Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2021/3064 E. 2022/6872 K. 11.10.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/3064
KARAR NO : 2022/6872
KARAR TARİHİ : 11.10.2022

MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada Devrek 1. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 12.12.2019 tarih ve 2016/456 E- 2019/176 K. sayılı kararın temlik alan davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi’nce verilen 15.01.2021 tarih ve 2020/541 E- 2021/142 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi temlik alan davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davaya ve icraya konu olan 23/10/2014 tanzim ve 28/10/2015 vade tarihli 340.000,00 TL’lik bonodaki imzanın davacıya ait olmadığını, davacının davalı alacaklıyı tanımadığını, davalı alacaklı tarafından davaya konu senet miktarı kadar meblağı almayı gerektirecek bir durumu olmadığını, davalı/alacaklı tarafın davacı aleyhine girişmiş olduğu icra takibinde davacının alacağı iddia olunan 340.000,00 TL tutarında davacıdan ne aldığı yada ne verdiğinin ortada olmadığını, davacının varlıklı biri olduğunu ve 340.000,00 TL borçlanmasının mümkün olmadığını, davaya konu bononun soruşturmaya konu olay ile ilgili Amasra Cumhuriyet Başsavccılığı’nın 2016/321 Esas sayılı soruşturma numarasında davaya konu bono altındaki imzaların incelenmesi için ATK tarafından inceleme yapıldığını; ATK’nın 28/11/2016 tarihli raporu ile bono altındaki imzalar davacıya ait olduğunu, söz konusu bono üzerinde her iki imzanın farklılıklar göstermesi ve taraflarına tebliğ edilen ödeme emri ekinde fotokopi olan tek imzalı senet örneğinin gönderilmesi, bono üzerinde tahrifatın söz konusu olduğunu ileri sürerek 23/10/2014 tanzim tarih ve 28/10/2015 vade tarihli 340.000,00 TL bedelli bononun iptaline karar verilmesini ve icra takibinin tüm sonuç ve ferileri ile birlikte ortadan kaldırılmasını, davalı alacaklı yanın kötü niyetli olarak takip yaptığı ve davacının böyle bir borcunun olmadığı göz önüne alınarak dava tarihindeki miktarlar geçerli olmak üzere %20’den aşağı olmamak üzere davalı tarafa kötü niyet tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, dava konusu bono üzerindeki imzaların davacıya ait olduğunun bilimsel olarak ispatlandığını, davacının, dava konusu bono itibariyle borcu ikrar etmiş olması sebebiyle ispat yükünün yer değiştirmiş olması nedeniyle davacı taraf üzerinde olduğunu, davacının menfi tespite ilişkin iddialarını ispat edemediğini, davacının önceki vekili ile olan münasebetini ve dosyaya sunduğu video kaydının borcu olmadığına dair hukuki delil niteliği taşımadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İlk derece mahkemesi, iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, davanın kabulü ile, davacının Devrek İcra Dairesi’nin 2016/1084 Esas sayılı dosyası üzerinden devam eden takipten ve takibe dayanak olan senetten dolayı temlik alan davalı …’a borçlu olmadığının tespitine, asıl alacağın %20’sine karşılık gelen 68.000,00 TL kötüniyet tazminatının temlik alan davalı …’dan alınarak, davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.
İstinaf Mahkemesince iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, icra takibine konu alacağın, lehtar/alacaklı tarafından 20/12/2016 tarihli temlikname ile Davut …’a temlik edildiği, mahkemece, davacı tarafa 6100 sayılı HMK’nın 125. maddesi kapsamındaki seçimlik haklarının hatırlatılması sonrası davanın temlik alana yöneltilerek sürdürüldüğü, davaya konu senet üzerindeki imzaya yönelik tanzim edilen raporlar, söz konusu senede yönelik olarak ceza davasına yansıyan beyanlar ve eylemler birlikte değerlendirildiğinde, davacı ve davalı/lehtar … ‘ün ihtilaf öncesi birbirlerini tanımadıkları, davaya konu senet tanzimine yönelik herhangi bir ticari ve hukuki ilişkilerinin bulunmadığı, senedin davacının azledildiği avukatı ile başkaca şeriklerin katılımı ile oluşturulduğu, bu hali ile senet üzerindeki imzanın davacı eli ürünü olmadığı, senedin bedelsiz nitelikte sahte olarak oluşturulması ve bu durumun alacağın temliki hükümleri kapsamında ve ayrıca senet metninden anlaşılan ve senedin hükümsüzlüğüne ilişkin def’i mahiyetinde olması sebebiyle davalı-temlik alana da ileri sürülebileceğinden mahkemece, davacının davaya konu senet sebebiyle temlik alan davalıya borçlu olmadığının tespitine dair kararında usul ve yasaya aykırılığın bulunmadığı, diğer yandan temlik eden tarafından başlatılan takibin haksız olduğu gibi kötü niyetli olarak başlatıldığı, davalı … alacağın tamamını takip dosyası üzerinden temlik aldığı, bu devrin doğal sonucu olarak eldeki davadaki tüm riskler devir ile birlikte temlik alana geçtiği, bu nedenle temlik alan davadan kaynaklı kötüniyet tazminatından sorumlu olduğu gerekçesiyle HMK’nın 353-(1)-b)-1) maddesi uyarınca; davalı-temlik alanın istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1- Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK’nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olmasına ve ellikle temlik veren …’ün davacı …’dan alacağının olmadığını bildirmiş olmasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bent dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmesi gerekmiştir.
2- Temlik tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK’nın 183. maddesine göre, yasa, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça, alacaklı alacağını, borçlunun onayı aranmaksızın, başka bir kimseye temlik edebilir. Bir başka deyişle alacağın devri, alacaklı ile onu devir alan üçüncü şahıs arasında; kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça, borçlunun rızasına ihtiyaç olmaksızın yapılabilen yazılı şekle bağlı sözleşme, kanun ya da kazaî kararla gerçekleşen tasarrufî bir muameledir. Alacağın devri kural olarak borçlunun rızasına ihtiyaç olmaksızın yapılabilen tasarrufî bir hukukî işlemdir, külli değil, cüz’i ve sınırlı bir halefiyet meydana gelmektedir. Burada alacaklının değişmesi söz konusudur (Uygur, Turgut. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, C. 1, 3. Baskı, Ankara 2013, s. 1096).
Dosya içeriğine göre, davacı … aleyhine davalı asıl alacaklı lehtar … tarafından 20.02.2016 tarihinde icra takibi yapıldığı, takip tarihinden sonra 13.12.2016 tarihinde davacı tarafından borçu olmadığının tespiti davası açıldığı, davalı asıl alacaklı … dava açıldıktan sonra 20.12.2016 tarihli temlikname ile alacağını davalı-temlik alan …’a temlik ettiği, İlk Derece Mahkemesince davacıya 6100 sayılı HMK’nın 125 maddesi gereğince seçimlik hakları hatırlatılması üzerine davacının davasını davalı-temlik alan … yönünden yürütülmesini istediği anlaşılmıştır.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne ve davalı-temlik alan kötü niyet tazminatına hükmedilmiştir. Ancak yukarıda da açıklandığı üzere davalı-lehtar … tarafından dava açıldıktan sonra alacağını alacağın temliki hükümlerine göre temlik etmiş olması, devralanın devredenin külli değil cüzi ve sınırlı halef olması nedeniyle devredenin kişisel durumuna bağlı hukuki sonuçlar alacağı devralana geçemeyeceğinden temlik edenin de kötü niyetinin temlik alana doğrudan geçtiği anlamına gelmeyeceği, ancak temlik alanın davacı …’ın temlik verene borcunun olmadığını bile bile veya davacının senetteki imzasının sahte olduğunu bilerek temlik alması durumunda davalı temlik alanın kötü niyetinin olduğu kabul edilebilir. Bu nedenlerle mahkemece davalı-temlik alanın kötü niyetli olup olmadığının tespiti için Bartın Ağır Ceza Mahkemesinin 2019/191 Esas sayılı dosyası getirtilerek ceza dosyasındaki deliller ile dosyadaki diğer deliller birlikte değerlendirilerek varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yanılgılı ve eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın davalı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz istemlerinin reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK’nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 11/10/2022 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun bulunması nedeniyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar verilmesi gerekirken, somut dosya içeriğine ve 6098 sayılı TBK 188/1 maddesine aykırı şekilde ve yazılı gerekçe ile bozulmasına ilişkin sayın çoğunluk görüşüne karşıyım.