Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2021/4764 E. 2022/7700 K. 02.11.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/4764
KARAR NO : 2022/7700
KARAR TARİHİ : 02.11.2022

MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 01.10.2019 gün ve 2018/680 – 2019/1061 sayılı kararı onayan Daire’nin 25.02.2021 gün ve 2020/1897 – 2021/1759 sayılı kararı aleyhinde davalı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği de anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği konuşulup düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin 364.000,00 TL’sini 05.01.2001 tarihinde Türkiye İmar Bankası T.A.Ş. Aydın Şubesi’ne yatırdığını, daha sonra bu hesaptaki 200.000,00 TL’nin banka müdürü ve personelinin yönlendirmesi ile 24.03.2003 tarihinde Off-shore hesabına yatırıldığını, müvekkiline bu hesap açılırken İmar Bankası Off Shore Limited’in İmar Bankasından ayrı başka bir banka olduğu, bu hesaba yatırılan paraların devlet güvencesi altında olmadığı gibi hususlarda bilgi verilmediğini, tam tersi yönlendirmelerde bulunulduğunu, daha sonra davalı bankanın bankacılık işlemi yapma yetkisi kaldırılarak TMSF’ye devredildiğini, müvekkiline ait paranın Off Shore hesabına gitmeyip Türkiye İmar Bankası A.Ş.’de kaldığını, TMSF’nin resmi sitesinde davalı bankanın iflasına karar verildiği ve iflas sürecinin devam ettiğinin ilan edildiğini, davadan önce davalı bankaya ihtarname gönderilip talepte bulunulmasına rağmen olumsuz yanıt verildiğini ileri sürerek, 265.764,00 TL’nin vade sonu 26/08/2003 tarihinden itibaren işletilecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı Müflis Türkiye İmar Bankası T.A.Ş iflas idaresi vekili, davanın husumet yönünden ve esastan reddini istemiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyularak, davanın kabulü ile 265.764,00 TL’nin iflas masasına kayıt ve kabulüne, faiz isteminin reddine dair verilen karar davalı vekilinin temyiz istemi üzerine Dairemizce onanmıştır.
Bu kez davalı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Dava, davalı Türkiye İmar Bankası T.A.Ş’de bulunan davacı mevduatının, davacının iradesi fesada uğratılarak İmar Bankası Off-Shore Ltd. hesabına gönderildiği iddiasına dayalı alacak istemine ilişkindir.
818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 60. maddesinde haksız fiilden zarar görenin zararının tazmini istemiyle açacağı davaların zamanaşımı süreleri, “Müruru zaman” başlığı altında; “Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblâğ tediyesine müteallik dâva, mutazarrır olan tarafın zarara ve failine ittıla tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz. Şu kadar ki zarar ve ziyan dâvası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsî dâvaya da o müruru zaman tatbik olunur. Eğer haksız bir fiil, mutazarrır olan taraf aleyhinde bir alacak tevlit etmiş olursa, mutazarrır kendisinin tazminat talebi müruru zaman ile sâkıt olsa bile o alacağı vermekten imtina edebilir” şeklinde düzenlenmiştir. Haksız fiilden doğan gerek maddi gerekse manevi tazminat davaları, zarar gören tarafın zararı ve haksız fiil sorumlusunun kim olduğunu öğrenmesinden itibaren başlar. Her ne kadar kanun “zarar ve failine ıttıla” demişse de “fail” sözcüğünden “sorumlu kişi” anlaşılmalıdır. Zarar görenin zararı öğrenmesi demek de, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açmaya ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hâl ve şartları öğrenmiş olması demektir. Tazminat hesabına yarayacak bütün ayrıntıların bilinmesi gerekmez (Akman, Sermet/Burcuoğlu, Halûk/Altop, Atillâ/ Tekinay, Selâhattin Sulhi: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 7. Bası, İstanbul 1993,s.717-718). Borçlar Kanunu’nun 128. maddesine göre zamanaşımı süresi, alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren işlemeye başlar.
Somut uyuşmazlığa gelindiğinde, davacının bankaya 2003 yılında para yatırdığı ve aynı yıl paranın off-shore hesabına aktarıldığı, işbu davanın ise 05.06.2012 tarihinde açıldığı, davacının hile ile iradesinin yanıltıldığını ileri sürmüş ise de, 03.07.2003 tarihinde davalının bankacılık işlemi yapma izninin kaldırıldığı, 04.07.2003 tarihinde davalı bankanın yönetim ve denetiminin TMSF’ye intikal ettiği, 08.06.2005 tarihinde iflas kararı verildiği ve iflas kararının 20.04.2006 tarihinde kesinleştiği de gözetildiğinde, davacının zararını ve faili çok daha önceden öğrenmiş olmasına rağmen davanın 2012 tarihinde açıldığı, dava tarihi itibariyle bir yıllık zamanaşımı süresinin çoktan dolmuş olduğu, bu sebeple davanın zamanaşımı sebebiyle reddine karar verilmesi gerektiği anlaşıldığından Dairemizin 25.02.2021 tarih 2020/1897 Esas, 2021/1759 Karar sayılı ilamının kaldırılmasına, mahkeme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin karar düzeltme itirazının kabulü ile Dairemizin 25.02.2021 tarih 2020/1897 Esas, 2021/1759 Karar sayılı ilamının kaldırılmasına, mahkeme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 02/11/2022 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

MUHALEFET ŞERHİ

Dava, İmar Off Shore Bankasında açılan hesapta bulunan paranın faiziyle birlikte davalı bankadan tahsiline yönelik kayıt kabul talebine ilişkindir.
Türkiye’de 1994 yılında yaşanan ekonomik krizi müteakiben özel kamu bankası ayrımı yapılmaksızın belirli bir tutara kadar tüm mevduatlara hazine garantisi verilmişti. Buna rağmen bir takım mudilerin tasarruflarını hazine garantili yerli bankalarda değerlendirmek yerine fahiş faize tamah ederek mevduat sigortası kapsamında olmayan Off Shore bankalara yönlendirdikleri görülmüştür.
Somut vakıada da, işlem bizatihi davacının imzalı onayıyla gerçekleştiğinden davacı ancak Türk Borçlar Kanununda sıralanan irade fesadına dayanabilir ki, dosya içeriğinde bu tür bir delil ve bulguya rastlanmamıştır.
Büyük kazanç elde etme hayaliyle tasarruflarını yurt dışındaki kıyı bankalarına yönlendirirken basiretli bir müşteri gibi davranıp, riziko gerçekleştiğinde ise “aracı bankanın yanlış yönlendirmesi nedeniyle” zarara uğradığını iddia etmek tipik bir çelişkili davranış yasağının ihlali olup, hukuken korunması mümkün değildir.
Burada meselenin daha iyi idrak edilmesi için bir an ters bir varsayımda bulunacak olursak; davalı banka, davacının talimatına rağmen mevduatını Off Shore bankası yerine kendi uhdesinde tutsaydı ve bu arada Off Shore bankası da batmayıp yerli bankalara nazaran daha yüksek oranda faiz tahakkuk ettirseydi, davacının talimatına rağmen mevduatı ilgili yere aktarmayan bankadan aradaki faiz kazancını istemesi mümkün müydü, sorusuna verilecek olumlu cevap, mevcut halde neden aracı bankaya başvuramayacağının da haklı sebebini oluşturacaktır.
Milli bankalara nazaran orantısız biçimde faiz kazancı vaadinde bulunan Off Shore bankalara bizzat kendi imzalarıyla mevduatlarını yönlendiren mudilerin büyük risk üstlendikleri ve tabiri caizse bir nevi kumar oynadıklarının kabulü gerekir. Tahminler tutmayıp zarar gerçekleştiğinde talimatını yerine getirmekten öte fonksiyonu bulunmayan bankalardan paranın faiziyle birlikte tahsili cihetine gidilmesi, zamanında sigorta primi ödemek suretiyle hazine garantili düşük faiz tercihinde bulunan aynı bankanın kendi halindeki diğer mudilerin dolaylı da olsa mağduriyetine yol açacağı kaçınılmazdır.
Açıklanan gerekçelerle yerel mahkeme kararının esastan bozulması gerektiği düşüncesiyle aksi yönde tezahür eden sayın çoğunluk görüşüne iştirak etmiyorum.

KARŞI OY

Olaya uygulanacak 818 S. eBK’nın 60. maddesi uyarınca 1 yıllık kısa zamanaşımı süresi fiili, faili ve zararı öğrenme tarihinden başlayacak olup dava 10 yıllık uzun zamanaşım süresi içerisinde açıldığına ve davacının fiili, faili ve zararı daha önce öğrendiği ispat edilemediği halde, somut veri olmaksızın varsayımsal olarak davacının zararı daha önce öğrendiği gibi soyut bir gerekçeyle İlk Derece Mahkemesi kararının zamanaşımı yönünden bozulmasını doğru bulmadığımdan çoğunluk görüşüne katılmıyorum.