Yargıtay Kararı 9. Hukuk Dairesi 2022/12061 E. 2022/14530 K. 08.11.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/12061
KARAR NO : 2022/14530
KARAR TARİHİ : 08.11.2022

BÖLGE ADLİYE
MAHKEMESİ : … 30. Hukuk Dairesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK

İLK DERECE
MAHKEMESİ : … 10. … Mahkemesi

Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen karar verilmiştir.

Kararın davacı ve davalı vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı ve davalı vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı ve davalı vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verilmiştir.

Davacı ve davalı vekillerince temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasının istenilmesi üzerine, işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 08.11.2022 Salı günü tayin edilerek taraflara tebligat gönderilmiştir.

Duruşma günü davacı vekili Avukat … ile davalı vekili Avukat …, Avukat ….. Avukat … geldiler.

Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verildi.

Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının davalı Şirketin faaliyete geçtiği günden başlayan ve … sözleşmesinin feshedildiği 18.12.2015 tarihine kadar davalı Şirketin genel müdürü olarak çalıştığını, davacının şirketi büyüten ve yaratan kişi olduğunu, ortaklara büyük kârlar sağladığını, Şirkette çalışanlara her yıl ücretlerinin yanında performanslarına göre hesaplanan oranlarda bir önceki yıl ayrılmış bulunan toplam prim bütçesinden prim ödemesi yapıldığını, davacının yıllık priminin diğer çalışanlardan farklı olarak … doları (USD) olarak takdir edildiğini, davacıya 2010 yılında net 1.000.000,00 USD, 2011 yılında net 1.000.000,00 USD, 2012 yılında ise net 1.480.000,00 USD prim ödemesi yapıldığını, 2013 yılı Mayıs ayında ortaklardan birinin hisselerine Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından el konulduğunu, TMSF tarafından atanan yöneticilerin görevleri gereği kısa süre içerisinde Şirketin satışını gerçekleştirmek için kendi dönemlerinde Şirkette para çıkışı olmasını istemediklerini, bunun için prim hesaplarını Şirket kayıtlarına “şirketin çalışanlara borcu” olarak kaydederek çalışanların prim ödemelerini Şirket satışı gerçekleşinceye kadar ertelediklerini, davacının TMSF tarafından atanan yöneticiler ile 2,5 yıl daha çalıştığını, Şirketin bu süreçte dahi büyüme ve kârlılığını sürdürdüğünü, Katarlı bir grup ile satış görüşmeleri el sıkışma aşamasına gelindiğinde davacının görevine son verildiğini, Şirketin satışının tamamlandığını, ancak çalışanların tahakkuk ettirilmiş olan 2013-2014-2015 yılları prim alacaklarının hâlen ödenmediğini, davacıya ödenen primlerin Şirketin toplam prim bütçesinin belli bir oranı olduğunu belirterek prim alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalı Şirket nezdinde uygulanan Performans Prim Prosedürleri ile primin geciktirici şarta bağlı bir borç olarak düzenlendiğini, her sene koşulsuz olarak tüm çalışanlara verilen bir ücret eki olmadığını, hak kazanılması ve hesaplamanın bazı prosedürlere dayandığını, Performans Prim Prosedürleri incelendiğinde prime hak kazanmanın çeşitli şartlara bağlandığını, bu şartların işçinin Şirkette en az 1 yıllık çalışmasının bulunması ve ilgili yılda Şirket için belirlenen mali hedeflerin %100 gerçekleşmesi olarak düzenlendiğini, somut olayda dosyada sunulu belgeler ile söz konusu koşulun gerçekleşmediğinin açık olduğunu, söz konusu düzenlemeler ile Şirket çalışanları bakımından prime hak kazanılması şartlarının ilgili yıl içinde gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinin belirsiz olan bir olguya bağlandığını, somut olayda davacı tarafından prim talep edilen yıllarda Şirket hedeflerinin gerçekleşmemesi sebebiyle şartın gerçekleşmediğini ve borcun doğmadığını, Şirketin mali hedefleri tutturamadığı gibi ilgili yıllarda zarar ettiğinin yeminli mali müşavir tarafından düzenlenen bilançolar ile sabit olduğunu, Şirketin talebe konu 2013,2014 ve 2015 yıllarında kâr etmediği dikkate alındığında hiçbir çalışanın prime hak kazanmadığını, şartların gerçekleşmemesi yanında davacının prim hak ediş ve ödenmesi için ayrı bir yönetim kararı gerektiğini, bu karar bulunmadığı için de talebin reddi gerektiğini, 2011 yılı prim tahakkuk listesi incelendiğinde Şirket açısından zor bir yılın geride bırakılmış olmasına rağmen davacının herhangi bir gerekçe göstermeksizin bazı çalışanların priminde artış yaptığını, davacının hizmet süresi boyunca sergilediği gerekçesiz davranışları ile Şirketi zarara uğrattığını, Performans Prim Prosedürü’nde yapılan tüm değişikliklerin davacının onayı ile uygulanmaya başlandığını, bu durumda davacının onayı ile uygulanmaya başlanan Performans Prim Prosedürü’nün yalnızca kendisine uygulanmamasının hakkaniyete aykırı olacağını, davacının genel müdür olarak çalışması sebebiyle hak kazandığı prim tahakkukunun bizzat Yönetim Kurulunun takdirine bırakıldığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
“…
Yerinde inceleme yaparak hazırlanan bilirkişi heyeti raporuda 2010-2011-2012 yıllarına ait tüm personelin prim bütçesi ile davacının aldığı brüt prim yüzdesinin 3 yıllık ortalama değerinin %25,78 olduğu, dava konusu olan 2013 yılına ait toplam tüm personel Prim bütçesinin 14.000.000,00 TL, davacıya göre ise 2013 yılı toplam ayrılan karşılığın 13.945,000,00 TL olduğu; 2014 yılına ait toplam tüm personel Prim bütçesinin 9.06700,00TL, davacıya göre ise 2014 yılı toplam ayrılan karşılığın 9.121.750,00 TL olduğu, 2015 yılında ise her ne kadar karşılık ayrılmadığı savunulsa da 31.12.2015 tarihli konsalide finansal tablolara göre toplam tüm personel Prim bütçesinin 23.067.000,00TL olarak ayrıldığı ancak dip not olarak bulun iptal edildiğinin belirtildiği, ancak neye göre iptal edildiğinin belirtilmediği gibi davacıya gönderilen maillerde 2015 yılı sonuna kadar prim karşılığının ayrılmaya devam edeceğinin bildirildiği, buna göre 2013, 2014, 2015 yılı primlerin %25,78 yüzde ortalamasının tüm prim bütçesine uygulanarak davacının prim alacağının belirlenmesi gerektiği, her ne kadar davalı tarafça şirketin zararda olması nedeniyle prim alacağının bulunmadığını savunulsa da, zararda olduğu tespit edilen 2011 ve 2012 yıllarında da prim ödemesinin yapılmış olduğu, prim bütçesi ayrılmışsa ve 3 yıl üst üste kar-zarar kriteri olmadan ödenip işyeri uygulaması haline gelmiş ise o zaman bu uygulamadan … taraflı olarak vazgeçilemeyeceği davacının 2015 prim performans prim prosedüründe imzasının olmasının, primden vazgeçtiğini göstermeyeceği ve bu durumu değiştirmeyeceği kanaatiyle bilirkişi kök raporunda hesaplanan prim alacaklarının ödenmesine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.” gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde; hüküm altına alınan miktarların belirlenmesinde hataya düşüldüğünü, geçmiş yıllara bakıldığında primlerin yıl sonunda tahakkuk ettirilip takip eden yılın ilk aylarında ödendiğini, işyeri uygulamasına göre primlerin muacceliyet tarihlerinin yıl sonları olduğunun belli olduğunu, bu nedenle dava dilekçesinin sonuç ve istek kısmında ödenmemiş prim alacaklarının ödenmesi gereken tarihler olan 2013 yılına ait olan kısmının 01.01.2014, 2014 yılına ait olan kısmının 01.01.2015 ve 2015 yılına ait olan kısmının 01.01.2016 tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek faiz oranı üzerinden hesaplanacak USD faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesinin talep edildiğini, İlk Derece Mahkemesi hüküm kısmında dava tarihinden itibaren faize karar vermiş olup faizin dava tarihinden itibaren başlamasına dair gerekçeler kararda yer almadığından hüküm kısmının bu açıdan da hatalı olduğunu ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur.

2. Davalı vekili istinaf dilekçesinde; bilirkişinin kök raporunda dava konusu yıllarda davalı Şirketin zarar ettiği yönündeki isabetli tespitinin göz ardı edilerek hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu, dava konusu olayda performans priminin geciktirici şarta bağlı olduğunu, müvekkili Şirket nezdindeki Performans Prim Prosedürü gereğince performans priminin davalı Şirketin ilgili yıl içerisindeki mali hedeflerinin %100 gerçekleştirilmesi geciktirici şartına bağlı olarak düzenlendiğini, Mahkeme kararının gerekçesinde 2011 ve 2012 yıllarına dayanılarak hüküm tesis edilmiş ise de bu hususun hukuka aykırı olduğunu, ayrıca davacının müvekkili Şirket bünyesinde üst düzey yönetici pozisyonunda bulunduğu dikkate alındığında Performans Prim Prosedürü’nün davacı tarafından bilinmemesinin ihtimal dâhilinde olmadığını, davalı Şirketin kâr ederken çalışanlara prim ödenmesi yönünde bir işyeri uygulaması bulunduğundan bahsedilebileceğini, fakat davalı Şirketin zarar ederken davacıya sadece iki kere prim ödemesi yapıldığı dikkate alındığında davalı Şirket zarar ederken davacıya prim ödenmesi şeklinde bir işyeri uygulamasının bulunmadığını, davalı tanığının beyanına göre yapılacak değişikler bakımından işçinin bilgisi olduğunu ve muvafakat ettiğine delalet olarak aranan imza şartının somut olay bakımından önem arz etmediğini, davacının bilgi ve muvafakati olmaksızın zaten söz konusu değişikliklerin yapılabilmesinin mümkün olmadığını, davacının söz konusu primlerin Şirket muhasebe ve finans kayıtlarına “şirketin çalışanlara borcu” olarak işlendiğine ilişkin iddiaları tümüyle asılsız ve mesnetsiz olduğunu, davalı Şirketin 2013, 2014 ve 2015 yıllarında ciddi oranda zarar ettiği konularında taraflar arasında ihtilaf bulunmadığını, 2011 ve 2012 yıllarında yapılan ödemelerin ise müvekkili Şirketin bir kamu otoritesi olan TMSF yönetimi tarafından devralınması öncesindeki yönetim boşluğu döneminde yapıldığını ve kamu otoritesi olan TMSF’nin müvekkili Şirket yönetimine gelir gelmez bu durumu düzelttiğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur.

C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
“…
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, vakıa mahkemesi hakiminin objektif, mantıksal ve hayatın olağan akışına uygun dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitlerine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre; dava dilekçesi sonuç ve istek kısmında 2013,2014,2015 yılı prim alacakları olarak toplam 3.000.000,00 USD ödenmesi gereken 2013 yılına ait olan kısmın 01.01.2014 tarihinden, 2014 yılına ait olan kısmın 01.01.2015 tarihinden, 2015 yılına ait olan kısmın 01.01.2016 tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek faiz oranı üzerinden hesaplanacak USD faizi ile birlikte aynen USD olarak hükmün icrası sırasında fiili ödeme tarihindeki rayiç kur üzerinden TL olarak tahsiline karar verilmesinin talep edildiği, dava dilekçesinde 2010,2011,2012 yıllarında yapılan ödemelerin net olduğunun belirtildiği gibi, dava konusu yapılan dönemlere ilişkin olan talebin brüt olduğuna yönelik sonuç ve istem kısmında açıklama bulunmadığı, TBK 117. madde düzenlemesine göre, Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşeceğinden, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 29.02.2016 tarih 2015/34917 Esas-2016/4298 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere prim ödeme günü taraflarca açıkça kararlaştırılmamışsa Borçlar Kanunu uyarınca temerrüt için işçinin ihtarına gerek bulunduğu, davacı tarafından prim ödeme günün açıkça kararlaştırıldığı ve davalının dava tarihinden önce temerrüde düşürüldüğü hususunun ispatlanamadığı bu nedenle dava tarihinden itibaren faiz uygulanmasının dosya kapsamına uygun olduğu, 6098 Sayılı … Borçlar Kanunu’nun 99. maddesi uyarınca borç ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ise borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklının, bu alacağını aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile ödenmesini isteyebileceği, davacının 2010-2011-2012 yılları primlerinin USD olarak belirlenerek ödeme tarihindeki kur üzerinden TL ye dönüştürülerek ödendiği de gözetildiğinde davacının istinaf nedenlerinin yerinde olmadığı, Davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı, 6098 sayılı TBK 149. Madde düzenlemesine göre zamanaşımının alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlayacağı, ilgili yılın pirim ödemelerinin bir sonraki yıl içinde ödendiği dosya kapsamı ile sabit olup, 2013 yılı prim ödemesinin en erken 01.01.2014 tarihinde muaccel hale geldiği bu nedenle 11.04.2018 dava tarihi itibariyle ve dava dilekçesinde talep edilen ve hüküm altına alınan miktarlar itibariyle zamanaşımına uğrayan dönemin ve miktarın bulunmadığı, Yönetim Kurulu’nun 12.07.2014 tarih 2014/9 sayılı kararı ile şirket çalışanlarına … Kanunundan kaynaklanan maaş ve yasal hakların ödenmesi hususu dışında kalan her türlü tazminat, prim ve sair hak ve menfaatin tanınması ve ödenmesinin yönetim kurulunun bu konuda alacağı onay kararına bağlanmış ise de, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 20.04.2022 tarih 2022/3716 Esas- 2022/4936 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere prim uygulaması … sözleşmesinde kararlaştırılmamış olsa dahi, işverence … taraflı olarak düzenli şekilde yapılan prim ödemesinin işyeri şartı niteliğinde olduğu, her durumda uygulamanın … taraflı olarak işverence ortadan kaldırılması ya da azaltılmasının doğru olmadığı, prim uygulaması yönünden işçi aleyhine çalışma koşullarında değişikliğin 4857 sayılı Kanunun 22’nci maddesi kapsamında gerçekleştirilmesi yani işçinin yazılı onayının alınmasının gerektiği, davalı tarafından davacının genel müdür olması nedeniyle işveren vekili olarak prim ödemesi yapılan dönemde primlerin belirlenmesi ve dağıtımında karar verici ve uygulayıcı fonksiyona sahip prim ödemelerinin geciktirici şarta bağlandığı yazılı prosedürden haberdar ve bu prosedürün icracısı olduğu, bu nedenle davacının prim prosedürlerine imza atmamasının kendisinin önceden vermiş olduğu muvafakati ortadan kaldırmayacağı ileri sürülmüş ise de, Yönetim Kurulunun kararının uygulayıcısı konumunda olmanın … Kanunu 22. Madde kapsamında alınmış yazılı onay olarak kabul edilemeyeceği kaldı ki davalı tarafından yargılama aşamasında ve istinaf dilekçesinde de belirtildiği üzere davalı şirketin zarar ettiği 2011 ve 2012 yıllarında prim ödemelerinin yapıldığı da gözetildiğinde davacının 2013-2014-2015 yıllarında da prime hak kazandığı, yerinde yapılan inceleme sonucu bilirkişi heyetince düzenlenen ve 2010-2011-2012 yıllarında davacıya ödenen primlerin o yıllar için işverence belirlenen prim bütçesine oranı tespit edilerek, 2013-2014-2015 yılı için işverence belirlenen prim bütçesinden hareketle prim alacaklarının belirlenmesinin dosya kapsamına uygun olduğu …” gerekçesiyle davacı ve davalı vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili; istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçeleri tekrar ederek kararı temyiz etmiştir.

2. Davalı vekili; istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçeleri tekrar ederek kararı temyiz etmiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacının prim alacağına hak kazanıp kazanmadığı noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve temyiz sebeplerine göre usul ve kanuna uygun olup davacı ve davalı vekillerince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR
Açıklanan sebeple,
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Davacı yararına takdir edilen 8.400,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davalı tarafa, davalı yararına takdir edilen 8.400,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine,Aşağıda yazılı temyiz giderinin davalı tarafa yükletilmesine ,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,08.11.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.