Yargıtay Kararı 7. Hukuk Dairesi 2022/6336 E. 2022/7526 K. 07.12.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/6336
KARAR NO : 2022/7526
KARAR TARİHİ : 07.12.2022

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki ortaklığın giderilmesi davasından dolayı mahal mahkemesinden verilen yukarıda gün ve sayısı yazılı hükmün; Dairemizin 25.11.2021 gün ve 2021/1417 Esas, 2021/3233 Karar sayılı ilamı ile bozulmasına karar verilmişti. Süresi içinde davacı vekili tarafından maddi hata yolu ile düzeltilmesi istenilmiş olmakla, dosya içerisindeki bütün evrak incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, ortaklığın giderilmesi istemine ilişkindir.
Davacı vekili, dava konusu 945 ada 1 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki ortaklığın aynen taksim, mümkün değilse paydaşlar arasında satış suretiyle giderilmesini istemiştir.
Davalı … vekili, ortaklığın aynen taksim, mümkün değilse satış suretiyle giderilmesini savunmuştur.
Mahkemece dava konusu 945 ada 1 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verilmiş, tarafların hükmü temyiz etmemesi üzerine mahkemece kararının 28.12.2009 tarihinde kesinleştiğine dair şerh düzenlenmiştir.
Mahkeme kararının kesinleşmesinden hatta dava konusu taşınmazın …’e satış işlemlerinden sonra davalı … mirasçıları kesinleşen hükmü, murisleri hayatta iken murislerine Tebligat Kanununun 35. maddesi uyarınca usulsüz tebligat yapılarak yargılama ve satış işlemlerinin gerçekleştirildiği gerekçesiyle temyiz etmiştir. Bu temyiz üzerine Dairemizin 2021/1417 Esas, 2021/3233 Karar sayılı ve 25.11.2021 tarihli ilamı ile, “Hüküm tarihinden sonra dava konusu 945 ada 1 parsel sayılı taşınmazın, Silivri Satış Memurluğunun 2010/5 sayılı dosyasında yapılan ihale sonucu 05.05.2011 tarihinde dava dışı … ve …’e satılarak tapuda anılan şahıslar adına kayıtlandığı; taşınmazın önceki kayıt maliklerinden davalı …’in ise karar ve satış tarihinden sonra 27.05.2019 tarihinde öldüğü, geriye mirasçıları olarak eşi Leyla ile müşterek çocukları …, ve …’in kaldığı ve mirasçıların kendilerini bir vekille temsil ettirdikleri; davalı mirasçıları vekilinin ise temyizinde, kayıt maliki …’e gerek dava gerekse satış dosyasında usulüne uygun şekilde tebligat yapılmaksızın, yargılama ve satış işlemlerinin gerçekleştirildiği belirtilerek hükmün bozulmasını talep ettiği anlaşılmaktadır. Mahkemece, dava dilekçesi ekli duruşma gününü bildirir tebligat evrakı, önceki kayıt maliki davalı …’e “Hocakadın Cad. … Apt. C Blok No:140 D:2 Kocamustafapaşa/İstanbul” adresi itibariyle Tebligat Kanunun 10. maddesine göre tebliğe çıkarılmış ise de evrakın, muhatabın adreste bulunmadığı ve tanınmadığı belirtilerek bila tebliğ iade edilmesi üzerine, bu kez Tebligat Kanununun 35. maddesine göre tebligat yapılmak suretiyle davalının usulüne uygun şekilde davaya katılımı sağlanmaksızın yargılamaya devam edilmiş; gerekçeli karara ilişkin tebligatın da aynı adreste yine Tebligat Kanunun 35. maddesine göre yapıldığı anlaşılmıştır. Ancak, gerek dava dilekçesi ve eklerinin gerekse gerekçeli kararın tebliğ edildiği bu adreste, daha önce davalıya usulüne uygun şekilde yapılmış bir tebligat bulunmadığından, yapılan tebligatlar usulsüzdür. Bu durumda mahkemece, davalı …’in tebligata yarar açık adresinin kolluk marifetiyle araştırılarak, gerekirse ilgili kamu kurum ve kuruluşlarından sorulmak suretiyle tespit edildikten sonra 7201 sayılı Tebligat Kanunun, hüküm tarihi itibariyle yürürlükte bulunan (19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki) hükümleri uyarınca, dava dilekçesi ve eklerinin usulüne uygun şekilde tebliğinin sağlanması ve davalının savunma ve delilleri toplandıktan sonra işin esası hakkında sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, taraf teşkili sağlanmaksızın, 6100 sayılı HMK’nun 27. maddesi uyarınca davalının hukuki dinlenme … da ihlal edilmek suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş; bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Davacı vekili 28.02.2022 tarihli dilekçesiyle karar düzeltme isteminde bulunmuş, Dairemiz 2022/1728 Esas, 2022/3030 Karar sayılı ve 20.04.2022 tarihli ilamı ile “Sulh hukuk mahkemesi kararları karar düzeltmeye tabi değildir.” gerekçesiyle karar düzeltme isteğini içeren dilekçenin reddine karar vermiştir.
Davacı vekili 27.05.2022 tarihli dilekçesiyle maddi hata nedeniyle düzeltme isteminde bulunmuş, Dairemiz 2022/4066 Esas, 2022/4797 Karar sayılı ve 05.07.2022 tarihli ilamı ile, “Aynı ilam aleyhine birden fazla karar düzeltme isteminin mesmu bulunmadığı,” gerekçesiyle karar düzeltme talebinin reddine karar vermiştir.
Davacı vekili, daha önce karar düzeltme ve maddi hata nedeniyle başvurduğu istemlerindeki aynı taleplerle 3. kez maddi hata nedeniyle düzeltme talebinde bulunmuştur.
Davada yargılama 16.06.2008 tarihli davacı dilekçesi ile başlamış, mahkemenin 24.06.2009 tarihinde karar vermesi üzerine sona ermiştir. 7201 sayılı Tebligat Kanununun 35. maddesinin dördüncü (4.) fıkrasında 6099 sayılı Kanunun 9. maddesiyle yapılan değişiklik öncesi yürürlükte bulunan hükmü; “(Ek fıkra: 06/06/1985 – 3220/12 md.) Daha önce tebligat yapılmamış olsa bile, taraflar arasında yapılan, imzası resmi merciler önünde ikrar olunmuş sözleşmelerde belirtilen adresler ile kamu kurum ve kuruluşları ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına, ticaret sicillerine ve esnaf ve sanatkarlar sicillerine verilen en son adreslerdeki değişiklikler hakkında da bu madde hükümleri uygulanır.” şeklindedir. Davacı vekili, davalıların adreslerini tespit edemediklerinden dava dilekçesinde davalı adreslerini bildirmemiştir. Mahkemece davalıların adreslerinin tespiti için Silivri Kaymakamlığı 2. Bölge Tapu Sicil Müdürlüğü’ne müzekkere yazılmış, gelen cevapta temyiz edenler murisi davalı …’in adresinin “Hocakadın Cad. … Apt. No:140 D.2. C. Blok Kocamustafapaşa İstanbul” olduğu bildirilmiştir. Mahkemece, tapu müdürlüğünün bildirdiği adrese dava dilekçesi ve duruşma günü tebliğe çıkartılmış ancak 03.09.2008 tarihinde “muhatabın tanınmaması” nedeniyle tebligat iade edilmiştir. Mahkemece, bu sefer Tebligat Kanununun o tarihlerde yürürlükte bulunan 35. maddesine göre doğrudan Tebligat Kanununun 35. Maddesine göre tebligat çıkarmış ve murise bu şekilde dava dilekçesi ile duruşma günü 30.01.2009 tarihinde tebliğ edilmiştir.
7201 sayılı Tebligat Kanununun adres değiştirmenin bildirilmesi mecburiyeti başlıklı 35. maddesinin değişiklik sonrası 4. fıkrası; “((Ek : 6/6/1985-3220/12 md.; Değişik fıkra: 11/1/2011-6099/9 md.) Daha önce tebligat yapılmamış olsa bile, tüzel kişiler bakımından resmî kayıtlardaki adresleri esas alınır ve bu madde hükümleri uygulanır.” şeklinde düzenlenmiştir. 7201 sayılı Tebligat Kanununun değişiklikten önce 35/4. maddesi içerisine tüzel kişilerle birlikte gerçek kişilerin de dahil edildiği, değişiklikten sonra sadece tüzel kişilerle sınırlı düzenleme yapıldığı anlaşılmıştır. 7201 sayılı Tebligat Kanununun 35. maddesinin 4. fıkrasında 11.01.2011 tarihinde değişiklik yapılmış olup, tetkik edilen dosyanın yargılamasının bu değişiklikten önce sona erdiği bu nedenle de değişiklik öncesi kanun hükmünün uygulanması gerektiği görülmüş, bu nedenle davalı …’in resmi merciden öğrenilen adresine yargılama esnasında daha önce usulüne uygun tebligat yapılmamış olsa bile doğrudan Tebligat Kanununun 35. maddesine göre tebligat yapılmasının usulüne uygun olduğu anlaşılmıştır.
Davalı …’e yargılama esnasında çıkartılan tebligatların usulüne uygun olduğu halde maddi yanılğı sonucu Dairemizce 2021/1417 Esas, 2021/3233 Karar sayılı ve 25.11.2021 tarihli ilamı ile hükmün bozulmasına karar verildiği anlaşılmıştır. Gerçekten; maddi yanılgı kavramından amaç; [h]ukuksal değerlendirme ve denetim dışında, tamamen maddi olgulara yönelik, ilk bakışta yanılgı olduğu açık ve belirgin olup, her nasılsa, inceleme sırasında gözden kaçmış ve bu tür bir yanlışlığın sürdürülmesinin Kamu düzeni ve vicdanı yönünden savunulmasının mümkün bulunmadığı, yargılamanın sonucunu büyük ölçüde etkileyen ve çoğu kez tersine çeviren ve düzeltilmesinin zorunlu olduğu açık yanılgılardır.
Uygulamada zaman zaman görüldüğü gibi, Yargıtay denetimi sırasında, uyuşmazlık konusuna ilişkin maddi olgularda, davanın taraflarında, uyuşmazlık sürecinde, uyuşmazlığa esas başlangıç ve … tarihlerinde, zarar hesaplarına ait rakam ve olgularda ve bunlara benzer durumlarda; yanlış algılanma sonucu, açık ve belirgin yanlışlıklar yapılması mümkündür. Bu tür açık hatalarda ısrar edilmesi ve maddi gerçeğin gözardı yapılması, yargıya duyulan … ve saygınlığı sarsacağı gibi, Adalete olan inancı ortadan kaldırır ve yok eder.
Bu nedenledir ki; Yargıtay; bugüne değin maddi yanılgının belirlendiği durumlarda soruna müdahale etmiş baştan yapılmış açık maddi yanlışlığın düzeltmesini kabul etmiştir. Bu yönde sayısız daire kararları olduğu gibi bir süre önce Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 23.10.2002 günlü Esas:2002/10-895, Karar:2002/838 sayılı Kararında gösterildiği üzere; maddi yanılgıya dayalı onama ve bozma kararlarının karşı taraf lehine sonuç doğurmayacağı, sulh mahkemelerince verilen kararlara karşı karar düzeltme yolunun kapalı oluşunun maddi yanılgıya dayalı yargı kararlarının düzeltilmesine engel olamayacağı, hatalı biçimde hak sahibi olmanın evrensel hukukun temel ilkelerine ters düşeceği, maddi gerçeğin her zaman için adli gerçekten önce geleceği kabul edilmiştir.
Sonuç olarak; kimi açık maddi yanılgıya dayalı ve yanlışlığı son derece belirgin haksız ve adaletsiz sonuçların giderilmesi kamu düzeni açısından zorunludur.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında dairemizin hükmün bozulmasına ilişkin kararının kaldırılmasına karar verildikten sonra, davacı vekilinin maddi hata nedeniyle düzeltme dilekçesi çerçevesinde dosya ve içerisindeki bütün evrak incelenerek gereği düşünüldü:
SONUÇ: Yukarıda açıklanan sebeplerle davacı vekilinin maddi hata nedeniyle düzeltme dilekçesinin kabulüne, Dairemizin 2021/1417 Esas, 2021/3233 Karar sayılı ve 25.11.2021 tarihli hükmün BOZULMASINA ilişkin kararının KALDIRILMASINA; temyiz incelemesi sonunda, yerel mahkemece yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve dosya içeriğine göre, mahkeme kararı ve dayandığı gerekçeler usul ve yasaya uygun bulunduğundan yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, yatırılan karar düzeltme harcının iadesine, taşınmaz malın satış bedelinden payına düşecek paranın %011,38 oranında hesaplanacak onama harcından peşin alınan 54,40 TL’nin mahsubu ile bakiyesinin temyiz edene yükletilmesine,
07.12.2022 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Dava ortaklığın giderilmesi isteğine ilişkindir.
Davacı vekili, tarafların müşterek maliki oldukları 945 ada 1 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki ortaklığın satış suretiyle giderilmesini talep etmiştir.
Davalılardan … vekili, taşınmazdaki ortaklığın öncelikle aynen taksimini, bunun mümkün olmaması durumunda satış suretiyle giderilmesini istemiştir.
Mahkemece davanın kabulü ile dava konu taşınmazdaki ortaklığın aynen taksiminin giderilmesi mümkün olmadığından satış suretiyle giderilmesine karar verilmiştir.
Mahkemece karar taraflara tebliğ edilmiş, temyiz edilmemesi gerekçe gösterilerek kararın 28/12/2019 tarihinde kesinleştirilmesine karar verilmiştir.
Davalı … mirasçıları vekilinin temyizi üzerine Dairemizin 25/11/2021 gün 2021/1417 Esas, 2021/3233 Karar sayılı ilamıyla “…ancak gerek dava dilekçesi ve eklerinin gerekse gerekçeli kararın tebliğ edildiği bu adreste daha önce davalıya usulüne uygun şekilde yapılmış bir tebligat bulunmadığından yapılan tebligatlar usulsüzdür. Bu durumda mahkemece davalı …’in tebligata yarar açık adresinin kolluk marifetiyle araştırılarak, gerekse ilgili kamu kurum ve kuruluşlarından sorulmak suretiyle tespit edildikten sonra 7201 sayılı Tebligat Kanununun hüküm tarihi itibariyle yürürlükte bulunan (19/01/2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki) hükümleri uyarınca dava dilekçesi ve eklerinin usulüne uygun şekilde tebliğinin sağlanması ve davalının savunma ve delilleri toplandıktan sonra işin esası hakkında sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken taraf teşkili sağlanmaksızın 6100 sayılı HMK’nın 27. maddesi uyarınca davalının hukuki dinlenme … da ihlal edilmek suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş; bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir. ” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Davacı vekilinin karara düzeltme talebi Dairemizin 20/04/2022 gün ve 2022/1728 Esas, 2022/3030 Karar sayılı ilamıyla “HUMK’nun 440/III-2 maddesine göre istisnaları hariç olmak üzere sulh hukuk mahkemesi kararlarının karar düzeltmeye tabi olmadığı” gerekçesiyle karar düzeltme istemi reddedilmiş, karar düzeltme isteğini içeren dilekçenin reddi kararına karşı davacı vekili tarafından yeniden karar düzeltme isteğinde bulunulduğunun anlaşılması üzerine “Dairemizin 05/07/2022 tarih 2022/4066 Esas, 2022/4797 Karar sayılı ilamıyla birden fazla karar düzeltme isteğinde bulunulamayacağı gerekçe göstererek ” davacı vekilinin bu karar düzeltme isteğinin de reddine karar verilmiştir.
Yargıtay kararlarında, şeklî anlamda kesinleşen kararlara yönelik açık maddi hatanın varlığı gerekçe gösterilerek müdahale edilmesinde iki temel noktaya vurgu yapılmıştır: Buna göre Yargıtay’ca verilen kararın (onama/bozma) hukuki değerlendirme veya delil takdiri dışında tamamen maddi olgulara yönelik olarak ilk bakışta açık ve belirgin olarak anlaşılabilmesi, ayrıca bu hatanın yargılamanın sonucunu büyük ölçüde etkileyen yanlışlıklar içermesi gerekmektedir. Bu durumda karşı taraf lehine usule ilişkin kazanılmış hak doğmayacak, bu tür açık hatalarda maddi gerçek göz ardı edilemeyecek ve karara müdahale edilebilecektir. Ancak Yargıtay bu şekilde yapılacak müdahalenin de sınırını belirlemiştir. Maddi hata denetimi altında delillerin değerlendirilmesi ve hukuki nitelendirilmede hata yapıldığı gerekçesiyle kesinleşmiş olan mahkeme kararına müdahale edilmesi mümkün değildir. (AYM, E.2018/10018, Başvuru No: 2018/9, 27/10/2021, § 69) (bkz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 06/11/2018 tarihli ve 2016/22-388, Esas, 2018/1607 Karar sayılı ilamı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2/7/2003 tarihli ve 2003/21-425 Esas, 2003/441 Karar sayılı ilamı)
Bu yönüyle şeklî anlamda kesinleşen ve maddi anlamda da kesin hüküm gücüne ulaşan kararla ilgili yeniden delil değerlendirmesi yapılmak suretiyle maddi hata denetimi adı altında davanın tekrar kanun yolu denetimine tabi tutulması ve bu suretle kesin hükmün ortadan kaldırılması mümkün değildir. Bu durum kesin hükmün otoritesini ortadan kaldıran ve kanunda olmayan bir yasa yolunun ihdası anlamına gelmektedir. (AYM, E.2018/10018, Başvuru No.2018/9, 27/10/2021, § 70)HUMK’nun 440/III-2. maddesine göre istisnaları hariç olmak üzere sulh hukuk mahkemesi kararları karar düzeltmeye tabi değildir. Eldeki davada Yasanın ön gördüğü istisnalara girmez. Diğer yandan 6100 sayılı Yasanın geçici 3/1. Maddesine göre uygulanmasına devam olunan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun temyiz ve karar düzeltmeye ilişkin maddeler arasında bulunan 442/1. maddesi uyarınca aynı ilam aleyhine birden fazla karar düzeltme isteminin mesmu olmaması dikkate alınarak davacı vekilinin maddi hata gerekçe gösterilerek sunmuş olduğu karar düzeltme isteminin bir kez daha reddine karar verilmesi gerekirken maddi hata olarak kabul edilen dilekçeyle talebin kabul edilerek hükmün onanmasına karar verilmesi yönündeki sayın çoğunluğun kararına katılmıyorum.