YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/12281
KARAR NO : 2022/15148
KARAR TARİHİ : 30.11.2022
Bölge Adliye
Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
No :
Dava, 1479 sayılı yasa kapsamında sigortalılık tespiti istemine ilişkindir
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın reddine dair verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince istinaf isteminin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına davanın kabulüne dair karar verilmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince verilen kararın temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I-İSTEM
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin eşi …’ın 12/02/1987 ve 31/12/1997 tarihleri arasında karayolu ile şehirler arası yük taşımacılığı işini yaptığını, …’ın esnaf oda kaydının olduğunu, muris …’ın belirtilen tarihler arasında … kaydının olması gerekirken … kaydının yapılmadığını belirterek davacının eşi …’ın 12/02/1987-31/12/1997 tarihleri arasında …’lu olarak çalıştığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
II-CEVAP
Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; 1479 sayılı Kanunun 24-25 maddesi gereği meslek odası ve vergi kaydı bulunup da kayıtlarında intikal etmeyen sigortalılık tescillerinin yapılmadığını, prim ödemesinde bulunan sigortalıların ilk prim ödeme tarihi ile 20.04.1982 tarihleri arasında kalan sürelerini kendileri veya hak sahiplerinin yazılı talepte bulunmaları ve bu sürelere ait prim ve gecikme zammı faizleri ödemeleri şartıyla sigortalılık süresi olarak değerlendirileceğini, ayrıca 5510 sayılı Kanunun 24-25 maddesi gereği ise 20.04.1982 tarihi ile 04.10.2000 tarihleri arasında bulunan Maliye kayıtlarının 04.10.2000 tarihinden önce kayıtlarına intikal ettirmeyenlerin kayıt ve tescilinin 04.10.2000 tarihi itibariyle yapılacağını, bu itibarla her ne kadar belirtilen tarihler arasında vergi kaydı bulunsa da 04.10.2000 tarihinden önce kurum kayıtlarına intikal ettirmediğinden dolayı yukarda belirtilen Kanun gereği kapsam dışı kaldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
III-MAHKEME KARARI
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk Derece Mahkemesince davanın reddine dair karar verilmiştir.
B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI:
“…Bu çerçevede, davacının murisinin 1479 sayılı Kanun’un geçici 18. maddesinin yürürlüğe girdiği 02.08.2003 tarihinden önce … işe giriş bildirgesi verilmesi suretiyle tescili sağlandığından vergide kayıtlı dönemin sigortalı sayılması gerekir. Bu itibarla, ilk derece mahkemesince davacının murisinin … özlük dosyası celp edilmeksizin hatalı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuş, davacı vekilinin istinaf talebi yerinde görülmüştür….” gerekçesiyle yerel mahkeme kararı kaldırılarak, “A) Davacı vekilinin, istinaf başvurusunun kabulü ile Göksun Asliye Hukuk (İş Mahkemesi Sıfatıyla) Mahkemesi’nin 2019/103 Esas, 2021/228 Karar sayılı ilamının HMK’nin 353/1-b maddesinin (2) numaralı alt bendi uyarınca düzeltilmek üzere kaldırılmasına ve esas hakkında yeniden karar verilmesine,
B) 1- Davanın kabulü ile;
– Davacının murisi … T.C. Kimlik numaralı …’ın vergide kayıtlı olduğu 12.02.1987 – 31.12.1997 tarihleri arasında kendi nam ve hesabına bağımsız çalışması nedeniyle 1479 sayılı Yasa’nın Geçici 18. maddesi uyarınca zorunlu esnaf … sigortalısı olduğunun tespitine,” şeklinde karar verilmiştir.
V-TEMYİZ NEDENLERİ:
Davalı vekili, kurum işleminin yerinde olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE ESASIN İNCELEMESİ
Dava, … sigortalılık tespiti istemine ilişkindir. Davacı, murisi …’ın … sigortalılığının tespiti için işbu davayı açmış ise de, dosya içeriğinden murisin, davacı dışında mirasçılarının da olduğu anlaşılmaktadır.
Dava ehliyeti, kişinin bizzat veya vekili aracılığıyla bir davayı davacı veya davalı olarak takip etme ve usuli işlemleri yapabilme ehliyetidir. Dava ehliyeti, medeni hakları kullanma ehliyetinin usul hukukunda büründüğü şekildir; dolayısıyla, medeni hakları kullanma ehliyetine (fiil ehliyetine) sahip gerçek ve tüzel kişiler dava ehliyetine de sahiptirler.
Taraf sıfatına gelince; bir hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bir hakkın sahibinin kim olduğu, dolayısıyla o hakkı dava etme yetkisinin kime ait olduğu, (o davada davacı sıfatının kime ait olacağı) tamamen maddi hukuk kurallarına göre belirlenir. Ancak, bir davanın davacısının o dava yönünden davacı sıfatına sahip bulunmadığının belirlenmesi halinde, mahkeme dava konusu hakkın mevcut olup olmadığını inceleyemeyeceği ve sıfat yokluğundan davanın reddine karar vermek zorunda olduğu için, taraf sıfatı usul hukukunun da düzenleme alanındadır.
Eş söyleyişle, sıfat, dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu halde, taraf sıfatı dava konusu sübjektif hakka ilişkindir (…, Medeni Usul Hukuku, 7. baskı, … 1995, s. 231). Bu nedenle, davanın tarafları, taraf ehliyetine sahip olmalıdır. Yani, bir davada taraf olabilmek için, ya, hakiki şahıs; ya da, hükmi şahıs olmak gerekir. Zira, taraf ehliyeti, medeni hukukun haklardan istifade ehliyetine tekabül eder (…, Medeni Yargılama Hukuku, C. I-II, 7. Baskı, … 2000, s.288).
HMK 59 ve 60. maddelerde hangi hallerde mecburi dava arkadaşlığının söz konusu olacağı belirtilmektedir. Bu durumda maddi hukuka göre bir hakkın birden fazla kişi tarafından birlikte kullanılması veya birden fazla kimseye karşı birlikte ileri sürülmesi ve tamamı hakkında tek hüküm verilmesi halinde mecburi dava arkadaşlığının söz konusu olduğu, mecburi dava arkadaşlığında ancak birlikte dava açılabileceği veya aleyhlerine de birlikte dava açılabileceği görülmektedir.
Davalılar arasında (pasif) mecburi dava arkadaşlığı var ise, davacı bütün davalılara karşı birlikte dava açmak zorundadır. Dava, bütün dava arkadaşlarına karşı değilde, bunlardan birine veya birkaçına karşı açılmış ise, bu halde davalı durumundaki kişinin ya da kişilerin, bu davada yalnız başına taraf sıfatı (pasif husumet ehliyeti) yoktur; davalı sıfatı mecburi dava arkadaşlarının tümüne aittir. Ancak bu halde dava sıfat yokluğundan reddedilmez. Mahkemenin, davayı diğer mecburi dava arkadaşlarına da teşmil etmesi için davacıya süre vermesi, davacı bu süre içinde davayı diğer mecburi dava arkadaşlarına teşmil ederse davaya devam etmesi gerekir. Davacı kendisine verilen kesin süre içinde davasını diğer mecburi dava arkadaşlarına da teşmil etmez ise o zaman dava sıfat yokluğundan reddedilir.
Somut dosyada, mirasçılar arasında mecburi dava arkadaşlığı bulunduğundan davanın mirasçılar tarafından birlikte açılması gerekirdi. Bu itibarla HMK124. Maddesi gereğince davacıya davayı diğer mecburi dava arkadaşlarına teşmil etmesi için süre verilmeli, mirasçıların davaya katılımı sağlanmalı, bu şekilde taraf teşkili sağlanarak yargılamaya devam edilmeli, elde edilecek sonuç değerlendirilmek suretiyle hüküm kurulmalıdır.
O hâlde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun kabulü ile davanın kabulüne ilişkin kararı bozulmalıdır.
SONUÇ: … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi kararının yukarıda açıklanan nedenlerle HMK’nın 373/2 maddesi gereği BOZULMASINA, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 30.11.2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.