Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2007/4752 E. 2007/5946 K. 18.05.2007 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/4752
KARAR NO : 2007/5946
KARAR TARİHİ : 18.05.2007

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 23.5.2006 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 12.12.2006 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne duruşma gideri verilmemesinden duruşma isteminin reddine karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, Türk Medeni Kanunun 724. maddesine dayanılarak açılmış temliken tescil istemine ilişkindir.
Mahkemece dava kesin hüküm olgusu nedeniyle reddedilmiş, hükmü davacılar temyiz etmiştir.
Gerçekten, Türk Medeni Kanunun 718. maddesi uyarınca arz mülkiyeti kapsamına yasal kısıtlamalar ayrık olmak üzere binalar, bitki ve kaynaklar da girer. Yasanın 724. maddesi mülkiyet kapsamına istisna getirmiş, zemin ile üzerindeki yapı arasında bağlantıyı kesmiş ve bazı koşullar gerçekleşmiş ise, arazinin yapı sahibi adına tesciline olanak sağlamıştır. Bunun için;
Tapuya kayıtlı özel mülkiyete konu bir taşınmaz üzerinde, temelli kalması amacıyla bir yapı yapılmış olmalıdır.
Anılan maddede bina sahibine tanınan bu hak, kişisel hak niteliğinde olup, bina sahibi ve onun külli halefleri tarafından, inşaat yapılırken taşınmazın maliki kim ise ona ya da onun külli haleflerine karşı ileri sürülebilir.
Bu yapıyı kendi malzemesi ile yapan kişinin, inşaatın başlangıcından bitimine kadar iyi niyetli olması, diğer bir anlatımla zeminin kendisine ait
olduğu, ya da 5.7.1944 tarihli 12/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği gibi mülkiyetin ileride kendisine geçirileceği inancıyla hareket etmesi gereklidir. (sübjektif koşul)
Yapının, dava tarihine göre hesaplanacak değeri, zemin değerinden, açıkça daha fazla olmalıdır. (objektif koşul)
Yapının bulunduğu arazi parçası davalıya ait taşınmazın bir kısmını kapsıyor ise, tescile konu olacak yer, inşaat alanı ile zorunlu kullanım alanını kapsar. Mahkemece iptal ve tescile karar verebilmek için de bu kısmın ana taşınmazdan ifrazının mümkün olması gereklidir.
İptale konu olacak zemin bedelinin arsa sahibine ödenmesine karar verilmeli, önceden ödenmiş bedel var ise bu miktar, ödenecek bedelden mahsup edilmelidir.
Davacıların murisi Behzat Sinan Kopuz tarafından dosya davalısının da içinde bulunduğu taraflarca Borçka Kadastro Mahkemesi’nin 2003/2E. 2004/5K. dosyası ile açılan davada dava konusu 124 ada 15 parsel sayılı taşınmazın da kadastro tespitine itiraz edilmiş, Mahkemece, taşınmaz dosyamız davalısı … adına tesciline karar verilmiştir.
Eldeki dava ise, davacılar taşınmazda murisinin yaptığı binaların değerinin arsa değerinden fazla olması nedeniyle taşınmazın Türk Medeni Kanunun 724. maddesi hükmünce tescili istemiyle açılmıştır.
Burada, öncelikle mahkemenin davanın reddine neden yaptığı kesin hüküm olgusu üzerinde durulması gerekmektedir. Usul Hukukumuzda bir mahkeme kararının şekli anlamda kesinliğinden o karara karşı artık olağan kanun yollarına başvurulamaması anlaşılır. Örneğin; bazı kararlar vardır ki, bunlar temyizi … olmayan, verildikleri anda kesin olan kararlardır. Diğer bazı kararlarda kanun yoluna başvurma süresinin geçirilmesi veya kanun yoluna başvurmaktan vazgeçilmesi ya da kanun yoluna karşı yapılan başvurunun reddi suretiyle kesinleşebilir. Bu tür kesinleşen kararlara şekli anlamda kesinleşmiş kararlar denir. Böyle de olsa, şekli anlamda kesinleşmiş bir karara karşı olağan kanun yollarına başvurmak mümkün değildir. Şekli anlamda kesin hükümle sonuçlanan bir davada esasen taraflar arasında var olan çekişme değil görülmekte olan dava sona erer. Aynı çekişmenin aynı tarafları arasında yeni bir davaya konu yapılmaması için maddi anlamda kesin hükme bağlanması gerekir. Maddi anlamda kesin hükmü ise, HUMK. m.237’de düzenlenmiştir. Anılan hükme göre maddi anlamda kesin hükümden sözedebilmek için davanın taraflarının davada dayanılan hukuki sebebin ve
dava konusunun aynı olması gerekir.
Bunun yanında, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun görev konusunu düzenleyen 25.maddesinin son fıkrasında, muhtesata bağlı olarak taşınmaz malın iktisabının ve yenilik doğurucu hüküm almayı gerektiren dava ile ilgili isteklerin incelenmesinin kadastro mahkemesinin görevi dışında olduğu belirtilmiştir.
Somut olayda; davacılar kadastro mahkemesinde 124 ada 15 parsel sayılı taşınmazın yapılan tespitine itiraz etmişler, eldeki dava da ise taşınmaz üzerindeki muhtesatlar değerinin arzın değerinden fazla olması nedeniyle temliken tescil isteminde bulunmuşlardır. Kadastro Mahkemelerinin görevini düzenleyen 3402 sayılı yasanın 25.maddesi ile birlikte değerlendirildiğinde, kesin hüküm olgusunda aranması gereken dava sebepleri (dayanılan vakıalar) ilk dava ile sonradan açılan bu davada farklı olduğundan, kesin hüküm söz konusu olmayacak ve davanın esasının incelenmesi gerekecektir.
Böyle olunca mahkemece yapılması gereken iş; yukarıda ortaya konan ilkeler doğrultusunda, davacının Türk Medeni Kanununun 724. maddesine dayanılarak açtığı temliken tescil davası koşullarının olayda gerçekleşip gerçekleşmediği yönü üzerinde durarak, sonucuna uygun bir hüküm kurmak olmalıdır. Bütün bu yönler bir yana bırakılarak, kesin hükümden söz edilmek suretiyle davanın yeterli olmayan değerlendirme araştırma ve inceleme sonucu reddedilmiş olması kararın bozulmasını gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazların kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin yatırılan harcın yatırana iadesine, 18.05.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.