YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/5509
KARAR NO : 2007/6369
KARAR TARİHİ : 28.05.2007
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 21.11.2005 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı tesisi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 28.12.2006 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılardan Kaşife Kurnaz tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_
Dava, Türk Medeni Kanunu’nun 747 ( önceki Medeni Kanunu’nun 671.) maddesine dayanılarak açılmış geçit hakkı kurulması istemine ilişkindir.Ülkemizde arazi düzenlenmesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın yol ihtiyacına cevap verilmemesi geçit davalarının nedenidir.Geçit hakkı verilmesiyle genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunsa bile bu yol ile ihtiyacı karşılanamayan taşınmazın genel yolla kesintisiz bağlantası sağlanır.Uygulama ve doktrinde genellikle bunlardan ilkine mutlak geçit ihtiyaç veya geçit yoksunluğu, ikincisine de nisbi geçit ihtiyacı ya da geçit yetersizliği denilmektedir.
Geçit hakkı verilmesine ilişkin davalarda bu hak taşınmaz leh ve aleyhine kurulacağından leh ve aleyhine geçit istenen taşınmaz maliklerinin tamamının davada yer alması zorunludur.Ancak, yararına geçit istenen taşınmaz müşterek mülkiyete konu ise dava paydaşlardan biri veya birkaçı tarafından açılabilir.Geçit ihtiyacı olan kişi davasını öncelikle taşınmazların mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun taşınmaz malikine karşı ve daha sonra bundan en az zarar görecek olana yöneltmelidir.
Mahkemece uygun geçit yeri saptanırken öncelikle taraf yararlarının gözetilmesi gerekir. Zira, geçit hakkı taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir
irtifak hakkı olmakla birlikte, özünü komşuluk hukukundan alır. Bunun doğal sonucu olarak yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri gözetilmelidir. Geçit gereksiniminin nedeni, taşınmazın niteliği ile bu gereksinimin nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı davacının subjektif arzularına göre değil objektif esaslara uygun belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakarlığın denkleştirilmesi prensibi dikkatten kaçırılmamalıdır.
Uygun güzergah saptanırken, aleyhine geçit kurulan taşınmazın kullanım bütünlüğü bozulmamalıdır. Taşınmazın kullanım bütünlüğünün bozulmasının zorunlu olduğu hallerde bu husus gerekçelendirilerek geçit hakkı tesisi edilmelidir.
Yararına geçit kurulacak taşınmazın tapuda kayıtlı niteliği ve kullanım amacı nazara alınarak, özellikle tarım alanların nihayet bir tarım aracının geçeceği genişlikte (emsaline göre 2,5-3 m.) geçit hakkı tesisine karar vermek gerekir. Bu miktarı aşan bir yol verilecekse bunun gerekçesi kararda dayanakları ile birlikte gösterilmelidir.
Davada, davacının 410, 586 ve 587 parselleri yararına, davalıya ait 409 parseli üzerinden geçit hakkı kurulması istenilmiştir.
Mahkemece davacı taşınmazları için davalı parselinin ortasından geçen 6 metre eninde geçit hakkı kurulmasına karar verilmiş, hükmü davalı … temyiz etmiştir.
Davacıya ait 410, 586, 587 parseller için geçit hakkı kurulması istenmiş ve bu yönde hüküm kurulmuştur. Geçitin kesintisiz olarak kurulması gerekir. Davacı vekilinin talebinde bulunan 587 parselin yola çıkabilmesi için 586 parselden her ikisi için de 410 parselden geçit kurulması gerekmektedir. Bunun için davacıya uygun süre verilerek davacı parselleri üzerinde akdi geçit hakkı kurulduktan sonra kesintisiz bir şekilde geçit hakkına karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme ile hüküm kurulması doğru olmamıştır.
Davacıya ait taşınmazların genel yol ile bağlantısının bulunmadığı bir başka deyişle geçit gereksiniminin bulunduğu açıktır. Mahkemece mahallinde yapılan keşif ve düzenlenen bilirkişi raporlarına göre üç ayrı seçenek tespit edilmiş, bunlardan “b” harfi ile gösterilen davalı parselini ikiye bölecek şekildeki seçenek üzerinden geçit hakkı kurulmasına karar verilmiştir. Özünü komşuluk hukukunun genel ilkelerinden alan geçit davalarında fedakarlık denkleştirilmeli, bir tarafın geçit ihtiyacı karşılanırken diğer tarafın mülkiyet hakkı zararlandırılmamalıdır. Bu nedenledir ki, geçit tesisi davalarında tarafların dava konusu üzerindeki tasarruf yetkileri kısıtlıdır. İhtiyaç
karşılanırken hiçbir zaman davacının subjektif arzularına bakılmamalı, geçit yeri fedakarlığın denkleştirilmesi kuralı çerçevesinde mahkemece objektif değerlerle saptanmalıdır. Buna göre davacıya en yararlı ve en az masraflı olacak yerden değil, geçit hakkı vermekle yükümlü olan taşınmazın en az zarar görecek yerinden verilmesi gerekir.
Bilirkişi raporlarında davacı parsellerinin genel yola çıkışı için en kısa, en ucuz, en uygun ve davalı taşınmazına en az zarar verecek seçeneğin, 13.07.2006 tarihli fen bilirkişisinin çizdiği krokide “a” harfi ile gösterilen mavi renkle … güzergah olduğu görülmektedir. Mahkemece, bu seçenek yerine davacının diğer parsellerine daha kolay geçebilme hesabı ile davalının parselini kullanım bütünlüğünü bozacak, ekonomik değerini düşürecek şekilde ikiye bölerek geçit hakkı kurulması fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesine aykırılık oluşturmaktadır.
Öte yandan, Dairemizin yerleşik uygulamasına göre, özellikle tarım alanlarında geçidin bir tarım aracının geçeceği genişlikte, en çok 2,5-3 metre eninde tesisi gerekir. Somut olayda, geçit yerinden Tır geçeceği ileri sürülmüş ise de, tarım aracı için yeterli olan geçit Tır içinde yeterlidir. Manevra yapabilmek için gerekli alan davacı taşınmazı içerisinde sağlanmalıdır. Bu ilke göz ardı edilerek 6 metre eninde geçit hakkı kurulması kabul şekline göre uygun görülmemiştir.
Mahkemece değinilen yönler gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru olmadığından hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 28.05.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi.