Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2021/5292 E. 2022/9472 K. 27.12.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/5292
KARAR NO : 2022/9472
KARAR TARİHİ : 27.12.2022

MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 24.01.2019 tarih ve 2017/131 E- 2019/8 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi’nce verilen 09.04.2021 tarih ve 2019/1340 E- 2021/518 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, davacının 2015/42855 sayılı “…” ibareli marka başvurusuna, davalı şirketin “Güral” ibareleri markalarına dayanarak yaptığı itirazın, Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından kısmen kabul edilerek, başvuru kapsamından bir kısım emtianın çıkarıldığını, anılan karara davalı … davalı şirketin itirazı sonucu YİDK tarafından davacının itirazlarının reddine, davalı şirketin itirazlarının ise kısmen kabulüne karar verilerek başvuru kapsamında bulunan bir kısım emtianın çıkarıldığını, davacının kendi isim ve soy ismini marka olarak tescil ettirmek istediğini, isim ve soy isminden oluşan markasının davalı şirketin itirazına mesnet markları ile iltibas oluşturmayacağını, davacı ile davalı şirket kurucusunun kardeş olduğunu, uzun yıllar aynı şirketler bünyesinde birlikte ticari faaliyetlerine devam ettiklerini, o dönemde “Güral” ibareli markaların Heriş Seramik ve Tur. San. AŞ. adına tescilli olduğunu, kardeşler arasında firmaların ayrılması kararı verildiğinde, “Güral” ibaresinin kullanılması için karşılıklı muvafakatlerin verilmiş olduğunu, ancak davalı şirketin kendisini tek hak sahibi olarak gördüğünü, kötü niyetli davrandığını, hiç kimsenin isim ve soy ismini kullanmasının engellenemeyeceğini, bu hakkın Soyadı Kanunu ile korunduğunu ileri sürerek, dava konusu başvurularının kısmen reddine dair YİDK’in 2017-M-881 sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı … vekili, davalı kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Güral Porselen Tur. ve Vitrifiye San. A.Ş. vekili, davalının tanınmış “Güral” markalarının sahibi olduğunu, uyuşmazlık konusu emtia bakımında dava konusu başvuru ile davalının itirazına mesnet “Güral” ibareleri markaları arasında iltibas tehlikesinin bulunduğunu, davacı … davacının asıl ortağı olduğu şirketi NG Kütahya Seramik Porselen Turizm AŞ’nin “Güral” markası üzerinde hak yaratma çabasında olduğunu, davacı ile davalı şirketin hakim ortağının kardeş olduklarını, 10.01.2008 ve 18.05.2008 tarihli noter tasdikli marka devir sözleşmesi ile “Heriş Seramik ve Tur. San. A.Ş.” nin “Güral” ibareli markalarının tümünün Güral Porselen Tur. San. A.Ş.’ye devrettiğini, devir işlemleri sırasında davacı …’ın Heriş … A.Ş.’de yönetim kurulu üyesi olduğunu, markaların devrine bir itirazı bulunmadığını, davacının davalı şirket üzerinde herhangi bir hakkı, pay sahipliği olmadığını, davalı şirketin sahibi …’ın kendi alt soyları ile Heriş … A.Ş.’de yer alan davacı …’ın ve onun alt soylarının hisselerini satın aldığını, bugün itibariyle davalı … Porselen … A.Ş. ile Heriş Seramik A.Ş.’nin ortaklarının aynı kişiler (…, eşi ve alt soyları) olduğunu, devir işlemlerinden sonra ise davacının hakim ortağı olduğu Gürok A.Ş., Gürallar Yapı A.Ş., NG Kütahya A.Ş. olmak üzere davacı … ve ailesinden pek çok kişinin “Güral” ibaresi üzerinde hak sağlamak için kendi soy isimlerinin “Güral” olmasını vesile bilerek marka başvurularında bulunduklarını, bu nedenle açılan davaların bir kısmının derdest olup bir kısmının lehlerine sonuçlandığını, ticari şirketlerin ortaklarından bağımsız kişiliğe haiz olduğunu, markaların davacı tarafından 2008 yılında devralındıktan sonra tanınmış hale geldiğini, davacının isim ve soy ismini kullanmasını engelleyen bir ihtilafın olmadığını, ancak davacının haksız bir biçimde, yasayı dolanarak marka üzerinde hak sahipliğine ulaşma çabasında olup kötü niyetli olduğunu belirterek, davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; dava konusu YİDK kararı ile davacının başvurusu kapsamında reddedilen mal veya hizmetler, davalı şirketin redde mesnet alınan markaları kapsamındaki mal veya hizmetlerle aynı veya benzer olduğu, somut olayda, davacının marka başvurusu kapsamında bulunan ve 29 ve 30. sınıfın dışında kalan tüm mallar ve hizmetlerle aynı, aynı tür ve bağlantılı mal veya hizmetlerin davalı şirket markalarının kapsamında bulunması ve taraf markalarının esas ve ayırt edici unsurlarının benzer olması nedenleriyle taraf markaları arasında 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi anlamında bağlantı olma ihtimali de dahil olmak üzere karıştırılma ihtimalinin bulunduğu, dava konusu YİDK kararının yerinde olduğu, ancak davacıya ait marka başvurusunun 18.05.2015 tarihli olmasına rağmen davalı şirkete ait ve davacı markasının kısmen reddine mesnet gösterilen 2015/80789, 2015/63864 ve 2015/63858 sayılı markalarının, dava konusu başvuru tarihinden sonra Türk Patent kayıtlarına girdiği, yine YİDK kararının verildiği 03.02.2017 tarihi itibariyle kısmi redde mesnet davacı markalarından 2005/01634 sayılı , 2005/01635 sayılı , 2005/35812 sayılı ve 2005/49281 sayılı markaların yenilenmeme nedeniyle hükümden düştüğü bu nedenle anılan markaların dava konusu YİDK kararında kısmen redde gerekçe yapılmasının doğru olmadığı, bununla birlikte belirtilen markaların kapsamında yer alan mallar ve hizmetlerle, aynı veya aynı tür mallar ve hizmetler davalı adına tescilli ve itiraza mesnet diğer markaların kapsamında yer aldığından söz konusu markaların kısmi ret gerekçeleri arasından çıkartılmasının herhangi bir malın veya hizmetin davacıya iadesini gerektirmediği bu bağlamda YİDK kararının kapsamında herhangi bir değişiklik olmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre; dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, davacının “…” ibareli marka başvurusuyla davalının “GÜRAL” ibareli markaları arasında görsel ve sescil olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunduğu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 16.12.2019 tarihli ve 2019/1575 esas, 2019/8229 karar sayılı kararı ile “Rıza Güral” ibareli marka başvurusunun, 19.11.2018 tarihli ve 2017/1701 esas ve 2018/7170 karar sayılı kararı ile de “Erol Güral” ibareli marka başvurusunun, davalı şirkete ait “GÜRAL” ibareli tescilli markalar ile iltibas oluşturacağının kabul edildiği, bu itibarla kişinin adı ve soyadının dürüstçe kullanımının engellenemeyeceği yönündeki iddianın yerinde bulunmadığı, davalı şirkete ait 2015/80789, 2015/63864 ve 2015/ 63858 sayılı markaların başvuru tarihlerinin dava konusu marka başvuru tarihinden sonra olması, 2005/01634 sayılı, 2005/01635 sayılı, 2005/35812 sayılı ve 2005/49281 sayılı markaların ise dava konusu YİDK karar tarihinde yenilenmemesi nedeniyle hükümden düşmeleri nedeniyle, dava konusu marka başvurusunun kısmen reddine mesnet alınması doğru değilse de davalı şirketin itirazına mesnet diğer markaları nedeniyle dava konusu YİDK kararı sonucu itibariyle yerinde olduğundan ilk derece mahkemesi kararında bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesi’nce verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK’nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi’nce esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesi’nce verilen kararın HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesi’ne, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 21,40 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 27.12.2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.