YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/1984
KARAR NO : 2022/7508
KARAR TARİHİ : 06.12.2022
MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
İLK DERECE
MAHKEMESİ : Reyhanlı 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 14.04.2015 tarihinde verilen dilekçeyle önalım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil talep edilmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 07.02.2020 tarihli hükmün istinaf yoluyla incelenmesi davalı vekili tarafından talep edilmiştir. Adana Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesince istinaf talebinin esastan reddine dair verilen kararın Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 06.12.2022 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı vekili Av. … ve karşı taraftan davacı vekili Av. … geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi. Açık duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içeriğindeki tüm kağıtlar incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR
Dava, önalım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkilinin dava konusu 10 parsel sayılı taşınmazın paydaşı olduğunu, davalının önceki malik …’nın hissesini 16.01.2015 tarihinde satın aldığını, satış bedelinin önalım hakkının kullanılmasını engellemek amacıyla muvazaalı olarak tapuda yüksek gösterildiğini, kendisine herhangi bir bildirimde de bulunulmadığını belirterek, müvekkilinin önalım … nedeniyle davalıya satılan hissenin 12.000 TL karşılığında müvekkili adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı vekili 10.08.2015 tarihli ıslah dilekçesinde, 53 parsel sayılı taşınmazı da davaya dahil ettiklerini beyan etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde, davacı tarafın bedelde muvazaa iddiasının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, dava konusu taşınmazın fiilen taksim edildiğini beyan ederek davanın reddini savunmuş ve yargılama sırasında ıslah dilekçesini kabul etmediğini beyan etmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla, davanın kabulüne, dava konusu 53 parsel sayılı taşınmazda 1/4 hissenin; 10 parsel sayılı taşınmazda ise 5/8 hissenin davacı adına tesciline karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava konusu 53 parsel sayılı taşınmaz yönünden davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 176. maddesi ve devamı maddelerinde ıslah müessesesi düzenlenmiş olup, bu yolla, mahkemeye yöneltilmesi gereken tek taraflı ve açık bir irade beyanı ile tarafların dilekçelerinde belirttikleri vakıaları, dava konusunu veya istem sonucunu değiştirebilmesi imkanı sağlanmıştır. Usule ilişkin işlemlerin tamamen ya da kısmen ıslahı mümkündür. Ancak, her iki durumda da usulüne uygun açılmış bir davanın bulunması şarttır. Buna göre, yargılaması devam eden bir dava içinde, ıslah ile ikinci bir talepte bulunma olanağı bulunmamaktadır. Dolayısıyla ıslahla, dava konusu olmayan bir istemin dava kapsamına alınması mümkün değildir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 15.06.2016 tarih ve 2014/4-1193 Esas, 2016/800 Karar sayılı kararı.; YHGK, 2015/7-917 Esas, 2017/265 Karar; YHGK, 2011/1-364 Esas, 2011/453 Karar; Yargıtay 3. HD, 2017/9461 Esas-2018/12336 Karar; Yargıtay 7. HD, 2021/812 Esas, 2021/4124 Karar).
Somut olayda; dava dilekçesinde talep konusu edilmeyen 53 parsel sayılı taşınmaz ile ilgili talebin ıslah dilekçesiyle davaya dahil edilerek talep konusu edilmesi ve İlk Derece Mahkemesince bu taşınmaz yönünden de davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır.
2- Davalı vekilinin dava konusu 10 parsel sayılı taşınmaza yönelik temyiz itirazlarının incelemesine gelince;
Önalım davasına konu payın ilişkin bulunduğu taşınmaz paydaşlarca özel olarak kendi aralarında taksim edilip her bir paydaş belirli bir kısmı kullanırken bunlardan biri kendisinin kullandığı yeri ve bu yere tekabül eden payı bir üçüncü şahsa satarsa, satıcı zamanında bu yerde hak iddia etmeyen davacının tapuda yapılan satış nedeniyle önalım hakkını kullanması 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 2. maddesinde yer alan dürüst davranma kuralı ile bağdaşmaz. Kötü niyet iddiası 14.2.1951 tarihli ve 17/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca davanın her aşamasında ileri sürülebileceği gibi mahkemece de kendiliğinden nazara alınması gerekir. Bu gibi halde savunmanın genişletilmesi söz konusu değildir. Eylemli paylaşmanın varlığı halinde davanın reddi gerekir.
Somut olaya gelince; davalı vekili dava konusu 10 parsel sayılı taşınmazda fiili taksim bulunduğunu savunmuştur. İlk Derece Mahkemesince, 06.06.2016 tarihinde taşınmazın başında yapılan keşifte dinlenen tanıklar, taşınmazda pamuk ekili olan yerin davacı ve dava dışı paydaş … Hazırlar tarafından …’e kiraya verilmek suretiyle kullanıldığını; mısır ekili yerin ise davalıya pay satan satıcının tasarrufunda olduğunu beyan etmişlerdir. Mahkeme gözleminde, pamuk ve mısır ekili kısmın sınırının kanalla belirlenmiş olduğu belirtilmiştir. Tanıkların bu beyanları ve mahkeme gözlemi, 21.06.2016 tarihli bilirkişi raporunda yer alan krokiyle de uyumludur. 11.10.2017 tarihli duruşmada ve 11.03.2019 tarihli keşifte dinlenen tanık beyanları da bu doğrultudadır. Her ne kadar davalı tanığı …, dava konusu taşınmazın tamamını kendisinin ektiğini, hissedarlara icar ödediğini, zaman zaman hissedarlardan araziyi ekmek isteyenler olduğunu ancak, ektikleri yerlerin net bir şekilde belirli olmadığını beyan etmiş olsa da davalının bu beyanları dosya kapsamı ve diğer tanıkların anlatımlarıyla uyumlu değildir. Bu tespitler karşısında, davaya konu taşınmazda fiili taksim olduğunun kabulü gerekir. Bu nedenle mahkemece, dava konusu 10 parsel sayılı taşınmaz yönünden de davanın reddine karar verilmelidir.
Mahkemece, değinilen hususlar gözardı edilerek yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile Hukuk Muhakemeleri Kanununun 373/1. maddesi gereğince temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, yerel mahkeme hükmünün BOZULMASINA, 8.400,00 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, peşin yatırılan harcın yatırana iadesine, karardan bir örneğin Adana Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesine, dosyanın İLK DERECE MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE, 06.12.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.