YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/1369
KARAR NO : 2022/7207
KARAR TARİHİ : 20.10.2022
MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 05.04.2018 tarih ve 2014/1169 E- 2018/359 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi’nce verilen 19.11.2020 tarih ve 2019/191 E- 2020/1327 K. sayılı kararın duruşmalı olarak Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 18.10.2022 günü hazır bulunan davacı vekili Av. … ile davalı vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirketin yaklaşık 13 yıldan beri davalının Batı Karadeniz Bölgesi distiripitörlüğünü yaptığını, davalı üretici firma tarafından ve tek taraflı bir irade ile 2012 yılı sonu itibariyle bu ilişkiye son verildiğini, davalı taraf için haklı bir fesih nedeni olmadığını, davalı tarafından 2012 yılı ve öncesi davacıya sattığı malların ambalajlarını, akdin yenilenmediği 2013 yılında kasten değiştirerek müvekkili davacının elindeki malları eski mal statüsüne soktuğunu, davalı şirketin müvekkiline mal vermediği gibi diğer firmaların da mal vermesini engellediğini, şayet iş bu tek satıcılık sözleşmesi sonlandırılacaksa en az bir yıl önceden ihbar edilmesi gerektiğini, davalının bu kötü niyetli davranışları nedeniyle müvekkilinin zarara uğradığını ileri sürerek 1 yıllık mahrum kalınan primlerden bayilik primi olarak 5.000,00 TL’nin, satış teşvik primi olarak 2.000,00 TL’nin, tanıtım primi olarak 2.000,00 TL’ nin, satılamayan yan ürünlerle ilgili oluşan zararlara karşılık 1.000,00 TL’nin, stok malzemenin davalı yana dava tarihindeki fiyatlarla iadesine, bu kabul edilmezse şimdilik bu mallar yönünden 5.000,00 TL’nin, müşteri tazminatı olarak oluşan şimdilik 2.000,00 TL’nin 30.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep etmiş bilahare ıslah dilekçesi vermek suretiyle talebini 222.015,51 TL müşteri ( portföy ) tazminatına, 512.855,84 TL bayilik primi + satış teşvik primi + tanıtım primi tazminatına; 136.597,41 TL stok zararı tazminatına olmak üzere toplam 871.468,76 TL maddi tazminata yükseltmiştir.
Davalı vekili, sözleşmenin tek satıcılık / münhasır satıcılık sözleşmesi olmadığını, müvekkili şirketin sadece boya üreten bir şirket olduğunu, davacının ise sadece müvekkiline ait boyaları satmadığını, sözleşmenin feshinin haklı olduğunu, davacının zarara uğradığına dair beyanlarının doğru olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamı uyarınca taraflar arasındaki sözleşmenin tek satıcılık sözleşmesi olmadığı, bayilik sözleşmesi abul edilmesi gerektiği, davalı tarafından yapılan feshin haklı fesih olduğu, usulüne uygun bulunduğu gerekesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince, usul ve kanuna uygun bulunan ilk derece mahkemesi kararına karşı davac vekilinin istinaf taleplerinin esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
(1) Dava, haksız fesih iddiası ile maddi ve manevi tazminat talebine ilişkin olup ilk derece mahkemesince davanın reddine dair verilen kararı davacı vekili istinaf etmekle, bölge adliye mahkemesince istinaf taleplerinin esatan reddine karar verilmiştir. Karar tarihi olan 19.11.2020 itibariyle Bölge Adliye Mahkemesi temyiz kesinlik sınırı 72.070,00 TL olup bu meblağın altında kalan hükümlerin 6100 sayılı HMK’nın 362/1-a. bendi uyarınca kesin nitelikte olduğu, bu hali ile davacı taraf için reddedilen manevi tazminat talebi 30.000.-TL olmakla yukarıda anılan kanun hükmü gereği temyiz kesinlik sınırı altında kaldığı anlaşılmaktadır. 6100 sayılı HMK’nın 366. maddesi delaletiyle kıyasen uygulanması gereken aynı Kanun’un 346/2. maddesi hükmü uyarınca, kesin olan kararların temyiz istemleri hakkında Bölge Adliye Mahkemesince bir karar verilmesi gerekmekle birlikte, Yargıtay tarafından da bu yolda karar verilebileceğinden, davacı vekilinin manevi tazminata ilişkin temyiz isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.
(2) Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK’nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin manevi tazminata ilişkin temyiz isteminin miktar yönünden REDDİNE, yukarda (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin maddi tazminata yönelik temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 8.400,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 21,40 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 20/10/2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.