YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2022/1232
KARAR NO : 2022/8359
KARAR TARİHİ : 22.11.2022
I-TALEP;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 24.12.2021 tarih ve 2021/136205 sayılı yazısı ile; Silahlı terör örgütüne üye olma, halkı kin ve düşmanlığa alanen tahrik etme, devletin askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılama, terör örgütü propagandası yapma, kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşleri düzenleme yönetme bunların hareketlerine katılma, Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve devletin yargı organlarını alenen aşağılama suçlarından sanık … hakkında yapılan yargılama sırasında, adı geçen sanığın yeniden milletvekili seçilerek Anayasa’nın 83. maddesi kapsamında dokunulmazlığa sahip olduğundan bahisle, Anayasa’nın 83/2 ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/8. maddeleri gereğince kamu davasının durmasına dair Ağrı 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 18/02/2021 tarihli ve 2016/247 esas, 2021/91 sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.
Dosya kapsamına göre, suçların işlendiği 21/07/2015, 06/08/2015, 28/12/2015, 04/03/2016, 30/04/2016 tarihleri itibarıyla 25 ve 26. dönem milletvekili olan ve hakkında soruşturma başlatılarak, yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin dosyaları Adalet Bakanlığı’nda bulunan, ancak 20/05/2016 tarihinde kabul edilerek 08/06/2016 tarihli ve 29736 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6718 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile Türkiye Cumhuriyet Anayasası’na eklenen geçici 20. maddede yer alan, “Bu maddenin Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edildiği tarihte; soruşturmaya veya soruşturma ya da kovuşturma izni vermeye yetkili mercilerden, Cumhuriyet başsavcılıklarından ve mahkemelerden; Adalet Bakanlığına, Başbakanlığa, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına veya Anayasa ve Adalet komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon Başkanlığına intikal etmiş yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin dosyaları bulunan milletvekilleri hakkında, bu dosyalar bakımından, Anayasanın 83 üncü maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi hükmü uygulanmaz. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş … içinde; Anayasa ve Adalet komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon Başkanlığında, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığında, Başbakanlıkta ve Adalet Bakanlığında bulunan yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin dosyalar, gereğinin yapılması amacıyla, yetkili merciine iade edilir.” hükmü ile dokunulmazlığı kaldırılan sanığın, üzerine atılı suçlardan açılan kamu davasının yargılaması sırasında, bu kez 24/06/2018 tarihinde yapılan milletvekili seçimlerinde yeniden 27. dönem milletvekili seçilmesi üzerine, Anayasa’nın 83/4 ve 5237 sayılı Kanun’un 223/8. maddeleri gereğince sanık hakkındaki kamu davasının durmasına karar verilmiş ise de,
Anayasa’nın 83. maddesinde yer alan, “(2) Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır. Ancak, bu halde yetkili makam durumu hemen ve doğrudan doğruya Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirmek zorundadır… (4) Tekrar seçilen milletvekili hakkında soruşturma ve kovuşturma, Meclisin yeniden dokunulmazlığını kaldırmasına bağlıdır.” şeklindeki düzenleme ile,
Benzer bir olaya ilişkin Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 20/09/2018 tarihli ve 2018/2088 esas, 2018/2728 karar sayılı ilamında, “…geçici 20. maddenin, yasama dokunulmazlığına ilişkin genel hüküm niteliğindeki 83/2 inci fıkrasına nazaran “Anayasal bir özel hüküm” olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır. Anılan hükmün geçici madde olması, hükmün Anayasal hüküm olma niteliğini değiştirmeyeceği gibi özel hüküm olması nedeniyle genel hüküm karşısında öncelikle uygulanma zorunluluğu hukukun temel ilkelerindendir. Madde metninin sarahatine göre, düzenlemenin milletvekili dokunulmazlığının kaldırılmasına dair bir parlamento kararı olmadığı açıktır. Doğrudan Anayasanın 83. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinin, 20.5.2016 tarihi itibariyle işlem görmüş dokunulmazlık dosyaları bulunan milletvekilleri hakkında, bu dosyalar bakımından uygulanamayacağı öngörülerek, aynı madde fıkrasında yer alan iki istisna durumuna bir üçüncü istisna olarak eklendiği görülmektedir.
Şu hale göre, dokunulmazlık statüleri geçici 20. madde kapsamında kalan milletvekillerinin dokunulmazlıklarının, tıpkı ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar da olduğu gibi bu dosyalar sonuçlanıncaya kadar dokunulmazlıklarının bulunmadığının kabulü gerekir. Böylece kovuşturma hukuku yönünden genel hükümlere tabi olan milletvekilinin, yeniden seçilmesi halinde, önceki dokunulmazlığı hukuki niteliği itibarıyla “münferit bir parlamento kararı olan dokunulmazlığın kaldırılması kararı” ile kaldırılmadığından, Anayasa’nın 83/4. maddesi gereğince yeni bir dokunulmazlık korumasına kavuştuğunun kabulüne de imkan bulunmamaktadır…” şeklinde yer alan açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde,
Somut olayda, sanığın 24.06.2018 tarihinde yeniden milletvekili seçilmeden önce, Anayasanın geçici 20. maddesi kapsamında dokunulmazlığının kaldırılarak, hakkında soruşturmaya başlanıldığı ve kamu davası açıldığı, bu durumda yeniden milletvekili seçilmiş olsa dahi, işlenen suçun nev’ine bakılmaksızın bu dosyalar sonuçlanıncaya kadar Anayasa’nın 83/2. maddesinde yer alan düzenleme gereğince milletvekili dokunulmazlığından faydalanamayacağı cihetle, yargılamaya devam edilerek esas hakkında bir karar verilmesi yerine, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 04.11.2021 … ve 94660652-105-04-12069-2021-Kyb sayılı istemlerine müsteniden ihbar ve mevcut evrak Dairemize gönderilmiştir.
II-OLAY;
Türkiye Büyük Millet Meclisinin resmi internet sitesinden alınan ve de süreçte dosya içeriğine giren belge ve tutanaklara göre sanık …, Halkların Demokratik Partisi’nden, 25.,26. ve 27. dönem Ağrı Milletvekilidir. Adli sicil kaydında, Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 08.05.2017 tarih, 2017/288 E., ve 2018/157 K., sayılı kararı ile “Terör Örgütü Propagandası Yapmak” suçundan hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğine dair kaydı bulunan sanığın, UYAP sisteminde ayrıca Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/45 esasında, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan istinaftan döndüğü bilgisi bulunan dosyası da bulunmaktadır.
Suç tarihlerinde milletvekili olan ve yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin fezlekeleri, 08.06.2016 tarih ve 29736 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6718 sayılı Kanun ile Türkiye Cumhuriyet Anayasası’na eklenen geçici 20. maddesi uyarınca iade edilen ancak yargılama sürecinde, 24.06.2018 tarihinde yapılan milletvekili seçimlerinde yeniden 27. dönem milletvekili seçilen sanık hakkında, süreçte tanzim olunan iddianamelere matuf diğer davalarının da birleştiği görülen Ağrı 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/247 esasına kayıtlı davada yapılan yargılama neticesinde, 18.02.2021 tarih, 2016/247 E., 2021/91 K., sayılı kararla “yargılama sürecinde yeniden milletvekili olması nedeni ile yasama dokunulmazlığı kaldırılıncaya kadar ya da milletvekilliği sona erinceye kadar yargılamanın, CMK’nın 223/8. maddeleri gereğince durmasına” karar verilmiştir.
İş bu yargılama konusu suçların, Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14. maddesindeki durumlar” yönünden değerlendirilmesi gerekliliği karşısında, birleşen dava dosyalarından bahsedilmesinde fayda bulunmaktadır. Bu kapsamda söz konusu dosyalara ilişkin bilgiler özetle, şöyledir;
Iğdır 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 24.11.2017 tarih ve 2016/370 E. ve 2017/375 K. sayılı kararına konu birleşen davada;
04.03.2016 tarihli tutanağa göre özetle, Demokratik Bölgeler Partisi, Halkların Demokratik Partisi ve Kongre Jinen Azat-Özgür Kadın Hareketi (KJA) organizesinde, 04.03.2016 tarihinde, milletvekili olan sanık …’in katılımıyla “8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü” münasebetiyle basın açıklaması ve eğlence programı düzenleneceği bilgisi edinilmiş ve belirtilen mahalde gerekli güvenlik tedbirleri alınmış, saat 10.00 itibari ile avukat Medet Serhat Parkında kurulan ses sisteminin bulunduğu stantta “Kadınlar Önderliği ve Özgürlüğü İçin Direniyor”, “KJA” yazılı pankartlar ve “Terör Örgütü PKK ile yapılan çatışmalarda etkisiz hale getirilen Pakize Nayır (Silopi Halk Meclisi Eş Başkanı), Fatma Uyar (KJA Üyesi) ve Seve Demir (Silopi DBP Meclis Üyesi)’in resimlerinin olduğu posterler” asılmış, saat 11.00 sıralarında müzikli eğlence ve halaylar şeklinde etkinlik başlamış, etkinliğe HDP Ağrı milletvekili Dirayet Taşdemir ile birlikte Iğdır DBP İl Başkanı, Iğdır Belediye Başkan Yardımcısı, Iğdır Belediye Meclis Üyesi, HDP yöneticileri ve DBP İl Yöneticisinin de aralarında bulunduğu yaklaşık 70 kişi katılmış, bu etkinlikte sanık tarafından Kürtçe bir konuşma gerçekleştirilmiş ve etkinlik esnasında “Jin Jiyan Azadi/ Kadın Yaşam Özgürlük” sloganı atılmış, slogan atıldığı ile resimlerin asıldığı hususlarının ilgili savcıya bildirilmesi üzerine “terör örgütü propagandası yapmak suçundan” işlem yapılması talimatı alınmış ve saat 13.30 itibariyle de bahse konu etkinlik normal olarak sona ermiştir.
01.11.2015 tarihli 26. Dönem milletvekili genel seçiminde Ağrı milletvekili olarak seçilen sanığın, etkinlikte Kürtçe yaptığı davaya konu konuşmasının, polis memuru bilirkişi tarafından yapılan tercümesi belirtildiği şekli ile özetle;
“Anneler kürtçemi istiyorsunuz türkçemi istiyorsunuz (alanda bulunan vatandaşlar kürtçe’ diye sesleniyor ) İyi o zaman siz çok yaşayın , gözüm başım üzerine. En başta hepiniz hoş geldiniz. Başım gözüm üstüne gelmişsiniz. Elinize ayağınıza sağlık. Doğrusu en başta kadınların özgürlük mücadelesinde yaşamları kendi ellerindedir. Seve, Pakize, Fatma bu yolda yaşamları ellerinde olan kadınların özgür olması için mücadele vermişlerdir. Onların şahsında onların mücadelesine bir daha önlerinde eğiliyoruz biliyoruz ki onlar olmasaydı,bu mücadeleyi vermeselerdi, bu yolu bizlere açmasalardı, biz kürt kadınları, türk kadınları, ezilen kadınlar, emekçi kadınlar birarada olup yan yana gelemezdik. Biz de şimdi sizin önünüzde olamazdık. Ondan önce onların işi, onların emeği, onların hayal ve rüya için yaşamları ellerinde biz de söz veriyoruzki onların hayal ve rüyaları gerçekleşinceye kadar biz de mücadelemize devam edeceğiz. Doğrusu bugün 8 mart Kadınlar günüdür. Dünya emekçi kadınlar günüdür, bugün hepinizin kutlu olsun şimdi şuan evde olan, erkeklerin zulmünde olan, erkeklerin şiddetine maruz kalan, mücadele veren kadınların günü kutlu olsun. Cizre kadınlarının, Sur’un kadınlarının, İdilin, Nusaybin şuanda direnenlerinde hepsinin kutlu olsun, sizinki de kutlu olsun.
Hepimiz o günleri biliyoruz ki 8 Mart bundan 150 sene önce bir grup kadın baş kaldırdı, bir grup kadın özgürlük istedi, birliktelik istedi, mücadele edip, mücadele verdiler kendi başlarına. O dönem iktidarına o dönemin tarifesine baş kaldırdılar, o vahşiliği, o barbarlığı kadınlara yaptılar. 121 kadını o dönemde öldürdüler kadınların o mücadelesinden sonra o … oldu kadınlar günü mücadele ettiler mücadeleci kadınlar. Doğrusu o kadınlar ne istiyordu o kadınlar diyordu kı biz de erkekler gibi günde 14 saat fabrikada çalışıyoruz,biz de onlar kadar emek veriyoruz, kadınlar ücret aldıkları zaman,yani maaşlarını aldıkları zaman erkeklerin yarısı kadar alıyorlardı. Onlar da dedi bu adalet değil bu haksızlıktır, biz aynı işi yapıyoruz adalet istiyoruz. Onun için kadınlar büyük bir mücadele verdiler,büyük mücadele ettiler ve bu mücadelenin sonunda onların başına bu barbarlığı getirdiler ve o kadınları katlettiler. Doğrusu o günden bugüne kadar, geçmiş tarihte devlet tarihinde erkek zihniyetinde hiçbir şey şimdiye kadar değişmemiştir. Sokakta, mücadele içinde, mücadelede, siyasetteki kadın, evlerdeki kadınlardan da bugünde baş kaldıran, mücadele eden kadınlar öldürülüyorlar. En başta kadınlara saldırıyorlardı. Doğrusu gösteriyor ki onların kirli, pis, barbar ve barbarca zihniyeti kadınlardan korkuyorlar. Korkuyorlar ki barbarca kadınlara saldırıyorlar. Siz hepiniz kendi gözlerinizle gördünüz. Güneydoğuda, Cizre’de, Nusaybin’de her zaman en başta kadınlara saldırdılar. Tayibet ana anaydı. 54 yaşındaydı. Evinin önünde, sokağın içinde Tayibet anayı öldürdüler. 7 … bırakmadılar kimse cenazesine gitsin, cenazesini gidip kaldırsın, bırakmadılar anayı defnetsinler. Ondan sonra güneydoğunun Cizre’sinde kadınları vurdular; katlettiler katletmekte yetmedi bedenini teşhir ettiler, televizyona verdiler, internete verdiler cep telefonuna koydular. Diyorlardı biz böyle yaparsak kadınlar korkacak, dediler biz böyle yaparsak toplum, kürt toplumu özgürlük isteyen, demokrasi isteyen vazgeçecek, onlar bilmiyor onların zihniyeti geçmişte kalmış kürtleri, kürt kadınları tanımıyorlar kürdün bedeni, kürt kadınının bedenini teşhir etsenizde çekinmiyoruz. Doğrusu biz mücadelemizi daha da büyüteceğiz, bugün de kürt kadınları mücadeleye öncülük ediyor, her zaman herkesten fazla bu mücadelenin içinde kadınlar vardır. mücadeleyi önce kadın veriyor, sonra da kürt toplumu arkasından gidiyor. Bundan dolayı bu kirli zihniyeti artık kafanızdan atın kürt kadını artık özgürlüğün sembolüdür kürtler bu yüzden başları hep diktir,dünya kürt kadınlarının mücadelesine YPJ’nin şahsında, Kobani’de, Rojava’da gördünüz nasıl itibar ediyorlar. Doğrusu DAEŞ’in katliamcı zihniyeti, egemen zihniyeti kadınların mücadelesiyle ayaklar altına idi. Kadınların mücadelesi onlar pazar yapıp, kadınları köle yaparak satmayı istiyorlardı. Kadınlar onların o zihniyetini ayaklar altına aldı. Ana vatanlarında kobanili kadınla, rojavalı kadınlar şimdi de özgürlükleri için mücadele ediyorlar. Biz inanıyoruz ki siz de burdaki kadınlarda, kuzeydeki kadınlarda bu mücadelede olup mücadele edecekler mücadelelerine sahip çıkacaklar. Biz biliyoruzki şimdi burada etrafımızda panzerlerle silahlarla etrafımızı sarmışlar biliyoruz ki korkudandır, ama şimdi burda isteğimiz odur ki kadınlar özgür olsun, özgürlük, demokrasi bu vatana gelsin. Kürtlerin tanınması, kürtlerin dili, kürtlerin statüsü tanınsın. mücadelemiz bu mücadeledir, bu mücadele de meşrudur, bu mücadele hakikattir, bu mücadele de zulme karşıdır, taki zulüm kalmayana kadar. Şu zulüm yıkılana kadar hakikatlar çıkana kadar biz biliyoruzki bu hakikat kadınların hakikatidir, kürtlerin hakikatidir, vakit o vakittir zaman o zamandır diyoruzki …, kadın, devrim. Şimdiki mücadelemiz gençtir biz her haliyle üzerine düşmüşüz bunun içindir ki o kadar vahşet,o kadar barbarlık bu millete yapılıyor. Güneydoğunun cizresi gözler önündedir bodrum katında … yaralı milletimiz, yaralı arkadaşlarımız katledildiler,o da yetmedi cenazelerini yaktılar,şimdi de aileleri bilmiyorki hangisi çocuklarıdır, hangisi çocukları değildir, şimdi morg önünde şehir şehir,pazar pazar geziyorlar yani bize ne diyorlar diyorlarki, siz bu iradenizi bizi teslim edin yada biz sizi böyle yapacağız.Doğrusu isteyenler bilsinki kürtlerin tarihine bakanlar,kürtler tarihinde kadınların tarihinde hiçbir zaman irade kırılması,başın öne eğmek, korku da yoktur. Ne kadar zulüm etsinler,biz de o kadar direnişimizi o kadar geliştireceğiz biz de bu zulüm karşısında boynumuzu bükmeyeceğiz o ne kadar barbarca, vahşice üzerimize gelselerde biz de o kadar insanca, adamca karşılık vereceğiz. Biz inanıyoruzki böyle şeyler yapıyorlar suçtur, insanlık suçudur, onlarda milletin mahkemesinde aynı Miloseviç gibi soykırım yapanlar nasıl yargılandılarsa onlarda yargılanacaklar, kimse demesin bugün bize bişey yapamazlar, zaman belki bugün olmaz bugün olmasa bile mutlaka mutlaka yarın bu katliamı yapanlar, insanlık suçu işleyenler kadınların vicdanında, kürtlerin vicdanında zaten yargılanmışlar. Dünya mahkemesinde yapılanacaklar. Mahkemede cezaları neyse o cezayı da çekecekler. Biz diyoruzki bir daha kirli politikalarını kürtlerin üzerinde, kadınların üzerinde uygulamayın, hatta kadınlarımızdan korkmayın, eşlerinizi de özgür bırakın, kendinizi de özgür bırakın, bugünü unutmayın. Sizlerle bir daha birlikte olduğum için teşekkür ederim,eviniz şen olsun 8 martınız tekrardan kuşu olsun.Başarı bizimdir,başarı yakındır.” şeklindedir.
Terör örgütünün propagandasını yapmak suçundan dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin 2016/2018 soruşturmaya kayden hazırlanan tahkikat evraklarının gönderildiği Iğdır C. Başsavcılığının 19.04.2016 tarih ve 2016/2018 soruşturma nolu fezleke, 20.06.2016 tarihli Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü yazısı ve eki evrak kapsamında, 08.06.2016 tarih ve 29736 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 20.05.2016 tarih ve 6718 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun kapsamında işlem yapılmak üzere iade edilmiştir.
Cumhuriyet Başsavcılığının 22.09.2016 tarih ve 2016/3436 soruşturma, 2016/1691 esas, 2016/244 iddianame numaralı, başlık kısmında suç tarihinin: “04.03.2016” ve suç yerinin: “Iğdır/…”, suç adının ise :”terör örgütü propagandası yapmak” olduğu belirtilen iddianamesi ile özetle; olay tarihinde DBP ve HDP Iğdır İl Örgütleri ile Özgür Kadın Hareketi (KJA) organizesinde, 08 Mart Dünya Kadınlar Günü münasebetiyle yaptığı kürtçe konuşmasında, milletvekili olan sanığın, “Kürt Kadınların Kadınlar gününü kutladığını, Sur’da Cizre’de Nusaybin’de, İdil’deki mahallelerini koruyan kadınların gününü kutladığını, başkaldıran ve mücadele eden kadınların öldürüldüğünü, Cizre ve Nusaybin’de kadınlara hücum edildiğini, Taybet annenin öldürüldüğünü, Botan Cizre’de kadınların öldürüldüğünü ve cesetlerinin teşhir edilerek internete, televizyona verildiğini, her yerde herkesten fazla mücadele içinde kadınlar olduğunu, Kürt kadınların özgürlüğün sembolü olduğunu, Kobani’deki ve Rojava’daki kadınların özgürlüğe yürüdüğünü, Kürtlerin, Kürt dilinin ve Kürt statüsünün tanınması gerektiğini, bodrumlarda yaralı milletlerin ve arkadaşlarının katledildiğini, sonrasında da cenazelerinin yakıldığını, ne kadar vahşice, barbarca üstlerine gelseler de kendilerinin de o kadar insanca karşılık vereceğini, onların yaptığının insanlık suçu olduğunu, onların da mahkemelerde Milesoviç gibi, soykırım yapanların asıldığı gibi asılacaklarını” söylediği, 04.01.2016 tarihinde yapılan operasyonlarda öldürülen terör örgütü mensupları Pakize Nayır, Seve Demir ve Fatma Uyar’ı kastederek ”Seve, Pakize, Fatma bu yolda yaşamları ellerinde olan kadınların özgür olması için mücadele vermişlerdir. Cizre kadınlarının, İdil’in Nusaybin’in şu anda direnenlerin de hepsinin kutlu olsun. Dünya Kürt kadınlarının mücadelesinde YPJ’nin şahsında Kobani’de Rojovada gördünüz nasıl itibar ediyorlar.” şeklinde ifadeler kullandığı ve alanda bu örgüt mensuplarının posterlerinin asılı olduğu tespit edildiği, bu kapsamda sözlerinin terör örgütü propagandasını yapma niteliğinde olduğu iddiası ile 3713 sayılı TMK’nın 7/2, 5237 sayılı TCK’nın 53 maddeleri uyarınca cezalandırılması istenilmiştir.
Iğdır Ağır Ceza Mahkemesinin 05.10.2016 tarihli iddianamenin kabul kararı sonrası, mahkemenin 2016/370 esasına kayıt edilerek yürütülen ve süreçte yakalama kararının infazı üzerine müdafiileri eşliğinde alınan savunmasında milletvekili olduğunu da belirterek bahse konu konuşmasının bütünlüğünden farklı olarak ayrıca hatalı tercüme edildiğini, adları geçen şahısların ise terörist olmadıklarını, Demokratik Bölgeler Parti meclisi üyesi olmaları ve de öldürülmeleri nedeniyle konuşmasında şahıslara değindiğini, konuşmasında terör örgütü ile bir bağlantının da bulunmadığını, suçlamayı kabul etmediğini ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul ettiğini beyan eden sanık hakkında görülen davanın, 24.11.2017 tarihli duruşmasında tefhim olunan kararla dosyanın, süreçte birleştirme isteminde bulunulan Ağrı 1.Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/247 E. sayılı dosyası ile birleştirilmesine ancak muvafakat istemine uzun süre cevap verilmediği nazara alınarak yargılamanın sürüncemede kalmaması için birleştirme talebine muvafakat verilmediğinin kabulü ile birleştirme uyuşmazlığının çözümü için de dosyanın İstinaf Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş fakat Ağrı 1.Ağır Ceza Mahkemesinin 27.11.2017 tarihli müzekkeresi ile birleştirme hususunda muvafakat verildiği anlaşıldığından da bu kez, 08.01.2018 tarihli müzekkere ile dosya Ağrı 1. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir. Iğdır 1.Ağır Ceza Mahkemesinin 24.11.2017 tarih ve 2016/370 E., 2017/375 K., sayılı gerekçeli kararının görüldüsü Cumhuriyet savcısınca 28.12.2017 tarihinde yapılmıştır. 07.12.2017 tarihinde gerekçeli karar sanık müdafiine tebliğ edilmiştir.
Ankara 14. Ağır Ceza Mahkemesinin, 28.04.2017 tarih, 2017/2 E., 2017/12 K., sayılı kararına konu birleşen davada;
25.12.2015 tarihli kolluk tutanağına göre özetle; 25.12.2015 günü saat 18.00’de KJA (Kongreya Jinen Azad/Özgür Kadın Kongresi) Ankara Koordinasyonu organizesinde, Yüksel caddesinde “Kadın Katliamları ve Barışa Ses Çıkartıyoruz” adıyla basın açıklaması yapılacağından belirtilen yerde emniyet tedbirleri alınmış, saat 17.40’da KJA’ya müzahir altı kişi, insan hakları heykeli önüne gelmiş ve basın açıklaması hazırlıklarını yapıp katılımcıları beklemeye başlamış, grubun agresif ve görüşmeye kapalı olması nedeniyle gerekli uyarılar yapılamamış, saat 18.10’de aralarında milletvekili …’in de bulunduğu grup içindeki kişi sayısı 50 kişiye ulaşmış, akabinde grup içerisinden bir bayan dinleyicilere ve basın mensuplarına hitaben bir basın açıklaması metni okumuş ve saat 18.30’da basın açıklamasını sonlandırmış, sonrasında milletvekili … konuşma yapmış, saat 18.30’da gruptaki kişiler malzemelerini toplayarak farklı yönlere dağılıp ayrılmışlar, basın açıklaması anında ve öncesi ile sonrasında katılımcılar, üzerinde “Kadın Katili Devlet’ ibaresi yazılı “KJA Ankara Koordinasyonu” imzalı pankart açmış, üzerlerinde “Katil Devlet hesap verecek / özgür kadın özgür toplum /Ekin Van onurumuzdur” ibaresi yazılı dövizleri bulundurarak “Biji Kürdistan faşist Türkistan/Biji aşiti kürt jia azadi / Faşist Devlet Kürdistan dan defol” şeklinde sloganlar atılmıştır.
Soruşturma sürecinde düzenlenen bilirkişi raporunda, 50-60 kişi olduğu tahmin edilen bir grup kadının Yüksel caddesi olduğu iddia edilen yerde toplandığı, ellerinde genel olarak kadın fotoğraflarından oluşan pankartlar, KJA yazılı kırmızı bayraklar, meşaleler ve yine “Ekin Van gururumuzdur, Kadın katili devlet, KJA Ankara koordinasyonu” vb yazılı olan pankartların olduğu, konuşma aralarında grupça “Katil Devlet Kürdistan’ dan defol; Zulüm varsa hendek haktır” şeklinde ki sloganların diğer sloganlarla birlikte atıldığı belirtilmiştir. Raporda, bayan şahsın okuduğu basın açıklaması ve konuşmasının (bazı kısımları) belirtildiği şekli ile özetle;
” Değerli dostlar bildiğiniz üzere kürdistan’da Türkiye’ de ve genelinde Ortadoğu da çok acı bir savaş sürmekte. Bizler insan olarak her şeyden önce ve kadın olarak bu savaşın durması gerektiğine inanıyoruz. Ne kadar ki barışa olan özlemimizi dile getirir daha fazla canların yanmaması için mücadelemizi ortaklaştınrsak o kadar daha kolay daha kısa sürede bu savaşı durduracağımıza inanıyoruz. Bizler anneler ve kadınlar olarak hiç kimsenin ölmesini istemiyoruz. Bizler bu toprakların artık kana doyduğuna inanıyoruz. Her zamankinden daha fazla birbirimizi anlamaya, daha fazla birbirimizi dinlemeye ve bir bütün olarak barış için mücadeleye ihtiyacımız olduğuna inanıyoruz. Birbirimizi düşman olarak görerek, birbirimize önyargı ile yaklaşarak hiçbir yere varamadığımız gibi şu saatten sonra da hiçbir yere varamayız. Bizler bin yıllık kardeşliğin taçlandırılması için 30 yıldır devam eden savaşın sonlanması adına müzakerelerin derhal başlanmasının gerektiğine inanıyoruz. Zira kiminle savaşırsanız onunla barışırsınız ve tarih göstermiştir ki yeryüzünde ki hiçbir savaş sonsuza kadar sürmemiştir. Eninde sonunda ya yorulmuşlardır, ya eninde sonunda anlamışlardır ki savaşın sonu yok oturup konuşmuş ve uzlaşmışlardır. O yüzden daha fazla canların yanmaması için bütün halklardan ricamız kadın olarak anne olarak birleşip bu savaşın durdurulması ve daha fazla canların yanmamasıdır. Eğer ki bugün kürdistan’da yaşanan katliamlar bu kadar duyarsız bir şekilde karşılanıyorsa emin olun bu sadece bölünmeye, daha fazla savaşın derinleşmesine hizmet etmektedir. İnsan olarak eğer ki kendi içimizdeki savaşı durdurursak er ya da geç Orta Doğu barışını da sağlayacağımıza inanıyoruz. Bizler Türkiye olarak konum olarak son derece stratejik bir konumdayız. Eğer ki kendi iç barışımızı sağlar isek bir bütün olarak Orta Doğu barışına da katkı sunacağımıza da inanıyoruz. Eğer istersek savaşı durdurabiliriz ve unutmayalım ki değerli dostlar eğer bugün bu topraklar da bir can düşüyorsa kimden olduğu hiç önemli değil ve biz gözümüzü kapatarak sadece izliyorsak ön yargılarımızı, bize dayatılan zihniyetlerin ardına saklanıyorsak bizler bu katliamların ortağıyız demektir. Daha fazla acıların yaşanmaması için, daha fazla bu katliamlara ortak olmamak için, daha fazla sesimizi yükseltmeliyiz. Ön yargılardan sıyrılarak daha fazla barış, kardeşlik, eşitlik ve huzur için birleşmeliyiz. Bizler bugün barışın sesinin duyulması için buradayız, bizler bugün hükümsüzce ve yargısızca infaz edilen masum insanların daha fazla ölmemesi için buradayız. O yüzden barışa, kardeşliğe inanan tüm dostların, tüm kadınların, tüm insanların … sesimizi duymasını temenni ediyoruz ve KJA Ankara kadın koordinasyonu metnini okumaya geçiyorum. Onur yurt sever, demokratik, sosyalist tüm kadınlara, basına ve kamuoyuna. Bilindiği üzere kürdistan topraklarında devletin hür türlü saldırısı katmerlenerek artmakta vahşi saldırıların katliamlarına ara vermeden devam etmektedir. Kadın geçmişten bu yana kendisine tehdit olarak, kendisine … olarak gören erkek iktidar sistemi tıpkı geçmişte olduğu gibi bugün de kadının özgürlüğünü hiçe saymakta örgütlenen kadını yok etmektedir. Bin yıllarca bilimle ilgilenen kadın cadı deyip yakan engizasyon mahkemelerini… eden, din adı altında kadını … , öldüren zihniyet bugün kendisini kürdistan topraklarında bir kez daha göstermekdedir. Türkiye de devrimci genç kadınlar üzerinde farklı kıyım ve katliamlarla kirli zihniyetini, yüzünü tarihte olduğu gibi bugün de göstermektedir. Erkek egemenlikçi katliamcı devlet zihniyeti var olan kadın iradesini kıramamış ve her zaman olduğu gibi katliamlarla bizleri susturabileceğine inanarak zulümlerine devam etmiştir. Rojovada YP… direnişi tüm dünyaya kürt kadınının özgürlüğe olan tutkusunu ve özgür kadının örneğini ve ne olursa olsun özgürlükten, eşitlikten, örgütlülükten ve barıştan asla vazgeçilmeyeceğini en güzel şekilde göstermiştir. Kirli katil devlet zihniyeti için direnen kadın öz savunmasını yapan kadın demek iktidarın maskesinin düşmesi ve sarsılması demektir… mücadeleyi omuzlayan kadınları her geçen … farklı vahşi politikalarla yok etmeye, sindirmeye çalışmaktadır. Öldüremediği kadını cinsel işkencelerle yok etmeye çalışmaktadır. Bu oyunların artık kadınları etkileyemediğini, kadınların artık susmayacaklarını ve yaktıktarı bu ateş içinde bu zulüm içinde kendilerinin de yanacağını artık bilmelidirler. Hücre evi tespit edildi diye … devrimci kadınların katliamını meşrulaştırma zemini aramakta çocuk, genç, yaşlı demeden direnen bir halkı yok etmek istemektedir. Ama biliyoruz ki daha önce uygulanan bu yöntemlerden hiçbir şekilde sonuç alınmamış ve zulüm sadece şiddeti daha fazla derinleştirmiştir. Bu temelde süren bu savaşın durdurulması için kürt halk önderi sayın Abdullah Öcalan ile müzakere sürecinin derhal başlanması gerektiğini tekrardan belirtiyoruz. Kürdistan da Türkiye’nin tüm faşizan saldırıların sonu ancak müzareke masasına tekrar oturmakla sonuçlanacağını unutulmamalıdır. Bir halkın bazı dış kimliğine saldıran bu insanlık dışı uygulamaları, katliamları, soykırımları kabul etmiyoruz. Zalimler bu coğrafyadan eli kanlı silahlarıyla geldikleri gibi tarihin kirli sayfalarına mutlaka gömüleceklerdir. Varlığına, özgürlüğüne ve barışa aşık bu halkı hiçbir şeyin durdurmayacağına inanıyoruz. Bizler nereli olursak olalım bulunduğumuz her alanı özgürlük adına barış adına direniş mevzisine çevireceğimizin sözünü veriyoruz. Özgür kadın öncülüğünde bu mücadeleyi zafere taşıyacağımızı bir kez daha belirtiyoruz. Bizler KJA’lı kadınlar olarak katledilen tüm kadın yoldaşlarımıza, halkımıza tekrardan barış, kardeşlik ve eşitlik sözü veriyoruz. Bu temelde özgürlükten, demokrasiden yana olan tüm kadınları bu direniş mücadelesini sahiplenmeye bu savaşı durdurmaya ve daha fazla annelerin ağlamaması için birlikte mücadele etmeye davet ediyoruz. Barışçıl bir dünya ya olan umudumuzla talebimizle, isteğimizle bir kez daha,( slogan “Bıjı aşıtı” – “jın jıa azadı; bıjı…cızı…”) bizler kadınlar olarak haklı mücadelenin er yada geç zafere ulaşacağına inanıyoruz. Tek dileğimiz kadın olarak insan olarak, anne olarak bunu defalarca vurguluyoruz. Daha fazla canların yanmaması. Hiç kimsenin artık ölmesini istemiyoruz. Barış mümkün, barışçıl bir dünya mümkün. Yeter ki birbirimizi anlayalım, yeter ki birbirimizi dinleyelim, yeter ki ön yargılardan düşmanlıklardan sıyrılıp birbirimize birazcık daha insanca bakalım ve bizler bu umudumuzu taşıdığımız için bugün burdayız ve dileriz barışa olan özlemimiz, barış için haykırışımız gerekli yerlere ulaşır, vicdanı kararmış, körelmiş olan zalimler de duyup barış için adım atarlar ve bu arada bi vekilimiz aramızda onunda duygularını almak istiyoruz. Sayın vekilimiz Ağrı HDP millet vekilimiz Dilan Taşdemir şimdi kendilerini dinliyoruz.” şeklindedir.
Sanık …’in konuşması ise belirtildiği şekli ile özetle;
“Değerli basın mensupları, sevgili kadın arkadaşlarım sizler de biliyorsunuz ki günlerdir Kürdistan ‘da 5 (beş) ilçemiz abluka altında. Aslında burada topluca Kürt halkı kendi öz iradesiyle kendini yönetmek isteyen halkımıza karşı ciddi bir ahlak dışı vicdan dışı bir savaş yürütülmektedir. Kentler bombalanmakta ve camiiler okullar belediyeler kışla haline getirilmiş bulunmaktadır. Burada kadın, genç, çocuk, yaşlı fark etmeksizin herkes hu şiddetten nasibini alıyor, hatta kültürel varlıklar ve hayvanlar bile sokak ortasında öldürülmektedir. 90’larda tanık olduğumuz yöntemleri kat be kat aşan bir devlet terörü ile karşı karşıyayız. Açıkçası bizler biliyoruz ki burada bir faşist darbe var, bu faşist darbe karşısında da direnen bir halk gerçekliği var. Günlerdir binlerce insan evlerine hapsedilmiş, elektrikleri kesik suları kesik, hastalar evde dışarı çıkmamakta çocuklar aç, evde hapis tutulmaktadır. Hastaneye gitmek isteyen yaralılar, kadınlar ellerinde beyaz bayraklarla hastaneye götürmeye çalışırken beyaz bayrak tutan ellerinden vurulmaktadır. Bizler biliyoruz ki bu faşist kuşatma bu iradeyi kırmak için savaş hukukuna bile uymayan ahlak dışı bir yöntemle topluca halk cezalandırılmaktadır. Bunun içinde öncelikle yöneldikleri hedefler kadınlardır. Kadın bedeni üzerinden, kadın direnişi üzerinden aslında toplum teslim alınmaya çalışılıyor, toplumun iradesi kırılmaya çalışılıyor. Yoksa sokağa çıkma yasaklarının ilan edildiği günden bu yana onlarca kadının katledilmesi tesadüf değildir. Taybet İnan’ın cenazesinin 7 … boyunca sokak ortasında bırakılmasının başka bir anlamı yok, dolayısıyla direnen özgür kadına yönelik bir saldırı var. Ama bizler biliyoruz ki zindanda barikatta, sokakta ve evde direnen kadınlar bu erkek egemen zihniyeti, bu faşist zihniyeti durduracaktır, bu topraklara kadın öncülüğünde kadın iradesinde barışı getirecektir. Tüm bu duygularla hepinizi saygıyla selamlıyorum.” (sonrası grubun Katil Devlet Kürdistandan defol/ Zulüm varsa hendek haktır sloganları attığı) şeklindedir.
Ankara C. Başsavcılığının 15.04.2016 tarih, 2016/849 soruşturma numaralı fezlekesi ile 26. dönem milletvekili olan sanık hakkında, konuşması ile Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin askeri ve emniyet teşkilatını alenen aşağılama suçunu işlediği iddiası ile soruşturma izni verilmesine dair isteme, Adalet Bakanı 16.05.2016 tarihinde olur vermiştir. Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/11668 soruşturma, 2016/53 fezleke nolu, 20.05.2016 tarihli fezlekesi ile soruşturma evrakı TBMM Başkanlığına sunulmak üzere Adalet Bakanlığına Anayasa’nın 83. maddesince yasama dokunulmazlığının kaldırılması için gönderilmiştir. 10.06.2016 tarihli Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü yazısı ve eki evrakla da, fezleke ile ekleri, 08.06.2016 tarih ve 29736 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 20.05.2016 tarih ve 6718 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun kapsamında işlem yapılmak üzere Cumhuriyet Başsavcılığına iade edilmiştir.
Cumhuriyet Başsavcılığının 17.10.2016 tarih, 2016/99780 soruşturma, 2016/37177 esas ve 2016/31501 iddianame numaralı, başlık kısmında suç tarihinin: “25.12.2015”, suç yerinin: “Kızılay/Ankara” , sevk maddelerinin: ” TCK 216/1, 53/1-2 ve TCK 301/1-2, 53/1-2 maddeleri” suçun ise: “Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik Etmek ve Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin Kurum ve Organlarını Aşağılama.” suçları olduğu belirtilen iddianamesi ile sanığın özetle; 25.12.2015 günü saat 18.00′ da KJA tarafından Yüksel caddesi insan hakları heykeli önünde düzenlenen organizasyonda 50 kişilik bir grup ile basın mensuplarının bulunduğu topluluğa karşı yaptığı konuşma ve açıklamasına istinaden,
a)”…Günlerdir kürdistan’da beş ilçemiz abluka altında. Aslında burada topluca Kürt halkı burada kendi öz iradesiyle kendini yönetmektedir. Kentler bombalanmakta camiler, okullar, belediyeler kışla haline getirilmiştir…” şeklinde ki sözleri ile olay tarihi öncesi ve sonrasında güvenlik kuvvetlerinin uzun bir süreçte yasa dışı silahlı örgüt üyeleri ile silahlı mücadelesi ve birçok şehit verilmesi ile açıklamanın yapıldığı yerde nazara alındığında açık ve yakın tehlikenin olduğu değerlendirilip, TCK’nın 216/1 maddesinde düzenlenen “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçunu,
b) Konuşmasında “…burada kadın, çocuk, yaşlı fark etmeksizin herkes bir şiddetten nasibi alıyor. Hatta kültürel varlıklar ve hayvanlar bile sokak ortasında öldürülmektedir. 90’larda tanık olduğumuz yöntemleri katbekat aşan bir devlet terörü ile karşı karşıyayız. Açıkçası bizler biliyoruzki burada faşist bir darbe var, bir faşist darbe karşısında direnen bir halk gerçekliği var…, kadınlar beyaz bayraklarla hastaneye götürmeye çalışırken beyaz bayrak tutan ellerinden vurulmaktadır. Bizler biliyoruzki bu faşist kuşatma bu iradeyi kırmak için savaş hukukuna bile uymayan ahlakdışı bir yöntemle topluca halk cezalandırılmaya çalışılmaktadır…, zindanda, barikatta, sokakta ve evde direnen kadınlar bu erkek egemen zihniyetçi bu faşist zihniyeti durduracaktır…” şeklindeki sözcüklerinin Devlet ve güvenlik kuvvetlerini aşağılama niteliğinde olduğundan Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin Kurum ve Organlarını Aşağılama suçunu, işlediği iddia olunmuştur.
Ankara 44. Asliye Ceza Mahkemesinin 26.10.2016 tarihli kararı ile iddianame kabul edilmiştir. 2016/722 esasa kayıt edilen dosya, 26.10.2016 tarihli tensiple verilen görevsizlik karar ile sanığın eyleminin suçu ve suçluyu övme ve silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçlarını oluşturabileceğinden, 3713 sayılı TMK kapsamında işlenen suçlara bakmakla görevli Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir. Ankara 44. Asliye Ceza Mahkemesinin 26.10.2016 tarih ve 2016/722 esas; 2016/515 karar sayılı gerekçeli kararında özetle; konuşma içeriğinin terör örgütünün 12.08.2015 tarihli “Kürdistan halkı için öz yönetimden başka bir seçenek kalmamıştır” mesajı üzerine ülkenin değişik yerlerinde ilan edilen sözde ”öz yönetim ilanına” ilişkin olduğu, eylemlerin TCK’nın 215. maddesinde düzenlenen ”suçu ve suçluyu övme ” ve bu suçun silahlı terör örgütü olan PKK/KCK’nın genel çağrısı üzerine işlenmiş olması nedeniyle TCK’nın 220/6 delaletiyle 314/3, 314/2. maddelerinde düzenlenen silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçlarını oluşturabileceği belirtilmiştir. 09.11.2016 tarihinde sanığın sekreterine tebliğ edilen kararın 21.11.2016 tarihli kesinleşme şerhinde, itiraz edilmeden, 17.11.2016 tarihinde kesinleştiği belirtilmiştir.
Dosya süreçte, Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesine tevdii edilmiş, ancak mahkemenin 02.12.2016 tarih ve 2016/448 esas, 2016/393 karar sayılı gerekçeli kararı ile yargılama görevi ihtisas Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğundan görevsizlik kararı verilerek, dosyanın sanığın üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme, suç ve suçluyu övme suçlarından yargılanmak üzere görevli ve yetkili İhtisas Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. 27.03.2017 tarihinde görüldüsü yapılan ve 22.12.2016 tarihinde sekterine tebliğ edilen kararın 30.12.2016 tarihli kesinleşme şerhinde, 30.12.2016 tarihinde, itiraz edilmeden kesinleştiği belirtilmiştir.
Ankara 14.Ağır Ceza Mahkemesine tevdi edilen dosya mahkemenin 2017/2 esasına kayıt edilmiştir. Kovuşturmada özetle; Ağrı 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 06.03.2017 tarihli müzekkeresi ile birleştirme talebine muvafakat edilmediği bildirilmiştir. 27.04.2017 tarihli duruşmada sanık müdafii dosyanın Ağrı Ağır Ceza Mahkemesi dosyası ile birleştirilmesini talep etmiş, iddia makamının aynı yönde mütalaa vermesi sonrasında tefhim olunan hükümle de; dosyanın, Ağrı Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/247 E. sayılı dosyası ile birleştirilmesine, itirazı kabil olmak üzere, sanık ve müdafinin yokluğunda, Cumhuriyet savcısının mütalaasına uygun olarak oy birliği ile karar verilmiştir.
Ankara 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 28.04.2017 tarih, 2017/2 E., 2017/12 K., sayılı gerekçeli kararında ise özetle; Ağrı Ağır Ceza Mahkemesinden dosyanın birleştirilmesine muvafakat istendiği fakat 27.04.2017 tarihli cevabi yazı ile sonradan birleştirildiği anlaşılan davalara ilişkin dört ayrı iddianamelerin gönderildiği ve sanık hakkında bu davalara yönelik yargılamanın 2016/247 esas sayılı dosya üzerinden yürütüldüğünün anlaşıldığı, dosya ile Ağrı Ağır Ceza Mahkemesinin dosyası arasında hukuki ve fiili irtibat bulunduğunun anlaşıldığı belirtilmiştir. Gerekçeli kararın görüldüsü 26.10.2016 tarihinde Cumhuriyet savcısınca yapılmıştır.
Ağrı Ağır Ceza Mahkemesinin, 19.10.2016 tarih, 2016/303 E., 2016/196 K., sayılı kararına konu birleşen davada;
30.04.2016 tarihli tutanak ve fotoğraflı tespit tutanaklarına göre; silahlı terör örgütü adına faaliyet göstermekte iken yapılan operasyonlar neticesinde etkisiz hale getirilen İran uyruklu Bager Cudi (K) Resul Elemhuli Asebla isimli şahsın cenazesinin 30.04.2016 tarihinde geleceği bilgisinin alınması üzerine güvenlik önlemleri alınmış, süreçte milletvekili Dirayet Taşdemir’in cenazenin karşılanması, mezarlığa intikali ve defnedilmesinde, yaklaşık 40 kişi olan grupta bulunduğu tespit edilmiştir. Ayrıca defin esnasında örgüt mensubunun resminin bulunduğu tabut taşınırken “Şehit Namırın (şehitler ölmez)” sloganı atılmış, defin işlemlerini tamamladıktan sonra ise grup olaysız bir şekilde dağılmış ve … içerisinde de herhangi bir olumsuz konunun meydana gelmediği belirtilmiştir.
Doğubayazıt Cumhuriyet Başsavcılığının 03.05.2016 tarih, 2016/1637 soruşturma ve 2016/2 sayılı fezlekesi ile İran İslam Cumhuriyeti vatandaşı olan ve Silvan ilçesinde faaliyet gösterdiği sırada etkisiz hale getirilen Bager Cudi Kod adlı Resul Elemhuli Asebla adlı şahsın cenazesini öncelikle ilçe girişinde beraberinde HDP ve DBP ilçe örgütü yöneticileriyle birlikte karşıladığı, ardından ilçe merkezine kadar cenazenin bulunduğu aracı takip eden konvoyda yer aldığı, ilçe merkezine girdikten bir süre sonra bir araya geldiği toplulukla birlikte şehit namırın sloganları atıldığı sırada yaya olarak defin noktasına kadar ilerlediği, içerisinde bulunduğu topluluğun önünde taşınan afişte ve tabutun sarılı olduğu bezde PKK/KCK terör örgütününe ait işaret ve sembollerin yer aldığı belirlenen, 26. Dönem Ağrı milletvekili Dirayet Taşdemir’in terör örgütünün propagandasını yapmak suçunu işlediğinden kamu davası açılabilmesi için yasama dokunulmazlığının kaldırılması hususunda soruşturma evrakı Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne gönderilmiştir. Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 10.06.2016 tarihli yazısı ve eki evrak ile de fezleke, 08.06.2016 tarih ve 29736 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 20.05.2016 tarih ve 6718 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun kapsamında işlem yapılmak üzere iade edilmiştir. C. Başsavcılığının 06.10.2016 tarih, 2016/2395 soruşturma ve 2016/5 nolu fezlekesi ile de soruşturma evrakı terör örgütü propagandası yapmak suçundan kamu davası açılması için Ağrı Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.
Ağrı Cumhuriyet Başsavcılığının 18.10.2016 tarih, 2016/5700 soruşturma, 2016/1569 esas, 2016/194 iddianame nolu, başlık kısmında; suçun: “terör örgütü propagandası yapmak”, sevk maddelerinin: “3713 sayılı TMK’nın 7/2 ve 5237 sayılı TCK’nın 53 maddeleri”, suç tarihinin: “30.04.2016”, suç yerinin: “Doğubayazıt” olduğu, kimlik bilgilerinde “Halkların Demokratik Partisi Ağrı Milletvekili” olduğunun da belirtildiği görülen iddianamesi ile özetle; (Bager Cudi kod) Resul Elemhuli Asebla adlı silahlı terör örgütü mensubunun cenazesini beraberinde HDP ve DBP ilçe örgütü yöneticileriyle birlikte karşıladığı, ilçe merkezine kadar cenazenin bulunduğu aracı takip eden konvoyda yer aldığı, ilçe merkezine girdikten bir süre sonra bir araya geldiği toplulukla birlikte şehit namırın sloganları atıldığı sırada yaya olarak defin noktasına kadar ilerlediği, içinde bulunduğu topluluğun önünde taşınan afişte ve tabutun sarılı olduğu bezde PKK/KCK terör örgütününe ait işaret ve sembollerin yer aldığı, terör örgütü mensubunun cenazesine sahip çıkmaya çalışan gösterici grupla birlikte aktif olarak hareket eden sanığın eylemlerinin terör örgütünün cebir, şiddet, tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterme faaliyetinin bir parçası olduğundan atılı suçtan cezalandırılması istenilmiştir.
Ağrı Ağır Ceza Mahkemesinin 19.10.2016 tarihli kararı ile iddianame kabul edilmiş, 2016/189 esasa kayıt edilen kovuşturmasında 19.10.2016 tarihli tensiple verilen kararla da dosyanın mahkemenin 2016/247 esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verilmiştir. 19.10.2016 tarih, 2016/303 E., ve 2016/196 K., sayılı gerekçeli kararda yargılamanın birliği ve usul ekonomisi gereği, hukuki ve fiili bağlantı bulunması nedeni ile birleştirme kararı verildiği belirtilmiştir.
Ağrı Ağır Ceza Mahkemesinin, 18.10.2016 tarih, 2016/300 E., 2016/194 K., sayılı kararına konu birleşen davada;
02.05.2016 tarihli inceleme ve tespit tutanağına göre özetle; 25.04.2016 tarihinde Kars’ta gerçekleştirilen operasyonda etkisiz hale getirilen PKK/KCK terör örgütü mensubu Ümit Polat’ın cenazesinin Diyadin ilçe mezarlığına defnedileceği bilgisinin alındığı ve cenazenin 27.04.2016 günü Erzurum’dan alınarak Ağrı istikametine doğru yola çıktığı, 15.30 sıralarında Diyadin yol ayrımına getirildiği, burada bekleyen konvoy ile birlikte toplam 40 araçlık konvoyla babasına ait ikamete götürüldüğü, ikamette Diyadin Belediyesine ait cenaze yıkama aracına konulduğu, saat 17.15 sırlarında cenaze yıkama işleminin gerçekleştirilip, defnedilmek üzere yaklaşık 300 kişilik grupla saat 18.10 sıralarında belediye mezarlığına hareket edildiği, törenin saat 19.20 itibari ile sona erdiği, grubun sorunsuz şekilde dağıldığı, cenaze işlemleri esnasında görevlilerce alenen çekilen ve açık kaynak internet sitelerinden elde edilen resimlerden 26. Dönem milletvekili Dilan Dirayet Taşdemir’in cenaze törenine ve defin işlemine katıldığının belirlendiği, açık kaynaklarda bir haber sitesinde “evet katıldım, … Belediye Meclis Üyesinin oğludur. Diyadin’de defnedildi.” yönünde beyanda bulunduğu aynı doğrultuda ki haberlerin, bildirilen başkaca haber sitelerinde de yer aldığının tespit edildiği belirtilmiştir.
Diyadin Cumhuriyet Başsavcılığı 03.05.2016 tarih, 2016/375 soruşturma, 2016/26 fezleke numaralı, başlık kısmında, suçun: “silahlı terör örgütünün propagandasını yapmak”, suç tarih ve yerinin: “27.04.2016 ve Diyadin” olduğu belirtilen fezlekesi ile terör örgütü mensubunun cenazesine katılarak teröristin meşru bir amaç için öldüğü izlenimini vererek örgüt propagandası yaptığından soruşturma izni verilmesi ve dokunulmazlığının kaldırılması için soruşturma evrakı, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne sunulmak üzere Doğubayazıt Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.
Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 10.06.2016 tarihli yazısı ve ekleri ile fezleke ile eki evrak, 08.06.2016 tarih ve 29736 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 20.05.2016 tarih ve 6718 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun kapsamında işlem yapılmak üzere iade edilmiştir.
Diyadin Cumhuriyet Başsavcılığının 27.06.2016 tarih, 2016/541 soruşturma, 2016/44 fezleke nolu, başlık kısmında, suçun: “silahlı terör örgütünün propagandasını yapmak”, suç tarih ve yerinin: “27.04.2016 ve Diyadin” olduğu belirtilen fezlekesi ile soruşturma evrakı Doğubayazıt Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.
Doğubayazıt Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/2682 soruşturma, 2016/4 fezleke nolu fezlekesi ile de terör örgütü propagandası yapmak suçundan 3713 sayılı TMK’nın 7/2 maddesi ve 5237 sayılı TCK’nın 53/1 maddesi uyarınca kamu davasının açılması hususunda, 23.07.2016 tarih, 29779 ikinci mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6723 sayılı Kanunun hükümleri gereğince tahkikat evrakları Ağrı Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.
Ağrı Cumhuriyet Başsavcılığının 06.10.2016 tarih, 2016/5699 soruşturma, 2016/1568 esas ve 2016/193 iddianame nolu, başlık kısmında, suçun: “terör örgütünün propagandasını yapmak”, suç tarih ve yerinin: ” 27.04.2016 ve Diyadin”, sevk maddelerinin: “3713 sayılı TMK’nın 7/2 ve TCK’nın 53/1 maddeleri” ayrıca kimlik bilgisinde: “Halkların Demokratik Partisi Ağrı Milletvekili” olduğu da belirtilen iddianamesi ile özetle: silahlı terör örgütü mensubunun 27.04.2016 tarihinde yapılan cenaze törenine ve defin işlemine katılıp, cenazesine sahip çıkmaya çalışan gösterici grupla birlikte aktif olarak hareket eden sanığın eylemlerinin PKK/KCK terör örgütünün cebir, şiddet, tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterme faaliyetinin bir parçası olduğu, güvenlik güçlerince etkisiz hale getirilen silahlı terör örgütü mensubunun meşru bir amaç için öldüğü izlenimini vererek örgüt propagandasını yaptığı iddiası ile cezalandırılması istenilmiştir.
Ağrı Ağır Ceza Mahkemesinin 18.10.2016 tarihli kararı ile iddianame kabul edilmiş, mahkemenin 2016/300 esasına dosya kayıt edilmiştir. 18.10.2016 tarihli tensiple verilen kararla da dosyanın mahkemenin 2016/247 esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verilmiştir. 18.10.2016 tarih, 2016/300 E., 2016/194 K., sayılı gerekçeli kararda özetle; dosyanın mahkemenin 2016/247 esas sayılı dosyası arasında yargılamanın birliği ve usul ekonomisi gereği hukuki ve fiili bağlantı bulunması nedeni ile birleştirilmesine karar verildiği belirtilmiştir.
Ağrı Ağır Ceza Mahkemesinin 20.10.2016 tarih, 2016/308 E., 2016/198 K., sayılı kararına konu birleşen davada;
28.05.2015 tarihli olay tutanağına göre özetle, 28.05.2015 günü yapılacak olan HDP mitingi ile ilgili halka davetiye dağıtıldığı, davetiyede HDP Ağrı milletvekili adayları Leyla Zana, Hidayet Taşdemir, Mehmet Emin İlhan, Berdan Öztürk ile Bölge belediye eş başkanlarının, sanatçıların, yerel grupların ve HDP Doğubayazıt İlçe Yönetiminin katılımcı olacaklarının belirtildiği, saat 10.00 itibari ile gerekli güvenlik önlemlerinin alındığı, belediye binası arkasında bulunan ve miting alanına çıkan tüm güzergahlarda güvenlik ve arama noktaları oluşturulduğu, saat 12.00 sıralarında şahısların miting alanına alınmaya başlandığı, aramalarda olumsuz bir durumla karşılaşılmadığı, saat 13.00 sıralarında yaklaşık 6500 kişinin katılımıyla mitingin başladığı, alanda bulunan ve bu aşamada kimlik bilgileri tespit edilemeyen şahıslarca bir adet Abdullah Öcalan posteri ile bir adet PKK/KCK terör örgütünün sözde bayrağını simgeleyen flamanın asıldığı ve miting bitimine kadar da alanda bunların asılı kaldıkları, miting alanında toplanan şahıslarca sık sık “Biji Serok Apo ve PKK halktır halk burada” şeklinde sloganların atıldığı, sözde bayrak ve posteri açan, slogan atan şahısların tespit ve yakalanmalarının mümkün olmadığı, mitingde sırası ile HDP Ağrı milletvekili adayları Mehmet Emin İlhan, Dirayet Taşdemir, Berdan Öztürk, Leyla Zana ve Ağrı Belediye Başkanı Sırrı Sakık’ın konuşma yaptıkları, miting alanında grup içerisine girilemediğinden konuşma içeriklerinin tam olarak anlaşılamadığı fakat konuşmaların tespitine yönelik miting esnasında kayda alınan kamera kayıtlarının incelendiği, saat 14.10 sıralarında mitingin sona erdiği, şahısların olaysız şekilde dağıldıkları, sözde bayrak, poster ve atılan sloganlar konusu ile ilgili olarak nöbetçi Cumhuriyet savcısına bilgi verildiği, talimatları doğrultusunda tahkikata başlanıldığı belirtilmiştir.
Soruşturmada tanzim edilen araştırıma tutanaklarında, miting alanına poster ve örgüt flamasının asıldığı fakat asan kişi veya kişilerin tespit edilemediği belirtilmiştir.
Kamera kayıtlarında yapılan inceleme neticesi düzenlenen kürtçe çözüm tutanağında; diğer katılımcılarla birlikte sanığın yaptığı konuşmanın çözümlendiği, buna göre sanıkla ilgili kısımda çözümlenen Kürtçe konuşmasının, belirtildiği şekli ile ve özetle Türkçesi;
“Merhaba özgür halka merhaba yurtseverlere merhaba sizlere siz binlerce yıldır yurtsever ve özgür halk oldunuz bekleyişiniz tüm kürdistan için yaşasın bekleyişiniz hazır mısınız 7 haziranda Ahmed-i Hani ve Nuri İshak Paşa’nın ruhunu şad etmeye inanıyoruz ki onların ruhunu ve nice şehit ve kahramanın ruhunu şad edeceğiz çünkü bütün millet bugünü bekliyor yüzyıldan fazladır bir zulüm uyguladılar bize dediler ki adınız yok kimliğiniz yok ve diliniz yok ama biz hiç boyun eğmedik her zaman başkaldıran olduk baş kaldırdık vazgeçmedik bugün bu kürdistan mücadelesi kaç senedir devam etti bizi öldürdüler baya şehit baya kıymetli canları verdik özgürlük…,(anlaşılmıyor)”
“İnanın sizler hazırsınız her şeyin şahidisiniz her şeyi gözünüzle gördünüz baya zulümler gördük zulmün önünde de durduk başımızı da kaldırdık ama bugün 8 haziranda bir sınav var önümüzde ya faşizm devam edecek yada özgür bir ülke özgür bir kürdistan özgür bir lider olacak siz bilesiniz ki sizden çok korkuyorlar ve dizlerinin bağı çözülmüş durumdadır”
“Bugün başlarına gelmiş Bazid de başlarına gelmiş 8 haziran da ki başarımız Kobani’nin ele geçirilme başarısıdır nasıl Kobani ’yi kurtardık bu parçayı da oylarımız ile özgürleştireceğiz 8 haziran başarısı sürecin başarısı ve lider apo’nun çıkış başarısıdır bunun için biz hazırız siz hazırsınız ki lider apo 2016 da aramızda olsun ve özgür dünyayı beraber kurmaya (anlaşılmıyor) (bu sırada seyirciler “yaşa lider apo ” diye bağırıyor) bunun için nasıl Kobani özgürleşti inanıyoruz ki Ağrı’nın seçiminde Kobani gibi olacak bu sıcak gönlünüz bu coşkunuz ile zaman yeşerme zamanıdır bu bağ her yerde yeşerecek onun için büyük bir telaş içerisindeler her zaman bize ilişiyorlar sabah akşam dua ediyorlar HDP barajın altında kalsın diye saltanatımız ve sarayımız devam etsin diye bizde dedik ki bu devran geçti HDP’nin kervanı yola çıktı özgürlük yürüyüşüne çıktılar önümüzde duramazsınız”
“Beraber 7 haziranda başarımızı büyük bir coşku ile kutlayacağız büyük bir selam göndereceğiz Kobani ye İmralı’ya diyeceğiz ki bu başarı sizlere kutlu olsun inşallah sizlere layık olacağız bu özgürlük yürüyüşünde beraber olacağız hoşça kalın güzellikle kalın” şeklindedir.
Soruşturmada, İl Seçim Kurulunun cevabi yazılarında sanığın, 07.06.2015 tarihinde yapılan seçimde ve 01.11.2015 tarihinde yapılan 26. Dönem milletvekili seçimlerinde milletvekili seçildiği bildirilmiştir.
Doğubayazıt Cumhuriyet Başsavcılığının 27.11.2015 tarih, 2015/3070 soruşturma, 2015/400 karar sayılı ayırma kararı ile Leyla Zana, Berdan Öztürk ve Dirayet Taşdemir’in 26. Dönem Milletvekili seçimleri neticesi milletvekili seçilip dokunulmazlık kazandıklarından, soruşturma yürütülmesi için fezleke hazırlanarak TBMM’den izin istenilmesi için evrakın tefrikine, terör örgütü propagandası yapmak suçu açısından evrakın 2015/3809 soruşturma numarasına kayıt edilmesine karar verilmiştir.
Cumhuriyet Başsavcılığının 16.12.2015 tarih, 2015/3809 soruşturma, 2015/3 nolu fezleke ile özetle; 07.06.2015 tarihinde gerçekleştirilen milletvekilliği genel seçimlerine yönelik 28.05.2015 tarihinde yapılan açık hava toplantısında yaptıkları konuşmalarda milletvekillerinin, PKK/KCK törör örgütünün propagandasını yaptıkları, sanıkla ilgili olarak ise ayrıntıları da belirtilen konuşması ile kürdistan mücadelesi için öldürüldüklerini ve şehit verdiklerini, 07 Haziran seçimlerinde nice şehit ve kahramanın ruhunu şad edeceklerini ayrıca Abdullah Öcalan’ı kast ederek “lider apo” şeklinde söylemde bulunduğu, özgür kürdistandan bahsettiği ve beyanlarıyla terör örgütü propagandasını yaptığı belirtilerek, yasama dokunulmazlıklarının kaldırılması için soruşturma evrakı Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne gönderilmiştir.
Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 20.06.2016 tarihli yazısı ve eki evrak ile Ağrı Milletvekilleri Dirayet Taşdemir, Berdan Öztürk ve Leyla Zana haklarındaki fezleke ile eki evrak, 08.06.2016 tarih, 29736 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 20.05.2016 tarihli ve 6718 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun kapsamında işlem yapılmak üzere iade edilmiştir.
Cumhuriyet Başsavcılığının, 06.10.2016 tarih, 2016/2531 soruşturma, 2016/8 nolu fezlekesi ile terör örgütü propagandası yapmak suçunu işledikleri iddiası ile tanzim olunan tahkikat evrakları kamu davası açılması için Ağrı Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.
Ağrı Cumhuriyet Başsavcılığının 19.10.2016 tarih, 2016/5707 soruşturma, 2016/1581 esas, 2016/199 iddianame nolu; başlık kısmında suç tarihinin: “28.05.2015”, suç yerinin: “Doğubayazıt”, suçun:” terör örgütü propagandası yapmak”, sevk maddelerinin ise:”3713 sayılı Yasanın 7/2, TCK’nın 53/1 maddeleri” olduğu belirtilen, diğer sanıklar Berdan Öztük, Leyla Zana ile hakkında tanzim olunan iddianamenin, sanıkla ilgili kısmında belirtildiği şekli ile özetle; sanığın konuşması da belirtilmek sureti ile, konuşmasının bazı bölümlerinde; “7 haziranda Ahmed-i Hani ve Nuri îshak Paşa’nın ruhunu şad etmeye inanıyoruz ki onların ruhunu ve nice şehit ve kahramanın ruhunu şad edeceğiz çünkü bütün millet bugünü bekliyor”, “yüzyıldan fazladır bir zulüm uyguladılar bize, dediler ki adınız yok kimliğiniz yok ve diliniz yok ama biz hiç boyun eğmedik her zaman baş kaldıran olduk, baş kaldırdık vazgeçmedik bugün bu kürdistan mücadelesi kaç senedir devam etti, bizi öldürdüler baya şehit baya kıymetli canları verdik”, “8 haziranda bir sınav var önümüzde ya faşizm devam edecek yada özgür bir ülke özgür bir kürdistan özgür bir lider olacak”, “8 haziran başarısı sürecin başarısı ve lider apo çıkış başarısıdır, bunun için biz hazırız, siz hazırsınız ki lider apo 2016’da aramızda olsun” şeklinde söylemlerde bulunduğu, kürdistan mücadelesi için öldürüldüklerini ve şehit verdiklerini, 7 Haziran seçimlerinde nice şehit ve kahramanın ruhunu şad edeceklerini ayrıca Abdullah Öcalan’ı kast ederek lider apo şeklinde söylemde bulunduğu, özgür kürdistandan bahsettiği, bu beyanlarıyla silahlı terör örgütünün sözde öz yönetim/özerklik hedefleri kapsamında örgüt adına propaganda amaçlı beyanlarda bulunduğu belirtilmiştir.
Ağrı Ağır Ceza Mahkemesinin 20.10.2016 tarih, 2016/308 esas sayılı tensibinde, davanın 2016/305 esasa kayıt edildiği ve sanık yönünden dosyasının tefrikine karar verildiği belirtilerek; dosyanın 2016/247 esas sayılı dosya ile birleştirilmesine karar verilmiştir. 20.10.2016 tarih, 2016/308 E., 2016/198 K. sayılı gerekçeli kararda özetle, mahkemenin 2016/247 esasına kayıtlı dosya ile arasında yargılamanın birliği ve usul ekonomisi gereği hukuki ve fiili bağlantı bulunması nedeni ile dosyanın birleştirilmesine karar verildiği belirtilmiştir.
Ağrı Ağır Ceza Mahkemesinin, 19.10.2016 tarih, 2016/302 E., 2016/197 K., sayılı kararına konu birleşen davada;
Diyadin Kaymakamlığının 05.08.2015 tarihli yazısına binaen artan terör olayları nedeniyle Tendürek Dağı ve civarı yaylalar için geçici güvenlik bölgesi kararının alınması sonrası, Valilik kararını protesto etmek ve canlı kalkan olmak için Boyalan Köyü istikametinden Tendürek Dağına yola çıktıkları, örgüt mensuplarının bulunduğu yere yakın çadır kurup, yaklaşık iki hafta bu çadırda örgüt mensuplarına yönelik yapılacak olan kara veya hava operasyonunu protesto edip, canlı kalkan olarak bulunan şahısların tespitine yönelik yapılan 2015/562 ve 2015/91 sayılı soruşturmalarda, 2015/91 sayılı soruşturmada belirlenen şahıslarla birlikte, bahse konu grup içerisinde bulunduğunun tespiti üzerine, suç tarihinde milletvekili olan sanık hakkında soruşturma başlatılmıştır.
06.08.2015 tarihli olay tutanağına göre özetle; Diyadin Kaymakamlığının 05.08.2015 tarihli yazısı gereği 06.08.2015 tarihinde basın açıklaması yapılıp yapılmadığı, vatandaşların canlı kalkan olarak Tendürek Dağına hareket edip etmedikleri, edildi ise vatandaşları suç işlemeye sevk eden örgüt propagandası yapan ilgililerin tespit edilmesi ile yapılan basın açıklaması hususunda yapılan çalışmada; 05.08.2015 günü Tutak ilçe merkezinde HDP üyesi şahıslarca vatandaşlara; “Sana savaş yaptırmayacağız. 90 lı yılları aratmayan yayla ve köy boşaltmalara ve savaş uçakları ile yapılacak operasyonlara karşı halkımızı duyarlı olmaya çağırıyoruz. İktidar ve sarayların savaş meraklarına karşı halkların barış kalkanını oluşturmak için 06.08.2015 perşembe saat:11.00’da parti binası önünden hareket edilecektir” içeriğine haiz bildirilerin dağıtıldığı, Tutak HDP binası önünde toplanan grubun Ağrı il merkezine geçeceği akabinde Diyadin ilçesine gelerek Tendürek Dağına çıkarak, yürütüldüğü belirtilen operasyona karşı tepkilerini göstereceklerinin bildirildiği, 06.08.2015 günü il merkezinden hareket eden 8 araçlık konvoyun, saat 12.35 sıralarında Diyadin ilçe merkezine ulaştığı, araç konvoyunun HDP Diyadin İlçe Başkanlığı binası önünde durduğu, araçlardan Ağrı Belediye Başkanı Sırrı Sakık, Belediye Eş Başkanı Mukaddes Kubilay, HDP Ağrı Milletvekilleri … ile Berdan Öztürk, Tutak Belediye Başkanı Fırat Öztürk, DBP Ağrı İl Başkanı Necmettin Efe, Ağrı Belediye Başkan Yardımcısı Ömer Polat isimli şahısların indiği, parti binasına giriş yaptıklarının görüldüğü, şahısları Diyadin Belediye Başkanı Hazal Araş, Belediye Encümeni Nizamettin Özden ve DBP Diyadin İlçe Başkanı Mehmet Nuri Sarı’nın karşıladıklarının mobese kayıtlarından görüldüğü, saat 12.45 sıralarında HDP İlçe Başkanlığına geçen grubun saat: 13.40 sıralarında parti binasından çıkarak Tendürek Dağı kırsalında bulunan örgüt mensuplarının bulunduğu istikamette olan Boyalan Köyü yoluna çıktıkları, köy yolunda İlçe Jandarma Komutanlığı personeli ile birlikte görev alındığı, buraya 23 aracın intikal ettiği, yapılan ikaza istinaden şahısların araçlardan indikleri, yaklaşık 90-100 kişilik gruba Valilik kararının tebliğ edildiği buna rağmen şahısların araçlara binerek saat 14.20 itibariyle Boyalan Köyüne doğru hareketle ilçeden ayrıldıkları, 06.08.2015 günü ilçe merkezinde basın açıklaması yapılmadığı, etkinliğe katıldığı tespit edilen araçlara ve şahıslara ait görüntülerin görevlilerince kayıt edildiği belirtilmiştir. 25.08.2015 tarihli tespit tutanağında ise özetle, 06.08.2015 günü il merkezinden hareket eden, Diyadin HDP İlçe Başkanlığı binası önünde duran araçlardan inen, parti binasına giriş yapıp sonrasında Boyalan Köyü yoluna çıkan grup içerisinde sanığın yer aldığı yine ilçe merkezinde bulunan HDP İlçe Başkanlığı binasında toplanan sonrasında Boyalan Köyü yolunu takiben Tendürek Dağına çıktıkları değerlendirilen şahıslar arasında bulunduğu belirtilmiş ve HDP Ağrı Milletvekili olarak görev yaptığı tespit edilmiştir. 01.02.2016 tarihli tespit tutanağında ise özetle; Cumhuriyet Başsavcılığınca gönderilen görüntülerde yer alan şahıslar arasında sanığında bulunduğu, grup ile birlikte hareket ettiği belirtilmiştir.
Diyadin Cumhuriyet Başsavcılığının 03.05.2016 tarih, 2016/91 soruşturma ve 2016/24 karar sayılı ayırma kararı ile Berdan Öztürk ve Dirayet Taşdemir’in milletvekili olmaları nedeniyle, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, Anayasa’nın 83. maddesince yasama dokunulmazlıklarının kaldırılması yönünde fezleke tanzimi için evrakın tefriki ile 2016/371 soruşturma numarasına kaydına karar verilmiştir. 03.05.2016 tarih, 2016/371 soruşturma, 2016/25 nolu fezleke ile de Berdan Öztürk’ün silahlı terör örgütüne üye olma, sanık …’in ise silahlı terör örgütüne yardım etme suçundan, 06.08.2015 günü Tendürek Dağı ve civarındaki Yaylalar için geçici güvenlik bölgesi kararı alındığı ancak milletvekilleri olan şüphelilerin Türk Silahlı Kuvvetlerinin gerçekleştirdiği operasyonlara engel olmak için haklarında 2016/91 soruşturma numaralı dosyası üzerinden soruşturma yürütülen şüphelilerle birlikte sorumluluk Tendürek’e çıktıkları ve burda çadır kurdukları yaklaşık iki hafta bu çadırlarda örgüt mensuplarına yönelik gerçekleştirilen operasyonlara engel oldukları, suça iştirak eden milletvekillerinin bu şekilde PKK/KCK üyelerine yönelik hava harekatına engel olmak suretiyle örgüt üyelerine yardım ettiklerinin görüntü tespit tutanaklarından tespit edildiği belirtilerek halen milletvekili olmaları nedeniyle dokunulmazlıklarının kaldırılması yönünde fezleke tanzimi için öncelikle atılı suçtan soruşturma izni verilmesi talebi ile tahkikat evrakları, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne gönderilmiştir.
Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 10.06.2016 tarihli yazısı ile eki evrak ile fezleke ve eki evrak 08.06.2016 tarih ve 29736 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 20.05.2016 tarih ve 6718 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun kapsamında işlem yapılmak üzere iade edilmiştir.
Diyadin Cumhuriyet Başsavcılığının 27.06.2016 tarih, 2016/542 soruşturma ve 2016/45 nolu fezlekesi ile silahlı terör örgütüne yardım etme suçundan, Berdan Öztürk ve Dirayet Taşdemir hakkında düzenlenen tahkikat evrakları, haklarında kamu davası açılması için Doğubayazıt Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir. Doğubayazıt Cumhuriyet Başsavcılığının 06.10.2016 tarih, 2016/2678 soruşturma, 2016/7 nolu, Berdan Öztürk ve Dirayet Taşdemir hakkında, 06.08.2015 suç tarihi itibari ile silahlı terör örgütüne yadım etme suçundan düzenlenen fezlekesi ile de soruşturma evrakları, kamu davası açılması amacıyla Ağrı Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.
Ağrı Cumhuriyet Başsavcılığının, 18.10.2016 tarih, 2016/5701 soruşturma, 2016/1572 esas, 2016/196 iddianame numaralı, başlık kısmında suç tarihinin: “06.08.2015”, sevk maddelerinin: “TCK’nın 220/7 ve 314/3 maddesi delaletiyle TCK’nın 314/2, 53/1 maddeleri”, suçun: “silahlı terör örgütüne yardım etme” ve kimlik bilgilerinde “Halkların Demokratik Partisi Milletvekilleri” oldukları da belirtilmek sureti ile sanıklar Dirayet Taşdemir ve Berdan Öztürk’ün özetle; geçici güvenlik bölgesi kararı alınmasına rağmen 06.08.2015 günü silahlı kuvvetlerin terör örgütü mensuplarına yönelik gerçekleştirdiği operasyonlara engel olmak için Tendürek kırsalına, haklarında Diyadin C. Başsavcılığının 2016/91 soruşturma numaralı dosyası üzerinden adli işlem yürütülen şüphelilerle birlikte çıktıkları, örgüt mensuplarına yönelik gerçekleştirilen operasyonlara canlı kalkan diye tabir edilen mahiyette engel olmak isteyen ve bu operasyonları protesto etmek amacıyla kırsal alanda örgüt mensuplarına yakın bir yerde çadır kuran grupla birlikte aktif şekilde hareket ettikleri ve örgüt amaçlarına hizmet edecek mahiyette eylemlerde bulundukları, terör örgütüne yardım ettiklerinin görüntü tespit tutanakları ile tespit edildiğinden cezalandırılmaları istenilmiştir.
Ağrı Ağır Ceza Mahkemesinin 18.10.2016 tarihli kararı ile iddianamenin kabulüne karar verilmiş ve dosya mahkemenin 2016/302 esasına kayıt edilmiştir. 19.10.2016 tarihli tensiple verilen kararla da dosyanın 2016/247 esasına kayıtlı dava dosyası ile birleştirilmesine karar verilmiştir. 19.10.2016 tarih, 2016/302 E., ve 2016/197 K., sayılı, başlık kısmında suç adının “silahlı terör örgütüne üye olma” olarak belirtildiği, fakat içeriğinde “silahlı terör örgütüne yardım etme suçundan dava açıldığı” belirtilen gerekçeli kararında yargılama birliği ve usul ekonomisi gereği hukuki ve fiili bağlantı bulunması nedeni ile mahkemenin 2016/247 esas sayılı dosyası ile dosyanın birleştirilmesine karar verildiği belirtilmiştir.
Ağrı Ağır Ceza Mahkemesinin, 18.02.2021 tarih, 2016/247 E., 2021/91 K., sayılı kanun yararına bozulması istenilen durma kararına konu davada ise;
15.12.2015 tarihli DVD inceleme tutanağına göre özetle; 21.07.2015 günü saat 17.00 sıralarında HDP İl binası önünde basın açıklamasına katılacak grubun toplanmaya başladığı, saat 17.30 sıralarında aralarında HDP Ağrı Milletvekilleri Berdan Öztürk, Mehmet Emin İlhan, Dirayet Taşdemir ile Ağrı HDP ve DBP İl Başkanlarının da bulunduğu yaklaşık 250 kişilik grubun ellerinde: “İşid ve işbirlikçi Akp’nin Suruç katliamını kınıyoruz” yazılı ve altında KESK, DBP, HDP, Türk Tabipler Birliği ve Kürdi-Der amblemleri bulunan pankart ayrıca “Bizler Barış Dedikçe Sizler Bizi Katlettiniz/AKP Çağrı Yapsın IŞİD Silah Bıraksın/ Kürdistan AKP ve DAİŞ’e mezar olacak Suruçta katliam var/Daiş’in katliamına sessiz kalma/ Gezi çocukları kalbimizde /Kürdistan xweşe Rojava xweşe /Kalleşçe Vurulduk/ Bimre DAİŞ’ü hevalbenen wi /Yaşasın Halkların Kardeşliği /Biji Bıratiye Gelan /Ciğeri Kediye Emanet Etmiyoruz /Kendi öz savunmamızı kendimiz oluşturuyoruz” şeklinde dövizlerle Suruç’ta meydana gelen saldırıda ölen Erhan Bozkurt isimli şahsın fotoğrafının bulunduğu ve üzerinde “Şehide Agiriye Erdal Bozkurt Şehide Pirsüse” yazılı dövizlerin taşındığı, yürüyüş esnasında “PKK Halktır Halk Burada/Anaların gözyaşı katilleri boğacak/ Selam selam İmralıya bin selam/ Baskılar bizi yıldıramaz / Dişe diş kana kan seninleyiz öcalan/ Be serok jiyan nabe-Türkçesi: başkansız yaşam olmaz/ Ağrı uyuma onuruna sahip çık/ Disa disa serhildan serokeme öcalan/ Biji serok apo / Biji berhudane YPG (Yaşasın YPG Direnişi)/ Kürdistan faşizme mezar olacak/ İntikam PKK/ Baskılar bizi yıldıramaz” şeklinde illegal sloganların atıldığı, grubun saat 17.40 sıralarında Telekom Binasının bulunduğu yere geldiği, HDP parti binası önünde HDP ve DBP parti yöneticileri ile yapılan görüşmede basın açıklamasını Telekom Binası yanında bulunan boş arazide yapacaklarını beyan etmelerine rağmen, belirtilen yere gelindiğinde söz konusu alana davet edildiklerinde alana geçmeyerek Adliye kavşağını trafiğe kapatmak sureti ile basın açıklaması yaptıkları, basın açıklaması sonrası sözde şehitler için saygı duruşunda bulunulacağının gruba anons edildiği, dağılmaları ve yolu trafiğe açmaları yönünde yapılan görüşmede yolu trafiğe açmayı reddeden gruba 5 dakikalık oturma eylemi yapılacağının söylendiği, oturma eylemi esnasında HPG marşının okunduğu, eylemin yasadışı olduğu ve yolu trafiğe açarak dağılmaları gerektiğinin üç kez duyulacak şekilde anons edildiği, ikazlarda uymayanlar hakkında yasal işlemin yapılacağının belirtildiği, sonrasında grubun Hanibaba ve Cumhuriyet Caddeleri kavşağına geldiği, bu esnada slogan atılmasına devam edildiği, güvenlik kuvvetlerince caddenin toplantı ve gösteri yürüyüşlerine yasak olduğununun anlatıldığı ve dağılmaları yönünde hoparlörle ikazlarda bulunulduğu, buna rağmen grubun dağılmayıp yolu trafiğe kapatarak yasadışı sloganlara devam edip orduevi istikametine yürüdüğü, yürüyüş yapan grubun önü kesilmek istenilmiş ise de grup içerisinde bulunan çok sayıda şahıs tarafından hat düzeni alan güvenlik güçlerine fiili mukavemet, taşlı saldırıda bulunulduğu, görüntülerin incelemesinde milletvekili Dirayet Taşdemir’in yolu trafiğe kanatarak basın açıklaması yapan, yasadışı slogan atan grup içerisinde olduğu ve grupla birlikte oturma eylemine katıldığının tespit edildiği belirtilmiştir.
15.12.2015 tarihli DVD inceleme tutanağına göre özetle; 11.07.2015 günü saat 20.30 sıralarında DBP ve HDP partileri organizesinde Abdullah Öcalan’a özgürlük adı altında meşaleli yürüyüş ve basın açıklaması düzenleneceği bilgisinin edinildiği, saat 19.00 itibari ile güvenlik tedbirlerinin alındığı, saat 20.45 sıralarında Belediye açık otoparkında basın açıklamasına katılacak grubun toplanmaya başladığı, saat 21.15 sıralarında HDP Ağrı milletvekilleri Berdan Öztürk, Leyla Zana, Dirayet Taşdemir, Ağrı HDP İl Başkanı, Ağrı DBP İl Başkanı, Ağrı Belediye Başkan Yardımcısının da aralarında bulunduğu yaklaşık 80 kişilik grubun ellerinde meşaleleri yakarak yürüyüşe başladığı; mor zemin üzerine, üzerinde Abdullah Öcalan’ın fotoğrafının bulunduğu, “Önderliğin özgürlüğü kadının özgürlüğüdür/ KJA (Kongra Jmen Azad-Türkçesi: Özgür Kadınlar Kongresi) yazılı pankartın bulunduğu, süreçte grubun telekom binası yanında bulunan boş araziye doğru geldiği, yürüyüş esnasında “Biji Serok Apo-Türkçesi:Yaşasın Başkan Apo/ Be Serok Jiyan Nabe-Türkçesi: Başkansız Yaşam Olmaz/ Selam Selam İmralıya Bin Selam/ Dişe Diş Kana Kan Seninleyiz Öcalan/ PKK Halktır Halk Burada/ Gençlik Aponun Fedaisidir/ Barışın Elçisi İmralıdadır/ Bu daha başlangıç mücadeleye devam/ PKK Vuracak Kürdistanı Kuracak/ Ağrı Ovası Apocular Yuvası/ Biji Berhudane YPG- Türçesi:Yaşasın YPG Direnişi/ Öcalansız dünyayı başınıza yıkarız/ AKP şaşırma örfi dağa taşırma/ Katil IŞİD İşbirlikçi AKP” şeklinde sloganlar atıldığı, HPG marşı okunduğu; saat 21.30 sıralarında telekom binası yanında bulunan boş araziye gelindiği, burada saat 21.33 sıralarında Naile Barış tarafından “Öcalan’a özgürlük” adı altında basın açıklaması metni okunduğu, basın açıklamasının saat 21.40 sıralarında sona erdiği ve grubun olaysız dağıldığı, yapılan görüntü incelemelerinde HDP Ağrı milletvekili Dirayet Taşdemir’in basın açıklaması yapan ve yasadışı slogan atan grup içerisinde olduğu tespit edilmiştir.
15.12.2015 tarihli görüntü inceleme tutanağında özetle; 07.06.2015 günü yapılan 25. dönem milletvekilliği seçimlerinde partinin barajı geçmesi dolayısıyla 08.06.2015 günü belediye açık otoparkında HDP İl teşkilatı organizesinde müzikli bir kutlama etkinliğinin düzenleneceği bilgisinin edinildiği ve güvenlik tedbirlerinin alındığı, saat 17.00’de alana platform kurulduğu, saat 19.00 itibari ile HDP Ağrı Milletvekilliğine seçilen Mehmet Emin İlhan, Dirayet Taşdemir, Leyla Zana, Berdan Öztürk’ün akabinde de Ağrı Belediye Başkanı Sırrı Sakık’ın konuşma yaptıkları, etkinliğe yaklaşık 6000 kişinin katıldığı, etkinlikte örgütün sözde bayrağı ile Abdullah Öcalan posterinin açıldığı ve “Emin Apoci” şarkısının çalındığı, Biji serok apo/ Be serok jiyan nabe/ Dişe diş kana kan seninleyiz öcalan” sloganlarının atıldığı, havai fişek gösterisi düzenlendiği, saat 21.20 sıralarında grubun dağılmaya başladığı, bu esnada da “Biji Serok Apo/ Kürdistan Faşizme Mezar Olacak” sloganlarının atıldığı, görüntü ve cd incelemelerinde milletvekili Dirayet Taşdemir’in terör örgütü propagandasına dönüşen etkinliğe katıldığı tespit edilmiştir.
20.11.2015 tarihli açık kaynak araştırma tutanağında, twitter isimli sosyal medya paylaşım sitesinde “Dirayet Dilan Taşdmir” isim/rumuzlu profil hesabı hakkında suça konu paylaşımlar ile kimlik ve yer tespitine yarayacak teyide muhtaç bilgilerin tespiti yapılmıştır. 28.11.2015 tarihli tutanakta özetle, twitter adresinin kullanıcısının profil resmine istinaden Dirayet Taşdemir olduğu ve Ağrı milletvekili olduğu belirtilmiştir. 09.10.2015 tarihli açık kaynak araştırma raporunda suça konu paylaşımın tespiti yapılmıştır. 07.12.2015 tarihli tutanakta, Ağrı Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü görevlilerince yapılan açık kaynak araştırmalarında son dönemlerle meydana gelen toplumsal olaylarda sosyal medyanın etkin kullanımının arttığının görüldüğü, umuma açık yapılan yayımlar neticesinde “silahlı terör örgütüne yönelik” konulu paylaşımlara rastlanıldığı, Dirayet Taşdemir’in kimlik ve adres bilgilerinin tespitinin yapıldığı fakat milletvekili olması nedeni ile ifadesinin alınamadığı belirtilmiştir. Tespiti yapılan paylaşımlarda ise 09.10.2015 tarihinde “Yeni bir yaşam,yeni bir umut özyönetimle mümkün!” yorumu ile içeriğinde “Yeni yaşamı özyönetimle kuralım” yazılı pankartın bulunduğu fotoğrafı; aynı tarihte “Yaşam direniyor” yorumu ile içeriğinde “Enerjimize,suyumuza,toprağımıza sahip çıkalım.Kendimizi de kentimizi de biz yönetelim” yazılı pankartın bulunduğu fotoğrafı paylaştığı belirlenmiştir.
30.12.2015 tarihli İl Emniyet Müdürlüğünün terör örgütü propogandası yapmak suçundan düzenlendiği, içeriğinde PKK/KCK silahlı terör örgütü yapılanmaları ile YDG-H bünyesindeki alt kadrolara 2015 yılına ilişkin halk ayaklanmalarını gerçekleştirmek için serhildan komiteleri oluşturulması talimatı verildiği, ayrıca Ağrı ilinin de pilot il seçildiğine dair anlatımda bulunulan fezlekesinde özetle; yukarıda özetlerine yer verilen 08.06.2015 tarihli terör örgütü propagandasına dönüşen etkinliğe sanığın katıldığı (olay-1), 11.07.2015 tarihli yürüyüş ve basın açıklamasında ise basın açıklaması yapan ve slogan atan grup içerisinde sanığın yer aldığı (olay-3), 21.07.2015 tarihli eylemde yolu trafiğe kapatarak basın açıklaması yapan, slogan atan grup içerisinde sanığın da bulunduğu ve oturma eylemine katıldığına (olay-4) dair olaylar ile, bunların haricinde olay-2 de ise özetle; 06.10.2015 tarihinde “Tüm halkımıza çağrı, AKP savaş istiyor. Barışı biz inşa edeceğiz şiarıyla özgürlük yürüyüşümüze tüm halkımız davetlidir. yer: belediye iş merkezi önü tarih: 8 ekim 2015 perşembe saat:12.00 HDP-DBP-DTK” yazılı el broşürleri dağıtıldıktan sonra, saat 12.00’de Ağrı milletvekilleri Bedran Öztürk, Dirayet Taşdemir, DBP İl Başkanı, sözde Ağrı Eş Belediye Başkanı, parti yöneticileriyle birlikte yaklaşık 60 kişilik grubun parti binasında toplandığı, milletvekilleri ile DBP İl Başkanıyla görüşme yapılıp, yapacakları faaliyetle ilgili bilgi vermelerinin istenildiği; adliye kavşağına gelerek basın açıklaması yapacaklarını ve dağılacaklarının söylenildiği, kendilerine basın açıklaması yapmalarında herhangi bir sakıncanın olmadığı ancak Belediye İş Merkezinden, Adliye Kavşağına kadar yürümeleri için düzenleme kurulu oluşturmaları ve mülki makamlara müracaatla izin alınması gerektiğinin iletildiği fakat bu saatte dilekçe veremeyeceklerini ve yürümek istediklerini bu konuda ısrarcı olduklarını iletmeleri üzerine yürüyüşün kanunsuz bir yürüyüş olacağı ve güvenlik görevlileri olarak yürüyüşe müsaade edilmeyeceğinin, ısrarcı olmaları halinde müdahale yapılacağının bildirildiği; milletvekilleri ve il başkanının parti binasına geçtikleri, saat 12.20 sıralarında partide bulunan yaklaşık 60 kişilik grubun slogan atmadan ve pankart açmadan yürüyerek Belediye İş Merkezi önüne intikal ettikleri, burada grubun önüne yeşil zemin üzerinde sarı-kırmızı şerit bulunan ve beyaz renk ile “Komployu kınıyoruz halkımızın öz yönetimini selamlıyoruz” ibarelerin yazılı olduğu pankartı açtıkları, milletvekilleri ve il baskanı ile tekrar müzakere edilip pankartı kaldırmaları konusunda uyarılar yapılmasına rağmen milletvekilleri Bedran Öztürk ve Dirayet Taşdemir’in pankartı kaldırmayıp, basın açıklaması sırasında sözde Ağrı Belediyesi Eş Başkanı ile birlikte pankartı tutmaya başladıkları, HDP Ağrı Milletvekili Dirayet Taşdemir’in pankartı tuttuğu ve basın açıklaması bittikten sonra da pankartı katladığının tespit edildiği belirtilmiştir.
Bu olayla ilgili olarak süreçte soruşturma dosyası içeriğine İl Emniyet Müdürlüğünün 09.10.2015 tarihli, şüpheliler Feyyaz Keklik ve Mehmet Şakir Çaçan hakkında düzenlenen fezleke ile tahkikat evrakları celp edilmiştir. Bahse konu evraklardan 12.08.2015 tarihinde örgütün özyönetim ilan ettiği, 18.08.2015 tarihinde de Doğubayazıt’ta öz yönetim ilanı yapıldığına dair yayımların yapıldığı, 08.10.2015 tarihinde bahse konu broşürün dağıtıldığı ve pankartın da bu içerikte olduğu, Feyaz Keklik’in görüntülerde “Yaşasın Cizre’deki Direniş, Biji Berhudane Cizre” şeklinde slogan attığı ve pankartı açtığı yine sloganlarına devam ettiği, ifadesinde pankartı milletvekili Berdan Öztürk’ün açmaya çalışırken yorulmasın diye tuttuğunu, polislerin müdahalesi üzerine de Dirayet Taşdemir’in araya girerek engel olmaya çalıştığını, mukavemette bulunmadığını beyan ettiği, Mehmet Şakir Çaçan’ın yakalama anında mukavemette bulunduğu hususlarında anlatımda bulunulduğu, olay ve inceleme tutanaklarının gönderildiği görülmüştür.
Ağrı Cumhuriyet Başsavcılığının 07.01.2016 tarih, 2016/183 soruşturma, 2016/2 fezleke nolu, başlık kısmında suçun: “terör örgütü propagandası yapmak, 2911 sayılı yasaya muhalefet etmek, terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek”, suç tarihlerinin: “21.07.2015 ve 06.10.2015” olduğu belirtilen fezkekesi ile özetle; 21.07.2015 tarihli eylemde HDP Ağrı Milletvekili Dirayet Taşdemir’in yolu trafiğe kanatarak basın açıklaması yapan, yasadışı slogan atan grup içerisinde olduğu ve grup ile birlikte oturma eylemine katıldığı, böylelikle bir bütün olarak 2911 Sayılı Yasanın 32/1 maddesinde tanımı yapılan eylemi gerçekleştirdiği; 08.10.2015 tarihli olayda belirtilen pankartı kaldırmadığı ve basın açıklaması sırasında pankartı tutmaya başlayıp, bittikten sonra da pankartı katladığı, silahlı terör örgütü PKK/KCK’nın sözde öz yönetim/özerklik adı altında ayrı bir yapı kurma hedefinde olduğu, dosya kapsamında bulunan inceleme tutanağında bu hususların belirtildiği, bu kapsamda 08.10.2015 tarihinde yapılan basın açıklaması esnasında sözde öz yönetimin desteklendiği belirtilen pankartın da örgütün sözde öz yönetim/özerklik hedefleri kapsamında örgütün talimatlarıyla ve örgüt adına propaganda amaçlı hazırlandığı ve pankartın taşınarak terör örgütünün propagandasının yapıldığı, 2911 Sayılı Yasanın 32/1 ve 33/1-b maddesine muhalefet ettiği, ayrıca dosyada bulunan 12.08.2015 tarihli KCK sözde yürütme konseyi eş başkanlığının çağrısı ile 3713 Sayılı TMK’nın 7/4 maddesi dikkate alındığında hakkında TCK’nın 220/6 maddesince de işlem yapılması gerektiği, yine twitter isimli sosyal paylaşım sitesinde tespiti yapılan sözde öz yönetim/özerklik isteği yönündeki paylaşımları ile bir bütün olarak örgüt propagandası yaptığı belirtilerek dokunulmazlığının kaldırılması için tahkikat evrakları, TBMM Başkanlığına sunulmak üzere Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne gönderilmiştir.
Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 21.06.2016 tarihli yazısı ve eki ile fezleke, 08.06.2016 tarih ve 29736 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 20.05.2016 tarih ve 6718 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun kapsamında işlem yapılmak üzere iade edilmiştir.
Ağrı Cumhuriyet Başsavcılığının, 03.08.2016 tarih, 2016/3408 soruşturma, 2016/1224 esas, 2016/146 iddianame numaralı, başlık kısmında suçun: “terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek, terör örgütü propagandası yapmak, 2911 sayılı yasaya muhalefet”, suç tarihi ve yerinin: “21.07.2015, Ağrı/…”, sevk maddelerinin: “TCK’nın 220/6 maddesi yollamasıyla aynı Kanunun 314/2 maddesi, 2911 sayılı Yasanın 32/1,33/1-b, 3713 sayılı Kanunun 7/2, Türk Ceza Kanununun 53. maddeleri” belirtilen iddianamesi ile özetle; 21.07.2015 tarihindeki yasa dışı eylemde yolu trafiğe kapatarak basın açıklaması yapan ve yasa dışı slogan atan grup içerisinde olduğu, oturma eylemine katıldığından 2911 sayılı Yasanın 32/1 ve de 08.10.2015 günü gerçekleşen eyleme katılıp, “Komployu kınıyoruz halkımızın öz yönetimini selamlıyoruz” yazılı pankartı kaldırmadığı, basın açıklaması sırasında tutmaya başladığı bittikten sonra da pankartı katladığı, PKK/KCK’nın 12.08.2015 tarihli KCK sözde yürütme konseyi eş başkanlığının açıklaması ile Koma Civaken Kurdistan sözde sözleşmesinin 45 maddesinde yer alan ifadeler yine bu açıklamaya mukabil ülkenin değişik bölgelerinde sözde öz yönetim, özerklik açıklamalarının yapılması hususları bir arada değerlendirildiğinde, sözde öz yönetimin desteklendiği belirtilen pankartın da bu doğrultuda örgütün talimatlarıyla hazırlandığı, sanığın bunu taşıyarak örgüt propagandasını yaptığı, 2911 sayılı Yasanın 32/1,33/1-b maddelerine muhalefet ettiği; 12.08.2015 tarihli KCK sözde yürütme konseyinin açıklaması ile 3713 sayılı TMK’nın 7/4 maddesindeki düzenleme dikkate alındığında 2911 Sayılı Yasanın 33/1-b maddesi kapsamına giren eylemi nedeniyle hakkında TCK’nın 220/6 maddesinin de tatbikinin gerekeceği; twitter isimli sosyal paylaşım sitesinde belirlenen 09.10.2015 tarihli “Yeni bir yaşam, yeni bir umut özyönetimle mümkün!” şeklinde fotoğraflı paylaşım ve paylaşımda yer alan fotoğrafta “Yeni yaşamı özyönetimle kuralım” yazılı pankartın bulunması, aynı tarihli “Yaşam direniyor” şeklinde fotoğraflı paylaşımı ve bu paylaşımda yer alan fotoğrafta “Enerjimize, suyumuza, toprağımıza sahip çıkalım. Kendimizi de kentimizi de biz yönetelim” yazılı pankartın bulunması karşısında, öz yönetim isteğinin terör örgütünün KCK sözde sözleşmesindeki ana maddelerden biri olduğu ve bu yöndeki paylaşımlarının bütün olarak örgüt propagandasını yapmak olarak değerlendirildiği, belirtilerek cezalandırılması istenilmiştir.
Ağrı Ağır Ceza Mahkemesinin 08.08.2016 tarihli kararı ile iddianame kabul edilmiştir. Mahkemenin 2016/247 esasına kayıt edilen ve 17.11.2016 ve 18.02.2021 tarihleri arasında 16 celse yapılan dava sürecinde, sanık birden fazla müdafiinin hukuki yardımından yararlanmış, temin edilemediğinden çıkartılan yakalama kararının infazı ile tercüman eşliğinde Kürtçe savunmasını yapmış, süreçte birleşen dosyaların iddianameleri ve ekleri okunmuş ve bildirilmiş, 3713 sayılı kanunun 7/1 maddesi delaletiyle TCK’nın 314/2, 3713 sayılı kanunun 3/1 maddesi delaletiyle aynı kanunun 5/1 maddesi TCK’nın 53/1, 58/9 maddelerinin uygulanması ihtimaline binaen ek savunması alınmıştır. Savunmalarda atılı suçların yasal unsurlarının oluşmadığı belirtilmiş ve yeniden milletvekili seçilen sanık hakkında durma kararı verilmesi isteminde bulunulmuştur. Bu yönde istemini yineleyen, yakalamasının infazı üzerine yapılan duruşmada sanık ve diğer müdafii ile birlikte hazır bulunan, davayı süreçte takip edip vekaletnamesini de ibraz edeceğini de belirten müdafiinin hazır bulunduğu ve 27.03.2018 ile 31.01.2019 tarihli duruşmalarda diğer suçların yanı sıra tüm eylemlerinin örgüt faaliyetleri şeklinde gerçekleştiği, süreklilik, çeşitlilik, yoğunluk arz ettiği ve bu suretle örgütün hiyerarşisine dahil olup örgütün verdiği talimatlar doğrultusunda ve örgütle birlikte hareket ederek silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğinden TCK’nın 314/2,3713 sayılı TMK’nın 5/1,TCK’nın 53/1, 58/9 maddelerince cezalandırılmasını da isteyen iddia makamının, tekrar milletvekili seçilip yasama dokunulmazlığı elde ettiğinden önceden gerçekleşen kovuşturma şartının ortadan kalkması nedeni ile durma kararı verilmesine dair mütalaada bulunduğu 18.02.2021 tarihli duruşma sonunda tefhim olunan hükümle; yargılama sürecinde yeniden milletvekili olması sebebiyle sanık hakkında yasama dokunulmazlığı kaldırılıncaya ya da milletvekilliği sona erinceye kadar yargılamanın CMK 223/8 maddesi uyarınca durmasına, dokunulmazlığının kaldırılması için Adalet Bakanlığına yazı yazılıp fezleke düzenlenmesinin istenilmesine, yasama dokunulmazlığının kaldırılması ya da milletvekilliği sıfatının sona ermesi durumunda resen dosyanın yeni esasa kaydedilerek yargılamaya yeni dosya üzerinden devamına, kararın bir suretinin bilgi amaçlı olarak TBMM Başkanlığı ile Ağrı Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, istinaf yasa yolu açık olmak üzere, mütalaaya uygun, oy birliği ile karar verilmiştir.
Ağrı Ağır Ceza Mahkemesinin, 18.02.2021 tarih, 2016/247 Esas,2021/91 Karar sayılı gerekçeli kararında, durma kararı verilmesinin gerekçesi belirtildiği şekli ile;
“…Anayasanın 14. maddesinde “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz…” şeklinde düzenleme bulunmaktadır.
Anayasanın 83/2 fıkrasında “seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen Milletvekili meclisin kararı olmadıkçı tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz, ve yargılanamaz, ağır cezayı gerektiren suç üstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydı ile Anayasanın 14. maddesindeki bu durumlar bu hükmün dışındadır…” hükmüne yer verilmiş olup, somut olayda sanığa isnat edilen suçların Anayasanın 14 maddesi kapsamında yer almadığı gibi Ağır Ceza Mahkemesinin görev alanında yer alan suç üstü hali de bulunmamaktadır.
Bu genel hükümler yanında Anayasa koyucu tarafından, 20.05.2016 tarih, 6718 sayılı Yasanın 1. maddesi ile Anayasaya geçici 20. madde eklemek suretiyle “bu maddenin TBMM’nde kabul edildiği tarihte; soruşturmaya veya soruşturma ya da kovuşturma izni vermeye yetkili mercilerden, Cumhuriyet Başsavcılıklarından ve Mahkemelerden, Adalet Bakanlığına, Başbakanlığa, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına veya Anayasa ve Adalet Komisyonları üyelerinden kurulu karma Komisyon Başkanlığına intikal etmiş yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin dosyaları bulunan Milletvekilleri hakkında, bu dosyalar bakımından Anayasanın 83. maddesinin 2. fıkranın 1. cümlesi hükmü uygulanamaz.” biçiminde özel bir düzenleme yapılmıştır. Sanık hakkında dava açılması ve dokunulmazlığının kaldırılmasında bu madde hükümlerinin uygulandığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Anayasa koyucunun amacı ve kanunun kapsamının belirlenmesi açısından uygulama ve doktrindeki görüşler dikkate alındığında; madde metninden açıkça anlaşıldığı üzere 20.05.2016 tarihi itibariyle ilgili birimlere intikal etmiş dokunulmazlığın kaldırılmasına ilişkin dosyaları bulunan Milletvekilleri hakkında, “bu dosyalar bakımından” Anayasanın 83. maddesi 2. fıkra 1. cümlesinin uygulanamayacağı öngörülmüştür. Ancak bu husus yalnızca davanın açıldığı tarih itibariyle kabul edilmiş, dokunulmazlığı kaldırılan milletvekili yeniden milletvekili seçilmesi halinde ilgili milletvekilinin Anayasa’nın 83. Maddesi uyarınca yeniden dokunulmazlığının kaldırılıp kaldırılmayacağı hususunda bir düzenleme bulunmadığı görülmektedir. Bu itibarla dokunulmazlığı Anayasa’nın geçici 20. Maddesi uyarınca kaldırılan milletvekilinin kovuşturma devam ederken yeniden milletvekili seçilmesi halinde geçici 20. Maddede bu hususta düzenleme bulunmadığında dokunulmazlık hususunun genel hükümler, yani Anayasanın 83/2. Maddesi kapsamında değerlendirilmesi zorunluluğu ve yeniden dokunulmazlığının kaldırılması kararı verilmesi gerekliliği ortaya çıkmaktadır.
Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 11/09/2012 tarih 2012/20471 esas, 2012/18227 karar sayılı içtihatında da belirtildiği üzere ” Amaçlarından biri ve belki de en önemlisi, Parlamento saygınlığı ve yasama faaliyetlerinin sağlıklı bir şekilde yürütülmesi olan yasama dokunulmazlığı, aynı zamanda bir yargılama engeli de oluşturmaktadır. Yargılamadan maksadın, kovuşturma olduğu da öğretide büyük çoğunluk tarafından kabul edilmektedir.
Yapılan yargılama, iddia, savunma, T.B.M.M. Başkanlığının resmi internet sitesinden elde edilen bilgi tutanağı, duruşmada oluşan vicdani kanaat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, suç tarihinden sonra milletvekili seçilen ve halen milletvekili olan sanık … hakkındaki davada bugüne kadar durma kararı verilerek dokunulmazlığının kaldırılması talep edilmediğinden, sanık hakkında 6718 sayılı yasanın 1. maddesinin uygulanamayacağı, eylemin TCK.nın 83/2 maddesinde düzenlenen istisnalardan olmadığı, bu haliyle dokunulmazlığı kaldırılmadığı müddetçe yargılamaya devam olunmasının hukuken mümkün bulunmadığı anlaşıldığından, sanık hakkındaki yargılamanın Anayasanın 83/2, CMK nun 223/8 maddesi gereğince durmasına karar verilmiştir.” şeklindedir.
Cumhuriyet Savcısınca karar görüldüsü 11.03.2021 tarihinde yapılmıştır.
15.03.2021 tarihli kesinleşme şerhlerine göre; 26.02.2021 tarihinde istinaf edilmeyen karar kesinleşmiştir.
Karar gereği Adalet Bakanlığına gönderilen evrak, Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 31.05.2021 tarihli tutanağı ile kanun yararına bozma yoluna gidilip gidilmeyeceğinin değerlendirilmesi yönünden Kanun Yararına Bozma Bürosuna çevrilmiştir.
İlgili Cumhuriyet Başsavcılığının görüşü bulunmamakla birlikte; Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 04.11.2021 tarih, 94660652-105-04-12069- 2021-Kyb sayılı yazısı ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca Ağrı 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 18.02.2021 tarih ve 2016/247 esas, 2021/91 sayılı kararının bozulması istenmiştir.
Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanlığının 20.04.2022 tarihli yazısı Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne sunulacak eylem planı raporuna esas, başvuranlardan … hakkında dosyasının akıbeti ile karar kesinleşmiş ise kesinleşme evrakları ile AİHM kararı sonrasında başvuranın talebi üzerine veya resen yargılamanın yenilenmesi yoluna gidilip gidilmediği hususlarında bilgi istenildiği, gayri resmi tercümesi bulunan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Encü ve diğerleri / Türkiye kararında, başvuranların maddi ve/veya manevi zarar ve masraf ve giderler bağlamında sundukları taleplere dair ek listede sanığında adının yer aldığı görülmüştür.
III- KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNE İLİŞKİN UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI:
“Terör örgütü propagandası yapmak, Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik Etmek ve Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin Kurum ve Organlarını Aşağılama, Halkı kin ve düşmanlığa tahrik, (suçu ve suçluyu övme), silahlı terör örgütüne yardım etme, terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek, (silahlı terör örgütüne üye olma), 2911 sayılı Kanunun 32/1, 33/1-b maddelerine muhalefet etmek” suçlarından yürütülen yargılama esnasında tekrar milletvekili seçilen sanık hakkında verilen durma kararına konu davanın, Anayasa’ya eklenen geçici 20. madde kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ve buna bağlı olarak anılan durma kararında hukuki isabet bulunup bulunmadığına ilişkindir.
IV- HUKUKİ MEVZUAT:
Konu ile ilgili hukuki düzenlemeler şöyledir:
a-) 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası
III. Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması
Madde 14 -(Değişik: 3/10/2001-4709/3 md.)
Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.
Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir.
Yasama dokunulmazlığı
Madde 83 – Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclisce başka bir karar alınmadıkça bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamazlar.
Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır. Ancak, bu halde yetkili makam durumu hemen ve doğrudan doğruya Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirmek zorundadır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi hakkında, seçiminden önce veya sonra verilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi, üyelik sıfatının sona ermesine bırakılır; üyelik süresince zamanaşımı işlemez.
Tekrar seçilen milletvekili hakkında soruşturma ve kovuşturma, Meclisin yeniden dokunulmazlığını kaldırmasına bağlıdır.
Türkiye Büyük Millet Meclisindeki siyasi parti gruplarınca, yasama dokunulmazlığı ile ilgili görüşme yapılamaz ve karar alınamaz.
Geçici Madde 20 – (Ek: 20/5/2016-6718/1 md.)
Bu maddenin Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edildiği tarihte; soruşturmaya veya soruşturma ya da kovuşturma izni vermeye yetkili mercilerden, Cumhuriyet başsavcılıklarından ve mahkemelerden; Adalet Bakanlığına, Başbakanlığa, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına veya Anayasa ve Adalet komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon Başkanlığına intikal etmiş yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin dosyaları bulunan milletvekilleri hakkında, bu dosyalar bakımından, Anayasanın 83 üncü maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi hükmü uygulanmaz.
Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş … içinde; Anayasa ve Adalet komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon Başkanlığında, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığında, Başbakanlıkta ve Adalet Bakanlığında bulunan yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin dosyalar, gereğinin yapılması amacıyla, yetkili merciine iade edilir.
b-)Avrupa Konseyi Terörizmin Önlenmesi Sözleşmesi
06/05/2005 tarihli Türkiye’nin de taraf olduğu Avrupa Konseyi Terörizmin Önlenmesi Sözleşmesinin (Terörizmin Önlenmesi Sözleşmesi) “Terör suçunun işlenmesine alenen teşvik” kenar başlıklı 5. maddesi şöyledir:
1) Bu Sözleşmenin amaçları açısından, ‘bir terör eylemini işlemeye alenen teşvik, terör suçunun işlenmesini kışkırtmak niyetiyle, böyle bir eylemin dolaylı olsun veya olmasın terör suçlarını savunarak, bir veya birden fazla suçun işlenmesi tehlikesine yol açacak bir mesajın kamuoyuna yayılması veya başka bir şekilde erişilebilir hale getirilmesi anlamına gelir.
2) Her bir taraf, 1. paragrafta tanımlandığı şekilde, yasadışı olarak ve kasten işlendiği durumlarda, terörizm suçunu işlemeyi alenen teşviki ulusal mevzuatı açısından cezai suç olarak ihdas etmek üzere gerekli olabilecek tedbirleri alacaktır.
Ayrıca Terörizmin Önlenmesi Sözleşmesi’nin açıklayıcı raporu;
Raporda, şiddet içeren terör suçlarına doğrudan veya dolaylı teşvik oluşturacak mesajlara yönelik belirli sınırlamaların Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine (AİHS) uygun olduğunu hatırlatmıştır. Açıklayıcı raporda, daha sonra terör suçlarının işlenmesine dolaylı teşvik ile meşru eleştiri hakkı arasındaki sınırın nerede olduğu meselesinin önemine değinilmiştir:
“97. Doğrudan tahrik, çoğu hukuk sisteminde bir şekilde suç teşkil ettiğinden özel bir soruna yol açmamaktadır. Dolaylı tahriki bir suç haline getirmenin amacı uluslararası hukukta veya uygulamada mevcut olan boşluğu bu alanda hükümler ekleyerek telafi etmektir.
98. Bu hüküm, suçun tanımı ve uygulaması bakımından Taraflara belirli miktarda takdir yetkisi tanımaktadır. Örneğin, bir terör suçunu gerekli ve haklı göstermek dolaylı teşvik suçunu oluşturabilir.
99. Ancak, uygulanmasında iki şartın karşılanmasını gerektirmektedir: ilk olarak, bir terör suçunun işlenmesi hususunda özel bir kastın varlığı gerekir, aşağıda verilen 2. paragraftaki diğer bir gerekliliğe göre de tahrik hukuka aykırı bir şekilde ve kasten işlenmelidir.
100. İkinci olarak, böyle bir eylemin sonucu, bu tip bir suçun işlenmesi tehlikesine neden olmalıdır. Böyle bir tehlikeye neden olup olmadığı değerlendirilirken, yazarın ve mesajın muhatabının niteliği yanında suçun hangi bağlamda işlendiği AİHM’nin oluşturduğu içtihat anlamında dikkate alınacaktır. Tehlikenin önemi ve inandırıcılığı iç hukukun gereklerine uygun olarak ele alınmalıdır…”
c-) 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu;
Direnme
Madde 32 – (Değişik: 22/7/2010 – 6008/1 md.)
Kanuna aykırı toplantı veya gösteri yürüyüşlerine katılanlar, ihtara ve zor kullanmaya rağmen dağılmamakta ısrar ederlerse, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçu, toplantı ve gösteri yürüyüşünü tertip edenlerin işlemesi halinde, bu fıkra hükmüne göre verilecek ceza yarı oranında artırılarak hükmolunur.
İhtara ve zor kullanmaya rağmen kolluk görevlilerine karşı cebir veya tehdit kullanılarak direnilmesi halinde, ayrıca 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 265 inci maddesinde tanımlanan suçtan dolayı da cezaya hükmolunur.
23 üncü maddede yazılı hallerden biri gerçekleşmeden veya 24 üncü madde hükmü yerine getirilmeden yetki sınırı aşılarak toplantı veya gösteri yürüyüşlerinin dağıtılması halinde, yukarıdaki fıkralarda yazılı fiilleri işleyenlere verilecek cezalar, dörttebire kadar indirilerek uygulanabileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir.
Toplantı ve yürüyüşe silahlı katılanlar
Madde 33 – (Değişik: 22/7/2010 – 6008/2 md.)
(Değişik birinci fıkra: 27/3/2015-6638/8 md.) Toplantı ve gösteri yürüyüşlerine;
a) Ateşli silahlar veya havai fişek, molotof ve benzeri el yapımı olanlar dâhil patlayıcı maddeler veya her türlü kesici, delici aletler veya taş, sopa, demir ve lastik çubuklar, boğma teli veya zincir, demir bilye ve sapan gibi bereleyici ve boğucu araçlar veya yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı eczalar veya diğer her türlü zehirler veya her türlü sis, gaz ve benzeri maddeler taşıyarak veya kimliklerini gizlemek amacıyla yüzlerini tamamen veya kısmen bez vesair unsurlarla örterek katılanlar iki yıl altı aydan dört yıla kadar,
b) Yasadışı örgüt ve topluluklara ait amblem ve işaret taşıyarak veya bu işaret ve amblemleri üzerinde bulunduran üniformayı andırır giysiler giyerek katılanlar ile kanunların suç saydığı nitelik taşıyan afiş, pankart, döviz, resim, levha, araç ve gereçler taşıyarak veya bu nitelikte sloganlar söyleyerek veya ses cihazları ile yayınlayarak katılanlar altı aydan üç yıla kadar, hapis cezası ile cezalandırılırlar.
Toplantı ve gösteri yürüyüşünün kanuna aykırı olması halinde ve dağılmamak için direnildiği takdirde, ayrıca 32 nci madde hükümlerine göre cezaya hükmolunur.
d-) 3713 sayılı TMK’nın;
Terör örgütleri
Madde 7 – (Değişik: 29/6/2006-5532/6 md.)
Cebir ve şiddet kullanılarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemleriyle, 1 inci maddede belirtilen amaçlara yönelik olarak suç işlemek üzere, terör örgütü kuranlar, yönetenler ile bu örgüte üye olanlar Türk Ceza Kanununun 314 üncü maddesi hükümlerine göre cezalandırılır. Örgütün faaliyetini düzenleyenler de örgütün yöneticisi olarak cezalandırılır.
(Değişik ikinci fıkra: 11/4/2013-6459/8 md.) Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır. Ayrıca, basın ve yayın organlarının suçun işlenmesine iştirak etmemiş olan yayın sorumluları hakkında da bin günden beş bin güne kadar adli para cezasına hükmolunur. (Ek cümle:17/10/2019-7188/13 md.) Haber verme sınırlarını aşmayan veya eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz. Aşağıdaki fiil ve davranışlar da bu fıkra hükümlerine göre cezalandırılır:
a) (Mülga: 27/3/2015-6638/10 md.)
b) Toplantı ve gösteri yürüyüşü sırasında gerçekleşmese dahi, terör örgütünün üyesi veya destekçisi olduğunu belli edecek şekilde;
1. Örgüte ait amblem, resim veya işaretlerin asılması ya da taşınması,
2. Slogan atılması,
3. Ses cihazları ile yayın yapılması,
4. Terör örgütüne ait amblem, resim veya işaretlerin üzerinde bulunduğu üniformanın giyilmesi.
(Ek fıkra: 27/3/2015-6638/10 md.) Terör örgütünün propagandasına dönüştürülen toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde, kimliklerini gizlemek amacıyla yüzünü tamamen veya kısmen kapatanlar üç yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Bu suçu işleyenlerin cebir ve şiddete başvurmaları ya da her türlü silah, molotof ve benzeri patlayıcı, yakıcı ya da yaralayıcı maddeler bulundurmaları veya kullanmaları hâlinde verilecek cezanın alt sınırı dört yıldan az olamaz.
İkinci fıkrada belirtilen suçların; dernek, vakıf, siyasî parti, işçi ve meslek kuruluşlarına veya bunların yan kuruluşlarına ait bina, lokal, büro veya eklentilerinde veya öğretim kurumlarında veya öğrenci yurtlarında veya bunların eklentilerinde işlenmesi halinde bu fıkradaki cezanın iki katı hükmolunur. …
e-) 5237 sayılı TCK’nın;
Suç işlemek amacıyla örgüt kurma
Madde 220- …
(6) (Değişik: 2/7/2012 – 6352/85 md.) Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca örgüte üye olmak suçundan da cezalandırılır. Örgüte üye olmak suçundan dolayı verilecek ceza yarısına kadar indirilebilir.(Ek cümle: 11/4/2013-6459/11 md.) Bu fıkra hükmü sadece silahlı örgütler hakkında uygulanır.
(7) (Değişik: 2/7/2012 – 6352/85 md.) Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi, örgüt üyesi olarak cezalandırılır. Örgüt üyeliğinden dolayı verilecek ceza, yapılan yardımın niteliğine göre üçte birine kadar indirilebilir.
(8) Örgütün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.
Silahlı örgüt
Madde 314- (1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.
(3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır.
f-) 5271 sayılı CMK’nın
Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri
Madde 161 –…(9) (Ek: 15/8/2017-KHK-694/146 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7078/141 md.) Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen milletvekili hakkında soruşturma ve kovuşturma yapma yetkisi, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ve bu yer ağır ceza mahkemesine aittir. Soruşturmayı Cumhuriyet Başsavcısı veya görevlendireceği vekili bizzat yapar. Başsavcı veya vekili, suçun işlendiği yer Cumhuriyet savcısından soruşturmanın kısmen veya tamamen yapılmasını isteyebilir. Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde suçun işlendiği yer Cumhuriyet savcısı zorunlu olan delilleri toplar ve gerekmesi hâlinde alınacak kararlar bakımından bulunduğu yer sulh ceza hâkimliğinden talepte bulunur…
Geçici Madde3- (Ek:15/8/2017-KHK-694/149 md.; Aynen kabul: 1/2/2018- 7078/144 md.)
Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar milletvekilleri hakkında açılmış olan davalarda, bu maddeyi ihdas eden Kanun Hükmünde Kararname ile bu Kanunun 161 inci maddesine eklenen dokuzuncu fıkra hükmü uyarınca yetkisizlik ve görevsizlik kararı verilemez; bu davalara kesin hükümle sonuçlandırılıncaya kadar bu mahkemelerce bakılmaya devam olunur. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar milletvekilleri hakkında başlatılmış soruşturmalarda da bu maddeyi ihdas eden Kanun Hükmünde Kararname ile bu Kanunun 161 inci maddesine eklenen dokuzuncu fıkra hükmü uyarınca yetkisizlik kararı verilemez.
V-) Teoriye yönelik, Emsal Yargı Kararlarının ilgili bölümleri;
a-Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun, 01.07.2021 tarih ve 31535 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 01.07.2021 tarihli, Ömer Faruk Gergerlioğlu (B. No: 2019/10634) başvurusuna ilişkin kararında özetle;
“Sosyal medya hesabından bir haber paylaşması nedeniyle terör örgütünün propagandasını yapma suçunu işlediğinden bahisle Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından iddianame düzenlenerek 04.08.2017 tarihinde başvurucu hakkında kamu davası açılmıştır. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) başvurucunun üzerine atılı suçtan 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına hükmetmiştir. Başvurucu karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf incelemesinin sürdüğü sırada başvurucu 24.6.2018 tarihinde Halkların Demokratik Partisinden (HDP) milletvekili seçilmiş ve hakkındaki yargılamanın Anayasanın 83. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca durması için dosyasının bulunduğu Bölge Adliye Mahkemesine başvurmuştur. Bölge Adliye Mahkemesi, başvurucunun yargılamanın durması talepleri ile birlikte istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olarak karar vermiştir.
Başvurucunun kesinleşen cezası infaz aşamasında iken 7188 sayılı Kanun ile temyiz hakkı getirilmesi üzerine başvurucu temyize başvurmuş; temyiz incelemesini yapan Yargıtay, başvurucunun yargılamanın durması talebi ile esasa ilişkin itirazlarını reddederek mahkûmiyet kararını onamıştır. Kararın 17.3.2021 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulunda okunmasıyla başvurucunun milletvekilliği düşmüştür. Milletvekilliğinin düşmesi üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı başvurucu hakkındaki mahkûmiyet kararının infazını başlatmış ve başvurucu 2.4.2021 tarihinde Ceza İnfaz Kurumuna yerleştirilmiştir.
İddialar,
Başvurucu, milletvekili seçilerek dokunulmazlık hakkını kazanmasına rağmen hakkında yargılamaya devam edilmesinin seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının, sosyal medya hesabından yaptığı bir paylaşım gerekçe gösterilerek terör örgütünün propagandasını yapma suçundan cezalandırılmasıyla da ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
Mahkemenin Değerlendirmesi
A. Seçilme ve Siyasi Faaliyette Bulunma Hakkının İhlali İddiası
1. Anayasanın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresinin kapsamı yönünden
Türk hukukunda yasama dokunulmazlığının temel çerçevesi Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenmiş ve milletvekillerinin TBMM’nin kararı olmadıkça tutulamayacağı, sorguya çekilemeyeceği, tutuklanamayacağı ve yargılanamayacağı güvencelerine yer verilmiştir. Bununla birlikte Anayasa’da yasama dokunulmazlığı mutlak olarak düzenlenmemiş, Anayasa’nın 83. maddesinde yasama dokunulmazlığına bazı istisna ve sınırlamalar getirilmiştir. Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında “seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” da dokunulmazlık kapsamı dışında tutulmuştur.
Anayasanın 14. maddesinin birinci fıkrasının metni, Anayasanın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresini, dolayısıyla da Anayasanın 14. maddesinin birinci fıkrası kapsamına girmesi nedeniyle yasama dokunulmazlığı dışında bırakılan suçları salt yargı organlarının kararlarıyla anlamlı bir şekilde belirlemeye ve böylece belirlilik ve öngörülebilirliği sağlayacak şekilde yorumlamaya elverişli değildir.
Meclis uygulaması ve geleneği gözönünde bulundurulduğunda bir milletvekili olan başvurucunun görev süresi esnasında, üstelik ifade özgürlüğüne müdahale edecek şekilde -milletvekili seçilmeden önce soruşturmasına başlanmış olsa bile- yasama dokunulmazlığının bulunmadığının yargı makamlarınca tespit edilebileceğini makul bir şekilde öngörmesi beklenemez.
Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde Anayasanın 14. maddesinin üçüncü fıkrasından ve Anayasa’nın seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkını düzenleyen 67. maddesinin üçüncü fıkrası hükümlerinden hareketle Anayasanın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresinin kapsamına hangi suçların girdiği konusunda kanun koyucunun düzenlemesi dışında yargı organlarınca yapılan yorumlarla belirlilik ve öngörülebilirliği sağlamanın mümkün olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
2. Yasama Dokunulmazlığının Bulunmadığının Yargı Organlarınca Tespiti Yönünden
Yasama dokunulmazlıklarının Anayasanın 14. maddesindeki durumlar kapsamında görülen bir suç soruşturması ve kovuşturması nedeniyle bulunmadığının tespiti yönteminde Anayasa Mahkemesi Anayasadan hareketle isnadın ciddiliğinin belirlenmesine ilişkin bir dizi ilke belirlemiştir.
Anayasa Mahkemesi, Anayasanın 67. ve 83. maddelerini birlikte yorumladığında yetkili hâkim veya Cumhuriyet savcısının dokunulmazlığın bulunmadığına ilişkin bir kararı verebilmesi için isnadın ciddiliğine ilişkin yapması gereken değerlendirmeleri sıralamıştır.
Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay başvurucuya isnat edilen terör örgütü propagandası suçunun “Anayasanın 14. maddesindeki durumlar”dan birinin kapsamında kalan suçlardan olduğunu belirtilen ölçütler bakımından herhangi bir değerlendirme yapmadan kabul etmiştir.
Başvuruya konu olaylara benzer olaylarda da mahkemelerin görevi yargılamaya devam etmeden önce isnat edilen suçun “Anayasanın 14. maddesindeki durumlar”dan birinin kapsamında kalıp kalmadığını tespit etmekle sınırlı olmayıp Anayasanın yasama dokunulmazlığını kaldıran diğer haller için öngördüğü isnadın ciddiyetinin bulunup bulunmadığını belirlemektir.
Aksi bir tutum dokunulmazlık müessesesinin mantığı ve sağlamaya çalıştığı güvenceler ile bağdaşmadığı gibi mahkemelerin isnat edilen suçlamaların yeterince ciddi olup olmadığı, soruşturma ve kovuşturmaların siyasal amaçlar taşıyıp taşımadığı yahut yasama dokunulmazlığının önemi karşısında orantısız olup olmadığı gibi esasa ilişkin yapılması gereken değerlendirmelerin hiçbirini yapmamalarına yol açmaktadır. Bu da yargı makamları eliyle dokunulmazlığın bulunmadığının tespiti hâlinde yapılacak itirazlardan sonuç almanın imkânsız olduğunu göstermektedir.
Dokunulmazlığın bulunmadığının tespiti yöntemi, yargı makamlarının takdir yetkisini düzenleyen ve keyfi davranışların önüne geçebilmek için gerekli usule ilişkin bütün güvenceleri içermemektedir. Mevcut yöntem yargı makamlarını yasama dokunulmazlığına müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyaca karşılık gelip gelmediğini ve orantılı olup olmayacağını değerlendirmeye zorlayan – dokunulmazlıkların Meclisce kaldırılması usulünde sağlanan güvence düzeyinde – bir usul ihtiva etmemektedir.
Yasama dokunulmazlığının sağlanması için yeterli güvenceler ihtiva etmeyen mevcut sistemin yasama organına seçilmiş milletvekillerinin halkın görüşlerini serbestçe açıklamalarını ve bu anlamda belli kişilerin veya grupların ülkenin siyasal hayatına katılımlarını engelleyici nitelikte olduğu, bu itibarla seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarının etkisini ortadan kaldırdığı açıktır.
Yasama dokunulmazlığını koruma altına alan Anayasanın 83. maddesi ve temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılmasını yasaklayan Anayasanın 14. maddesi ancak demokrasinin korunması bağlamında ve hak eksenli yorumlandıkları takdirde işlevlerini tam olarak yerine getirebilir. Mahkemeler söz konusu Anayasal hükümleri özgürlükler lehine yorumlamadıkları gibi onları böyle bir yorum yapmaya sevk edecek esasa ve usule ilişkin güvencelerin bulunduğu bir yasal sistem de bulunmamaktadır.
Milletvekili seçilmesinden ve genel olarak yasama dokunulmazlığına sahip olmasından sonra yargılanmasına devam edilerek mahkum edilmesinin başvurucunun Anayasanın 67. maddesi ile korunan haklarını ihlal ettiği ve ihlalin yasama dokunulmazlığının, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarının korunmasına ilişkin temel güvencelere sahip, belirliliği ve öngörülebilirliği sağlayan Anayasal veya yasal bir düzenlemenin bulunmamasından kaynaklandığı sonucuna ulaşılmıştır.
Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.
B. İfade Özgürlüğünün İhlali İddiası
Terör örgütleri veya mensupları tarafından yapılsa dahi- herhangi bir düşünce açıklaması bu açıklamanın içeriğinden, bağlamından ve nesnel anlamından bağımsız bir değerlendirmeye tabi tutulup kategorik olarak ifade özgürlüğü kapsamı dışında bırakılamaz. Herhangi bir açıklamanın sırf kanun dışı bir örgüte ait olmasının ifade özgürlüğüne yapılan müdahaleyi otomatik olarak haklı göstermeyeceğinin altı çizilmelidir.
Somut olayda, sosyal medya paylaşımında bir haber sitesinin -hâlen erişim imkânı bulunan- haberinin paylaşıldığı ve söz konusu haber içeriğinde PKK’nın bir açıklama yayımladığına ve bu açıklamada adım atılması hâlinde “1 ayda barışın geleceğinin ve kardeşlik içinde çözüm özleminin gerçekleştirileceğinin” belirtildiğine vurgu yapıldığı görülmektedir. Haberde ayrıca bir siyasi partinin Meclis Grup Başkanvekili ile eski Başbakan Yardımcısı ve eski TBMM Başkanının görüşlerine ayrıntılı biçimde yer verilmiştir.
Söz konusu haberde şiddete teşvik olarak yorumlanabilecek, doğrudan veya dolaylı yollardan terör suçunun işlenmesi tehlikesine yol açabilecek herhangi bir ifade bulunmamıştır. Başvurucunun haberi paylaşma biçiminde ve haberi paylaşırken kullandığı cümlede şiddete teşvik olarak yorumlanabilecek herhangi bir ifadeye de rastlanılmamıştır. Başvurucu, söz konusu paylaşımında terör örgütünün çözüm sürecinin tekrar başlaması gerektiğine yönelik açıklamasının değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Bunun yanında başvurucunun paylaştığı haberde yer verilen fotoğrafın, somut olayda kullanıldığı haber içeriğinden bağımsız değerlendirilmemesi gerekir. Öncelikle belirtmek gerekir ki fotoğraf paylaşılan haberde kullanılmıştır. Haberde kullanılan dilde şiddete teşvik eden bir yön bulunmadığı gözönüne alındığında bahse konu fotoğrafın kullanılma amacının, kullanılma biçimi ve bağlamıyla birlikte değerlendirildiğinde terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterme, övme ya da teşvik etmek değil -ulusal yayınlarda yaygın biçimde başvurulduğu gibi- bir haber yapma tekniği olarak habere dikkat çekicilik ve inandırıcılık katmak olduğu söylenebilir. Zira haberde yer alan fotoğrafın benzerlerine ulusal yayın yapan yazılı ve görsel basın yayın organlarında sıkça yer verildiği görülmektedir.
İçinde şiddete tahrik olarak yorumlanabilecek ifadeler geçmeyen bir açıklamanın yer aldığı somut başvuruya konu haberin paylaşılmasına, açıklamanın sırf yasa dışı bir örgüte veya bir suçluya ait olduğundan bahisle “açıklamanın sahiplenilmesi olarak nitelendirilip” müdahale edilmesi ifade özgürlüğünün ihlalini oluşturmuştur. Haber niteliği olduğu yönünde tereddüt bulunmayan terör örgütüne ait bir açıklamanın üstelik karşıt siyasetçilerin görüşleri ile birlikte haberleştirilmesinin “terör örgütünün meşru gösterilmeye çalışılması” olarak kabul edilmesi basının temel görevlerini yerine getirmesini ve haberciliği imkânsız kılabilecektir.
Başvurucu, ulusal ölçekte yayın yapan bir internet haber sitesinde daha önce yayımlanmış bir haberi yalnızca paylaşması nedeniyle cezalandırılmıştır. Mevcut başvurudaki paylaşımın yapıldığı tarihte başvuruya konu edilen terör örgütünün açıklamasının zaten halka açıklanmış olduğu gözardı edilmiştir. Bu habere ilişkin olarak herhangi bir soruşturma başlatıldığı veya tedbire başvurulduğu da tespit edilememiştir. Paylaşılması nedeniyle başvurucunun cezalandırıldığı haber hâlen yayındadır. Dolayısıyla yayımlandığı 2016 yılından beri haberin hiçbir suçlama ile karşılaşmadığı da gözetildiğinde mahkemelerin başvurucunun cezalandırılmasına ilişkin amaçlarında varsaydıkları durumların esasında bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Bu itibarla başvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir.
b-) Anayasa Mahkemesinin, 2016/39759 Başvuru numaralı, Figen Yüksekdağ Şenoğlu ve Diğerleri Başvurusuna ilişkin 30.3.2022 tarihli kararında özetle;
“…1. Başvuru; bir anma töreni sırasında gerçekleştirdikleri eylemler nedeniyle terör örgütünün propagandasını yapma suçundan cezalandırılan başvurucuların ifade özgürlüğünün ihlal edildiği, milletvekili seçilerek dokunulmazlık hakkını kazanan başvurucu Figen Yüksekdağ Şenoğlu hakkında yargılamaya devam edilmesinin seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkını ihlal ettiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda ayrıca adil yargılanma hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği ileri sürülmüştür…
1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
26. Başvurucu, dava devam ederken milletvekili seçildiği hâlde Anayasanın 83. maddesi uyarınca dokunulmazlıktan yararlandırılmayıp hakkında durma kararı verilmemesinden şikâyet etmiştir. Bundan başka başvurucu; terör örgütünün propagandasını yapma suçunun Anayasanın 14. maddesi kapsamında değerlendirilemeyeceğini, söz konusu eyleminin devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü bozmaya yönelik bir fiil olarak görülemeyeceğini, düşüncesini ifade etme dışında bir fiilinin söz konusu olmadığını belirtmiş ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür…
2. Değerlendirme
28. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18.9.2013, § 16). Başvurucunun bu başlık altındaki şikâyetlerinin “Anayasanın Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması” kenar başlıklı 14. ve “Yasama dokunulmazlığı” kenar başlıklı 83. maddesinin ışığında ve bir bütün olarak Anayasanın 67. maddesinde koruma altında bulunan seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir (benzer değerlendirmeler için bkz. Ömer Faruk Gergerlioğlu, 49).
ii. Müdahalenin Varlığı
39. Başvurucu 1.11.2015 tarihinde yapılan 26. Dönem Milletvekili Genel Seçiminde milletvekili seçilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun genel olarak yasama dokunulmazlığına sahip olduğu konusunda kuşku bulunmamaktadır. Bununla birlikte başvurucunun durumunun Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen istisna kapsamında olduğu gerekçesiyle yargılamaya devam edilmiş, başvurucu hakkında verilen mahkûmiyet kararı onanarak kesinleşmiştir. Dolayısıyla başvurucunun seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkına, yargılamaya devam edilmesiyle birlikte müdahale edilmeye başlandığını kabul etmek gerekmiştir (Ömer Faruk Gergerlioğlu, 69)…
iii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı…
42. Anayasa Mahkemesi Ömer Faruk Gergerlioğlu kararında Anayasa’nın ”14. maddesindeki durumlar” kapsamında görülen bir suç soruşturması ve kovuşturması nedeniyle yetkili adli makamlarca yasama dokunulmazlığının bulunmadığının tespiti yönteminin hukuk aleminde etkin bir şekilde uygulanabilmesi için gerek ”14. maddedeki durumlar” kapsamına giren suçların belirlenmesi gerekse de usul ve esasa ilişkin güvencelerin bulunduğu bir yasal sistemin kurulması konusunda takdir yetkisinin yasama organına ait olduğunu, mevcut hâliyle bu sistemin uygulanmasının Anayasanın 67. maddesi ile korunan hakları sistematik olarak ihlal ettiği sonucuna varmıştır (Ömer Faruk Gergerlioğlu, 134, 199).
43. Bununla beraber Anayasa Mahkemesi bahsi geçen kararda “14. maddedeki durumlar” kapsamına giren suçların belirlenmesi gerekse de usul ve esasa ilişkin güvencelerin bulunduğu bir yasal sistemin kurulmamasının anayasal bir boşluk meydana getirmeyeceğini zira Anayasanın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan dokunulmazlıkların Meclisce kaldırılması usulünün tüm suçlar yönünden uygulanmasının mümkün olduğunu ifade etmiştir.
44. Somut olayda başvurucunun milletvekili seçilmesinden ve genel olarak yasama dokunulmazlığına sahip olmasından sonra hakkında isnat edilen suçların Anayasanın “14. maddesindeki durumlar” kapsamında görülen suçlardan olduğu kabul edilerek yargılanmasına devam edilmiş ve mahkûmiyet kararı onanmıştır. Başvurucunun yasama dokunulmazlığının bulunmadığının tespiti yönünden adli makamlarca, Anayasanın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan dokunulmazlıkların Meclisce kaldırılması usulü başvurucu yönünden uygulanmamıştır.
45. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun yasama dokunulmazlığının seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarının korunmasına ilişkin temel güvencelere sahip, belirliliği ve öngörülebilirliği sağlayan anayasal veya yasal bir yöntemle kaldırılmadığı anlaşıldığından Anayasanın 67. maddesi ile korunan seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir…
B. İfade Özgürlüğünün İhlal Edildiğine İlişkin İddialar,…
55. Başvurucular bir anma etkinliğine katılmaları, bu etkinlikte slogan atmaları, göğüslerinde fotoğraf, ellerinde pankart ile döviz taşımaları ve saygı duruşuna iştirak etmeleri nedeniyle terör örgütünün propagandasını yapma suçundan 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmıştır (bkz. 19). Cezalandırmaya konu eylemler dikkate alındığında söz konusu ilk derece mahkemesi kararı ile başvurucuların ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahalede bulunulduğunun kabul edilmesi gerekir…
(3)Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk
(a)Demokratik Toplumda İfade Özgürlüğünün Önemi
60. İfade özgürlüğü kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanmaması, bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Anayasa Mahkemesi ifade özgürlüğünün demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemde olduğunu daha önce pek çok kararında açıklamıştır (Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, 33-35; Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, 42, 43; Tansel Çölaşan, B. No: 2014/6128, 7/7/2015, 35-38).
61. İfade özgürlüğüne yönelik bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı bir müdahale olması gerekir (Bekir Coşkun, 53-55; Mehmet Ali Aydın, 70-72; AYM, E.2007/4, K.2007/81, 18/10/2007).
62. Derece mahkemeleri, bireylerin fikirlerini ifade özgürlüğü yoluyla ifade etme hakları ile Anayasanın 26. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen meşru amaçlar arasında adil bir denge kurulmalıdır (Bekir Coşkun, 44, 47, 48; Hakan Yiğit, B. No: 2015/3378, 5/7/2017, 58, 61, 66). Derece mahkemeleri söz konusu dengelemeyi yaparken ve ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılayıp karşılamadığını değerlendirirken belirli bir takdir yetkisine sahiptir. Şüphesiz kullanılan sözlerin bireylere, bir kamu görevlisine ya da toplumun bir kesimine karşı şiddete teşvik mahiyetinde olması durumunda kamu otoritelerinin ifade özgürlüğüne müdahale konusunda takdir marjları çok daha geniştir. Ancak bu takdir payı, Anayasa Mahkemesinin denetimindedir (Sırrı Süreyya Önder, 56; Kemal Kılıçdaroğlu, B. No: 2014/1577, 25/10/2017, 57)…
(c) Müdahalenin Zorunlu Bir Toplumsal İhtiyacı Karşılaması…
64. Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için amaca ulaşmaya elverişli olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarak kendisini göstermesi gerekmektedir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. Bekir Coşkun, 51; Mehmet Ali Aydın, 68; Tansel Çölaşan, 51)…
(d)Müdahalenin Gerekçesi
66. Anayasa Mahkemesi, çok sayıdaki kararında ifade özgürlüğüne gerekçesiz olarak veya Anayasa Mahkemesince ortaya konulan kriterleri karşılamayan bir gerekçe ile yapılan müdahalelerin Anayasa’nın 26. maddesini ihlal edeceğini ifade etmiştir. İfade özgürlüğüne yapılan bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için kamu makamları tarafından ortaya konulan gerekçelerin ilgili ve yeterli olması gerekir (diğerleri arasından bkz. Kemal Kılıçdaroğlu, 58; Bekir Coşkun, 56; Tansel Çölaşan, 56; Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri, 120; Sırrı Süreyya Önder, 60)…
(e) Somut Olayın Değerlendirilmesi…
73. Anayasa Mahkemesi daha önce Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri (aynı karada bkz. 115-118) kararında terör örgütünün propagandasını yapma suçunun Türk hukukundaki görünümüne ilişkin bazı tespitlerde bulunmuştur. İlk olarak 3713 sayılı Kanunun 7. maddesinde yapılan değişiklik ile terör örgütünün propagandasını yapma suçu çok sayıda ve her türde ifadeyi kapsayacak şekilde geniş yorumlanabilecek bir fiil olmaktan çıkarılmaya, terör örgütünün şiddet ve tehdit yöntemlerini meşru gösterme veya övme ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik etme şeklinde tanımlanarak suça hukuki belirlilik kazandırılmaya çalışılmıştır. İkinci olarak Yargıtay da Türk hukukunda terör ile bağlantılı her tür düşünce açıklamasının değil yalnızca terör örgütlerinin cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek, övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasının yapılmasının suç olarak kabul edildiğini pek çok kez ifade etmiştir (Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri, 54-57).
74. İçinde şiddete başvurmayı cesaretlendirici ifadeler yer almayan, terör suçlarının işlenmesi tehlikesine yol açmayan çeşitli grupların şiddete başvurmaksızın ulaşmayı düşündükleri toplumsal veya siyasal hedeflere, siyasi, ekonomik ve sosyal sorunlara ilişkin görüşleri gibi düşünce açıklamaları, ideolojik ve katı olarak nitelendirilseler bile terörizmin propagandası olarak kabul edilemez. Dolayısıyla sağ veya sol ideolojilere, anarşist ve nihilist akımlara, toplumsal ve siyasal ortama veya sosyoekonomik dengesizliklere, etnik sorunlara ülke nüfusundaki farklılıklara, daha fazla özgürlük taleplerine veya ülke yönetim biçiminin eleştirisine yönelik düşüncelerin -devlet yetkilileri veya toplumun önemli bir bölümü için rahatsız edici olsa bile- açıklanması, yayılması, aktif, sistemli ve inandırıcı bir şekilde başkalarına aşılanması, telkin ve tavsiye edilmesi ifade özgürlüğünün koruması altındadır (.Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri, 8I; Ayşe Çelik, 44; Candar Şafak Dönmez, 63)…
75. Terörizmin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesinin (TÖDAS) 5. maddesinin birinci paragrafında, terör suçunun işlenmesi için alenen teşvik düzenlenmiştir. Buna göre doğrudan veya dolaylı yollardan terör suçunun işlenmesi tehlikesine yol açacak bir mesajın kamuoyuna yayılmasının cezalandırılması hedeflenmektedir. TÖDAS’ın açıklayıcı raporuna göre Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (Sözleşme) temel özgürlüklerinin sınırlandırılması yönündeki muhtemel riskin dikkatli bir şekilde analiz edilmesi için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) Sözleşmenin 10. maddesinin uygulamasına ilişkin içtihatlarına ve terörizmi övme ve terörizme teşvike ilişkin ulusal hükümlerin uygulanması hususunda devletlerin deneyimlerine özel bir dikkat göstermek gerekmektedir (açıklayıcı rapor, 88). Açıklayıcı raporda, şiddet içeren terör suçlarına doğrudan veya dolaylı teşvik teşkil edecek mesajlara yönelik belirli sınırlamaların Sözleşmeye uygun olduğunu hatırlatılmıştır (açıklayıcı rapor, 91; Candar Şafak Dönmez, 64).
76. Açıklayıcı raporda ayrıca terör suçlarının işlenmesine dolaylı teşvik ile meşru eleştiri hakkı arasındaki sınırın nerede olduğu meselesinin önemine de değinilmiştir. Dolaylı teşvikin belirlenmesinde devletlerin belirli bir taktir yetkisi olduğu ifade edilmiş ancak bir eylemin terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerine başvurmayı teşvik etme olarak kabul edilebilmesi için eylem ile iletilmek istenen mesajın terör suçlarının işlenmesine kışkırtmak niyetiyle, terör suçlarının işlenmesini savunarak, bir veya birden fazla suçun işlenmesi tehlikesine yol açacak şekilde kamuoyuna yayılmasının amaçlanması gerektiği ifade edilmiştir (açıklayıcı rapor, 97-100). Terör örgütünün propagandası suçunda örgütün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemleri belirli bir yoğunlukta savunularak başkalarınca aynı davranışın gerçekleştirilmesi amaç edinilmektedir (Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri, 119; Sırrı Süreyya Önder, 63; Candar ŞafakDönmez, 65).
77. Anayasa Mahkemesi, daha önce pek çok kararında propaganda suçunun soyut tehlike suçu olarak kabul edilmesinin başta ifade özgürlüğü olmak üzere anayasal hak ve özgürlükler üzerinde bir baskı oluşturma potansiyeline sahip olduğuna dikkat çekmiştir. Bu sebeple açıklayıcı raporun 100. maddesinde ifade edildiği gibi bir propaganda faaliyetinin cezalandırılabilmesi için olayın somut koşullarında belirli oranda tehlikeye neden olduğunun gösterilmesi uygun olacaktır (diğerleri arasından bkz. Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri, 84; Ayşe Çelik, 47; Sırrı Süreyya Önder, 64; Meki Katar, 53).
78. Öte yandan bu çeşit bir düşünce açıklamasının barışçıl bir toplantı sırasında yapılması olgusu da değerlendirilmelidir. Önemle belirtilmelidir ki terörle mücadelenin zorlukları ile birlikte terör bağlamında yapılan açıklamaların karmaşıklığı ve muğlaklığı söz konusu olduğunda düşünce açıklamalarının şiddete teşvik mahiyetinde olup olmadığı yönündeki değerlendirmenin ancak açıklamanın yapıldığı bağlama, açıklamada bulunan kişinin kimliğine, açıklamanın zamanına ve muhtemel etkilerine, açıklamadaki diğer ifadelerin tamamına bir bütün olarak bakılarak yapılması gerektiği gözden uzak tutulmamalıdır (Sırrı Süreyya Önder, § 64; Candar Şafak Dönmez, 68).
79. Anayasa Mahkemesine göre doğası veya içeriği gereği devlete zarar vermek veya toplumu sindirmek için ağır şiddet suçlarını işlemeye hazır bulunan insanları bilinçlendirmeye veya cesaretlendirmeye olanak sağlayan, bu suçların işlenme riskini artıran düşünce açıklamaları saldırganlığa yöneltecek seviyede tehlikelidir. Bu bağlamda somut olayda başvurucuların açıklamalarının ve faaliyetlerinin MLKP terör örgütünün siyasi veya sosyal etkinliğini artırmak, sesinin kitlelere duyurulmasını sağlamak, örgütün başa çıkılması imkânsız bir güç olduğu ve amacına ulaşabileceği kanaatini toplum üzerinde oluşturmak, örgütün mücadelesine karşı olan kişi ve kuruluşları ortadan kaldırmak, sindirmek, halkın örgüte sempatisini artırmak ve giderek aktif desteğini sağlamak amacıyla yapıldığı kabul edildiği söz konusu düşünce açıklamaları terörizmin propagandası olarak kabul edilecektir (Ayşe Çelik, § 59).”
c-) Anayasa Mahkemesinin, 2018/38143 Başvuru numaralı, Sırrı Süreyya Önder Başvurusuna ilişkin 03.10.2019 tarihli kararında;
“1. Başvuru, bir toplantıda yaptığı açıklamalar nedeniyle terör örgütünün propagandasını yapma suçundan mahkûm edilen başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir…
Terör Örgütünün ve Liderinin Övülmesi Eylemine AİHM’in Yaklaşımı
36. AİHM, slogan atılması suretiyle veya başka bir biçimde terör örgütünün ya da örgüt liderinin övüldüğü hallerde düşünce açıklamalarının doğrudan şiddete teşvik edip etmediği üzerinde durmuştur. Nitekim AİHM, Abdullah Öcalan’ın Kürtlerin lideri olarak ifade edilmesinin tek başına şiddete teşvik etmediği kanaatine ulaşmıştır. AİHM, Bahçeci ve Turan/Türkiye (B. No: 33340/03, 16/6/2009, 31) kararında “Yaşasın Abdullah Öcalan, Yaşasın Başkan, Yaşasın Halkların Kardeşliği, Yaşasın Kürdistan” sözlerini değerlendirmiş ve söz konusu mesajın içerik olarak şiddete başvurmayı, silahlı direnişi ve başkaldırıyı teşvik etmediğini, kin ve husumet dolu bir söylemin de söz konusu olmadığını ifade etmiştir.
37. AİHM, Savgın/Türkiye (B. No: 13304/03, 2/2/2010, § 45) kararında, Abdullah Öcalan’ın başkan olarak anıldığı mesajların ve sloganların şiddete teşvik etmeyeceği görüşüne ulaşmış; Öner ve Türk/Türkiye (B. No: 51962/12, 31/3/2015, § 24) kararında da, başvuranın adı geçeni Kürtlerin lideri olarak tanımladığı konuşmasının şiddete teşvike yol açmadığına karar vermiştir. AİHM, Lütfiye Zengin ve diğerleri/Türkiye (B. No: 36443/06, 14/4/2015, § 50) kararında da, bir pankartın üzerinde bulunan “Sayın Abdullah Öcalan siyasi irademizdir” yazısının şiddet kullanımına, silahlı direnişe ya da başkaldırıya teşvik etmediğini ifade etmiştir. AİHM’e göre benzer olaylarda nefret içeren düşünce açıklamalarının dikkate alınması gerekse de somut olayda böyle bir açıklama söz konusu değildir.
38. AİHM benzer olaylardaki değerlendirmelerinde düşünce açıklamasının şiddeti destekleyip desteklemediğine ilave olarak açıklama nedeniyle herhangi bir zarar doğup doğmadığını da değerlendirmektedir. Nitekim AİHM, Kılıç ve Eren/Türkiye (B. No: 43807/07, 29/11/2011,27-29) kararında “Sürekli Ayaklanalım, Başkanımız Öcalan” şeklindeki sloganın şiddet içeren bir tonlamayla atıldığı sonucuna varmakla birlikte anılan sloganın atılmasının -anlık olarak- herhangi bir kişiye zarar vermediğinin altını çizmiştir. AİHM, bahse konu sloganın -ulusal güvenlik ve kamu düzeni üzerindeki potansiyel etkisini sınırlandıran- yasal ve barışçıl bir toplantı sırasında atıldığını, bu nedenle şiddeti teşvik etmediğini belirtmiştir. AİHM’e göre benzer bir slogan nedeniyle kişilerin cezalandırılması için açık ve olası bir tehlike bulunduğunun gösterilmesi gerekir. Bahsi geçen kararda AİHS’nin 10. maddesinin yalnızca ifade edilen fikirlerin esasını ve bilgileri değil aynı zamanda bunların ifade edilme şekillerini de koruduğunu vurgulamıştır.
39. AİHM’e göre düşünce açıklamasının kamu düzeni üzerinde olumsuz bir etkisinin olup olmadığı incelenmelidir. Nitekim Belge/Türkiye (B. No: 50171/09, 6/12/2016, §§ 34, 35) kararında terör örgütü ve Abdullah Öcalan lehine içinde şiddet çağrısı da bulunan sloganların atıldığı, adı geçenin fotoğraflarının taşındığı bir toplantıda konuşma yapan ve Öcalan’a Kürtlerin lideri diyen başvurucunun cezalandırılmasını ifade özgürlüğüne aykırı bulduğu kararında AİHM, konuşmanın yapıldığı kapsamı ve göstericilerin davranışlarını dikkate almıştır. AİHM, ayrıca başvuranın konuşmasının kamu düzeni üzerinde olumsuz bir etkisinin olup olmadığını incelemiş; başvuruya konu toplantının barışçıl olmadığını veya gösteriye katılan kişilerin başvuranın konuşmasını dinledikten sonra şiddet içeren eylemlerde bulunduğunu gösteren herhangi bir delil olmadığını belirtmiştir…”
V- HUKUKSAL DEĞERLENDİRME:
Belirtilen yasal düzenlemeler çerçevesinde uyuşmazlığa esas konunun, Anayasanın 83 maddesinin İkinci Fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” kapsamında değerlendirilmesi gereklidir.
A-) Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresinin kapsamı yönünden yapılan incelemede;
ı- Yasama Sorumsuzluğu:
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 83/1. maddesi, milletvekillerinin yasama sorumsuzluğunu düzenlemektedir. Yasama sorumsuzluğu, yasama çalışmalarıyla ilgili fiiller yönünden milletvekilleri için tam ve sürekli bir koruma sağlar. Milletvekilleri sorumsuzluk kapsamına giren bir eylemden ötürü milletvekilliği sıfatı sona ermiş olsa dahi kovuşturulamazlar. Düzenlemenin amacı, milletvekillerinin yasama işlevlerini çekinmeksizin yerine getirebilecekleri bir ortam sağlamaktır.
İddianamelerde olayların anlatılış biçimleri ve suç teşkil ettiği ileri sürülen eylemlerin şekil ve icra tarzı itibariyle sanığın yasama sorumsuzluğundan faydalanamayacağında kuşku bulunmadığından hukuki niteliği ve amacı itibariyle yasama dokunulmazlığından farklı olan bu kurum değerlendirme konusu yapılmayacaktır.
ıı- Yasama Dokunulmazlığı:
a-Tanımı: Yasama organı üyelerinin korkusuzca görev yapabilmelerini sağlayacak, niteliği yönünde milletvekilinin fikir ve söz hürriyetinin eksiksiz ve serbestçe kullanması amacını güden bir anayasal hukuku kuralıdır (H.G.K1981/4- 1166,1984/365). Milletvekilleri aleyhinde yasama sorumsuzluğuna girmeyen ve suç olan fiillerinden ötürü meclisin kararı olmadıkça kovuşturmaya girişilememesidir (Dönmezer-Erman Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku cilt 1 sayfa 272)
b-Konu Bakımından Kapsamı: Yasama dokunulmazlığı aynı maddenin 2. fıkrasında milletvekillerine nispi ve geçici bir koruma sağlamaktadır. Dokunulmazlık kapsamında kalan eylemleri nedeniyle milletvekilleri, ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar saklı kalmak üzere, seçimden önce veya sonra bir suç işlediği iddiasıyla, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Yasama dokunulmazlığı ile sorumsuzluktan farklı olarak, yasama çalışmaları dışındaki fiillerden dolayı milletvekillerine nispi ve geçici nitelikte bir koruma sağlanmaktadır. Bu şekilde milletvekillerinin keyfi ve asılsız ceza kovuşturmaları ve tutuklamalar ile vazife yapmaktan alıkonulmasının önüne geçilmek istenmiştir. Bahsedilen koruma iki şekilde ortaya çıkmaktadır; muhakeme engeli ve infaz engeli.
i-Muhakeme engeli olarak Yasama Dokunulmazlığı:
Anayasanın 83/2 inci fıkrası hükmü yasama dokunulmazlığını bir “kovuşturma engeli” olarak düzenlemiştir. Bu nedenledir ki, tahdidi olarak sayılan, tutulma/yakalama – gözaltına alma, sorguya çekilme ve tutuklama dışında kalan tüm soruşturma işlemleri yapılabilir. Soruşturma sonunda şartları oluşmuşsa kamu davası açılabilir. Fakat kovuşturma yapılamaz. 5271 sayılı CMK’nın 223/8 maddesi gereğince açılan davanın durmasına karar verilmelidir.
ii- İnfaz engeli olarak Yasama DokunulmazIığı:
Anayasanın 83/3 üncü fıkrasında yer alan dokunulmazlık ise bir infaz engeli olarak düzenlenmiştir. Bu dokunulmazlık, başlamış veya henüz başlamamış olan ceza mahkumiyetinin infazını milletvekilliğinin sona ermesine bırakmaktadır. Cezanın infazına engel olan bu dokunulmazlığın kalkması mümkün değildir. Söz konusu dokunulmazlık sadece milletvekilinin yeniden seçilememesi veya mahkum olduğu suç milletvekili seçilmeye engel bir suçsa 84.madde gereğince milletvekilliğinin meclis kararı ile düşürülmesi ile sona erer(M.Feyzioğlu Yasama Dokunulmazlığı sh.23-24).
Dokunulmazlığı kendiliğinden kalkan ya da meclis kararı ile kaldırılan milletvekili yapılan yargılama neticesinde mahkum olursa, kesinleşen mahkumiyet hükmü infaz edilmez, tutuklu milletvekili salıverilir.
c-İstisnaları: Yasama dokunulmazlığına 2. fıkrada iki istisna getirilmektedir;
aa- Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali: Ağır Ceza Mahkemesinin görevine giren suçlarla ilgili suçüstü halinin anlaşılması gerektiğinde tereddüt etmemek gerektir. 5271 sayılı CMK’nın tanımlar başlıklı 2. maddesinin 1/j bendinde suçüstü hali; 1. İşlenmekte olan suçu, 2. Henüz işlenmiş olan fiil ile fiilin işlenmesinden hemen sonra kolluk, suçtan zarar gören veya başkaları tarafından takip edilerek yakalanan kişinin işlediği suçu, 3.Fiilin pek az önce işlendiğini gösteren eşya veya delille yakalanan kimsenin işlediği suçu ifade eder. Ağır Ceza Mahkemesinin görevi ise 5235 sayılı kanunun 12. maddesinde düzenlenmiştir,
bb- Seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14’üncü maddesindeki durumlar:
Anayasanın ne 83/2’inci ne de 14’üncü maddelerinde, yasama dokunulmazlığı dışında kalacak bir suç tipine yer verilmektedir. 14. maddenin son fıkrasında “bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir,” denilmekle yetinilmiştir. Tam da bu nedenle düzenlemenin, ceza hukukunun temel ilkelerinden olan “kanunilik” ilkesine açık aykırılık oluşturduğu ve sonuç olarak belirsizlik-öngörülemezlik hali ile malül olduğu hususunda doktrinde ittifak bulunduğu görülmektedir (Kemal Gözler Türk Anayasa Hukuku sh. 326, Yavuz Sabuncu Anayasaya Giriş sh.194,) Böylece Anayasa vazı’ının, hangi suçların 14. madde kapsamında kalacağı yönündeki takdir hakkının hakime ait olmasını isteyen bilinçli bir boşluk oluşturduğu söylenebilir.
Anayasanın 83/2 inci maddesinde, “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” olarak işaret olunan, anılan maddede de ‘Devletin ülkesi ve Milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik, laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler…”’i, aynı maddenin son fıkrası gereğince yaptırıma bağlayan ceza normlarının hangileri olduğu ya da olması gerektiği hususunda da doktrinde güçlü bir önerinin olmadığı görülmektedir.
Hakimin takdir yetkisini kullanırken suçta ve cezada kanunilik ilkesinin bir sonucu olarak, belirlilik (Lex Certa) ve kıyas yasağı (Lex stricta) yönünden sorunlu yanına işaret olunan düzenlemeyi, devletin müdahale/cezalandırma yetkisini “demokratik sisteme yönelik tehdidin ağırlığı ve süresi ile sıkı sıkıya orantılı bir şekilde, kullanma…”(AİHM.Da Becker/ Belçika, B. No: 214/56, 27.3.1962 kararı) zorunluluğunu da gözeterek mümkün oldukça dar yorumlaması gerektiği açıktır.
Bu cümleden olarak devletin siyasal fonksiyonlarına karşı işlenen ve konusunu, “Devletin ülkesi ve Milletiyle bölünmez bütünlüğü ve insan haklarına dayanan demokratik, laik Cumhuriyet” oluşturan suçların bu nev’iden suçlar olduğunda kuşku duymamak gerekir. Gerek mülga 765 sayılı TCK’nın 125-173.maddelerinde, gerekse mer’i 5237 sayılı TCK’nın 247-343. maddelerinde düzenlenen Devlete karşı suçlardan, anılan değerleri doğrudan koruyan suçların, 3713 sayılı Yasanın 1’inci maddesindeki tanım da dikkate alındığında aynı yasanın 3 üncü maddesinde tahdidi olarak sayılan suçlar olduğu söylenebilir.
Bu istisna halinin uygulanması, iki şartın birlikte gerçekleşmesine bağlanmıştır;
aa-Failin eyleminin, ”Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetleri” cezalandıran bir suçu oluşturduğu iddia edilmeli,
bb-Bu suçlarla ilgili soruşturma seçimden önce başlatılmalıdır.
Öte yandan, İfade özgürlüğü T.C. Anayasasının 26. ve Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına dair Sözleşmenin 10. maddesi ile teminat altına alınmıştır.
İfade özgürlüğünün kullanımına meşru bir müdahale için;
1-Müdahalenin kanunlarda öngörülmüş olması,
2-Ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü, kamu emniyeti, kamu düzeninin sağlanması ve suçun işlenmesinin önlenmesi, sağlığın korunması, ahlakın, başkalarının şöhret ya da haklarının korunması, gizli tutulması kaydıyla alınmış bilgilerin açıklanmalarının engellenmesi ve yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanmasına ilişkin değerlerden bir veya bir kaçını korumaya yönelik olmalıdır.
3-Müdahale demokratik bir toplumda gerekli bulunmalıdır.
Sözlük anlamı ile propaganda “bir öğreti, düşünce veya inancın başkalarına tanıtmak, benimsetmek ve yaymak amacıyla söz, yazı vb. yollarla gerçekleştirilen faaliyet” şeklinde tanımlanmıştır. Yargısal kararlarda ise terör örgütünün propagandası, “belli bir görüşün toplum içinde yayılması, fikir ve kanaatların kökleşmesini sağlamak amacıyla örgütün övülmesi, kişilerde örgüte sempati duyulmasını sağlayacak hareketler gerçekleştirilmesi, örgüt faaliyetlerine yakınlık sağlayacak duyguların yaratılması, örgüte karşı düşmanlığın ortadan kaldırılması sonucunu doğuran hareketlerin yapılması ve örgütü iyi gösteren biçimde tanıtmak” şeklinde tanımlanmıştır.
İfade özgürlüğü terörle mücadele kapsamında en çok müdahale ve sınırlamaya maruz kalan temel haklardandır. Nitekim 3713 sayılı Kanununun 7/2. maddesindeki propaganda yasağı bu duruma örnek teşkil etmekle birlikte kanun koyucu madde de zaman zaman yaptığı değişikliklerle özgürlüğü genişletmiştir.
Bu amaçla 11.04.2013 tarih ve 6459 sayılı Kanunun 8. maddesi ile yapılan değişiklik sonucu; terör örgütünün propagandası suçunun oluşabilmesi için; örgütün “cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da teşvik edecek şekilde” yapılması zorunlu kılınarak, sınırlamanın AİHS uygun hale getirilmesi amaçlanmıştır. Bu değişiklik, örgütün her türlü övülmesinin propaganda suçunu oluşturmayacağı, propaganda faaliyetlerinin suç oluşturabilmesi için “örgütün, cebir şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde” olması gerekli kılmaktadır. Ancak, aynı Kanunun 7. maddesinin 2. fıkranın b bendinde ise; toplantı ve gösteri yürüyüşünde gerçekleşmese dahi, terör örgütünün üyesi veya destekçisi olduğunu belli edecek şekilde;
1-Örgüte ait resim veya işaretlerin asılması ya da taşınması,
2-Slogan atılması,
3-Ses cihazları ile yayın yapılması,
4-Terör örgütüne ait amblem, resim veya işaretlerin üzerinde bulunduğu üniformanın giyilmesi,
Şeklindeki fiil ve davranışlar propaganda suçundan cezalandırılacaktır. Bu düzenleme ile kanun koyucu herhangi bir unsurun varlığına bağlı olmaksızın bu suçun oluşacağı kabul edilmek suretiyle ifade özgürlüğü parametrelerini dışlayan tipe uygun eylem tanımlaması yapmıştır.
Diğer taraftan, Anayasanın 90/son fıkrasında “usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konularda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır.” Temel hak ve hürriyetlere ilişkin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine ekli protokoller Türkiye Büyük Millet Meclisince onaylanmıştır. Anayasal düzenleme karşısında, ifade özgürlüğüne ilişkin Avrupa Sözleşmesinin 10. maddesi bir iç düzenleme şekline dönüşmüştür.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de; kişinin hakkı ile toplumun çıkarı ve özellikle kişinin temel ifade özgürlüğü hakkı ve demokratik toplumun terör örgütlerinin faaliyetlerine karşı kendini korumaya ilişkin meşru hakkı arasında bir denge kurulması ihtiyacını beraberinde getirmektedir (Zana v. Türkiye). Devletlerin terör ile mücadelesinin zorluklarına vurgu yaparak, müdahalenin acil bir toplumsal ihtiyaçtan kaynaklanıp kaynaklanmadığı, hedeflenen meşru amaca uygun olup olmadığını, devlet yetkililerince ileri sürülen gerekçelerin ilgili ve yeterli bulunup bulunmadığı ortaya konulmalıdır (Yılmaz ve Kılıç/ Türkiye davası).
Terör ile mücadele kendine özgü bir takım zorlukları barındırdığından devletler bu mücadelede daha geniş bir takdir marjına sahip olduğu kabul edilmekle birlikte terör ile mücadelede bir hukuk rejimidir. Uluslararası hukuktan kaynaklanan yükümlülüklerin ihmal edilebileceği bir alan değildir.
Toplantı veya gösteri yürüyüşünde olsun veya olmasın; yazı veya sözler (atılan slogan, taşınan pankart veya giyilen üniforma) ile verilen mesajın şiddete çağrı, tahrik ve teşvik edici ya da silahlı direnişe ve isyana davet şeklinde veya insanda saldırgan duygular oluşturacak biçimde anlamsız bir nefret yaratarak şiddetin doğmasına uygun bir ortamı kışkırtacak nefret söylemi olup olmadığı değerlendirilmeli, doğrudan veya dolaylı şiddete çağrı var ise sanığın kimliği, konumu, konuşulan yer ve zamanı gibi açık ve yakın tehlike testi bakımından analize tabi tutulmalıdır.
İfade özgürlüğü sadece memnuniyetle karşılanan zararsız veya önemsiz sayılan insanların kayıtsız kalabileceği bilgi ve fikirler için değil, aynı zamanda demokratik toplumu şekillendiren çoğulculuğun, hoşgörünün ve geniş fikirliliğin doğasında bulunan bir gereklilik olarak saldırgan, şok eden, rahatsızlık veren veya ayrılık yaratabilen fikirler içinde uygulanabilmelidir.
Ancak, devletin birliği ve anayasal düzenine karşı suçları işlemek amacı ile oluşturulan silahlı terör örgütünün propagandasını yapmak suçunun 14. madde kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği doktrinde tartışmalıdır. Bu madde de 2001 yılında yapılan değişiklik ile Anayasada yer alan hak ve özgürlüklerin, bu hak ve özgürlükleri yıkmak “amacı ile kullanılamayacağı” hükmü yerine, bu hak ve özgürlükleri yıkmayı “amaçlayan faaliyetler” olarak kullanılamayacağı hükmü getirilmiştir. Yapılan değişiklik ile madde metninde yer verilen “faaliyet” deyiminin sadece eylemi mi yoksa ifade hürriyeti sınırları dışında kalan yasalarda suç olarak tanımlanan düşünce açıklamalarını da içerip içermediği sorunun özünü teşkil etmektedir. Doktrinde “faaliyetin” maddi eylemi içerdiğini ileri sürenler olduğu gibi, eylem ve söylemi içerdiğini ifade eden görüşler de mevcuttur. Nitekim Feyzioğlu; “Bu düzenleme, fiil ya da suç tipini değil amacı esas almaktadır.” görüşünü savunarak, farklı bir bakış açısı sergilemiştir.
Yargısal içtihatlara bakıldığında Anayasa Mahkemesi 29.01.2008 tarih ve 2002/1 esas – 2008/1 sayılı kararında; “Düşünce açıklamalarının Anayasanın 14. maddesi kapsamında kötüye kullanma olarak değerlendirilebileceğini; ancak her düşünce açıklamasının değil, demokratik yaşam için doğrudan açık ve yakın tehlike oluşturan düşünce açıklamalarının bu kapsamda olduğu değerlendirilmelidir.” sonucuna varmıştır.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi yerleşik içtihatlarında, terör örgütü propagandası suçunun Anayasanın 14. maddesi kapsamında hakkın kötüye kullanımı olduğunu kabul edegelmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Da Becker/ Belçika, B. No: 214/56, 27.03.1962 tarihli kararında, “demokratik sisteme yönelik tehdidin ağırlığı ve süresi ile sıkı sıkıya orantılı bir şekilde, kullanılmalıdır.” demek suretiyle 14. maddenin Devlete verdiği yetkinin çerçevesini çizmiştir.
Diğer taraftan; 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun “Tanımlar” başlıklı ikinci maddesinde “toplantı”nın; “Belli konular üzerinde halkı aydınlatmak ve bir kamuoyu yaratmak suretiyle o konuyu benimsetmek için gerçek ve tüzel kişiler tarafından bu kanun çerçevesinde düzenlenen açık ve kapalı yer toplantılarını”, gösteri yürüyüşünün ise, “Belirli konular üzerinde halkı aydınlatmak ve bir kamuoyu yaratmak suretiyle o konuyu benimsetmek için gerçek ve tüzel kişiler tarafından kanun çerçevesinde düzenlenen yürüyüşü” ifade ettiği açıklanmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı” başlıklı 34. maddesinde, “Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir…”;
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “Dernek kurma ve toplantı özgürlüğü” başlıklı 11. maddesinde de, “Herkes, asayişi bozmayan toplantılar yapmak, dernek kurmak, ayrıca çıkarlarını korumak için başkalarıyla birlikte sendikalar kurmak ve sendikalara katılmak haklarına sahiptir” şeklinde düzenlemelere yer verilmiş; 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 3. maddesinde ise herkesin, önceden izin almaksızın, bu Kanun hükümlerine göre şiddet veya silah kullanmadan kanunların suç saymadığı belirli amaçlarla gösteri veya toplantı yürüyüşü düzenleyebileceği hüküm altına alınmıştır.
Toplantı ve gösteri yürüyüşleri yapma hakkı, çoğulcu demokrasinin kurulması, farklı kültürel, dini, siyasi, sanatsal ve benzeri fikirlerin oluşabilmesi ve bir arada yaşayabilmelerinin toplum içinde içselleşmesi açısından önemlidir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 34. maddesine göre, “Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı, ancak milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve kanunla sınırlanabilir.”; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 11. maddesinin ikinci fıkrasına göre de, “Bu hakların kullanılması, demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak milli güvenliğin, kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla ve ancak yasayla sınırlanabilir. Maddede, bu hakların kullanılmasında silahlı kuvvetler, kolluk mensupları veya devletin idare mekanizmasında görevli olanlar hakkında meşru sınırlamalar konmasına engel değildir” şeklinde sınırlama öngörülmek suretiyle, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının sınırsız olmadığı ortaya konulmuştur.
Görüldüğü gibi gerek Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının, ancak “demokratik bir toplumda gerekli olma” kriteri gözetilmek şartıyla, kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın ya da ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla sınırlanabileceğini düzenlemektedir. Bununla birlikte soyut kamu düzeni ve kamu güvenliği tehlikesine dayanarak toplantı ve gösteri yürüyüşü yasaklanmamalı; göstericilerin saldırgan ve tehdit edici herhangi bir davranış sergileyip sergilemedikleri tespit edilmelidir.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ile ilgili olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından, “Kendine özgü rolü ve özel uygulama alanı bulunmakla birlikte, 11. maddede düzenlenen haklar, 10. maddenin ışığında incelenmelidir. Sözleşmenin 11. maddesinde yer alan toplanma ve örgütlenme özgürlüklerinin hedeflerinden biri, 10. maddede güvence altına alınan kişisel görüşlerin korunmasıdır.” (Ollinger/Avusturya, 29.06.2006, No: 76900/01) “Kamuya açık alanda düzenlenen gösteriler, trafiği aksatmak gibi etkilerle günlük yaşam düzenini bir derece bozabilir. Göstericiler şiddet içeren hareketlerde bulunmadıkları sürece, resmi makamların, Sözleşmenin 11. maddesi kapsamında güvence altına alınan toplantı hakkının özüne halel gelmemesi için barışçıl nitelikteki toplantılara belirli derecede hoşgörü göstermesi gerekmektedir.” (Disk-Kesk/Türkiye, 27.11.2012, No: 38676/081; Nurettin Aldemir/Türkiye, 18.12.2007, No: 32124/02, 32126/02, 32129/02, 32132/02, 32133/02, 32137/02, 32138/02)
“Toplantı özgürlüğü ile bu özgürlük kapsamında düşüncelerini ifade etme hakkı, demokratik bir toplumun temel değerlerini oluşturmaktadır. Demokrasinin özünde açık bir tartışma ortamıyla sorunları çözebilme gücü yer almaktadır. Şiddete teşvik ve demokrasinin ilkelerini reddetme durumları dışında toplantı ve ifade özgürlüğünün ortadan kaldırılmasına yönelik önleyici nitelikli radikal tedbirler -yetkililere göre kullanılan ifade ve bakış açıları şaşırtıcı ve kabul edilemez görünebilir; ayrıca söz konusu gereklilikler yasadışı da olabilir- demokrasiye zarar vermekte ve hatta sık sık demokrasinin varlığını tehlikeye atmaktadır. Hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik bir toplumda kurulu düzene itiraz eden ve barışçıl yöntemlerle gerçekleştirilmesi savunulan siyasi fikirler; toplantı özgürlüğü uygulanırken diğer yasal araçlarla da kendini ifade edebilme imkânı sunmalıdır.” (…/Türkiye, 18.06.2003, No: 8029/07) “Önceden izin alınmamış olsa bile barışçıl bir şekilde yapılan gösterilerde kolluğun bir miktar tolerans göstermesi gerekmektedir.” (Oya Ataman/Türkiye, 05.12.2006, No: 74552/01) şeklinde kararlar verilmiştir.
Öğretide de, “Sözleşmenin 11. maddesinde yer alan toplanma ve örgütlenme özgürlüklerinin hedeflerinden birisi de, 10. maddede güvence altına alınan kişisel görüşlerin korunmasıdır. Barışçıl olarak toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı, ifade özgürlüğünün bir başka görünümü olarak değerlendirilebilir ve bu çerçevede demokratik bir toplum bakımından temel hak niteliğindedir. Kişiler, siyasi, sosyal, kültürel ve benzeri nedenlerle toplanırlar ve gösteriler, yürüyüşler, mitingler düzenleyerek görüşlerini toplu olarak ifade ederler. Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının kullanılmasına sınırlama getirilirken, Sözleşmenin 11. maddesinin ikinci fıkrası dar yorumlanmalı ve Sözleşmenin 10. maddesi altında geliştirilen içtihatlar ile birlikte değerlendirilmelidir. Barışçıl olarak toplantı ve gösteri yürüyüşleri hakkı, ifade özgürlüğü benzeri bir korumadan faydalanır.” (Osman Doğru-Atilla Nalbant, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi Açıklama Ve Önemli Kararlar, 2. Cilt, Council of Europe, Türkiye Cumhuriyeti Yargıtay Başkanlığı, 1. Baskı, Ankara 2013, s. 430); “İfade özgürlüğü ve dolayısıyla toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma özgürlükleri belirli bir ölçüde abartmayı hatta tahrik etmeyi de kapsar.” (Ziya Çağa Tanyar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadında Toplantı Ve Gösteri Yürüyüşü Hakkı, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2011 s. 599);
2911 sayılı Kanunda “toplantı ve gösteri yürüyüşü” kavramlarının, “halkı aydınlatmak ve bir kamuoyu oluşturmak suretiyle o konuyu benimsetmek” olarak tanımlanması ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Ollinger/Avusturya (29.09.2006, 76900/01) ve Barankevich/Rusya (26.07.2007, 10519/03) kararlarında, toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin ifade özgürlüğü ile ilişkisinin açıkça vurgulanması hususları gözetildiğinde, toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin bizzat yöntem olarak meşru ve mutat olduğu; düşünce ve kanaat açıklamanın özüne uygun bulunduğu ve sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemlerinden biri olduğu kabul edilmelidir. İstikrar kazanmış Yüksek Yargıtay içtihadları da aynı doğrultudadır. (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 11.07.2014 tarih 2013/9-386 esas, 2014/353 sayılı kararı)
Anayasanın 12. maddesinin “temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder.” biçimindeki ikinci fıkrası, kişilerin sahip oldukları temel hak ve hürriyetleri kullanırken ödev ve sorumluluklarının da bulunduğuna gönderme yapmaktadır.
Demokratik hukuk devletinde, halkın iradesinin tecelli ettiği parlamentoda görevli milletvekillerinin, demokratik toplum düzenini koruma yükümlülüklerinin bulunduğunda kuşku yoktur. Bu sisteme bağlı kalacaklarına dair yemin eden vekillerin, ülke bütünlüğüne ve demokratik sisteme yönelik suç işlemeleri halinde milletvekili dokunulmazlığından istifade edemeyeceklerine dair kabulün, Anayasanın lafzına ve ruhuna uygun düşeceği değerlendirilmelidir.
Mahkeme fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalara bağlı değildir (CMK 225. m.). Mahkeme, iddianamede gösterilen eylem/eylemler ile bağlı ise de, iddia makamı tarafından suçun vasıflandırılmasıyla bağlı değildir. Suçun vasıflandırılmasında ceza hukuku kuralları ve yukarıda işaret olunan ilkeler çerçevesinde özgürce karar verebilecektir.
B-)Anayasanın Geçici 20. maddesi yönünden yapılan değerlendirme:
İncelemeye konu talepnamede de işaret olunduğu üzere geçici 20.madde ile ilgili olarak Dairenin görüşü şöyledir;
6718 sayılı Kanunun 1. maddesiyle 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına eklenen geçici 20. maddenin birinci fıkrası, maddenin TBMM’de kabul edildiği 20.05.2016 tarihi itibariyle; soruşturmaya veya soruşturma ya da kovuşturma izni vermeye yetkili mercilerden, Cumhuriyet Başsavcılıklarından ve mahkemelerden; Adalet Bakanlığına, Başbakanlığa, TBMM Başkanlığına veya Anayasa ve Adalet komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon Başkanlığına intikal etmiş yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin dosyaları bulunan milletvekilleri hakkında, bu dosyalar bakımından, Anayasanın 83. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi olan “Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. ” hükmünün uygulanmayacağını öngörmektedir.
Anayasanın yasama dokunulmazlığını öngören 83. ve milletvekilliğinin düşmesini düzenleyen 84. maddeleri gözetildiğinde, Anayasa’nın 85. maddesinde sözü edilen yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya milletvekilliğinin düşmesine ilişkin TBMM kararlarının hukuki niteliği itibarıyla münferit birer parlamento kararı olduklarında duraksama bulunmamaktadır.
Geçici 20. madde ise, 316 milletvekili imzasıyla 12.4.2016 tarihinde TBMM Başkanlığına sunulan “Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” ile başlayan yasama süreci sonunda kabul edilmiştir. “Teklif’ ile başlayan süreç, “Anayasanın değiştirilmesi, seçimlere ve halk oylamasına katılma” başlığını taşıyan Anayasanın 175. maddesinin öngördüğü “özel” süreçtir. Bu sürecin teklif, oylama, kabul ve yürürlüğe girme yönlerinden özel biçim koşulları olduğu gibi, bu süreç sonunda ortaya çıkan Meclis iradesine özel hukuksal sonuçlar bağlanmıştır… (Anayasa Mahkemesi. 2016/54- 2016/117 sayılı ve 3.6.2016 tarihli kararı)
Talep konusu, suç teşkil eden eylem gerçekleştirdikleri gerekçesi ile haklarında fezleke hazırlanıp dosyaları ilgili kurumlara iletilen ve Anayasasının geçici 20. maddesi ile dokunulmazlığı kaldırılmış olan milletvekillerinin, yeniden seçilmeleri halinde, Anayasanın 83/4. maddesindeki teminattan yararlanıp yararlanamayacağıdır. Bilindiği üzere, süreli veya geçici kanunlar olağanüstü halleri ve geçici durumları karşılamak amacıyla ve dolayısıyla nitelikleri yönünden geçici olarak veya kanun metninde açıkça belirtilen süre kadar yürürlükte kalmak üzere meydana getirilirler. Bu ilke Anayasamızda yer alan geçici hüküm niteliğindeki düzenlemeler içinde geçerlidir.
Geçici 20. maddenin düzenlenmesindeki yasa koyucunun amacı madde metninden açıkça anlaşılmakta mıdır? Yoksa bu amacı belirlemek açısından yorum yöntemine mi başvurulmalıdır. Yorum, bir pozitif hukuk metni olan kanunun anlam ve kapsamını belirlemek amacıyla kanun koyucunun iradesinin ne olduğunu anlamak için yapılan fikri faaliyetler olarak adlandırılmaktadır. Kanun koyucunun amacı tam olarak anlaşılamıyorsa bu yönteme başvurulmalıdır. Bir kanun hükmünün yorumlanmasında ilk başvurulacak araç bu hükmün lafzıdır (Erem, Türk Ceza Hukuku syf. 101). Bu yorum, kanun hükmünde yer alan kelimelerin anlamının tespiti ve gramer kurallarının uygulanması suretiyle yapılmaktadır (Tosun, Ceza Hukuku syf. 111).
Lafzı yorum ile, bir kanun hükmünün anlam ve kapsamı tam olarak anlaşılamamış ise, yorum yapabilmek için; kanunun hazırlık çalışmalarından, kanunun sistematiğinden, kanununda düzenlenen hukukun müessesesi tarihçesinden, kanunla düzenlenen müesseseye ilişkin mukayeseli hukuktaki düzenlemelerden ve hukukun genel ilkelerinden yararlanmak gerekir.
“Bir kanun maddesinde yer alan hükümle ilgili olarak hazırlık çalışmaları sırasında yapılan tartışmalar, ileri sürülen görüşler sonucunda ortaya çıkan madde gerekçesinin, kanunun hükmünün anlam ve kapsamının tam olarak anlaşılmasına katkıda bulunan önemli bir yorum aracı olduğundan kuşku yoktur. Ancak belirtmek gerekir ki, madde gerekçesi bir hüküm değildir… madde gerekçesinin bağlayıcı olup olmadığı yönünde yapılan tartışmaların hukuk bilimi ile telifi kabil bir yönü bulunmamaktır.” (Özgenç, TCH, 7. basım syf. 115).
Doktrinde de tartışmalı olan konuyla ilgili olarak şu görüşler ileri sürülmektedir; “Anayasanın geçici 20. maddesi kapsamına giren milletvekilleri hakkında, yukarıda değindiğimiz Anayasa m.83/4 uygulanır mı? İlk bakışta Anayasa m.83/4 ‘im tüm vekilleri kapsayacağı, bu nedenle de geçici 20. madde kapsamına giren ve dokunulmazlığı bu madde ile kaldırılan milletvekilinin yeniden seçilmekle, hakkında geçici 20. madde uyarınca yürütülen yargılamanın ve yargılamaya bağlı olarak tatbik edilen koruma tedbirlerinin son bulacağı, geçici m. 20 ile dokunulmazlığı kaldırılsa bile tekrar seçilen vekil hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılabilmesi için, Meclisin dokunulmazlığı kaldırması gerektiği, aksi halde yalnızca 26. Dönemi kapsayan geçici 20. maddenin tatbiki suretiyle yargılamaya ve koruma tedbirlerine 27. Dönemde otomatik olarak devam edilemeyeceği fikri ileri sürülebilir. Gerçekten de bu bakış açısı, Anayasa m. 83/4 ‘ün mantığına da uygundur.
Bununla birlikte; geçici m.20’nin özel düzenleme olduğu, 20.05.2016 tarihine kadar işlem görmüş vekil dosyaları ile ilgili dokunulmazlığın kaldırılmasının veya vekilliğin bitmesinin beklenmeyeceği, Meclis kararına gerek olmaksızın geçici md. 20 ile dokunulmazlığı kaldırılan vekilin doğrudan yargılanacağı, bu bakımdan Anayasa md.83/4’ün konu ile ilgili “genel hüküm” olması nedeniyle, “özel hüküm” niteliği taşıyan geçici 20.maddeyi etkilemeyeceği, kaldı ki Anayasa m.83/4’ün Meclisin dokunulmazlığını kaldırdığı vekillerle ilgili durumu düzenlediği, bu nedenle de Anayasa m.83/2’den ve 83/4’ün, dokunulmazlığı geçici m.20 ile kaldırılan milletvekillerini korumayacağı, geçici m.20’nin bu tespitin aksini öngören bir açıklığa da sahip olmadığı, sonuç olarak geçici m. 20 kapsamına giren milletvekilleri hakkında yargılama süreçlerinin, buna bağlı olarak tutuklama ve adli kontrol tedbirlerinin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre değerlendirileceği belirtilmelidir ki, kanaatimizce geçici 20. maddenin lafzı, içeriği, amacı ve gerekçesi bu ikinci görüşe daha uygun düşmektedir. ” (www..hukukihaber.net.makale5942 Erişim tarihi: 19.07.2018 prf Dr. Ersan Şen)
“Değişiklik ile Anayasa’nın 83. maddesi ikinci fıkrasının birinci cümlesinin yürürlüğe girecek geçici 20. maddesi hükmü ile yine 83. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları arasında tutarsızlıklar bulunmakta; maddenin son fıkrası da örtülü olarak yürürlük değerini kaybetmektedir.” (www.güncelhukuk.com, dokunulan dokunulmazlık, Erişim tarihi: 19.07.2018 Prof Dr. Koksal Bayraktar).
Anayasa yapıcının amacı ve kanunun kapsamının belirlenmesi açısından uygulama ve doktrindeki görüşler dikkate alındığında; madde metninden açıkça anlaşıldığı üzere 20.05.2016 tarihi itibariyle ilgili birimlere intikal etmiş dokunulmazlığın kaldırılmasına ilişkin dosyalan bulunan Milletvekilleri hakkında, “bu dosyalar bakımından’” Anayasanın 83. maddesi 2. fıkra 1. cümlesinin uygulanamayacağı öngörülmüştür.
Bu itibarla geçici 20. maddenin, yasama dokunulmazlığına ilişkin genel hüküm niteliğindeki 83/2 inci fıkrasına nazaran “Anayasal bir özel hüküm” olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır. Anılan hükmün geçici madde olması, hükmün Anayasal hükmü olma niteliğini değiştirmeyeceği gibi özel hüküm olması nedeniyle genel hüküm karşısında öncelikle uygulanma zorunluluğu hukukun temel ilkelerindendir. Madde metninin sarahatine göre, düzenlemenin milletvekili dokunulmazlığının kaldırılmasına dair bir parlamento kararı olmadığı açıktır. Doğrudan Anayasanın 83. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinin, 20.5.2016 tarihi itibariyle işlem görmüş dokunulmazlık dosyaları bulunan milletvekilleri hakkında, bu dosyalar bakımından uygulanamayacağı öngörülerek, aynı madde fıkrasında yer alan iki istisna durumuna bir üçüncü istisna olarak eklendiği görülmektedir.
Şu hale göre, dokunulmazlık statüleri geçici 20.madde kapsamında kalan milletvekillerinin dokunulmazlıklarının, tıpkı ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlarda olduğu gibi kendiliğinden kalktığının kabulü gerekir. Böylece kovuşturma hukuku yönünden genel hükümlere tabi olan milletvekilinin, yeniden seçilmesi halinde, önceki dokunulmazlığı hukuki niteliği itibarıyla “münferit bir parlamento kararı olan dokunulmazlığın kaldırılması kararı” ile kaldırılmadığından, Anayasa’nın 83/4. maddesi gereğince yeni bir dokunulmazlık korumasına kavuştuğunun kabulüne de imkan bulunmamaktadır. Hakkındaki kovuşturmanın TBMM’nin dokunulmazlığı yeniden kaldırmasına gerek duyulmaksızın genel hükümlere göre devam etmesi gerekir.
Ancak Anayasa Mahkemesi’nin anılan madde ile ilgili düşüncesi ise 17.09.2020 tarih, 2018/30030 başvuru numaralı, Kadri Enis Berberoğlu başvurusunda şu şekilde ifade edilmiştir:
“…86. Somut olayda Anayasa’nın 83. maddesinin “Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz.” biçimindeki ikinci fıkrasının genel hüküm; geçici 20. maddenin “bu dosyalar bakımından, Anayasanın 83 üncü maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi hükmü uygulanmaz” biçimindeki hükmünün ise genel hükme getirilen bir istisna hükmü olduğu konusunda bir ihtilaf bulunmamaktadır.
87. Bu kapsamda her bir dokunulmazlık statüsünün bir yasama döneminde kazanılıp yasama dönemi sona erdiğinde de kaybedileceğini ifade eden 83. maddenin “Tekrar seçilen milletvekili hakkında soruşturma ve kovuşturma, Meclisin yeniden dokunulmazlığını kaldırmasına bağlıdır.” biçimindeki dördüncü fıkrasına getirilmiş bir istisna hükmü bulunmamaktadır. Başka bir deyişle tekrar seçilen milletvekilinin Anayasa’nın 83. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca yeniden dokunulmazlık kazanacağı kuralı esastır ve geçerliliğini korumaktadır.
88. Geçici 20. madde açık bir şekilde ikinci fıkraya bir istisna getirdiğine göre tekrar seçilen milletvekilinin 83. maddenin dördüncü fıkrası uyarınca yasama dokunulmazlığını kazanmasını engelleyen bir istisna hükmü yoktur. Böyle bir istisna hükmü Anayasa koyucu tarafından ayrıca ve açıkça konulmadığına göre yeni seçilen milletvekilleri 83. maddenin sağladığı dokunulmazlıktan tam olarak faydalanır, TBMM yeniden dokunulmazlığını kaldırmadığı sürece haklarında soruşturma yürütülemez ve kovuşturma yapılamaz.
89. Anayasa koyucu geçici 20. maddede yeni bir istisna konulması veya yorum yoluyla istisnanın kapsamının genişletilmesi konusunda yargı organına açık bir yetki vermemiştir. Kaldı ki yargı organı kural koyucu bir organ olmadığı için yorum yolu ile istisna da oluşturmaz. İstisna getirmek kuralı değiştirmek olduğuna göre yargı organının böyle bir yetkisi yoktur. Dolayısıyla bir konuda istisna yok ise yargı organı genel kuralı uygulamak zorundadır. Somut olayda geçici 20. maddede tekrar seçilen milletvekilinin yasama dokunulmazlığından faydalanmasını engelleyen ayrı ve açık bir hüküm bulunmamaktadır. Bu durumda yapılması gereken istisnanın kapsamını yorum yoluyla genişletmek veya yorum yoluyla yeni bir istisna getirmek değil genel kuralı uygulamaktır.
90. Eldeki somut uyuşmazlıkta genel kural olan Anayasa’nın 83. maddesi dar, istisna olan geçici 20. madde ise geniş yorumlanmıştır. Bir istisna geniş yorumlanamaz ve istisnanın kapsamı genişletilemez. Bu ilkenin doğal sonucu olarak başvurucunun yeniden milletvekili seçilmesinden sonra statüsünün geçici 20. madde ile getirilen istisna kapsamına girip girmediği konusunda tereddüt oluşmuş ise başvurucunun durumunun o istisnanın kapsamına girmediği, dolayısıyla kaideye tabi olduğu kabul edilmelidir.
91. Anayasal bir kurum olan yasama dokunulmazlığı milletvekillerinin bir engelle karşılaşmadan yasama faaliyetlerine serbestçe katılmalarını sağlamaya yönelik bir koruma mekanizması niteliğindedir. Bu nedenle yasama dokunulmazlığı, temsili demokrasisinin işleyişi bakımından önemli bir işleve sahiptir. Anayasa yargısına hakim olması gereken hak eksenli yaklaşım yasama dokunulmazlıklarına ilişkin anayasal kuralların yorumlanması için de geçerlidir. Nitekim Anayasa Mahkemesi önceki kararlarında bu yaklaşımının bir sonucu olarak Anayasa’nın 83. maddesine getirilen istisnaların Anayasa’nın 67. maddesinde güvence altına alınan seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı da dikkate alındığında “dar ve özgürlük lehine yorumlanma”sı gerektiğini ifade etmiştir (Mustafa Ali Balbay, 114; Mehmet Haberal, B. No: 2012/849, 4/12/2013, 99).
92. Buna karşın başvurucunun milletvekili seçildikten sonra yargılandığı davada durma kararı verilmeyerek tahliyesine hükmedilmeksizin yargılanmaya devam olunması ve bölge adliye mahkemesinin mahkûmiyet hükmünün onanması Anayasa’nın geçici 20. maddesi ile getirilen istisna hükmünün lafzına ve amacına aykırı olarak geniş bir biçimde ve başvurucunun Anayasa’nın 67. maddesinde koruma altına alınan seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının aleyhine olacak şekilde yorumlanması ile mümkün olmuştur.
93. Sonuç olarak Anayasa’nın geçici 20. maddesi ile getirilen istisna hükmünün yeniden milletvekili seçilen başvurucu hakkında uygulanması mümkün değildir. Yeniden milletvekili seçilen başvurucunun Anayasa’nın geçici 20. maddesi kapsamında değerlendirilerek genel hüküm olan 83. maddesinin dördüncü fıkrasının emredici hükmü gereği dokunulmazlığı tekrar kazandığının kabul edilmemesi, maddenin sözüyle çelişen ve anayasa koyucunun iradesine aykırı bir yorum olmuştur.”
C-)AİHM ve AYM kararlarının bağlayıcılığı sorunu:
28.01.1987’de Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna başvuru yetkisinin kabul edilmesiyle iç hukukun bir parçası haline gelen bireysel başvuru ya da anayasa şikayeti, değişiklik gerekçesinde, kamu gücü tarafından, temel hak ve özgürlükleri ihlal edilen bireylerin başvurdukları olağanüstü bir kanun yolu olarak tanımlanmaktadır.
Anayasanın 90/5 maddesi sarahatine göre Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi iç hukukun ayrılmaz bir parçasıdır ve kanunlarla uyuşmazlık halinde uygulanma önceliği bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesi sözleşme hükümlerini “destek norm” olarak kabul etmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ise sözleşmeyi, “yasa sözleşme” olarak vasıflandırmakta, üye devletlerin sözleşmeye uygun hukuki düzenleme yapma ve AİHM içtihatlarına uyma mecburiyetlerini vurgulamaktadır. Esasen Sözleşmenin: “Kararların bağlayıcılığı ve infazı” kenar başlıklı 46/1 maddesine göre; sözleşmeci taraflar, taraf oldukları davalarda mahkemenin verdiği kesinleşmiş kararlara uymak mecburiyetindedirler.
AİHS ile AİHM’nin yargı yetkisinin tanınması ile birlikte, ulusal mahkemeler ile AİHM arasında ortaya çıkan yetki çatışmasının, “ikincillik ilkesi”, “takdir alanı doktrini” ve “dördüncü derece yargı yeri doktrini” gibi çareler üretilmiş ve geliştirilmiştir. Aynı sorun 07.05.2010 tarihi itibariyle (5982/18 md.) derece ve temyiz mahkemeleri arasında da yaşanmaktadır. Gerek AİHM (Kemmche/Fransa, B.No:17621/91,24.11.1994), gerekse AYM (B.No:2013/1728,12.11.2014), dördüncü yargı yeri doktrini çerçevesinde ikincil niteliği gözardı edilip, itiraz, istinaf ve temyiz gibi kanun yolu derecesinde görerek yapılan bireysel başvuruları kabul edilemez bulmaktadır. Açık keyfilik veya bariz takdir hatası içermedikçe ulusal hukukun yorumlanıp uygulanmasıyla, ilgili hukuki sorunları her iki mahkeme de incelememektedir.
Anayasa Mahkemesi, Şahin Alpay Başvurusu ile ilgili olarak 15.03.2018 tarih 2018/3007 sayılı kararında, ilgili AİHM ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu (28.04.2015 tarihli ve esas 2013/9 – 464 karar, 2015/132) kararlarına da atıfta bulunarak, AİHM ve AYM kararlarının bağlayıcılığı, ikincillik niteliği, inceleme yetki ve sınırları hakkında ayrıntılı tespitlerde bulunmuştur. Anılan kararın ilgili bölümleri şöyledir;
“…Anayasanın 148. maddesi uyarınca herkesin Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunma hakkı bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesinin diğer kararları gibi bireysel başvuruları inceleyen Bölüm kararları da yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlamaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi; Sözleşmenin 46. maddesi bağlamında, devletlerin taraf oldukları başvurulara ilişkin olarak verilen AİHM kararlarıyla bağlı olma yükümlülüğü altına girdiğini vurgulamaktadır (Del Rio Prada/İspanya [BD],B. No: 42750/09, 21.10.2013,§137). AİHM’e göre bu, Mahkemenin bir ihlal bulduğunda davalı devletin sadece Sözleşme’nin 41. maddesine göre hükmedilen tazminatı ödeme yükümlülüğünü değil bunun yanında AİHM tarafından bulunan ihlalin ortadan kaldırılması için iç hukukta bireysel ve/veya -gerekiyorsa- genel tedbirler alma ve başvurucuyu, Sözleşme ihlal edilmemiş olsaydı bulunacağı duruma mümkün olan en yakın konuma getirecek şekilde ihlalin etkilerini telafi etme yükümlülüğünü de barındırmaktadır (Del Rio Prada/İspanya, § 137)
AİHM, Hasan Uzun/Türkiye (B. No: 10755/13, 30.04.2013) kararında Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunun AİHM’e başvurmadan önce tüketilmesi gereken bir iç hukuk yolu olduğu sonucuna varırken Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığını da dikkate almıştır. Bu bağlamda AİHM, Anayasanın 153. maddesinin altıncı fıkrasında yer alan ve Anayasa Mahkemesi kararlarının devletin tüm organları ile gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağını ifade eden hükme atıf yapmış ve Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruya ilişkin kararlarına uyulmasına ilişkin bir sorun yaşanmayacağını değerlendirmiştir (Hasan Uzun, § 66).
2010 yılında Anayasanın 148 maddesinde yapılan değişiklikle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruları karara bağlama yetki ve görevi verilmiştir. Bu değişikliğin gerekçesi şöyle ifade edilmiştir:
Anayasanın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanunun 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre herkes, Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden Sözleşme ve buna ek Türkiyenin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Anayasanın 148. maddesinin birinci fıkrasında Anayasa Mahkemesine bu başvuruları karara bağlama yetki ve görevi verilmiştir.
6216 sayılı Kanunun 49. maddesinin (6) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurulara ilişkin incelemesi, “bir temel hakkın ihlal edilip edilmediği” ve “bu ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi” ile sınırlıdır.
Anayasanın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanunun 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasına göre kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlar bireysel başvuruda incelenemez. Aynı Kanunun 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre ise ihlal kararı verilmesi halinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilirken yerindelik denetimi yapılamaz.
Bu hükümlerin Anayasanın 148. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarında düzenlenen Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruları karara bağlama yetki ve göreviyle birlikte değerlendirilmesi gerekir. Bu görevi kapsamında Anayasa Mahkemesi, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanında bulunan temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiasıyla yapılan bireysel başvuruları incelemek ve karara bağlamak durumundadır. Anayasa Mahkemesi, bu incelemeyi temel hak ve özgürlüklere ilişkin olarak Anayasada öngörülen güvencelere göre yapar.
Dolayısıyla Anayasa ve kanunda bireysel başvuruda inceleme yasağı getirilen alanın temel hak ve özgürlüklere ilişkin olarak Anayasa’da öngörülen güvencelerle ilgili olduğu düşünülemez. Bu alan, bireysel başvuru kapsamı dışındaki hukuka aykırılık iddialarına ilişkindir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesinin birçok kararında da ifade edildiği üzere temel hak ve özgürlüklere müdahale söz konusu olmadıkça hukuk kurallarının uygulanması ve yorumlanması ile delillerin takdiri ve değerlendirilmesi derece mahkemelerine aittir (örnek olarak bkz. Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42; Sabahat Beğik ve diğerleri [GK], B. No: 2014/3738, 21/12/2017, § 23). Ancak temel hak ve özgürlüklere müdahalenin söz konusu olduğu durumlarda derece mahkemelerinin takdir ve değerlendirmelerinin Anayasadaki güvencelere etkisini nihai olarak değerlendirecek merci Anayasa Mahkemesidir. Bu itibarla Anayasa’da öngörülen güvenceler dikkate alınarak bireysel başvuru kapsamındaki temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğine ilişkin herhangi bir inceleme “kanun yolunda gözetilmesi gereken hususun incelenmesi” veya “yerindelik denetimi” olarak nitelendirilemez.
Aksinin kabulü durumunda Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruları karara bağlama yetki ve görevinin işlevsiz hale geleceği, bunun da bireysel başvurunun etkili bir hak arama yolu olarak öngörülmüş olması amacıyla (bkz. §§ 40, 48) bağdaşmayacağı ortadadır. Anayasa’daki temel hak ve özgürlüklerle ilgili güvenceler kapsamında inceleme yapılmasının kanun yolu denetimi olarak değerlendirilmesi, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruları inceleme ve karara bağlama görevinin yerine getirilememesi sonucunu doğurur.”
Bu durumda (iç) hukukun yanlış yorumlandığını, delillerin yanlış değerlendirildiğini ve uyuşmazlık sonucunun adil olmadığını ileri süren başvurular kural olarak AİHM /(AYM) tarafından, kanun yolu şikayeti olarak görüldüğünden kabul edilemez bulunmaktadır. Bunun istisnası, keyfi uygulama veya bariz kanuna aykırılık halleridir. AİHM ve AYM kararlarında anayasa ve sözleşmede tanınan bir hakkın ihlali ile sonuçlanan hukuka aykırılıklar kanun yolu şikayeti olarak nitelendirilmemektedir (Gökcan H.Tahsin Bireysel Başvuruda Denetim Yetkisinin Sınırları TBB Dergisi).
AİHM sanığın başvurusu üzerine verdiği kararda da, Anayasa Mahkemesi’nin kararlarının, Anayasa’nın 153. maddesinin 6. fıkrasından doğan bağlayıcı niteliğini dikkate alarak,bireysel başvuruya ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi’nin kararlarına uygulamada riayet etme hususunun, öncelikle (a priori) Türkiye’de sorgulanmaması gerektiği ve bu mahkemenin ihlâl kararlarının etkin bir şekilde uygulanmasından şüphe duyulmasına yer olmadığı kanaatine varmıştır.
Şu hale göre; özellikle yargılama ve olağan yasa yolları süreci tamamlanmadan yapılan bireysel başvuru incelemelerinde, AYM’nin delil değerlendirmesinin hak ihlali bağlamında da olsa, asıl yargılama mercileri ile bir yetki çatışması sonucunu doğurduğu açıktır. Hak ihlalini netice veren meşru müdahale için ikame olunan delilin yeterli olup olmadığına ilişkin tespitin, yargılama konusu suçun sübut ve/veya vasfının tayini yönünden de belirleyici olacağında kuşku yoktur. Ne var ki, yargılama süreci tamamlanmış ve kanun yolu incelemesinden de geçerek kesinleşmiş hükümler yönünden gerçekleştirilen bireysel başvuru sonucunda tespit edilen hak ihlallerinin, gerektiğinde yeniden yargılama sebebi olarak kabul edildiği (CMK 311) sistemde, yargılamanın devamı sırasında ihlal neticesini doğuracak tespitlerin yargılama mercilerince göz ardı edilmesi düşünülemez. Aslolanın haksız-ölçüsüz bir müdahaleye maruz bırakılan temel hakkın bir an önce teslimi olduğuna göre, sair çatışma ve tartışmaların bu değerin önüne geçmesine “hukuk düzeninin tekliği” ilkesi de müsaade etmez.
Bu nedenle Anayasanın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresinin kapsamının, Anayasa Mahkemesinin Daireyi de bağlayan kararları doğrultusunda yorumlanması ve belirlenmesi gerekmektedir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde:
Gerek 4709 sayılı Kanunun 1. maddesiyle başlangıç kısmında yer alan “Hiçbir düşünce ve mülahazanın” yerine “Hiçbir faaliyet” ve yine Anayasanın 14. maddesinin ilk halinde yer alan “teşvik ve tahrik”in metinden çıkarılarak yerine “faaliyetler” ibaresinin ikame edilmesi, gerek 4709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/803) madde gerekçesi gerekse ilgili bölümde yer verilen konuya ilişkin AİHM ve AYM’nin istikrar kazanmış içtihadlarında öngörülen; isnat edilen suçlamaların, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyete karşı ciddi yakın ve açık bir tehlike taşıyıp taşımadığı, buna bağlı olarak milletvekili seçilen sanığın yargılanmasına devam edilmesinin demokratik toplumda zorunlu bir ihtiyacı karşılayıp karşılamadığı ve dokunulmazlık müessesesinin amaç ve mahiyeti, sağlamaya çalıştığı güvenceler ile yapılan müdahalenin orantılı olup olmadığı gibi temel kıstaslar bağlamında, işlendiği iddia olunan müsnet 2911 sayılı Kanuna muhalefet, terör örgütü propagandası yapmak, halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek ve Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin Kurum ve organlarını aşağılama, suçu ve suçluyu övme suçlarının niteliği itibariyle Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 83/2. maddesinde işaret olunan ve 14/2. maddesi kapsamında kalan suçlardan olmaması ve gerekse Anayasanın geçici 20. maddesi ile getirilen istisna hükmünün, yeniden milletvekili seçilen sanık hakkında uygulanmasının mümkün bulunmaması karşısında, özellikle müsnet suçların unsurları bakımından ifade özgürlüğü bağlamında da tartışılması gereken eylemlerinin, Anayasanın 14/1. maddesinde öngörülen Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler/durumlar kapsamında değerlendirilemeyeceğinin kabulü gerekmekle verilen durma kararında isabetsizlik görülmediğinden, bu suçlar yönünden kanun yararına bozma talebinin reddine karar verilmiş;
Fakat;
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 83/2. maddesinde işaret edilen ve 14/2. maddesinde gösterilen temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılması niteliğinde olduğunda kuşku bulunmayan ve bu nedenle yasama dokunulmazlığının istisnası kapsamında kalan “silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme, silahlı terör örgütüne yardım etme (silahlı terör örgütüne üye olma)” suçları yönünden verilen durma kararı, zorunlu bağlantılı öncü suçlarla ilgili davaların 5271 sayılı CMK’nın 218. maddesi kapsamında bekletici mesele yapılmasının mahkemenin takdirine bağlı olarak mümkün bulunması karşısında soruşturma tarihleri de gözetildiğinde usul ve kanuna aykırı olduğundan kanun yararına bozulmasına, istemin bu suçlar yönünden kabulüne karar vermek gerekmiştir.
VI- SONUÇ;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 24.12.2021 tarih ve 2021/136205 sayılı kanun yararına bozma isteminin kısmen KABULÜNE, Ağrı 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 18.02.2021 tarih, 2016/247 esas ve 2021/91 sayılı kararının, “silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme, silahlı terör örgütüne yardım etme,(silahlı terör örgütüne üye olma)” suçları nedeniyle verilen durma kararı yönünden 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun 309. maddesi gereğince kanun yararına BOZULMASINA, talebin diğer suçlar ile ilgili durma kararı yönünden REDDİNE, diğer işlemlerin yapılabilmesi için dosyanın mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.11.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.