Yargıtay Kararı 15. Hukuk Dairesi 2008/7177 E. 2008/7574 K. 23.12.2008 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/7177
KARAR NO : 2008/7574
KARAR TARİHİ : 23.12.2008

Mahkemesi :Sulh Hukuk Hakimliği

Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:

– K A R A R –

Dava, İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesi hükmüne dayalı olarak açılmış olup, icra takibine borçlu davalının vakî itirazının iptâli istemine ilişkindir.
Mahkemece davanın kısmen kabulüne ve Ümraniye 1. İcra Müdürlüğü’nün 2006/10275 takip sayılı dosyasındaki davalı itirazının kısmen iptâli ile asıl alacak üzerinden devamına, takip tarihinden itibaren asıl alacağa reeskont faazi uygulanmasına, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş ve verilen karar davalı vekilince temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-Ümraniye 1. İcra Müdürlüğü’nün 2006/10275 takip sayılı dosyası kapsamından; takip alacaklısı davacının davalı hakkında adî takip yoluyla başlattığı icra takibinde, (1.681,60)YTL asıl alacak ile (469,37) YTL işlemiş temerrüd faizini istediği ve takip borçlusu davalının süresindeki itirazı sonucu takibin durduğu anlaşıldığı gibi; itirazın iptâli davasının da bir yıllık hak düşürücü nitelikteki süresi içinde açılmış olduğu tesbit olunmuştur.
Davacı şirketin, davalı şirkete ait tekstil ürünlerinin “yıkama işini” yüklenmesine ilişkin olarak yanlar arasında “sözlü” sözleşme yapıldığı çekişmesizdir. Bu sözleşme, Borçlar Kanunu’nun 355. maddesi hükmünde tanımlandığı üzere, niteliğince bir eser sözleşmesidir. Davacı yüklenici, işsahibi davalıya ait ürünlerin yıkama işini yaparak teslim ettiği halde bakiye 1.681,60 YTL işbedelinin ödenmediğini ileri sürmekte; davalı ise, 30.03.2005 tarihli ve 1.392,28 YTL fiyat farkı faturası ile davacının işyerinde çalıştırdığı ve kendisi tarafından ödenen işçilerin 330,40 YTL ücretini gösterir 31.05.2005 günlü faturanın davacıya tebliğ edildiğini ve mahsubu gerektiğini savunmaktadır. Buna göre, yanlar arasındaki uyuşmazlığın işbedeli tutarından kaynaklanmış olduğu anlaşılmaktadır. Yanlar arasında yazılı sözleşme bulunmadığı ve işbedelinde de uyuşmazlık olduğu sabit olduğundan Borçlar Kanunu’nun 366. maddesinde öngörülen “taraflarca önceden kararlaştırılmamış veya yaklaşık olarak kararlaştırılmış olan işbedeli işin yapıldığı zamandaki serbest piyasa rayiçleri itibariyle bilirkişi aracılığıyla yaptırılacak inceleme sonucu mahkemece belirlenir” kuralı gereğince ilke olarak, somut olayda da davacının hakettiği istenebilir işbedeli alacağının tutarı, mahkemece belirlenmelidir. Ancak, yüklenici tarafından yapılan iş, davalı işsahibine teslim edilmiş ve işbedelini gösterir fatura ya da faturalar tebliğ edilmiş olmasına karşı Türk Ticaret Kanunu’nun 23. maddesi hükmünde öngörülen sekiz günlük süresi içinde işsahibi tarafından fatura kapsamına itiraz edilmemesi durumunda, işbedelini gösteren fatura ya da faturaların kapsamı kesinleşmiş olacağından, Borçlar Kanunu’nun 366. maddesi hükmü gereğince; işbedelinin saptanmasına gerek kalmaz. Somut olayda, dava dosyası kapsamındaki bilirkişi raporu incelendiğinde davalıya tebliğ olunan davacı faturalarının davalı defterinde kayıtlı olduğu ve yasal süresi içerisinde davalının faturalara itirazda bulunmadığı raporda açıklanmış ise de; faturaların, hangi tarihte davalıya tebliğ olunduğu bildirilmediği gibi faturalara itirazı içerir nitelikte olan davalının 30.03.2005 ve 31.03.2005 günlü faturalarının da davacıya tebliğ edilip edilmediği de araştırılmamıştır. Davalının belirtilen faturaları az yukarıda belirtilen sekiz günlük süresi içinde davacıya tebliğ edilmiş ise, davacı faturalarının kapsamı kesinleşmez. Bu durumda, işbedelinin Borçlar Kanunu’nun 366. maddesi hükmünde öngörülen yasal yöntemle belirlenmesi gerekir.
Diğer yandan, dava ve takip konusu asıl alacak tutarı (1.681,60) YTL olduğu halde mahkemece, (1.683,77) YTL olduğu kabul edilerek bu miktar üzerinden itirazın iptâline karar verilmesi HUMK’nın 74. maddesi hüküne aykırıdır.
İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesi hükmü gereğince, davası kabul edilen alacak üzerinden davacı yararına icra-inkâr tazminatına mahkemece hükmedilebilmesi için anılan yasa hükmünde öngörülen tüm koşulların birlikte gerçekleşmesi ve bu kapsamda alacağın likid yani davalı tarafından belirlenebilir olması zorunludur. Somut olayda, işbedeli uyuşmazlık konusu olduğuna ve yukarıda açıklanan nedenlerle hakedilen davacı alacağı kesinleşmiş olmadıkça mahkemece belirlenmesi gerektiğine göre, davacı yararına yazılı şekilde icra inkâr tazinatına hükmedilmesi de doğru olmamıştır.
Açıklanan sebeplerle karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda (1.) bendde belirtilen nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2.) bendde açıklanan sebeplerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının kabulüne ve kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, 23.12.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.