; inanç sözleşmesi, inanılana bir hakkın kullanılmasında davranışlarını inananın tespit ettiği amaca uydurmak borcunu yükler. Diğer bir anlatımla; inanan inanılan namına yapılacak bir işlemden sonra taşınmazın mülkiyetini ona (inanana) geçirme yükümlülüğü altına girmiştir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
İnanç sözleşmesi anılan içtihadı birleştirme kararı uyarınca ancak, yazılı delil ile kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır.
Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge varsa HUMK’nun 292.maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delil ile … edilebilir.
Yazılı delille veya yazılı delil başlangıcı yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HUMK.m.236) yemin (HUMK.m.344) gibi kesin delillerle de … edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması halinde mahkemenin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir.
İnanç sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden Borçlar Kanununun 125. maddesi hükmü gereğince inanç sözleşmesinden kaynaklanan davalarda zamanaşımı süresi on yıl olarak kabul edilmektedir.
Bu ilkeler ışığında somut olaya gelince;
Davacının dayanağı 27.09.1989 tarihli belge az yukarıda açıklandığı üzere inanç sözleşmesini gösterir yazılı belge niteliğindedir. Grafoloji–sahtecilik uzmanı Dr. … raporda belge altındaki imzanın davalının eli ürünü olduğunu bildirmiş, davalı vekili de 03.10.2007 tarihli oturumda belge altındaki imzayı inkar etmediklerini, açığa imza atıldığını ve belgenin sonradan davacı tarafından doldurulduğunu savunmuştur.
Her ne kadar açığa imza nedeniyle 27.09.1989 tarihli belgenin geçersiz olduğu savunulmuş ise de; Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre açığa senet verilmesinin geçersizliği ileri sürülemez. Borçlu böyle bir senet vermekle o senedin alacaklı tarafından doldurulmasına peşinen rıza göstermiş sayılır ve senedin anlaşmaya aykırı doldurulduğu iddiası tanıkla kanıtlanamaz.
Davanın taraflar arasındaki inançlı işlem nedeniyle kabulüne karar vermek gerekirken, adi ortaklığın tasfiye edildiği gerekçesi ile kabul kararı verilmesi doğru değil ise de, sonucu itibarıyla doğru olan karar gerekçesi değiştirilerek onanmalıdır.
SONUÇ: Temyiz itirazlarının yukarıda açıklanan nedenlerle reddi ile hükmün GEREKÇESİ DEĞİŞTİRİLMİŞ bu hali ile ONANMASINA, 625.00 YTL. Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, aşağıda yazılı onama harcının davalıdan tahsiline, 23.12.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi.