YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2022/24009
KARAR NO : 2022/8572
KARAR TARİHİ : 29.11.2022
İNCELENEN KARARIN;
Mahkemesi :Ağır Ceza Mahkemesi (CMK’nın mülga 250. maddesi ile Yetkili)
Suç : Terör örgütü propagandası yapma
Hüküm : 3713 sayılı TMK’nın 7/2, 5237 sayılı TCK’nın 62, 53 maddeleri gereğince mahkumiyet
İlk derece mahkemesince kurulan hüküm temyiz edilmekle;
Temyiz edenin sıfatı, başvurunun süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü;
Silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçundan sanık …’ın 3713 sayılı Kanunun 7/2. maddesi, 5237 sayılı TCK’nın 62 ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Diyarbakır (Kapatılan) 4. Ağır Ceza Mahkemesince (CMK’nın mülga 250. maddesiyle görevli) verilen 10.05.2012 tarihli ve 2011/316 esas 2012/180 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 31.07.2012 tarihli ve 25430 sayılı kararı ile 6352 sayılı Kanunun 2/1-2. fıkra ve hükümleri gereğince sanığın hukuki durumunun takdir ve tayininde zorunluluk bulunması gerekçeleriyle dosya ilk derece mahkemesine iade edilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının iade yazısı üzerine dosya üzerinden tensip ile değerlendirme yapan Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesince 14.08.2012 tarih ve 2012/555 esas 446 sayılı karar ile sanığın önceki hüküm gibi cezalandırılmasına dair verilen hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 16. Ceza Dairesi 24.10.2016 tarih ve 2016/2617 esas 2016/5168 sayılı kararı ile;
“Sanık müdafiinin, usulüne uygun olarak 23.10.2013 tarihinde kendisine tebliğ edilen hükmü, CMUK’nun 310/1. maddesinde öngörülen bir haftalık süre geçtikten sonra 07.02.2014 tarihinde temyiz ettiği görülmekle, temyiz inceleme başvurusunun 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddesi uyarınca REDDİNE” karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 28.03.2017 tarih ve 7896 sayı ile; “…Dosyanın, hükmün sanık müdafiine tebliğ edilmeden, iade öncesi müdafiinin temyizi dikkate alınarak resen Yargıtaya gönderilmesi sonrasında 24.09.2013 tarihli ve 263734 sayılı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı görüşü ile gerekçeli kararın, sanık veya müdafiine tebliğ edildiğine ilişkin belgenin dosya içerisinde bulunmaması nedeniyle eksikliğin giderilmesi için mahalline iade edildiği, bilahare sanık müdafiine hükmün 23.10.2013 tarihinde tebliğ edildiği, tebliğ edilen hükmün sonuç kısmının ‘mahkememizce verilen kararlara karşı sanık müdafiinin temyizinin bulunduğu ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının iade kararının temyiz hakkını ortadan kaldırmadığı’ şerhini içerir şekilde olduğu ve temyiz konusunda sanık ve müdafiinin yanıltıldığı anlaşılmaktadır. Buna rağmen hükmün 23.10.2013 tarihinde tebliği üzerine henüz bir temyiz dilekçesi ibraz edilmeden dosyanın tekrar Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 25.11.2013 tarihli ve 358690 sayılı görüşü ile 23.10.2013 tarihinde gerekçeli kararın, sanık müdafiine tebliğ edilmesine rağmen müdafiin hükmü temyiz etmediği hâlde dosyanın sehven gönderildiği belirtilmek suretiyle mahalline iade edildiği belirlenmiştir. Mahkemesince hükmün temyiz edilmediğinden, 31.10.2013 tarihinde kesinleştirildiği tespit edilmiştir. 29.01.2014 tarihli dilekçe ile sanık müdafii, sanığın sağlık sorunları nedeniyle infazın ertelenmesi talebinde bulunduğu tespit edilmiştir. Sanık müdafisi mahkemeye müracaat ile hükmü 25.10.2013 tarihinde temyiz ettiğini belirterek eski hâle getirme talebinde bulunmuş olup, Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 10.02.2014 tarihli ve 555-446 karar sayılı ilâmı ile eski hâle getirme talebinin kabulü ile infazın durdurulmasına karar verilmiştir. Sanık müdafii tarafından dosyaya ibraz ettiğini iddia ederek bir örneğini sunduğu 25.10.2013 tarihli temyiz dilekçesi ile dosyanın gönderildiği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca; sanık müdafii tarafından gönderildiği belirtilen temyiz dilekçesinin temyiz defterine kayıt edilip edilmediği, kayda mahsus defterin ilgili sayfasının onaylı örneği ile varsa fiziki olarak dosyaya eklenmesi yönündeki görüş ile mahalline tevdi edilmiştir. Mahkemece müdafinin ibraz ettiğini iddia ettiği 25.10.2013 tarihli dilekçenin dosya içerisinde bulunmadığı ve temyiz defterine kayıt edilmediği tespit edilmiştir. 6352 sayılı Kanunun geçici 2/1. maddesine göre, bu Kanunda yapılan değişiklikler karşısında; ilgili suçlardan dolayı açılan ve temyiz aşamasında bulunan dava dosyalarından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunanlar, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca; hükmü veren mahkemeye gönderilmesi gerekmektedir. Ancak bu hüküm, dosyanın mahallinde iadesi sonrası iade öncesi yapılan temyizin geçerliliğini iade sonrasında sağlamayacaktır. Mahkemece verilen yasa değişikliği dikkate alınarak yapılan değerlendirme ve verilen hükmün taraflara tebliği ile yeni bir temyiz hakkını sağlayacağı ceza hukuku ve ceza yargılamasının genel ilkelerine göre muhakkaktır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20.02.2007 tarihli ve 46-39 sayılı, 29.05.2007 tarihli ve 114-113 sayılı kararlarında da açıklandığı üzere, 5271 sayılı CMK’nun 232. maddesinin 6. fıkrası uyarınca, hüküm fıkrasında kanun yollarına başvurma olanağı bulunup bulunmadığı, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüte yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesinin gerektiği, aynı Kanunun 34. maddesinin 2. fıkrasında da, kararlarda başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekillerinin gösterilmesinin zorunlu olduğu, yerel mahkeme kararında ise, kanun yoluna başvuru şeklinin açık ve anlaşılabilir şekilde gösterilmediği gibi gerekçeli kararın sanık müdafisine tebliği bir yana Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının iade kararı öncesi var olan temyizinin geçerli olduğu yönündeki görüşte eklenmek suretiyle adeta sanık müdafisinin, yeni bir temyize gerek bulunmadığı belirtilmek suretiyle yanıldığı…” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK’nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 16. Ceza Dairesince 29.05.2017 tarih ve 1100-4253 sayı ile itiraz nedeninin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş; 18.01.2022 tarihinde 2017/16-989 esas 2022/26 sayılı karar ile ”Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 24.10.2016 tarihli ve 2617-5168 sayılı temyiz isteminin reddine dair kararının kaldırılmasına, dosyanın esastan temyiz incelemesi yapılması için Yargıtay 3. Ceza Dairesine (Kapatılan 16. Ceza Dairesi) gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdi edilmesine” karar verilmiştir.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
Sanığın üzerine atılı terör örgütünün propagandasını yapma suçunun tarihi, işlenme yöntemi ve temel şekli itibariyle gerektirdiği cezanın süresine göre; 02.07.2012 kabul tarihli 6352 sayılı Kanunun geçici 1. maddesi kapsamında kaldığı ve mezkur maddenin birinci fıkrasının “b” bendinde yer alan “kovuşturma evresinde, kovuşturmanın ertelenmesine karar verilir” şeklindeki emredici düzenleme karşısında; sanığın hukuki durumunun buna göre takdir ve tayini gerektiğinin gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz istemi bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün belirtilen nedenle BOZULMASINA, dosyanın Diyarbakır (Kapatılan, CMK’nın mülga 250. maddesi ile yetkili) 4. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 29.11.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.