YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/3796
KARAR NO : 2008/3044
KARAR TARİHİ : 06.05.2008
Mahkemesi :Ticaret Mahkemesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki taraf vekillerince istenmiş ve temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
– K A R A R –
Dava, yanlar arasında yapıldığı bildirilen 03.07.2003 tarihli ve “sözleşme” başlıklı adi yazılı sözleşmeye dayalı olarak açılmıştır. Davacı iş sahibi, davalı yüklenicidir. Davada, yüklenici davalının yanlar arasındaki sözleşme hükümleri uyarınca imâlini yüklendiği oluklu mukavvadan yapılan pizza kutularının kısmen ayıplı olması, bir kısmının teslim olunmaması sebepleriyle uğranılan olumlu zarar kapsamında 5.000,00 YTL’nin, olumsuz zarar olarak 5.000,00 YTL’nin, 50.000,00 YTL manevi tazminatın ve 5.000,00 YTL munzam zarar tazminatının davalıdan tahsili istenmiştir.
Davalı vekili, özetle savunmasında; 26.08.2003 tarihli kutu sipariş sözleşmesine dayanılarak verilen malların ayıpsız olarak teslim edildiğini; davacının sözleşmeye aykırı davranarak imâl edilen malların başka kanallar aracılığıyla olsa dahi davalı şirketin müşterilerine satılmayacağının kabul edildiğini; oysa, İngiltere’de faaliyet gösteren davalının müşterisine kutu satarak haksız rekabette bulunduğunu, ayıp ihbarının süresinde olmadığını, davacı taleplerinin haklı bulunmadığını bildirmiş ve davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 4.014,00 YTL menfi zarar, ayıplı ifa sebebiyle 2.987,60 YTL maddi tazminatın ve 15.000,00 YTL manevi tazminatın davalıdan tahsiline ve fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş ve verilen karar taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. Davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
2- Yanlar arasında yapılan 03.07.2003 tarihli sözleşme ile 26.08.2003 tarihli sipariş sözleşmesi hükümleri uyarınca; davalı yüklenici, oluklu mukavvadan pizza kutusu yapımını yüklenmiştir. Yapımı yüklenilen kutuların ebatları, adedi ve bedeli ise 26.08.2003 tarihli sipariş sözleşmesinde gösterilmiştir. Yanlar arasındaki sözleşmelerin 08.09.2003 tarihli ihtarname ile fesih bildirimi, iş sahibi davacı tarafından davalıya bildirilmiş; davalı yüklenici de 15.09.2003 tarihli ihtarnamesini davacıya tebliğ ettirerek sözleşmenin feshi bildiriminde
./..
s.2
15.H.D.
2007/3796
2008/3044
bulunmuştur. Sözleşmenin feshine ilişkin irade beyanı, tek taraflı bozucu yenilik doğuran haklardan olduğundan, karşı tarafa ulaşmasıyla hüküm doğurur. O halde, karşılıklı olarak tarafların aralarındaki sözleşmenin feshine ilişkin irade açıklamaları sonucu, sözleşmelerin geriye etkili olarak fesih olunduğu sabit bulunmaktadır.
Borçlar Kanunu’nun 108.maddesi hükmü gereğince, sözleşmeyi fesheden alacaklı, kendisine düşen borcu ödemekten kaçınabileceği gibi, yapmış olduğu ödemeyi de geri isteyebilir. Bundan başka, eğer borçlu kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini kanıtlayamazsa alacaklı sözleşmenin geçersiz kalmasından doğan zararının tazminini isteyebilir. Sipariş sözleşmesinin kapsamı ve 03.07.2003 tarihli sözleşmenin 3/f maddesi hükmü birlikte değerlendirildiğinde; yüklenicinin 05.09.2003 tarihinde teslimini yüklendiği kutuları iş sahibine teslim ettiğini yasal delillerle kanıtlayamamış olmakla “borçlu temerrüdüne” düşmüş olduğundan iş sahibinin, sözleşmeyi bozmasında haklı olduğu sonucuna varılmaktadır. Davalı yüklenici ise, fesih bildiriminde gösterdiği sebepleri kanıtlar yasal delillerini sunmamış ve bu yöndeki savunmasını kanıtlayamamıştır. Bu sebeplerle, Borçlar Kanunu’nun 108.maddesi hükmü gereğince; davacı, olumsuz zararının giderilmesini davalı yükleniciden isteyebilir. Menfi yani olumsuz zarar, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 17.01.1990 tarih 1989/13-392 esas ve 1990/1 karar sayılı ilâmında da açıklandığı üzere; uyulacağı ve yerine getirileceğine inanılan bir sözleşmenin hüküm ifade etmemesi ve yerine getirilmemesi yüzünden güvenin boşa çıkması dolayısıyla uğranılan zarardır. Başka bir anlatımla, sözleşme yapılmasaydı uğranılmayacak olan zarardır. Yüklenilen sözleşmenin uygulanacağına güvenilerek yaptırılan ve malvarlığını eksilten harcama ve giderler karşılığı ile sözleşmenin geçerliliğine inanılarak başka bir sözleşme fırsatının kaçırılması dolayısıyla uğranılan zarar menfi zarar kapsamına giren zararlardır. Bu kapsamda, sözleşmenin yapılmasına ilişkin giderler, sözleşmenin yerine getirilmesi ve karşılık edimin kabulü için yapılan masraflar, sözleşmenin yerine getirilmesi dolayısıyla uğranılan zarar, dava masrafları gibi zararlar menfi zarar sayılabilir. Özetle, Borçlar Kanunu’nun 108.maddesindeki düzenlemede, menfi zararın tazmini sözkonusudur. Somut olayda ise, az yukarıda özetle açıklanan ve menfi zarar kapsamında kalan zararın gerçekleştiği davacı yanca yasal delillerle kanıtlanmadığı halde; dava açıldıktan sonra düzenlenen Ocak 2004 tarihli konaklama, uçak bileti, yemek ve metro bileti niteliğindeki belgeler sunularak toplam tutarı menfi zarar olarak nitelendirilmiş ve mahkemece de 4.014,00 YTL menfi zarar kabul edilerek tahsiline karar verilmiştir. Oysa, sözleşme fesih edilerek hükümsüz olduktan sonra, tekrar sözleşmeye dayanılarak borcun ifa edilmemesinden doğan zarardan sözedilemez. Bu yasal nedenle, olumsuz zarar kapsamında istenen tazminata yönelik davanın reddi yerine, mahkemece kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır.
Diğer yandan, davacıya yüklenici tarafından teslim edilen bir kısım kutuların ayıplı olması sebebiyle maddi tazminat istenmiş ve mahkemece de 2.987,60 YTL tazminata hükmedilmiş ise de, mahkemenin buna yönelik kabulünde de isabet görülmemiştir. Çünkü, yanlar arasındaki sözleşmeler Borçlar Kanunu’nun 355.maddesinde tanımlandığı üzere niteliğince bir “eser sözleşmesi” olup; eserin tesliminden sonra iş sahibi işlerin olağan gidişine göre imkân bulur bulmaz eseri gözden geçirmek ve bozukluğu varsa derhal yükleniciye bildirmek zorundadır. Tersi durumda, yüklenici her türlü sorumluluktan kurtulmuş olur. Ancak, kasten sakladığı bozukluklarla usulüne uygun yapılan gözden geçirmede fark edilemeyecek ayıplar için yüklenici sorumluluğu devam eder. Eğer meydana getirilen eserin teslim alındığı sırada usulüne uygun yapılan gözden geçirme ile var olan
… ./..
s.3
15.H.D.
2007/3796
2008/3044
bozukluğu görülmemişse ortada gizli bir ayıbın olduğu kabul edilir. Ayıp sonradan ortaya çıkarsa iş sahibi öğrenir öğrenmez yükleniciye derhal bildirmek zorundadır. Yüklenici açık ayıplarda Borçlar Kanunu’nun 359. ; gizli ayıplarda ise 362.maddeleri hükümlerine uygun olarak ihbarda bulunduğu takdirde, aynı Kanunun 360.maddesinde kendisine tanınan hakları kullanabilir. Yanlar arasındaki sözleşmenin 3/k maddesi hükmü uyarınca, teslim alınan mallarla ilgili ayıp bildirimi süresinin teslim tarihinden itibaren 30 gün olduğu kararlaştırılmış ise de; davacı tarafından gönderilen fesih bildirimi ihtarının, bu süre içinde yükleniciye tebliğ edilmiş olduğu davacı yanca kanıtlanmadığı gibi; ayıplı olduğu ileri sürülen kutuların varsa ayıbın derecesinin belirlenebilmesi ve süresinde ayıp ihbarının yapılmış olması durumunda Borçlar Kanunu’nun 360.maddesi gereğince davacının kullanabileceği hakkının niteliğinin mahkemece tayini için bilirkişi incelemesine de sunulmamıştır. O halde, kutulardaki ayıpların varlığı yasal delillerle davacı tarafından kanıtlanamadığının kabulü gerekir. Bu sebeple, yazılı tutarda maddi tazminata mahkemece hükmedilmiş olması da doğru değildir.
Türk Medeni Kanunu’nun 24 ve 25.maddeleri hükümleri ile Borçlar Kanunu’nun 49.maddesi hükmü gereğince, hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, kural olarak sorumlularından manevi tazminat tahsilini isteyebilir. Ancak, sözleşmeye aykırılık hali, anılan yasa hükümleri gereğince kişilik haklarına saldırı niteliğinde olmadıkça ve ayrıca Borçlar Kanunu’nun 49.maddesinde öngörülen koşullar gerçekleşmiş olmadıkça manevi tazminatı gerektirmez. Somut olayda da, yasal koşulları gerçekleşmediği halde mahkemece, manevi tazminat davasının kısmen kabulüne karar verilmesinde de isabet bulunmamaktadır.
Sonuçta, yukarıda açıklanan hukuksal sebeplerle mahkemece davanın tümden reddine karar verilmesi gerekirken; yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru olmamış ve kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ:Yukarıda (1.) bentte belirtilen nedenle davacının tüm temyiz itirazlarının reddine, (2.) bentte açıklanan sebeplerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüne ve kararın davalı yararına BOZULMASINA, fazla alınan temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacıya, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, 06.04.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.
…