Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2008/13243 E. 2008/15847 K. 26.12.2008 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/13243
KARAR NO : 2008/15847
KARAR TARİHİ : 26.12.2008

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 14.3.2006 gününde verilen dilekçe ile beyanlar hanesindeki belirtmenin terkini istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın yargı yolu nedeniyle reddine dair verilen 4.6.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne duruşma isteğinin davanın niteliği gereği reddine karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, beyanlar sütunundaki belirtmenin terkini isteğine ilişkindir.
Davacı, 185 parsel sayılı taşınmazın tapulama mahkemesi kararı ile adına hükmen tescil edildiğini, mahkeme kararında bulunmamasına rağmen tapu kaydına sonradan “üzerindeki zeytin ağaçları 1953 yılında … oğlu … 1/3 mülkiyet karşılığı dikmiştir” şeklinde beyanlar sütununda belirtme yapıldığını ileri sürerek kayda usulsüz işlenen belirtmenin terkinini istemiştir.
Davalılar davanın reddini savunmuşlar, mahkemece şerhin yasal koşulların bulunması halinde tapu sicil müdürlüğüne başvurularak idari yoldan terkin edileceği gerekçesiyle yargı yolu yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü davacı temyiz etmiştir.
22.12.1995 tarihli ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında vurgulandığı üzere, Eşya Hukukunda “muhdesat” kavramında bir arazi üzerinde arz malikinden başkasına veya bir paydaşa ait yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak sağlamaz.
Muhdesat sahibinin hakkı sadece şahsi bir haktır. Bu hakkın hukuki mahiyeti ve nasıl kullanılacağı TMK’nun 722, 724. ve 729. maddelerinde açıklanmıştır.
Bir kişi lehine muhdesatın tespitine ve bunun kütüğün beyanlar hanesine yazılmasına 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 19/2 maddesi imkan sağlamaktadır. Gerçekten, anılan hüküm uyarınca; “Taşınmaz mal üzerinde malikinden başka bir kimseye veya paydaşlarından birine ait muhdesat mevcut ise bunun sahibi, cinsi, ihdas tarihi ve iktisap sebebi belirtilerek tutanağın ve kütüğün beyanlar hanesinde gösterilir.”
Bu tür bir hakkın zemin üzerindeki binanın veya ağaçların yok olması gibi bazı nedenlerle ortadan kalkacağı kuşkusuzdur. Diğer taraftan, Türk Medeni Kanununun 1012. maddesi hükmünce de, kaydın terkini kütükte hak sahibi görünen bütün ilgililerin rızasına bağlı olarak yapılabilir.
Türk Medeni Kanununun 1026. maddesi uyarınca terkin işlemi yapacak merci ise ilgili tapu sicil müdürlüğüdür. Bunun için tapuya başvurulması, hakkın yok olduğu ve sona erdiği belirtilerek terkin talebinde bulunulması, kadastro müdürlüğü elamanlarının zemine giderek hakkın sona erip ermediğini saptaması, bundan sonra da değişiklik beyannamesi düzenlenerek tapuya gönderilmesi gerekir. Terkin işleminden sonra adresi kayıtlarda belirli ise muhtesat sahibine Türk Medeni Kanununun 1019. maddesi gereğince duyuruda bulunulur. Dava ise ancak bu tebliğden itibaren 30 gün içinde hak sahibi tarafından terkin işleminin iptali istemiyle açılabilir. Değinilen bütün bu işlemlerin yapılacağı yer tapu sicil müdürlüğü olduğundan, doğrudan mahkemeden terkin istemiyle dava açılamaz.
Somut olayda da, davacı adına kayıtlı taşınmazın tapu kaydındaki “üzerindeki zeytin ağaçları 1953 yılında … oğlu … 1/3 mülkiyet karşılığı dikmiştir” şeklindeki belirtmenin terkini istemini mahkeme yukarıda değinilen ilkeler doğrultusunda değerlendirerek HUMK’nun 7. maddesi hükmü uyarınca idari makamın görevine giren bir iş kendisine arz olunduğundan bahisle yargı yeri nedeniyle davayı reddetmiştir. Ancak, dava konusu taşınmaz tapulama mahkemesince hükmen tescil edildikten sonra kayda işlenen belirtmenin yolsuz olduğu iddiası ile eldeki dava açılmıştır. Bir diğer ifade ile tapuda usulünce yer alan muhdesata ilişkin kaydın, mahdesatın yok olduğu veya hak sahibinin muhdesat üzerindeki hakkının sona erdiği iddiası ileri
sürülmemekte, aksine kaydın usulsüzlüğü nedenine dayanılmaktadır. Bu durumda belirtmenin tapu kaydında bulunmasının hukuki dayanaklarının mahkemece incelenerek bir sonuca ulaşılması gerekli iken hukuki nitelemede yanılgıya düşülerek yazılı olduğu şekilde davanın reddi doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer hususların incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde yatırana geri verilmesine, 26.12.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi.