Yargıtay Kararı 3. Ceza Dairesi 2021/11805 E. 2023/35 K. 12.01.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2021/11805
KARAR NO : 2023/35
KARAR TARİHİ : 12.01.2023

T. C.
Y A R G I T A Y
3. C E Z A D A İ R E S İ

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I

İNCELENEN KARARIN;
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2021/470 E., 2021/1029 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2017/854 E., 2021/62 K.
SUÇ : Silahlı terör örgütüne üye olma
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz başvurusunun esastan reddi ile hükmün onanması
İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle,
Sanık müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin, 7079 sayılı Kanun’un 94 üncü maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun’un 299 uncu maddesinin birinci fıkrası gereği takdîren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesinin, 24.02.2021 tarihli ve 2017/854 Esas, 2021/62 sayılı kararı ile sanık hakkında “Silahlı terör örgütüne üye olma” suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5inci maddesinin birinci fıkrası, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 62 nci, 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası, 63 üncü maddesi ve 53 üncü maddesini birinci ikinci ve üçüncü fıkraları uyarınca 8 yıl 1 ay 15 … hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
2. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin, 14.06.2021 tarihli ve 2021/470 Esas, 2021/1029 sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik müşteki İçişleri Bakanlığı … vekilinin istinaf başvurusu 5271 sayılı Kanun’un 279uncu maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca reddine, sanık ve müdafiin istinaf başvuruları 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık müdafiinin temyiz istemi, suç tarihinin yanlış gösterildiğine, savunma hakkının kısıtlandığına ve taleplerin gerekçesiz reddedildiğine, hükme esas alınan bir kısım delillerin tartışılmadığına, gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine, delillerin hukuka uygun elde edilip edilmediğine dair araştırma yapılmadığına, ceza tayin edilirken gerekçesiz olarak alt sınırdan uzaklaşıldığına, kanunilik ilkesi ve ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine, eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine, tanıkların soyut beyanları dayanak alınarak hüküm verildiğine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
Sanığın FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün kuruluş amaçlarını, faaliyet ve eylemlerini benimsediğini gösterir şekilde gizli iletişim ağı olan ByLock programını telefon hattı üzerinden yükleyerek aktif bir şekilde kullandığı, gizliliğe riayet ederek ByLock üzerinden örgüt üyeleriyle haberleştiği, örgütün emniyet teşkilatı içerisindeki mahrem imam yapılanması içerisinde yer aldığı ve buna bağlı olarak kripto(gizli) şekilde hareket edip bağlı olduğu FETÖ/PDY silahlı terör örgütünü emniyet teşkilatı içerisinde örgütlemeye çalıştığı ve söz konusu örgütsel faaliyetleri FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne organik bağ içerisinde hiyerarşik yapısına dahil olarak gerçekleştirdiği kabul edilmiş, kod adı kullanması emniyet teşkilatı mensuplarını mahrem imam sıfatıyla takip etme görevi üstlenmesi iddialarına dayanılarak hem TCK’nın 314 inci maddesi kapsamındaki silahlı terör örgütü kurma yönetme hem de TCK’nın 314 üncü ikinci fıkrası kapsamındaki silahlı terör örgütü üyesi olma suçlarından ayrı ayrı açılan kamu davaları her iki suç açısından geçitli suç ilişkisi bulunması ve silahlı terör örgütü üyesi olma suçunun temadi eden suçlardan olması nedeniyle her iki suçtan açılan kamu davalarının birleştirilerek yargılaması sürdürülmüştür.
Sanık aşamalardaki savunmalarında suçlamaları kabul etmemiştir. Örgütü kurma ve yönetme ve örgüt üyeliği suçlarından dava açılmış olması nedeniyle bu iki hususun dosya kapsamındaki deliller dikkate alınarak ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekmiştir. Açılan davaların birleştirilmesi suretiyle yapılan yargılama sürecinde, Mahkemesince sanığa atılı olan silahlı terör örgütü kurma yönetme ve silahlı terör örgütü üyesi olma suçları bakımından sanığın eylemleri değerlendirildiğinde, sanığın eylem ve faaliyetlerinin silahlı terör örgütü kurma yönetme suçunu değil silahlı terör örgütü üyesi olma suçunu oluşturduğunun tespiti neticesinde, anılan bu eylem ve faaliyetlerin Türk Ceza Kanunu’nun 314üncü maddesinin ikinci fıkrasına uyduğu kabul edilerek FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üye olma suçundan cezalandırılmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi gerekçesinde; “5237 sayılı TCK’nın 314/1. maddesinin lafzına dayanarak örgüt kurmak ve örgüt yönetmek eylemlerinin anlamlarını irdelemek gerekmektedir. Örgüt kurmak; suç işleme amacıyla yeni bir örgütün oluşturulması veya var olan yasal bir teşkilatın suç örgütüne dönüştürülmesidir. Amaç suçları işlemek için gerekli olan asgari şartları sağlayarak somut ve fiili bir oluşumun meydana getirilmesi gerekir. Suç işlemek amacıyla örgütün yeniden kurulması ya da yasal çerçevede kurulmuş faal bir örgütlenmenin daha sonra sistemli bir şekilde suç örgütüne dönüştürülmesi de mümkündür. Suç örgütünün oluşabilmesi için fiili birleşme yeterlidir. Ancak muvazaalı bir şekilde mevzuat çerçevesinde kurulmuş siyasi parti, sendika, dernek, vakıf ve şirket veya cemaat görünümdeki oluşumlar da, suç örgütü mahiyeti arz edebilirler. Bu teşekküller bir suç faaliyetinin icrasında bir şemsiye görevi icra etmiş olabilir. Münferit suç vakaları olmamak koşuluyla bu yapılar suç örgütü olarak kabul edilebilecektir. Meşru bir amaç için kurulan bu yapıların sonradan bir suç örgütüne dönüşmesi de mümkündür (Yargıtay 8. Ceza Dairesi 29.11.2006 tarih, 846-8666 sayılı kararı).
Örgüt yönetmek ise; örgütün amaçları doğrultusunda örgütü idare etmeyi, emir ve direktif vermeyi, örgüt içinde inisiyatif ve karar verme gücüne sahip olmayı gerektirir. Örgütün varlığının, etkinliğinin ve gelişiminin sağlanması, hedeflerinin belirlenmesi, program ve stratejilerinin saptanmasını ifade eder. Ancak örgütün faaliyetleri çerçevesinde sadece belirli bir suçun işlenmesini organize edenler bu suçun işlenmesini planlayıp, yönetenler örgüt yöneticisi olarak kabul edilemez.
Geniş bir alanda faaliyet yürüten örgütlerin yöneticileri, örgüt yapılanması da dikkate alınarak somut olayın özelliklerine, bu kişilerin örgütün hiyerarşik yapısı içerisindeki konum ve görevlerine göre belirlenmelidir. Bu tür örgütlenmelerde her yöneticinin örgütün tamamını yönetmesi mümkün olmadığından, örgütün bölge, il, ilçe sorumlularının yönetici olup olmadıklarının sorumluluk sahalarındaki örgütsel faaliyetlerin yoğunluğu da gözetilerek belirlenmesi gerekmektedir.
Fail, hiyerarşik olarak örgüt üyeleri üzerinde bulunuyor, geniş bir alanda iş bölümü yapabiliyor, örgüt üyeleri üzerinde sevk ve idarede bulunabiliyor, örgütsel faaliyetlerin organizasyonunda, icrasında, harekete geçiren, engelleyen veya durduran olarak rol üstlenebiliyor, bu faaliyetleri denetleyebiliyor ise yönetici olarak kabul edilebilecektir.
Bu değerlendirmeler ışığında, sanığın her ne kadar FETÖ/PDY’nin bir çok kurum içindeki yapılanmalarından biri olan Emniyet Mahrem Hizmetler Yapılanması içinde “C” vasfıyla vasıflandırıldığı görülse de, sadece Türkiye’de değil küresel ölçekte yayılan ve teşkilatlanan FETÖ/PDY’nin örgütsel yapısı içinde kendi iradesi ile örgüt üyeleri üzerinde sevk ve idarede bulunamadığı, örgütsel faaliyetlerin organizasyonunda, icrasında, harekete geçiren, engelleyen veya durduran olarak rol üstlenmediği ve bu faaliyetleri denetleyemediği anlaşıldığından, sanığın FETÖ/PDY’nin yöneticisi de olmadığı kabul edilmiş ve sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK’nın 314/2. maddesindeki silahlı terör örgütüne üye olma suçuna uyduğu anlaşılmıştır.
Bu kapsamda sanığın; FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün kuruluş amaçlarını, faaliyet ve eylemlerini benimsediğini gösterir şekilde ve örgütün amaçları doğrultusunda yoğunluk, süreklilik ve çeşitlilik arzeden eylem ve faaliyetlerde bulunduğu, örgütle hiyeraşik ve organik açıdan tam bir disiplin içinde bağlı olduğu, bu haliyle sanığın; 15 Temmuz darbe girişimine kadar olan süreçte sözde meşruiyetini toplum nezdinde inanç değerlerini, kamu otoritesi nezdinde ise hukuksal zemini istismar ederek sağlayagelmiş olan FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün üyesi olduğu anlaşılmakla FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile organik bağ içine girip hiyerarşik yapısına dahil olarak silahlı terör örgütü üyeliği suçunu işlediği sabit görülmüş ve cezalandırılması yoluna gidilmiştir.”
Neticeten; 5237 sayılı TCK’nın 314/2 maddesi gereğince suçun işleniş biçimi, sanığın güttüğü amaç ve saik, sanığın FETÖ/PDY terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanılan kriptolu iletişim ağı olan ByLock isimli programı kullanmış olması ve sanığın örgütün emniyet teşkilatı mahrem imam yapılanması içerisinde “C” vasfında gerçekleştirdiği örgütsel faaliyetlerin yoğunluğu, çeşitliliği, tehlikenin ağırlığı ve örgüt içindeki konumu göz önüne alınarak alt sınırdan uzaklaşılarak sanığın mahkumiyetine karar verilmiş, sanığın işlediği suçun silahlı terör örgütü kapsamında olması nedeniyle 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 3. ve 5/1. maddeleri gereğince cezasında 1/2 oranında artırım yapılmış, sanığa verilen cezanın geleceği üzerindeki olası etkileri gözönüne alınarak cezasından 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 62/1. maddesi uyarınca takdiren 1/6 oranında indirim yapılarak sanığın sonuç olarak 8 YIL 1 AY 15 … HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA karar verilmiştir.
Sanığın işlediği sabit görülen suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, müsnet suçun CMK’nun 100/3. maddesinde belirtilen suçlardan olması, verilen ceza miktarına göre de kaçma şüphesinin varlığı dikkate alındığında sanık hakkında adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağı anlaşıldığından sanığın HÜKMEN TUTUKLULUK HALİNİN DEVAMINA karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik görülmediği anlaşılmıştır.
IV. GEREKÇE
1) Amacı, yapılanması ve faaliyet yöntemlerine ilişkin ayrıntıları, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 26.09.2017 tarih, 2017/16-956 Esas ve 2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen, Dairemizin İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarih, 2015/3 esas, 2017/3 sayılı kararında açıklandığı üzere, FETÖ/PDY, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmayı ve yerine başka bir düzen getirmeyi amaçlayan bir terör örgütüdür.
2) Mahallinde hukuka uygun olarak ikame olunup usulünce tartışılan delillere ve dosya kapsamına göre, örgütün nihai amacını gerçekleştirmek için stratejik önemi haiz mahrem yapılanması içerisinde yer alan ve veri inceleme raporunda “C” vasfı ile derecelendirilen, kod adı kullanan, tanık ifadesiyle sabit olduğu üzere 2014-2016 yılları arasında emniyet amirine imamlık yaparak kendisinden himmet alan, tespit değerlendirme tutanağına göre ByLock programını kullanan bir çok komiser ve komiser yardımcısı tarafından kullanıcı listesine eklenmiş halde bulunan sanığın, anılan örgütün hiyerarşik yapısına organik bağla katılıp süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluluk arz eden faaliyetlerde bulunmak suretiyle üyesi olduğuna dair kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
3) Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, temyiz dilekçesinde ileri sürülen savunmaların özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımın kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı anlaşılmakla, incelenen hükümde hukuka aykırılık saptanmamıştır.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin, 14.06.2021 tarihli ve 2021/470 Esas, 2021/1029 sayılı Kararında sanık müdafiince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
12.01.2023 tarihinde karar verildi.