Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2022/9278 E. 2022/13406 K. 01.11.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/9278
KARAR NO : 2022/13406
KARAR TARİHİ : 01.11.2022

Mahkemesi :İş Mahkemesi
No :

Dava, iş kazasında sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabul ve kısmen reddine dair verilen karara karşı, davacı ve davalılardan … …. San. ve Tic. A.Ş. vekillerinin temyize başvurması, geri çevirme kararlarının gereklerinin yerine getirilmesi üzerine, davacı ve davalılardan … …. San. ve Tic. A.Ş. vekillerinin süresi içerisinde temyiz başvurusunda bulunduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplerle temyiz edenlerin sıfatlarıyla temyiz kapsam ve nedenlerine göre davacı vekilinin tüm, davalılardan … …. San. ve Tic. A.Ş. vekilinin ise aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Karar tarihi itibariyle 6100 sayılı Kanunun Geçici 3. maddesi gereği uygulama olanağı bulunan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun 438. Maddesinin 7,8 ve 9.fıkralarında düzelterek onama ile ilgili olarak “Temyiz olunan hükmün, kanunun olaya uygulanmasında hata edilmiş olmasından dolayı bozulması gerektiği ve kanuna uymayan husus hakkında yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde Yargıtay hükmü değiştirerek ve düzelterek onayabilir. Tarafların kimliklerine ait yanlışlıklarda yazı, hesap ve diğer açık ifade yanlışlıkları hakkında da bu hüküm uygulanır. Hüküm sonucu, esas bakımından usul ve kanuna uygun olup da gösterilen gerekçe doğru görülmezse gerekçe değiştirilerek ve düzeltilerek hüküm onanır.” Düzenlemeleri yer almaktadır.” düzenlemelerine yer verilmiştir.
Somut olayda, davaya konu iş kazası nedeniyle … Sağlık Kurulu raporuna göre davacıdaki sürekli iş göremezlik oranının %15 olarak tespit edildiği ve bu oranın … Yüksek Sağlık Kurulu raporuyla doğrulandığı, davacı vekilinin 27.11.2013 tarihli celsede bu rapora bir itirazlarının olmadığını beyan ettiği, davalı itirazı üzerine Adli Tıp 3. İhtisas Kurulu ile Genel Kurulundan alınan raporlara göre davacıdaki sürekli iş göremezlik oranının %19 olarak tespit edildiği anlaşılmıştır. Hesap bilirkişi tarafından düzenlenen 08.02.2016 tarihli raporda %15 sürekli iş göremezlik oranı üzerinden maddi tazminat alacağı 45.475,00 TL olarak tespit edilmişken %19 sürekli iş göremezlik oranı üzerinden maddi tazminat alacağı 70.669,65 TL olarak tespit edilmiştir. Mahkemece davacının sürekli iş göremezlik oranı olarak %19 oranının dikkate alındığı, bu oran üzerinden yapılan maddi tazminat hesabından %19 üzerinden hesap edilen muhtemel gelirin rücuya kabil kısmı tenzil edilmek suretiyle maddi tazminat alacağı 58.054,47 TL olarak tespit edilmiş ve taleple bağlı 27.250,24 TL maddi tazminat ve 10.000 TL manevi tazminata hükmedilmiştir.
Bu açıklamalar doğrultusunda, davacı vekilinin sürekli iş göremezlik oranının tespiti noktasında %15 düzeyindeki tespite itirazının olmadığını beyan etmekle, davalı lehine bu hususta oluşan usuli kazanılmış hakkın gözetilerek bu oran üzerinden maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken yukarıda yazılı olduğu şekilde %19 oranına itibarla gerekçe oluşturulmuş ise de; hükmedilen tazminatların dosya içeriğine uygun olmakla beraber gerekçenin dosya içeriğiyle uyumsuz olup usuli kazanılmış hakkın gözetilmemesinin hatalı olduğu anlaşılmıştır.
Mahkemece, anılan açıklamalar gözetilmeden yazılı şekilde gerekçe oluşturarak karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları gözetilerek hüküm bozulmalıdır.
Ne var ki; bu aykırılıkların giderilmesi, yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, hüküm bozulmamalı, 6100 sayılı Kanunun Geçici 3. maddesi dikkate alınarak 1086 sayılı Kanunun 438. maddesi gereğince düzelterek onanmalıdır
SONUÇ: Yukarıda açıklanan gerekçelerle: … 2. İş Mahkemesinin 30.06.2016 tarih ve 2008/1052 E- 2016/387 K sayılı kararın gerekçesinin “Deliller, Değerlendirilmesi ve Gerekçe:” kısmından başlayarak yazılı gerekçenin silinerek yerine:
“Deliller, Değerlendirilmesi ve Gerekçe: Dava, davacının iş kazasında daimi iş göremezliği nedeniyle açılmış bir maddi ve manevi tazminat davasıdır.
Sosyal Güvenlik Kurumu’nda olay nedeni ile başmüfettiş …’a yaptırılan tahkikat ve müfettiş raporu getirtilmiştir.
Mahkememizce kusur oranlarının tespiti amacı ile bilirkişi incelemesi yaptırılmış olup, bilirkişiler yrd. Doç. Dr. …, iş güvenliği uzmanlar …, 07/07/2011 tarihli müşterek raporlarını ve 27/12/2012 tarihli ek raporlarını dosyaya ibraz etmişlerdir.
Sosyal Güvenlik Kurumu Kocatepe Sosyal Güvenlik Merkezi tarafından davacının %15 sürekli iş göremezliğe uğradığına karar verilmiştir. Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu da davacının sürekli iş göremezlik oranını %15 olarak doğrulamıştır. Davacı vekili 27.11.2013 tarihli celsede bu rapora bir diyeceği olmadığını beyanla itiraz etmediği anlaşılmış, davalı … …. San. ve Tic. A.Ş. vekilinin itirazı üzerine Adli Tıp 3. İhtisas Dairesinden alınan 03.12.2014 ve (çelişki olması nedeniyle) Adli Tıp Genel Kurulundan alınan 17.09.2015 tarihli raporlarda davacının sürekli iş göremezlik oranı %19 olarak tespit edilmiştir.
Davacının maddi zararının hesaplanması amacı ile dosya üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmış olup bilirkişi … 15.03.2013 tarihli kök hesap raporunda davacının %15 oranındaki sürekli iş göremezlik oranı ve davalıların %90 oranındaki kusur oranları üzerinden, … tarafından bağlanan gelirin peşin sermaye değeri ile geçici iş göremezlik ödeneğinin rücuya kabil kısmını tenzil ederek maddi tazminat alacağını 27.250,24 TL olarak tespit etmişken, 08/02/2016 tarihli ek hesap raporunda davacının %15 oranındaki sürekli iş göremezlik oranı üzerinden 45.475,00 TL, %19 oranındaki sürekli iş göremezlik oranı üzerinden (gelir ve ödeneğin rücuya kabil kısmı tenzil edilmeden) 70.669,65 TL olduğunu, belirlemiştir.
Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından davacıya %15 maluliyet oranına göre gelir bağlanmış olması nedeni ile davacıya %19 maluliyet oranına göre gelir bağlanması halinde bağlanan gelirlerin ilk peşin değerlerinin ne olması gerektiği sorulmuş, cevaben peşin sermaye değerlerinin 14.016,87 TL olduğu bildirilmiştir.
Dosyada mevcut tüm delil ve belgelerin incelemesinde ….’nin yükümlendiği inşaat işinin temiz su tesisatı, pis su tesisatı, yangın tesisatı, havalandırma tesisatı ve bina otomasyon işleri ile ilgili bütün imalatların yapılması, bu sistemlere ait bütün hava ve su tesislerinin yapılması, cihaz montajlarının yapılması ve devreye alınarak çalıştırılması işlerinin tamamını 06/03/2007 tarihli sözleşme ile …. ……. …. Ltd. Ştİ’nin işçisi olup iş yerinde 09/11/2007’de iş kazası geçirerek dosyada mevcut raporlara göre %15 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı, bilirkişi rapor ve ek raporuna göre iş kazasında asıl işveren Ark inşaat şirketinin’nin %10, alt işverenler Emin Sıhhı Tesisat Taah ve San. Ltd. Şti’nin %70 ve ……A.Ş.’nin % 10 oranında kusurlu olduğu, aradaki hukuki ilişkinin mahiyetine göre Ark İnşaat San. Ve Tic. A.ş.’nin asıl işveren, …… A.Ş. İle Emin Sıhhı Tesisat…Ltd. Şti.’nin alt işveren konumunda olduğu bunun sonucunda da 4857 sayılı İş Kanunun 2/6 maddesi gereğince hüküm altına alınacak tazminattan davalı alt işverenliklerin (üst işveren Ark İnşaat…A.Ş. İle birlikte) müteselsilen sorumlu olduğunun kabulü gereklidir. Ancak ne var ki, dava dilekçesinde davacı yanca Ark İnşaat…San. Ve Tic. A.Ş. Davalı olarak gösterilmemiş yargılama sırasında davaya dahili talep edilmiştir. Davalılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmadığından davalı ….’nin davaya dahil istemi yerinde bulunmamaktadır. Bu nedenle mahkememizce bu şirket davanın ihbar olunduğu şirket olarak kabul edilmek sureti ile bu şirketin leh ve aleyhine hüküm tesis edilmemiştir.
Davacının manevi tazminat istemi de bulunmaktadır. Gerek mülga B.K.’nun 47 ve gerekse yürürlükteki 6098. Sayılı T.B.K.’nun 56. Maddesinde hâkimin bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda olayın özelliklerini göz önünde tutarak zarar görene uygun bir miktar paranın manevi zarar adı ile ödenmesine karar verebileceği ön görülmüştür. Hâkimin, özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar verileceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanında manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Taktir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22/06/1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlarda açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden Hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Hakimin bu takdir hakkını kullanırken ülkenin ekonomik koşulları, tarafların ekonomik ve sosyal durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, bunun yanında olayın işverenin işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerinin yeterince almamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminat takdir edilmesi gereklidir. (HGK 23/06/2004, 13/291-370) Dava konusu somut olayda davacıda meydana gelen yaralanma ve sürekli iş göremezlik oranı, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, kusur durumları ile yukarıda anlatılan ilkeler çerçevesinde uygun bir manevi tazminata hükmedilmesi gerekir.
Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere davacının maddi tazminat alacağının usuli kazanılmış haklar gözetilerek 08.02.2016 tarihli hesap bilirkişi raporunda %15 oranındaki sürekli iş göremezlik oranı seçeneğine göre 45.475,00 TL olup taleple bağlı kalınarak 27.250,24 TL olarak kabulü gerektiği, 24.000,00 TL’lik manevi tazminat isteminin ise 10.000,00 TL’lik kısmı yönünden kısmen kabul, 14.000 TL’lik kısmı yönünden reddi gerektiği sonuç ve vicdani kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm tesis edilmiştir.” rakam ve sözcükleri yazılmak suretiyle kararın bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, aşağıda yazılı temyiz harcının davacıdan alınmasına, temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, Üye …’ın muhalefetine karşı, Başkan … ve Üyeler …, … ve …’nın oyları ve oy çokluğuyla 01.11.2022 gününde karar verildi.

(M)

KARŞI OY

I. Temel Uyuşmazlık:
1.Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklı maddi ve manevi tazminat davasında davacının sürekli iş göremezlik oranına itiraz etmemesi nedeni ile sonradan oranının artmasının davalı lehine usulü müktesep hak teşkil edip etmeyeceği noktasında toplanmaktadır.
2.Çoğunluk tarafından çoğunluk tarafından ilk derece mahkemesinin %19 sürekli iş göremezlik oranı üzerinden belirlenen 58.054,47 TL maddi tazminat miktarı, davacının % 15 sürekli iş göremezlik oranına itiraz etmediği, bu durumun davalı lehine usulü kazanılmış hak olduğu gerekçesi ile bozma nedeni yapılmış ve maddi tazminatın buna göre 45.475,00 TL olduğu belirlenerek ve açılan davanın kısmi dava olduğu ve açılacak ek davada gözetilmesi gerektiği açıklanarak yerel mahkemenin kararının düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.
II. Karşı oy gerekçesi:
3. Öncelikle bozma nedenine göre yerel mahkemenin direnme hakkının ortadan kaldırılması sureti ile düzeltilerek onama kararı verilmesi, 6100 sayılı HMK hükümlerine aykırı olmuştur. Usulü müktesep hak, yasal bir kurum olmadığı gibi mahkemesince tarafların iddia ve savunmaları ile istisnalarına göre değerlendirilmesi gereken bir kavram olup, Yargıtay tarafından bozma kapsamında göre açıklayıcı ve yol gösterici şekilde kararda yer verilmesi beraberinde sakıncalara da yer verecektir.
4. Usulü kazanılmış hak: Görülmekte olan bir davada taraflardan birinin ya da mahkemenin yapmış olduğu bir usul işlemi ile yanlardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakka usule ilişkin kazanılmış hak denilmektedir. Bozmaya uyulmakla bozma lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak doğmuş olur. Hükmün bir kısmının bozma kapsamı dışında bırakılmasının amacı bu kısımların doğru olduğunu belirlemek, bozmanın sınırlarını çizmek ve bu şekilde usulü kazanılmış hakları oluşturup, korumaktır. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak oluşturur(04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK). Ne var ki; kamu düzenine ilişkin hususlar hakkında aleyhe bozma yasağı uygulanamaz. Yargıtay, kamu düzenine aykırı bir husustan dolayı hükmü temyiz edenin aleyhine (temyiz etmemiş olan tarafın lehine) olarak da bozabilir. Çünkü kamu düzenine ilişkin hususları hâkim (ve Yargıtay) kendiliğinden gözetme ile yükümlüdür(Bkz. Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, 2001 baskı, Cilt V., s.4727-4736). Nitekim aynı ilke, Hukuk Genel Kurulu’nun kararlarında da benimsenmiştir(HGK. 21.01.2004 gün ve 2004/1-46 E.-6 K.; 6.10.2004 gün ve 2004/ 1-433 E. – 483 K).
5. Belirtmek gerekir ki Sayın …’inde değindiği gibi “Yargıtay tarafından neredeyse mutlak olarak, doktrinde de ağırlıklı olarak kabul edilen usuli müktesep hak kavramının kanuni bir kurum olmadığını, yargı kararları ile kabul edildiğini ortaya koymak gerekir. Usuli müktesep hak, bugün neredeyse usuli her sorunda, her derde deva bir kurum olarak gündeme gelmekte, sadece kanun yolunda değil, yargılamanın farklı kesitlerinde kullanılmaktadır. Bu kurumun kabul edilebilirliğinin tartışması bir yana, bu kadar geniş bir uygulama alanı bulması doğru değildir. Ayrıca usuli müktesep hak, usuli sorunları çözmeye gerçek anlamda da elverişli değildir. Nitekim, önceleri çok sınırlı kabul edilen usuli müktesep hakkında kapsamı genişlemiş, ancak bu genişlemenin sakıncaları ortaya çıktıkça Yargıtay, usuli müktesep hakka her geçen gün … birçok istisna da kabul etmiştir. En ilginç ve kendi içinde çelişkili durum ise kamu düzeninden kabul edilen usuli müktesep hakka, kamu düzenine ilişkin durumların istisna kabul edilmesidir. Bir şeyin kendisinin, kendisinin zıddı olması gibi garip, biraz da mantığı zorlayan bir durum ortaya çıkmaktadır(…. ……. …, Medeni Usul Hukuku, … 2013. s: 2190).”
5. Keza 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine usulü müktesep hakkın yeniden kavram olarak değerlendirilmesi gerekir. Zira kanunun kısmi dava başlığı taşıyan 109. Maddesinin son fıkrasında açıkça “Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez.” düzenlemesine yer verilmiştir. Görüldüğü gibi kısmi miktar talep eden davacı, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmadığı ve açıkça da bakiye kısmından feragat etmedikçe geri kalan kısmını ek dava(veya ıslah) yolu ile edebilmektedir. O halde yargılama sırasında davacı tarafın kusur oranına, iş göremezlik oranına itiraz etmemesi, açıkça da feragat etmediği sürece kusur veya maluliyet oranının daha sonra lehine değişmesi halinde bakiyesini talep etme hakkı doğduğundan, usulü kazanılmış hak teşkil etmeyecektir.
6. Yukarda açıklandığı gibi usulü kazanılmış hakkın istisnalarından biri de kamu düzenidir. Bedensel bütünlüğe yönelik hukuka aykırı eylemler, aynı zamanda yaşam hakkına bir saldırıdır. Yaşam hakkı ise temel bir hak olup kamu düzenindendir. Dolayısı ile iş kazası geçiren ve bedensel bütünlüğü zarar gören işçinin (sigortalının) sürekli iş göremezlik oranının değişmesi, bu oranın artması veya azalması halinde bir tarafın itiraz etmemesi usulü kazanılmış hak teşkil etmeyecektir. Bedensel bütünlüğe yönelik hukuka aykırı eylem sigortalı yönünden ayrıca bir sosyal güvenlik hakkı olup, vazgeçilmez hak kapsamında sürekli iş göremezlik oranı resen dikkate alınmalıdır.
III. Sonuç:
7. Yukarda açıklanan nedenlerle yerel mahkemenin değişen sürekli iş göremezlik oranına göre maddi tazminatı hesaplaması yerindedir. Çoğunluğun usulü müktesep hakkın gözetilmesi şeklindeki gerekçesine katılınmamıştır.