YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/2478
KARAR NO : 2007/6411
KARAR TARİHİ : 28.05.2007
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 18.3.2005 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 6.10.2006 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vasisi tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, harici satış sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteminden ibarettir.
Davacılar davayı, davalı … vasisi … … aleyhine açmışlar, vasinin davayı kabulü üzerine mahkemece dava kabul edilmiş, hükmü davalı vasisi … … temyize getirmiştir.
H.U.M.K.nun 92.maddesine göre davayı kabul, iki taraftan birinin (davalının), diğerininin (davacının) talep sonucuna muvafakat etmesidir. Davayı kabul eden davalı, bununla davacının dava dilekçesinin talep sonucu bölümünde istemiş olduğu hakkın varlığını kabul etmiş olur. Davayı kabul bir usul işlemidir ve davayı sona erdirmektedir. Kabulü tarif eden 92.madde hükmünde ” iki taraftan biri” denilmekte ise de, bunu “davalı” olarak anlamak gerekir. Çünkü, davayı kabul etme yetkisi ancak kendisine karşı dava açılmış olan kişiye yani davalıya ait olabilir.
Usul hukuku sorunu olan kabule ilişkin bu kısa açıklamadan sonra somut olaya gelindiğinde; Davacılar, davalı … tarafından düzenlenmiş ve başka kişiden satın aldığı taşınmazın gösterilen miktarlarda davacılara satışına dair 22.10.1977 tarihli harci satış sözleşmesine dayanarak tapu iptali ve
tescil istemişlerdir. Ne varki, davalı …’nın uzun zamandır felçli olup, konuşamadığı ve hareket edemediği gerekçesi ile işlerinin yürütülmesi, mallarının idaresi ve haklarının korunması için kısıtlandığı oğlu … …’nın 14.11.2003 tarihli karar ile kendisine vasi olarak atandığı anlaşılmaktadır. Eldeki bu dava da, davalının yasal temsilcisi olan vasisine karşı açılmıştır. Vasi … … 10.3.2006 günlü oturumda davayı aynen kabul ettiğini beyanla zabtı imzalamış, mahkemece de 21.4.2006 gününde davalının evine gidilerek davalı …’nın sorulan sorular üzerine davayı kabul ettiğini başı ile tasdik ettiği zabta yazılarak mübaşir vasıtası ile parmak izinin alındığı görülmüştür. Mahkemece, gerek vasinin davayı kabul etmesi, gerekse davalının davayı kabul anlamındaki başı ile tasdik hareketleri gerekçe yapılarak davanın kabulüne karar verilmiştir.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, Türk Medeni Kanununun 456.maddesine göre, vasi kural olarak iki yıl için atanır. Vesayet makamı, bu süreyi her defasında ikişer yıl uzatabilir. Dört yıl dolunca vasi, vasilikten kaçınma hakkını kullanabilir. Medeni Kanunumuz bu yeni düzenlemesinde vasilik görevinin önemini, vesayet altındaki kişinin menfaatlerini, görevini eksiksiz gereği gibi yerine getirmesi için görev süresini iki yıla indirmiştir. … … 14.11.2003 tarihli karar ile davalı …’ya vasi olarak atanmıştır. Eldeki davanın yargılaması sırasında ise 456.maddede sözü edilen iki yıllık sürenin dolduğu, ancak vesayet makamınca vasilik süresinin uzatıldığına dair dosyada bir bilgi ve belgenin bulunmadığı anlaşılmıştır.
Türk Medeni Kanununun 448.maddesine göre, vesayet dairelerinin yetkilerine ilişkin hükümler saklı kalmak kaydı ile vasi, vesayet altındaki kişiyi bütün hukuki işlemlerinde temsil eder. Buna göre vasi, vesayet dairelerinin yetkilerine (denetim ve müdahale haklarına) halel gelmemek üzere vesayet altındaki kişiyi gerek küçük olsun gerekse büyük olsun hukuki işlemlerinde özenle temsil edecek, Türk Medeni Kanununun 462. ve 463 maddelerinde belirtilen ve vesayet makamlarının izni ve onayı alınmasını gerektiren tasarruflarla ilgili temsil görevlerinde ise bu iznin ve onayın alınması koşullarını gözardı etmeyecek, temsil görevini hukuken de eksiksiz yerine getirecektir. Vesayet dairelerinin izni alınmadan vasinin yaptığı işlemler vesayet altındaki kişiyi bağlamayacaktır. Diğer yandan, vesayet altındaki kişinin davayı kabul anlamına geldiği belirtilen bazı hareketleri de iradi olmadığından hukuki sonuç doğurmaz.
Vasi … …, 1.Sulh Hukuk Mahkemesinin 28.4.2006 tarih,
2004/1236-1252 sayılı kararı ile eldeki dava için husumet izni de almıştır. Ancak, yukarıda açıklandığı gibi vasinin davayı kabulü Türk Medeni Kanununun 462/8.maddesi gereğince vesayet makamının (Sulh Hukuk Mahkemesinin) iznine bağlıdır. Yani, vasinin davayı kabul edebilmesi için, Sulh Hukuk Mahkemesinden ayrı bir davayı kabul izni alması gerekir. Az yukarıda belirtilen husumet konusunda izin almış olması dava arasındaki kabule etkili olamaz. Zira, husumete yetki verilen vasi, bu yetki sebebi ile kısıtlının haklarını korumak ödevini yüklenmiş olur. Davayı kabul bu ödev ile telif edilemez. Bu itibarla vasinin davayı kabul için ayrıca izin alması lazımdır.
Açıklanan tüm bu yönler gözetilmeksizin, davalı vasisinin vasilik görevinin sona erme tarihine göre, vesayet makamınca görev süresinin uzatılıp uzatılmadığı, davalı asil vesayet altında olduğundan bir takım hareketlerinin irade olmayıp davayı kabul anlamına gelmeyeceği, ve yine vasinin davayı kabulü için Türk Medeni Kanununun 462/8, maddesinde yazılı vesayet makamından izin alma şartını yerine getirmediği anlaşıldığından, bu eksiklikleri ve yasal şartları yerine getirmek üzere davalı vasisine süre verilerek, oluşacak duruma göre bir karar vermek gerekirken, bütün bu hususlar tamamlanmadan yazılı gerekçelerle davanın kabulü doğru olmamış, hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair hususların incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 28.5.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.