YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/4038
KARAR NO : 2022/6507
KARAR TARİHİ : 03.10.2022
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Mersin 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 15.03.2019 gün ve 2019/77 – 2019/181 sayılı kararı onayan Daire’nin 03.02.2020 gün ve 2019/2885 – 2020/791 sayılı kararı aleyhinde davalılar vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği de anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği konuşulup düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirketin, şirketi temsil ve ilzama yetkili ortakları tarafından kuruluş amacı dışında ve birtakım illegal faaliyetlerde paravan olarak kullanıldığını, şirketin, şirket müdürlerince tefecilik ve yağma suretiyle elde edilen mal varlığı değerlerinin aklanmasında kullanılan yasal bir kalkan haline getirildiğini, … tarafından işletilen Adil Kuyumculuk isimli iş yerinde yapılan aramalarda tefecilik faaliyetlerinde kullanılan bir takım senetler ele geçirildiğini, adı geçenin 3. şahıslardan koruma parası adı altında haraç aldığını ileri sürerek, davalı şirketin TTK’nın 274/2. maddesi uyarınca feshi ve tasfiyesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, davacı yanın husumeti şirket tüzel kişiliğine yöneltmesi gerekirken ortaklara yönelttiğini bu nedenle davanın husumet nedeniyle reddi gerektiğini, davaya konu iddialarla ilgili olarak kesinleşmiş bir mahkeme kararı bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir
Mahkemece uyulan bozma ilamı sonrasında yapılan yargılamada iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre davalı şirketin fesih ve tasfiyesine dair verilen kararın bozma konusu yapılmadığı ve bu suretle kesinleştiği gerekçesiyle, davalı şirketin fesih ve tasfiye talebi bakımından yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına, … , … ve … hakkında açılmış bir dava olmadığından adı geçenler hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair verilen karar taraf vekillerinin temyizi üzerine Dairemizce onanmıştır.
Davalılar vekili bu kez karar düzeltme talebinde bulunmuştur.
Dava, davalı şirketin kamu düzenini bozucu faaliyetlerin odağı haline geldiği iddiasına dayalı olarak açılan TTK’nun 274/2 maddesi uyarınca şirketin feshi ve tasfiyesi talebine ilişkindir. Mahkemece, feshi talep edilen şirket ortakları aleyhine yağma suçundan ve bunun yanı sıra tefecilik suçundan cezalandırılmaları talebi ile kamu davası açıldığı, söz konusu davanın sanıkların mahkumiyeti ile kesinleştiği, kesinleşmiş ceza mahkemesi kararının hukuk hakimi için bağlayıcı bulunduğu, davalı şirketin ortaklarından olan …’ın kesinleşmiş mahkumiyet kararına konu faaliyetlerini davalı şirketin iş yerinde gerçekleştirdiği, bu şirketin tefecilik suçu açısından paravan olarak kullanıldığı ve davalı şirketin tefecilik suçuna yasal bir görünüm sağlamak üzere kullanıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, davalılar vekilinin karar düzeltme dilekçesi ve eklerinde belirtip ileri sunduğu belgeler uyarınca, mahkemece hükme esas alınan ve kesinleşmiş ceza mahkemesi kararının Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2016/6-1257 Esas ve 2019/12 Karar sayılı kararı ile, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçe ile kabulü ve sanıklar hakında tefecilik suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerine ilişkin özel Daire onama kararının kaldırılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. Ceza mahkmesince verilen mahkumiyet kararındaki, eylemin hukuka aykırılığını ve nedensellik bağını saptayan maddi olay konusundaki kabulünün hukuk hakimini bağlayacağı (BK 53. madde, TBK 74. madde) açık olduğundan, mahkemece hükme esas ceza davası sonucunun beklenilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, karar düzeltme istemi yerinde görülmekle Dairemizin 03.02.2020 tarihli onama ilamının kaldırılarak, mahkemece verilen kararın açıklanan nedenlerle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı şirket vekilinin karar düzeltme itirazlarının kabulü ile Dairemizin 03.02.2020 tarih 2019/2885 E ve 2020/791 K sayılı onama ilamının kaldırılarak, mahkemece verilen kararın davalı şirket yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin, temyiz ilam ve karar düzeltme harçlarının isteği halinde karar düzeltme isteyen davalılara iadesine, 03/10/2022 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Yerel Mahkemenin 14.07.2016 tarih 2011/315 Esas, 2016/412 Karar sayılı kararı ile “davalı şirket yönünden davanın kabulü ile şirketin fesih ve tasfiyesine, gerçek kişiler yönünden davanın sıfat yokluğundan reddine” karar verilmiş,
Kararın davalı tarafça temyizi üzerine Dairenin 2017/2044 Esas, 2018/7787 Karar sayı ve 10.12.2018 tarihli kararı ile “davalı şirketin tüm temyiz itirazlarının reddine, gerçek kişiler davada şirketin temsilcileri olarak gösterilmiş olduklarından, haklarında usulen açılmış bir dava olmadığı halde husumetten red kararı verilmesinin doğru olmadığı” gerekçesiyle karar bozulmuş,
Yerel Mahkemece 15.03.2019 tarihli kararla bozma ilamına uyularak “şirket yönünden karar kesinleştiğinden bu yönde yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına” karar verilmiş,
Kararın davalı şirket tarafından temyizi üzerine Dairenin 03.02.2020 gün ve 2019/2885 Esas, 2020/791 Karar sayılı kararı ile yerel mahkeme kararı onanmış,
Davalı şirket vekilinin karar düzeltme istemi üzerine çoğunluk görüşü doğrultusunda onama ilamı kaldırılarak yerel mahkeme kararı bozulmuştur.
Sayın çoğunluğun, karar düzeltme isteminin kabulüne ilişkin görüşüne katılamıyorum.
Bilindiği üzere, bir davada, mahkemenin veya tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine (diğeri aleyhine) doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakka, usule ilişkin kazanılmış hak (usulî müktesep hak) denilmektedir.
Y.İ.B.K. 09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı kararında da vurgulandığı üzere, usule ilişkin müktesep hakkın bir diğer şekli de bazı konuların Yargıtay Dairesinin bozma kararının şümulü dışında kalarak kesinleşmesi ile meydana gelen şeklidir.
Bir kararın bozulması ve mahkemenin bozma kararına uyması halinde, bozulan kararın bozma sebeplerinin şümulü dışında kalmış cihetlerinin kesinleşmiş sayılması, davaların uzamasını önlemek maksadıyla kabul edilmiş çok önemli bir usul hükmüdür. O konunun bozma sebebi sayılmamış ve başka sebeplere dayanan bozma kararına mahkemenin uymuş olması, taraflardan birisi lehine usuli bir müktesep hak meydana getirir ki, bu hakkı ne mahkeme ne de Yargıtay halele uğratabilir. Zira usuli müktesep hakkın tanınması da amme intizamı düşüncesiyle kabul edilmiş esastır (Y.İ.B.K. 04.02.1959 gün ve 13/5 sayı).
Somut uyuşmazlıkta, davalı şirketin fesih ve tasfiyesine ilişkin yerel mahkemenin 14.07.2016 günlü kararı davalı şirket tarafından temyiz edilmiş olup bu yöne ilişkin tüm temyiz itirazları red edilerek davacı yararına usuli müktesep hak doğmuştur. Nitekim mahkemece diğer bozma nedeni yönünden bozma ilamına uyularak yazılı şekilde şirketin fesih ve tasfiyesi yönünden verilen kararın kesinleştiği gerekçesiyle yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmiştir.
Davalı şirketin temyizi üzerine Daire’nin 03.02.2020 tarihli kararı ile de yerel mahkeme kararı onanmıştır.
Yukarıda açıklanan Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu kararları ve Dairenin istikrarlı uygulamasına, usuli müktesep hakkın niteliğine göre davalı şirket vekilinin karar düzeltme istemi yasal dayanaktan yoksundur.
Davalı şirket vekilinin karar düzeltme isteminin süresinde olduğunun kabulü ile, usuli müktesep hak kurallarını ihlal eden gerekçe ile Daire onama ilamının kaldırılarak yazılı şekilde yerel mahkeme kararının bozulmasına ilişkin sayın çoğunluk görüşüne karşıyım.