Yargıtay Kararı 6. Hukuk Dairesi 2021/5994 E. 2023/221 K. 24.01.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 6. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/5994
KARAR NO : 2023/221
KARAR TARİHİ : 24.01.2023

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2019/345 E.,2020/166 K…
DAVA TARİHİ : 31.07.2014-30.04.2015
HÜKÜM/KARAR : Kabul-Red

Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen asıl davada alacak-birleşen davada tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; asıl dava yönünden davanın kabulüne, birleşen dava yönünden davanın reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararı asıl ve birleşen davada davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin, asıl ve birleşen davalarda davalıya ait taşınmazlar ile ilgili yapı denetim firması olarak denetim hizmeti verdiklerini ancak davalı belediyenin taşınmazların %95 seviyesine kadar yapı denetim bedellerini ödediğini, %100 seviye tespit tutanağı olmasına rağmen kalan %5.lik ödemenin yapılmadığını ileri sürerek bakiye hakediş alacağının faiziyle tahsilini talep etmiştir

II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; inşaat seviye tespit tutanağının iş bitirme belgesi yerine geçemeyeceğini, davacının iş bitirme belgesinin verilmediğini savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 17/12/2015 tarihli ve 2014/420 Esas, 2015/526 Karar sayılı kararıyla; aynı taleplerle 1
açılan asıl ve birleşen dava dosyasında derdestlik ilk itirazında bulunulmadığı,bu nedenle her iki dosya açısından
da karar verilerek ilamın infazı sırasında bu hususun mükerrer tahsilatı önlemek açısından dikkate alınması gerektiği gerekçesiyle asıl ve birleşen davaların kabulüne karar verilmiştir.

IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. İlk Derece Mahkemesinin 17/12/2015 tarihli ve 2014/420 Esas, 2015/526 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen davada davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Yargıtay 23. Hukuk Dairesi’nin 18.04.2019 tarih ve 2016/5992 Esas, 2019/1497 Karar sayılı kararı ile asıl dava yönünden, bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davalının temyiz itirazlarının reddine, birleşen dava yönünden, açılan her iki davanın da konusunun aynı olduğunun beyan edildiği, bu nedenle mahkemece birleşen davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir.

C. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla, asıl dava yönünden verilen hüküm kesinleştiğinden yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına, birleşen davanın ise derdestlik nedeniyle reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen davada davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davalı temyiz dilekçesinde özetle; asıl dava kesinleştiğinden yeniden aynı hükmün kurulmasının hatalı olduğunu, yeniden vekalet ücreti ve yargılama giderlerine hükmedilmemesi gerektiğini, temyiz sebepleri olarak ileri sürmüştür.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, taraflar arasındaki hizmet sözleşmesine dayalı alacağın tahsili istemine ilişkindir

2. İlgili Hukuk
1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 427 ıncı ve devamı maddeleri.

3. Değerlendirme
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere mahkemece uyulan bozma kararı gereğince inceleme yapılarak hüküm verilmiş olmasına ve bozmanın şümulü dışında kalarak kesinleşen cihetlere ait temyiz itirazlarının incelenmesinin artık mümkün olmamasına göre asıl ve birleşen davada davalı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2.1086 sayılı HUMK’nın yürürlükte olduğu dönemde çıkartılan 09.05.1960 tarih, 1960/21 Esas, 1960/9 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında; Yargıtayın bozma kararına uyulmakla orada belirtilen biçimde işlem yapılması yolunda lehine bozma yapılan taraf yararına usulî kazanılmış hak, aynı doğrultuda işlem yapılması yolunda yerel mahkeme için de zorunluluk doğacağı, usulî kazanılmış hakka ilişkin açık kanun hükmü olmasa da temyiz sonucu verilecek bozma kararının hukuka ve usule uygun karar verilmesini sağlamaktan ibaret olan amacı ve muhakeme usulünün hakka varma ve hakkı bulma maksadıyla kabul edilmiş olması yanında, hukuki alanda istikrar amacıyla kabul edilmiş bulunması bakımından usulî kazanılmış hak müessesesi usul hukukunun dayandığı ana esaslardan olup, kamu düzeniyle de ilgili olduğu belirtilmiştir. 6100 sayılı HMK’da da usulî kazanılmış hakka ilişkin açık bir düzenleme bulunmamakta ise de, bu ilkenin uygulanma gerekliliği HMK hükümleri karşısında da varlığını sürdürmektedir. Yargıtayın bozma kararına uyan mahkeme, bozma kararı uyarınca işlem yapmak ve hüküm vermek zorundadır.
2
Çünkü, mahkemenin bozma kararına uyması ile, bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulü müktesep hak doğmuştur.
Yargısal ve bilimsel içtihatlarda “usulî kazanılmış hak” ya da “usulî müktesep hak” olarak adlandırılan bu ilke,
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.02.1988 tarih, 1987/2-520 Esas, 1988/89 Karar sayılı ilamında “Mahkemenin bozma kararına uymasıyla meydana gelen bozma gereğince işlem yapma ve hüküm verme durumu, taraflardan birisinin lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durumdur ve buna usulî kazanılmış hak denilmektedir…” şeklinde tanımlanmaktadır.
Bu açıklamalar kapsamında somut olay değerlendirildiğinde; Mahkemece verilen ilk kararda “Davacı lehine 1.895,67 TL ücreti vekalet takdirine, davalıdan alınıp davacıya verilmesine” karar verildiği anlaşılmaktadır. Verilen karar bozma kapsamı dışında kalmakla kesinleştiği halde bozma sonrası yapılan yargılamada davacı lehine 3.400,00 TL vekalet ücretine hükmedilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiş ise de; bu hatanın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HUMK’nın 438 inci maddesinin yedinci fıkrası uyarınca kararın düzeltilerek onanması gerekmiştir.

VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Asıl ve birleşen davada davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine,

2. Asıl ve birleşen davada davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile sonucu itibarıyla doğru olan kararının hüküm fıkrasının asıl dava başlıklı paragrafın 4. bendinde yer alan “3.400,00 TL” ibaresinin çıkartılarak yerine “1.895,67 TL” ibaresi yazılmak suretiyle kararın DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

İstek hâlinde peşin alınan temyiz harcının ilgiliye iadesine,

Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere,

24.01.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.